İMÂN VE KÜFÜR

1- KÂFİRLER

Kâfirler mü'min olmak şerefine eremeyenlerdir. (Bakınız 10-7-1-5 Mü'minler) Allahû Teâlâ Hz. Kur'ân-ı Kerîm'de insanları başlangıçta 2 grupta açıklıyor. Kâfirler ve mü'min olanlar.Aşağıda bu grupların çatısı verilmektedir.

1-1- ŞEYTAN

Nefs kademelerinin en alt kademesi küfür kademesidir. Bunlar ebediyyen cehennem'de kalacaklardır. Bunların kitapları kendilerine sol tarafından verilir. Kıyamet günü bunların haseneleri (iyi amelleri) mizana alınmaz. Sonsuz negatif derecelerin sahibidirler. Şeytanla dost olan bu kişiler dünya hayatı boyunca daima şeytandan emir alırlar.
4/ NİSA-118-119-120-121: Le'anehullah, ve kaâle lâ tettehizenne min ibâdike nasiyben mefrûdâ ve leudıllennehüm ve leümenniyennehüm, ve leâmürennehüm feleyübettikünne âzânel'en'âm, ve leâmürennehüm feleyügayyirünne halkallah, ve men yettehızişşeytâne veliyyen min dûnillâhi fekad hasire husrânen mübiynâye'idühüm, ve yümenniyhim, ve mâ ye'idühümüşşeytanü illâ gurûrâ ulâike me'vâhüm cehennemü ve lâ yecidûne anhâ mahiysâ
O (şeytan) der ki; elbette senin kullarından fazla bir nasip edinmeyeceğim ve onları dalâlette bırakacağım ve onları kuruntuya boğacağım. Elbette onlara emredeceğim ki, davarların kulaklarını yarsınlar, elbette onlara Allah'ın yarattığına ters düşeni (mugayir olanı) emredeceğim. Her kim Allah'ı bırakarak şeytanı veli edinirse apaçık bir hüsrana düşer. Şeytan onlara uzun ömür vaad eder. Onları kuruntuya boğar, onlara gururu emreder. İşte bunların yurtları cehennemdir. Onlar orada kaçacak delik bulamayacaklar.

Allahû Zülcelâl Hz., küfür içinde olanların şeytana dost olduklarını Kur'ân-ı Kerim'de beyan buyuruyor.
7/ ARAF-27: Yâ beniy âdeme lâ yeftinennekümüşşeytânü kemâ ahrece ebeveyküm minelcenneti yenzi'u anhümâ libâsehümâ liyüriyehümâ sev'âtihimâ, innehü yerâküm hüve ve kabiylühü min haysü lâ terevnehüm , innâ ce'alneşşeyâtıyne evliyâe lilleziyne lâ yü'minûn.
Ey Âdemoğulları! Şeytan sakın size fitne etmesin, anne babanızı cennetten çıkardığı gibi (bir fitne) onların ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onları soyduğu gibi… Şeytan ve kabilesi kendilerini göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Biz şeytanı mü'min olmayanlara dost kıldık.

2/BAKARA-168, 169: Ya eyyühennâsü külû mimmâ fil'ardı halâlen tayyiben, ve lâtettebi'û hutuvâtişşeytân. İnnehû leküm adüvvün mübin. İnnemâ ye'müruküm bissûi velfehşâi ve en tekûlû alallâhi mâ lâta'lemün.
Ey insanlar...! Yeryüzündeki helâl ve temiz pak şeylerden yiyin. Şeytanın izine tâbi olmayın. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır. O muhakkak ki size kötülüğü ve fuhşu (hayasızlığı) ve Allah'a karşı (Allah hakkında) bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder..

CASİYE-19: Ve innezzâlimîne ba'duhüm evliyâü ba'di, vallâhü veliyyülmüttekîn.
Şüphesiz zalimlerin bazıları, bazılarının velîsidir. Allah takva sahiblerinin velîsidir.

1-2- ALLAH'A İNANMAYAN VEYA ŞİRK KOŞANLAR

Hiçbir şey yokken Allah vardı. Her şey son bulduktan sonra, yani cennet ve cehennem hayatımız sona erdikten sonra da Allah var olacaktır. Zamanın ne kadar gerisine giderseniz gidin, ve ne kadar ileri giderseniz gidin, Allah'ın var olmadığı bir zamanı düşünmek mümkün değildir. Ezeli ve ebedi Hayy olan tek zat Allahû Zülcelâl Hz.dir. Rabbimiz yaratandır ve herşeyin sahibidir. Buna rağmen yarattıklarından bir kısmı, insan ve cinler, Allah'ı inkâr etmekte ve kâfir olmaktadırlar.

52/ TUR-35: Em hulikuû min gayri şey'in em hümülhâlikuûn.
Onlar yaratan olmaksızın mı yaratıldılar. Yoksa yaratanlar kendileri midir?

52/ TUR-36: Em halâkussemâvâti vel'ard, bel lâ yûkınûn.
Yoksa gökleri ve yeri kendileri mi yarattılar? Hayır! Onlar ( Allah'a ) yakîn hasıl edemeyenlerdir.

TUR-43: Em lehüm ilâhün ğayrullâh, sübhânallâhi ammâ yüşrikûn.
Yoksa Allah'dan başka ilâhlar mı vardır? Allah onların ortak koşmalarından münezzehdir.

HAC-73: Yâ eyyühennâsü duribe meselün festemiû leh, innellezîne ted-ûne min dûnillâhi len yahliku zübâben ve levictemeû leh.
Ey insanlar bir misâl verilmektedir. Şimdi onu dinleyin. Sizlerin Allah'dan başka taptıklarınız (Tâbi olduklarınız) bir araya gelseler sinek bile yaratamazlar.

22/ HAC-8: Ve minennâsi men yücâdilü fiyllâhi bigayri ılmin ve lâ hüden ve lâ kitâbin müniyr.
İlimleri olmadan, (Allah'a ulaştıran bir) hidayetçiye sahip olmadan, aydınlatıcı bir kitabı da bulunmadan Allah hakkında tartışan insanlar vardır.

MÜ'MİN-12 : Zâliküm biennehû iza düıyallâhü vahdehû kefertüm ve in yüşrak bihî tü'minû.
Tek Allah'a çağrıldığınız zaman inkâr edersiniz şirk koşulunca îmân edersiniz.

NAHL-35: Ve kâlellezîne eşrakû lev şâallâhü mâ abednâ min dûnihî min şe-yin nahnü ve lâ âbâünâ ve lâ harramnâ min dûnihî min şeyy', kezâlike fealellezîne min kablihim fehel alerrusûli illelbelâğulmübîn.
Allah'a şirk koşanlar, Allah dileseydi, ondan başka hiçbir şeye ne biz ne de babalarımız taparlardı, onun emri olmaksızın hiçbirşeyi haram kılmazdık dediler. Kendilerinden öncekilerde böyle yapmıştı. Resûle apaçık tebliğden başka vazife düşmez.

MAİDE-5:Ve men yekfür bil-îmâni fekad habita amelûhü ve hüve fil-âhırati minelhâsirîn.
Kim îmân'ı inkâr ederse şüphesiz amelleri boşa gider, o Ahiret'te de hüsrâna düşenlerdendir.

1-3- MELEKLERE İNANMAYANLAR

Küfür sebeplerinden biri de Allah'ın meleklerine inanmamaktır.

2/BAKARA-97 : Kul men kâne adüvven licibrile fe innehü nezzelehûü alâ kalbike biiznillâhi müsaddikan lima beyne yedeyhi ve hüden ve büşra lilmü'minîn.
De ki; "Kim Cibril'e düşmansa o zaman (bilsin ki;) Muhakkak ki O, daha önceki (Kitap'ları) tasdik eden (Kur'ânı) Allah'ın izni ile senin kalbine indirdi. (O Kur'ân) mü'minler için bir hidayet (rehberi) (hidayetçi) ve müjdedir."

2/ BAKARA-98 : Men kâne adüvven lillâhi ve melâiketihî ve rusulihî ve cibrile ve mikâle fe innallahe adüvvün lilkâfirin.
Her kim; Allah'a ve O'nun meleklerine ve O'nun Resûllerine ve Cebrail'e ve Mikâil'e düşman olursa (bilmelidir ki) o zaman; (kâfir olur) hiç şüphesiz ki; Allah kâfirlerin düşmanıdır.

1-4- ALLAH'IN KİTAPLARINA İNANMAYANLAR

Allah'ın indirdiği mukaddes kitaplara inanmamak da insanı kâfir yapar.

4/NİSA-136: Yâ eyyühelleziyne âmenû âminû billâhi ve resûlihî velkitâbilleziy nezzele alâ resûlihî velkitâbilleziy enzele min kabl, ve men yekfür billâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve rüsülihî velyevmil'âhıri fekad dalle dalâlen ba'iydâ.
Ey âmenû olanlar! Allah'a ve Resûl'üne ve Resûl'üne indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaplara îmân edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, Resûllerini ve ahiret gününü inkâr ederse muhakkak ki uzak bir dalâlettedir.Kur'ân'ın bir cüzünü, velev bir âyet olsun inkâr eden de onun bütününü inkâr etmiş gibi dinden çıkar.

ZÜMER-59: Belâ kad câetke âyâtî fekezzebet bihâ vestekberte ve künte minelkâfirîn.
Evet âyetlerim sana gelmişti de onları yalanlamış kibirlenmiş ve kâfirlerden olmuşlardı.

2/BAKARA-121 : Ellezîne âteynâhümülkitâbe yetlünehü hakka tilâvetihi. Ülâike yü'minüne bih. Ve men yekfur bihî fe ülâike hümül hâsirun.
Kendilerine kitab verdiğimiz (Nebiler ve Resûller) kimseler onu hakiki bir tilavet ile tilavet ederler (okuyup açıklarlar). İşte onlar buna îmân derler. Kim de onu (inkar edip) kâfir olursa; işte onlar da HASİRUN'dur. (Hüsrana düşenlerdir.)

2/BAKARA-176 : Zâlike biennallahe nezzelelkitâbe bilhakk. Ve innellezînahtelefüû filkitâbi lefî şıkâkiın be'ıd.
İşte bu (azap onlaradır). Çünkü Allah, Kitab'ı hiç şüphesiz hak ile indirmiştir. Kitap hakkında ihtilafa düşenler muhakkak ki uzak bir ayrılık içindedirler.

1-5- RESÛLLERE İNANMAYANLAR

Allah'ın resûlleri Allah'a davet eden ve ulaştıran en üst seviyedeki yetkililerdir. Bunlara inanmamak kişiyi kâfir kılar.

23/MÜ'MİNUN-44 : Sümme erselnâ rüsülenâ tetrâ, küllemâ câe ümmeten resûlühâ kezzebûhü fe'etba'nâ ba'dahüm ba'dan ve ce'alnâhüm ehâdiys, febu'den likavmin lâ yü'minûn
Sonra Biz Resûllerimizi ardarda (arası kesilmeden, peşpeşe) gönderdik. Hangi kavme Resûlü gelse hepsi onu tekzip ettiler (yalanladılar, reddettiler). O zaman Biz birbiri ardından onları yok ettik ve onları efsane kıldık. Mümin olmayan kavim artık uzak olsun.

35/ FATIR-25: Ve in yükezzibûke fekad kezzebelleziyne min kablihim, câethüm rusulühüm bilbeyyinâti ve bizzübüri ve bilkitâbilmüniyr.
Ey Muhammed; eğer seni tekzip ederlerse andolsunki senden öncekileride tekzib etmişlerdi, Resûller onlara ispat delilleri ile sahifelerle ve nurlu kitaplarla gelmişlerdi.

35/ FATIR-26: Sümme ehaztülleziyne keferû fekeyfe kâne nekiyr.
Sonra Ben o küfür edenleri azabımla yakaladım.

5/ MAİDE-104: Ve izâ kıyle lehüm te'âlev ilâ mâ enzelallahü ve ilerresûli kaâlû hasbünâ mâ vecednâ aleyhi âbâenâ, evelev kâne abaühüm lâ ya'lemûne şey'en ve lâ yehtedûn.
"Onlara Allah'ın indirdiğine ve Resûle gelin" dendiği zaman "Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter" derler. Ataları birşey bilmeyen ve hidayete eremeyen (ruhlarını ölmeden evvel Allah'a ulaştıramayan) kimseler olsalar damı?

1-6- AHİRET GÜNÜNE VE YENİDEN DİRİLMEYE İNANMAYANLAR

Ahiret Gününe imân, imânın şartlarındandır.

4/NİSA-136: Yâ eyyühelleziyne âmenû âminû billâhi ve resûlihî velkitâbilleziy nezzele alâ resûlihî velkitâbilleziy enzele min kabl, ve men yekfür billâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve rüsülihî velyevmil'âhıri fekad dalle dalâlen ba'iydâ.
Ey âmenû olanlar! Allah'a ve Resûl'üne ve Resûl'üne indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaplara îmân edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, Resûllerini ve ahiret gününü inkâr ederse muhakkak ki uzak bir dalâlettedir.

NİSA-136: Ve men yekfür billâhi ve melâiketihi ve kütübihî ve rusülihî velyevmilâhıri fekad dalle dalâlen baîd.
Kim Allah'ı, Meleklerini, Kitaplarını, Peygamberlerini ve Ahiret Gününü inkâr ederse şüphesiz ki, o derin bir sapıklığa düşmüştür.
İnsan üç cesetten meydana gelmiştir. İnsan dediğimiz bu varlık Allahû Teâlâ Hz.nin en sevgili mahlûkudur ki, Allah yarattığı bu mahlukunun mutluluk içinde, saadet içinde olmasını diliyor. Bunun için onu, o güne kadar yarattığı mahluklardan değişik biçimde yaratmıştır. Çünkü insanın üç ayrı cesetten oluştuğunu görüyoruz. Kâinat üzerinde üç ayrı cesetten oluşan başka bir mahluk hiç yaratılmadı, yaratılması söz konusu da değildir. Hicr Sûresi'nin 26. âyet-i kerîmesinde fizik vücudumuzun topraktan yaratıldığını görüyoruz.

15/ HİCR-26: Ve lekad halaknel'insâne min salsâlin min hamein mesnûn.
Andolsun ki biz insanı şekillenebilen kuru bir balçıktan yarattık.


En'am Sûresi'nin 98. âyet-i kerîmesinde Allah bizi bir nefisle inşâ ettiğini buyuruyor.

EN'AM-98 :Ve hüvellezî enşaeküm min nefsin vâhıdetün.
Sizi bir nefsle inşâ eden O'dur

91/ ŞEMS-7: Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.
Yemin ederim ki o nefs sevva edildi (7 kademede).

32/ SECDE-9: Sümme sevvâhü ve nefeha fiyhi min rûhihî ve ce'ale lekümüssem'a vel'ebsâre vel'ef'ideh, kaliylen mâ teşkürûn.
Sonra (Allah) onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve onu (onun ruhunun kalbine) sem'i (kalbin işitme hassası) basar (kalbin görme hassası) ve fuad (kalbin idrak etme hassası) hassalarına (sahip) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.
Bu üç cesedin Allah'ın emriyle kaynaşmasından meydana gelen hayatın sahibi insan, bu dünyada imtihan olmaktadır.

82/ İNFİTAR-7: Elleziy halakake fesevvâke fe adeleke.
O Allah'tır ki, seni yarattı, dizayn etti, itidal üzere kıldı.

82/ İNFİTAR-8: Fiy eyyi sûretin mâ şâe rekkebek.
Seni dilediği şekilde terkip etti.

67/ MÜLK-2: Elleziy halakalmevte velhayâte liyeblüveküm eyyüküm ahsenü amelâ, ve hüvel'aziyzülgafûr.
Hanginizin daha iyi amel işleyeceğini denemek için ölümü ve hayatı yaratan O'dur. Ve O azîzdir ve mağfiret eder, gafurdur, (günahları sevaba çevirendir).

MÜNAFİKUN-11: Ve len yüahhirallâhü nefsen izâ câe ecelühâ.
Allah eceli gelen nefsi (fizik vücudu) hiçbir zaman mühlet verip geri bırakmaz.

ARAF-34: Ve likülli ümmetin ecel feizâ câe ecelühüm lâ yeste'hirûne sâaten ve lâ yestekdimûn.
Her topluluk için bir ecel vardır. Ecel geldiği zaman onu ne bir saat geri alabilir ne de ileri alabilir.

Çünkü ölümde vazifeli melekler sadece Allah'ın emrini yerine getirirler. Allah'ın emrinin dışında kendilerinden hiçbir şey yapamazlar. Bu nedenle ecel vakti belirlidir.

EN'ÂM-61: Hatta izâ câe ehadekümülmevtü teveffethü rusülünâ vehüm lâ yüferritûn.
Nihâyet birine ölüm geldiği zaman vazifeli elçiler olan melekler onu öldürürler (vefat ettirirler) Allah'ın emrini ne eksik, ne fazla olmaksızın yerine getirirler.


Ölümle beraber, ceset, aslında meydana geldiği toprağa döner.Fizik vücut toprağa döndüğünde, cesetten insanın meydana geldiği kuyruk sokumu kalır sadece bunu toprak çürütmez. Peygamber Efendimiz (SAV) şöyle buyuruyor. "Her insanı toprak yer fakat kuyruk sokumu müstesna, insan ondan yaratılmıştır ve ondan tekrar terkib olunacaktır." (Buharî, Müslim, Nesavî, Ebu davud).
Be'as vakti geldiği zaman Allahû Tealâ bu kuyruk sokumuna yeniden hayat verir.
İnsan yetmiş milyardan fazla hücreden meydana gelmektedir. 1 tek hücremizdeki 23 çift kromozomdan herbiri bizi yeniden her zerremizle inşâ edecek bütün şifrelere sahiptir. Öyleyse değil kuyruk sokumu kemiği, insandan sadece bir tek hücre bile kalmış olsa, o insan yeniden inşâ edilir. Kaldı ki, Allah insanı insanın hiçbirşeyi yokken yaratmış. Gene yaratabilir.
Diğer taraftan Allah zamanın her parçasında aynı anda bulunabilir. Dilerse zamanı geriye doğru işletebilir. Dağların dürülmesi, insanların mezarlarından fırlamaları, kıyamette zamanın geriye doğru çalıştırılacağını gösteren işaretlerdir. Ceset henüz çürümemiş, toprağa dönüşmemiş olmalı ki, ölmüş olduğu haliyle topraktan geri çıksın. Öyle ise zamanın geriye dönüşü insanların tersine işleyen bir film gibi, nasıl toprağa verildilerse, öylece topraktan çıkışlarını da mümkün kılacaktır. Ashab-ı Kehf olayı ve Hz. Mûsâ (AS)'nın kurutulmuş balıklarının canlanıp suya girmeleri zamanın tersine çalıştırıldığını gösteren kesin işaretlerdir.
Ve böylece insanın fizik vücudu tekrar meydana gelince Berzah âleminden gelen her nefis bedenine girer.
TEKVİR-7: Ve izennüfûsü züvvicet.
Nefsler birleştirildiği zaman.
ENBİYA-104: Kemâ bede'nâ evvele halkın nüîdüh, va'dan aleynâ, innâ künnâ fâilîn.
Onları ilk defa nasıl yarattıysak, sonra da öyle dirilteceğiz. Bu bizim vaadimizdir. Şüphesiz biz vaadimizi mutlaka yerine getireniz.
ZARİYAT-5: İnnemâ tûâdûne lesâdikûn.
Hesab günü de mutlaka gerçekleşecektir.
HAC-7: Ve ennessâate âtiyetün lâ raybe fîhâ ve ennallâhe yeb-asü men filkubûr.
Kıyamet gelecektir. Bunda şüphe yoktur. Allah kabirdekileri kaldıracakttr (Ba's edecektir).
TEGABÜN-7: Zeamellezîne keferû en len yüb-asû, kul belâ ve Rabbî letüb-asünne sümme letünebbeünne bimâ amiltüm, ve zâlike alallâhi yesîr.
Kâfirler öldükten sonra hiç dirilmeyeceklerini zannederler. Ey Muhammed (SAV) de ki, "Hayır, Rabbime yemin ederim, öldükten sonra muhakkak dirileceksiniz, sonra da size amellerinizi bildirecektir. Bu Allah'a çok kolaydır."
83/ MUTAFFİFİN-4 : Elâ yezunnu ülâike ennehüm meb'ûsûne.
Yoksa onlar muhakkak dirileceklerini sanmıyorlar mı?
83/ MUTAFFİFİN-5 : Liyevmin azyymin .
O büyük gün için
83/ MUTAFFİFİN-6 : Yevme yekuûmünnâsü lirabbil'âlemiyn.
Âlemlerin Rabbi için insanların kalkacağı günde.
NAHL-38: Ve eksemü billâhi cehde eymânihim lâ yeb-asüllâhü men yemûtü belâ va'den aleyhi hakkan ve lâ kinne ekserannâsi lâ ya'lemûn.
Kâfirler Allah'ın öleni diriltemeyeceğine dair alabildiğine yemin ettiler. Hayır bu Allah'ın gerçek bir vaadidir. Ne var ki, insanların çoğu bunu bilmezler.
75/ KIYAME-1: Lâ uksimü biyevmilkıyâmeti
Hayır, kıyamet gününe yemin ederim,
75/ KIYAME-2: Ve lâ uksimü binnefsillevvâmeh
O levvame (kınanan, suçlanan) nefse yemin ederim.
75/ KIYAME-3: Eyahsebül'insânü ellen necme'a ızâmeh
İnsanoğlu kemiklerini biraraya getiremeyeceğimizi mi zannediyor?
75/ KIYAME-4: Belâ kaâdiriyne alâ en nüsevviye benâneh
Hayır , Biz onun parmak uçlarını bile yeniden düzenlemeye kaadiriz.
MÜ'MİNUN-35, 36, 37, 38: Eyeıdüküm enneküm izâ mittüm ve küntüm türâben ve ızâmen enneküm mühracûn. Heyhâte heyhâte limâ tûadûn. İn hiye illâ hayâtünaddünya nemûtû ve nehyâ ve mâ nahnü bimeb-ûsîn.
"Öldüğünüz, toprak ve kemik yığını olduğunuz zaman tekrar dirilmenizde sizi tehdit mi ediyor? Oysa tehdit edildiğiniz şey ne kadar, hem de ne kadar uzak!" "Hayat ancak bu dünyadakidir. Ölürüz ve yaşarız; tekrar dirilmeyiz." "Bu sadece Allah'a karşı iftirâ eden biridir. Biz O'na inanmayız."
Yukarıdaki âyet-i kerîme kâfirlerin yeniden ba's edilmeye karşı ne büyük bir inançsızlık ve sapıklık içinde bulunduklarını açık bir şekilde ifade etmektedir.

8-1-7- TEKEBBÜR EDENLER

NUH-7: Ve innî küllemâ deavtühüm liteğfira lehüm cealû esâbiahüm fî âzânihim vestağşev siyâbehüm ve esarrû vestekberustikbârâ.
Ben her ne zaman onları senin mağfiret etmen için davet ettimse, davetimi işitmemek için kulaklarını tıkadılar. Beni görmemek üzere elbiselere büründüler ve bana tâbî olmayı kibirlerine yediremediler.

46/ AHKÂF-32: Ve men lâ yücib dâ'ıyallahi feleyse bimu'cizin fiyl'ardı ve leyse lehü min dûnihî evliyâ', ülâike fiy dalâlin mübiyn.
Allah'a davet edene icabet etmeyen (tâbî olmayan) kişi dünya üzerinde Allah'ı aciz bırakacak değildir. Ve onun Allah'tan başka dostu da yoktur. Onlar (Allah'ın davetçisine tâbî olmayanlar) açık bir dalâlet içindedirler.

25/FURKAN-27: Ve yevme ye'adduzzalimu alâ yedeyhi yekulu ya leytenittehaztü mearrasuli sebiyla.
Zalimlerin herbiri iki elini ısırdığı o günde şöyle diyecekler: "Ne olurdu, O Resûl ile beraber sebiyli (Allah'a ulaştıran yolu) tutsaydım.

CASİYE-8: Yesmeu âyatillâhi tütlâ aleyhi sümme yüsirru müstekbiran ekeen lem yesme'ha, febeşşirhü biazâbin elîm.
Kendisine okunan Allah'ın âyetlerini işitir, sonra sanki işitmemiş gibi kibirlenir. Onları elim bir azabla müjdele.

İşte bu şekilde kibirlenenlere gök kapıları açılmaz ve onlar asla cennet'e giremezler. Rabbimiz bu kişilere hitap ederken şöyle buyuruyor:

7/ARAF-40: İnnelleziyne kezzebû biâyatinâ vestekberû anhâ lâ tüfettehu lehüm ebvâbüssemâi ve lâ yedhulûnelcennete hattâ yelicelcemelü fiy semmilhıyât ve kezâlike necıylmücrimiyn.
Âyetlerimizi yalan sayanlar ve onlara inanmaya tenezzül etmeyenlere göğün kapıları açılmaz. (Ruhları göğe yükselmeyecek veya duaları kabul edilmeyecek). Ve halat iğne deliğinden geçmedikçe bunlar cennete girmezler. Biz günahkârları işte böyle cezalandırırız.

2/ BAKARA-87 : Ve lekad atayna musalkitabe ve kaffeyna min ba'dihi birrusuli ve ateyna isabne meryemelbeyyinati ve eyyednahü biruhilkudüs. E fe küllema caeküm rasülün bima lâ tehva enfüsükümüstekbertüm, fe ferikan kezzebtüm ve ferikan taktülün.
Andolsun ki; Biz, Musa'ya Kitap verdik ve ondan sonra da, birbiri ardından (araları kesilmeksizin, peşpeşe) Resûller gönderdik. Ve Meryem'in oğlu İsa'ya da beyyineler (açık kanıtlar) verdik ve onu RUH-UL KUDÜS ile destekledik. Her ne zaman size bir Resûl; nefslerinizin hoşlanmadığı bir şeyle (emirle) geldiyse, hemen kibirlendiniz. Bir kısmını yalanladınız ve bir kısmını da öldürdünüz.

7/ ARAF-146 : Seasrifü an âyâtiyelleziyne yetekeberûne fiyl'ardı bigayrilhakk, ve in yerev külle âyetin lâ yü'minû bihâ, ve in yerev sebiylerrüşdi lâ yettehızûhü sebiylâ, ve in yerev sebilelgayyi yettehızûhü sebiylâ, zâlike biennehüm kezzebû biâyâtinâ ve kânû anhâ gaâfiliyn.
Allah o insanlara âyetlerinin (gerçek) anlamlarını anlatmaktan sarf-ı nazar eder ki, onlar yeryüzünde haksız yere gururla, (kibirle) dolaşmaktadırlar. Onlar bütün âyetleri görseler onlara inanmazlar. Onlar Allah'ın irşad yolunu gördükleri zaman, o yolu kendilerine yol ittihaz etmezler. (O yola girmezler, Allah'ın irşad yoluna girmezler). Onlar şeytanın gayy yolunu, (onlar şeytanın dalâlet yolunu, cehenneme götürecek yolu) gördükleri zaman, o yolu kendilerine yol ittihaz ederler. İşte onlar muhakkak ki âyetlerimizi yalanlayanlardır ve onlardan gâfil olanlardır.

10/ YUNUS- 8: Ülâike me'vâhümünnârü bimâ kânû yeksibûn.
İşte bunların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer cehennemdir.

4/ NİSA-167: İnnelleziyne keferû ve saddû an sebiylillâhi kad dallû dalâlen ba'iydâ.
Onlar ki küfür üzeredirler ve Allah'ın yolundan saptırırlar (kendileri de Allah'ın yolunda değillerdir). Andolsun ki onlar uzak bir dalâlet içindedirler (mürşidlerine ulaşmamış ve yola girmemiş oldukları için).

4/ NİSA-168: İnnelleziyne keferû ve zalemû lem yekünillâhü liyagfirelehüm ve lâ liyehdiyehüm tariykaâ.
Muhakkak ki onlar küfür üzeredirler ve zalimdirler (başkalarını da mürşide ulaşmaktan menedip saptırdıkları için). Allah onlara asla mağfiret etmez (günahlarını sevaba çevirmez) ve yola (Allah'a ulaştıran yola, Sırat-ı Müstakiym'e) ulaştırmaz.

4/ NİSA-169: İllâ tariyka cehenneme hâlidiyne fiyhâ ebedâ, ve kâne zâlike alallahi yesiyrâ
Sadece cehennem yoluna ulaştırır. Onlar orada ebediyyen kalacaklardır. Ve bu Allah için kolaydır.

30/ RUM-29: Belittebe'alleziyne zalemû ehvâehüm bigayri ilm, femen yehdiy men adallallah, ve ma lehüm min nâsıriyn.
Evet, zâlimler hiçbir ilme sahip olmadan hevalarına (nefslerinin arzularına) tâbî oldular, Allah'ın dalâlete düşürdüğünü kim hidayete erdirebilir. Onlar için bir yardımcı yoktur.

1-8- KADERE İNANMAYANLAR

Kader bizim irademizin dışındaki bize tesir eden olaylardır. Allah her şeyi yaratmış ve takdir etmiştir.

FURKAN-2: Ve haleka külle şey-in fekadderahû tekdîrâ.
Her şeyi yarattı ve onların kaderlerini takdir etti.

Varlık âlemindeki her hareket ve duraksama Allah'ın dilemesiyle olmuştur ve O'nun dilemesiyle olacaktır.

RUM-54: Yehlüku mâ yeşâü, ve hüvel-alîmülkadîr.
O dilediğini yaratır ve herşeyi en iyi bilendir, Kâdir'dir.

Her şey ancak onun kudreti ve iradesiyle olur. Allah herşeye kaadirdir.

18/ KEHF-23: Ve lâ tekuûlenne lişey'in inniy fâ'ylün zâlike ğadâ
Herhangi bir şey için "Ben yarın onu yapacağım" deme "illâ inşâallâh" de.

18/ KEHF-24: İllâ en yeşâallahü vezkür rabbeke izâ nesiyte ve kul asâ en yehdiyeni rabbiy liakrabe min hâzâ reşedâ
Ancak "Allah dilerse yaparım" de. Bunu söylemeyi unuttuğun zaman Rabbini an ve de ki: "Olur ki Rabbim beni bundan daha yakın bir zamanda bir hayır ve başarıya erdirir."

21/ ENBİYA-23: Lâ yüs'elü ammâ yef'alü ve hüm yüs' elûn.
O, yaptığından sorumlu değildir. Onlar ise sorumludurlar.

Burada Allah o kişiye hükmetmektedir. Onun serbest iradesi ile karar vermesi söz konusu olmadığı için kader söz konusudur.

1-9- ZULMANİ İLİMLERLE UĞRAŞANLAR

Sihirle uğraşan, şeytanları cinleri çağıran, düğümleri bağlayan, cinlerin isimleri yazılı muskalar yapan, erkek ve kadının aralarını açmak için büyüler yapan kişi de küfür içindedir. Peygamber Efendimiz (SAV) şöyle buyuruyor: "Kehanette bulunan veya kehanette bulunana benzemeye çalışan, fal bakan veya fal bakana benzemeye çalışan bizden değildir." (Bezzar)

2/BAKARA-102: Vettebe'u ma tetlüşşeyatınü alâ mülki süleymane, ve mâ kefere süleymanü ve lâkinneşşeyatıne keferu yüallimünen- nasessihra, ve mâ ünzile alelmelekeyni bibabile harute ve marut. Ve ma yü'allimani min ehadin hatta yekûlâ innema nahnu fitnetün fe lâ tekfür. Fe yeteallemune minhüma mâ yüferrikune bihî beynelmer-i ve zevcih. Ve ma hüm bidarrîne bihî min ehadin illâ biiznillâh. Ve yeteallemune ma yedurruhüm ve lâ yenfe'uhüm. Ve lekad alimü lemenişterahü ma lehü filahireti min halâkın, ve lebi'se maşerav bihi enfüsehüm. Lev kânü ya'lemun.
Süleyman'ın mülkü üzerine onlar; şeytanların okuduğu (anlattığı , tilavet ettiği) şeylere uydular (tâbi oldular). Oysa Süleyman; (Sihir yapmadı ve ) kafir olmadı, fakat şeytanlar, insanlara sihiri öğretmekle kafir oldular. Babil (şehrin)deki iki melek (olan) Harut ve Marut'a indirilen şeyleri (öğretiyorlardı). Oysa onlar ; "Biz(im bilgimiz , sizin için) sadece bir fitne, bir imtihandır. Sakın (sihir ilmini öğrenerek) kafir olmayın..." demedikçe hiç kimseye bunu öğretmezlerdi. O zamanlar (sihir meraklıları ve onu geçim vasıtası yapanlar) o ikisinden erkek (koca) ile karısının arasını açacak şeyler öğreniyorlardı. Halbuki onlar, Allah'ın izni olmadan onunla (sihirle) hiçkimseye zarar veremezlerdi. Zaten onlar kendilerine fayda verecek şeyleri değil, zarar verecek şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun ki; Onlar onu (sihiri ve ona ait bilgileri) satın alan (ve onunla çıkar sağlayan) kimse için ahirette bir nasip olmadığını bilirlerdi. Kendi nefslerini, onunla ne kötü bir şeye sattıklarını onlar keşke biliyor olsalardı.

8-2- İNANANLAR

8-2-1- AMELSİZ İNANANLAR

Her kim Allah ve Resûlüne îmân sahibi olursa, sahip olduğu îmânı, onu Allah'ın ve resûlünün bütün emirlerine teslim olmaya götürür. Allah'a îmân sahibi olan insan, bu dünya hayatını yaşarken rûhen Allah'a ulaşmayı idrak eden kişidir. Amelsiz inananlar Allah'a ulaşmayı düşünmezler. Çünkü bunlar Allah'a îmân sahibi olmak ve daha sonra Allah'ın Zat'ına ulaşmak için hiçbir gayret göstermeyen sadece ağızla îmân etmiş fakat kalbine îmân girmemiş kişilerdir.Bu amelsiz inananlar Ashab-ı Meş'eme gurubundan olup, kitapları soldan kendilerine verilir. Onlar sonsuz bir zaman cehennem'de kalacaklardır.Allah'a inanmak bir insanı kurtuluşa ulaştırmış olsaydı insanların çoğu kurtuluşa ulaşırdı. Oysa ki Rabbimiz, insanların çoğunun kurtuluşa ulaşamayacağını aşağıdaki ayetlerde belirtmiştir.

7/ ARAF-179 : Ve lekad zere'nâ licehenneme kesiyren minelcinni vel'insi lehüm kulûbün lâ yefkahûne bihâ ve lehüm a'yünün lâ yubsirûne bihâ ve lehüm âzânün lâ yesme'ûne bihâ, ülâike kel'en'âmi belhüm edall, ülâike hümülgaâfilûn.
Biz insanların ve cinlerin çoğunu cehennem için yarattık. Onların kalpleri(nde fuad) vardır, onunla fıkıh etmezler, onların gözleri vardır onunla görmezler, kulakları vardır onunla işitmezler, onlar hayvanlar gibidir. Hattâ (hayvanlardan) daha çok dalâlettedirler. Onlar gâfillerdendirler.

34/ SEBE-20: Ve lekad saddaka aleyhim ibliysü zannehü fettebe'ûhü illâ feriykan minelmü'miniyn.
Şeytan insanlar üzerindeki vaadini yerine getirdi. Mü'minlerden ibaret bir tek fırka hariç hepsi iblise tâbî oldular.

İnsanların çoğu kurtuluşa ulaşamıyorlar. Allah'ın varlığına inanmadıkları için değil. Bugün dünya nüfusunu göz önünde tutarak rahatça Allah'a inanmayan ateistlerin sayısının çok az olduğunu söyleyebiliriz.Allah'a inanan birçok insan bu dünya hayatında Allah'a ulaşmaya, mülaki olmaya inanmamaktadır. Ancak öldükten sonra Allah'a ulaşılır, teslim olunur düşüncesi ile bu dünya hayatındaki Allah'ın farz emirlerini yerine getirmemektedirler.

30/ RUM-8: Evelem yetefekkerû fiy enfüsihim, mâ halakallahüssemâvâti vel'arda ve mâ beynehümâ illâ bilhakkı ve ecelin müsemmen ve inne kesiyren minennâsi bilikaâi rabbihim lekâfirûn.
Nefslerinde tefekkür etmiyorlar mı ki, Allah, gökleri ve yeri ve ikisinin arasındakileri neden yarattı? Ancak hak ile belli (belirlenmiş) bir vade ile ve muhakkak ki, insanlardan çoğu Allah'a mülâki olmayı (dünya hayatında Allah'a ulaşmayı) inkâr ederler.

Gerçekten insanların çoğu Allah'a inandıkları halde bu dünya hayatında O'na mülaki olmayı dilemezler.

10/ YUNUS -7: İnnelleziyne lâ yercûne likaâenâ ve radû bilhayâtiddünyâ vatme'ennû bihâ velleziyne hüm an âyâtinâ gaâfilûn.
Onlar ki bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah'a ulaştırmayı) dilemezler, dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır, onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

10/ YUNUS- 8: Ülâike me'vâhümünnârü bimâ kânû yeksibûn.
İşte bunların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer cehennemdir.

Oysa ki Allah'a mülâki olmayı dileyenlerin kalplerini Allah "Bilir, işitirim" diyor.

29/ ANKEBUT-5 : Men kâne yercû likâallahi feinne ecelallahi leât ve hüvessemiy'ul'aliym.
Kim Allah'a mülâki olmayı, (ruhunu ölmeden evvel Allah'a ulaştırmayı) dilerse Allah'ın tayin ettiği o gün mutlaka gelecektir. Allah işitir ve bilir.

Bu inancı bilen Rabbimiz o kulunu kendisine ulaştıracağını vaad ediyor. "Allah'ın tayin ettiği o gün mutlaka gelecektir." Amelsiz inananlara gelince; İsminden de anlaşılacağı gibi bunlar, sadece sözle îmân ettiklerini ikrar etmiş, amel işlemeyen ve bunun tabii sonucu olarak Allah'a îmân sahibi olmamış kişilerden oluşanlardır.

MAİDE-41: Yâ eyyüherresûlü lâ yahzünkellezîne yüsâriûne fiylküfri minellezîne kâlû âmennâ biefvâhihim ve lem tü'min kulûbühüm.
Ey Resûl, kalbleri inanmamışken ağızlarıyla inandık diyenler, inkâra (küfüre) koşanlar seni üzmesin.
Bu kişiler asla mü'min olamazlar.

49/ HUCURAT-14: Kaâletil'a' râbü âmennâ, kul lem tü'minû ve lâkin kuûlû eslemnâ ve lemmâ yedhulil'iymânü fiy kulûbiküm, ve in tütıy'ullahe ve resûlehü lâ yelitküm min a'mâliküm şey'â, innallahe gafûrün rahıym.
Araplar dediler ki; "Biz mü'min olduk. (Habibim) de ki, "mü'min olduk"demeyin, lâkin "İslâm (dairesine) girdik" deyin. Çünkü kalplerinizin içine îmân girmedi (îmân yazılmadı). Ve eğer Allah'a ve Resûl'üne itaat ederseniz amellerinizden birşey eksilmez. Allah gafurdur , rahiymdir.

Allah'ın Kur'ân-ı Kerîm'deki, nefsin tezkiyesi, Ruhun Allah'a ulaşması ve fizik vücudun Allah'ın kulları arasına girmesi gibi farzlarını yerine getirmediği, idrakinde olmadığı halde, îmân sahibi olduğunu iddia eden bu kişilere gelince, şüphesiz o şeytanın kendini aldattığı, içinde bulunduğu kötü durumu kendisine güzel gösterdiği, bir yalancıdır. Eğer gerçekten kalbi îmân ile tanışsaydı farzları eda ile bütün vücudu islâh olurdu.

64/ TEGABÜN-11: Mâ esâbe min musıybetin illâ bi'iznillâh, ve men yü'min billâhi yehdi kalbeh, vallahü bikülli şey'in aliym.
Allah izin vermedikçe kimseye bir musibet isabet etmez. Kim Allah'a âmenu olursa Allah onun kalbine (ulaşır). Ve Allah herşeyi bilir.

Peygamber Efendimiz (SAV) şöyle buyuruyor, "Vücutta bir et parçası vardır. O ıslâh olursa bütün vücut ıslâh olur. O bozulursa bütün vücut bozulur. İşte bu KALP' tir."

HUCURAT-17:Yemünnûne aleyke en eslemû kûl lâ temunnu aleyye islâmeküm, belillâhü yemünnü aleyküm en hedâküm lil-imâni in küntüm sâdikîn.
Onlar İslâm'ın şartlarını yerine getirmekle seni minnettar bırakmak istiyorlar. De ki; İslâm'ın şartlarını yerine getirmekle bana borç yüklemeyin. Belki imânınızda sadıklardansanız Allah size hidâyetiniz için, minnettar bırakır.

8-2-2- YETERSİZ AMELLİ İNANANLAR

Yetersiz amelli inananlar İslam'ın 5 şartını yerine getiren ve bu amellerle kurtulacağını, cennete gireceğini zannedenlerdir. 100 sene ibadet etseler, İslam'ın 5 şartının hepsini 100 yıl yerine getiseler, Allah'a ulaşmayı dilemedikçe cennete giremezler.

10/ YUNUS -7: İnnelleziyne lâ yercûne likaâenâ ve radû bilhayâtiddünyâ vatme'ennû bihâ velleziyne hüm an âyâtinâ gaâfilûn.
Onlar ki bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah'a ulaştırmayı) dilemezler, dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır, onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

10/ YUNUS- 8: Ülâike me'vâhümünnârü bimâ kânû yeksibûn.
İşte bunların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer cehennemdir.

Bunlar mürşidlerine ulaşamazlarsa cennete de giremezler. (Bakınız 10-7-1-5)
Ashab-ı Meş-eme dediğimiz gurubun içinde mütalea edilen bu üçüncü kesim yetersiz amelli inananlardan oluşur.

ENFAL-72: Vellezîne âmenû ve lem yühâcirû mâ leküm min ve lâ yetihim şey-in hattâ yühâcirû ve inistensarûküm fiddîni fealeykümünnesru illâ alâ kavmin beyneküm ve beynehüm mîsâk, vallâhü bimâ te'melûne besîr.
İnanıp hicret etmeyenlerle, hicret edene kadar sizin dostluğunuz yoktur. Fakat din uğrunda yardım etmeniz gerekir. Allah, işlediklerinizi görür.

Bu âyet-i kerîmede Allah yolunda hicret etmekten imtinâ eden kimseler için, Rabbimiz, "Onlar üzerinde bir dostluğunuz yoktur." Buyuruyor. Dostluğun başladığı nokta ise Allah ve resûlü'nün her emrine mutlak itaat edildigi noktadır. Hicret emrinden geri kalıyorlarsa demek ki, henüz kalben imân sahibi olmamışlardır.

TÖVBE-19: Ecealtüm sikâyetelhâcci ve ımâratelmescidilharâmi kemen âmene billâhi velyevmil-âhıri ve câhede fî sebîlillâh, lâ yestevûne indallâhi vallâhü lâ yehdilkavmezzâlimîn.
Hacca gelenlere su verenle, Mescidi Haram'ı onaranları Allah'a ve Ahiret gününe imân sahibi olan ve Allah yolunda cihad edenle, bir mi tuttunuz? Allah katında bir olmazlar, Allah zulmeden milleti hidâyete ulaştırmaz.

BAKARA-86: Ülâikellezîneşteravülhayâteddünyâ bil-âhırah.
İşte bunlar; Ahirete karşılık, dünya hayatını satın alanlardır.

2/BAKARA-175 : Ülâikellezineşteravüddalâlete bilhüda vel'azâbe bilmağfirati, fema esberahüm alennâr
İşte onlar; onlar ki, hidayet karşılığında dalâleti, mağfiret karşılığında da azabı satın almışlardır. Bunlar ateşe karşı ne kadar sabırlıdırlar!

2/BAKARA-85 : Efe tü'minune biba'dilkitabi ve tekfürûne biba'dın, fe ma cezâü men yef'alü zalike minküm illâ hızyün filhayatiddünyâ, ve yevmelkıyameti yuraddune ila eşeddilazab. Ve mallahü bigafilin amma ta'melün .
Yoksa Kitabın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden böyle yapanların cezası; dünya hayatında ancak rezilliktir. Kıyamet gününde ise, onlar azabın en şiddetlisine reddedilirler. (Zaten) Allah, yaptığınız şeylerden asla gafil değildir.

6/ EN'AM-158: Hel yanzurûne illâ en te'tiyehümülmelâiketü ev ye'tiye rabbüke ev ye'tiye ba'du âyâti rabbik, yevme ye'tiy ba'du âyâti rabbike lâ yenfe'u nefsen iymânühâ lem tekün âmenet min kablü ev kesebet fiy iymânihâ hayrâ, kulintezirû innâ muntezirûn.
Onlar kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbin'in gelmesini, yahut Rabbinin bazı âyetlerinin gelmesini bekliyorlar. Rabbin'in bazı âyetleri geldiği zaman, bir kimse daha önce âmenû olmamışsa (Allah'a ulaşmayı dilememişse) veya îmânıyla (mü'min olup nefsi ıslah edici ameller işleyerek) hayır kazanmamışsa, îmânı o anda ona fayda vermez.

8-2-3- MÜ'MİNLER

İnananlardan cennete girebilecekler Allah'a ulaşmayı dileyen âmenû olanlarla, kalp şartının, 7 inanç şartının ve 3 vasıf şartının sahibi olan mü'minlerdir. (Bakınız 10-7-1-5)

8-2-4- ŞEYTANIN TUZAĞI

Allah'ın istediği şey insanların şu dünya hayatını mutluluk içinde, saadet içinde geçirmesidir. Ahiret hayatını da cennet'te yaşamalarıdır. Allah'ın istediği yalnızca budur. Allah insanları cezalandırmak değil mukafatlândırmak ister.

3/ÂL-İ İMRAN-31: Kul in küntüm tuhibbünallâhe fettebi'uni yuhbibkümüllahü ve yağfirleküm zünûbeküm. Vallahü gafûrun rahîm.
De ki: "Eğer Allah'ı seviyorsanız, o zaman bana tâbî olun ki; Allah da sizi sevsin ve sizin günahlarınızı bağışlasın (sevaba çevirsin). Allah GAFÛR'Dur RAHÎM'dir.

Allah'ın istediği şey insanları mükâfatlandırmakdır. Ama insanlar kendilerine verilen serbest iradeyi, Allah'ın emrettiği istikamette değil yanlış istikametlerde kullanarak, Allah'ın hediyelerine vasıl olmak yerine, cehennem'e vasıl olmak yolunu tutuyorlar. Ne yazık ki, insanların çoğunluğu bu durumda. İşte iblîs Peygamber Efendimiz (SAV)'in Allah'a kavuşmasından 14 asır sonra insanları büyük tuzağına düşürmüş vaziyette. Hangi İslâm ülkesine giderseniz oradaki din âlimleri ile konuşursanız şunu göreceksiniz. Hepsi size şunu sorarlar. Namaz kılıyor musun? Oruç tutuyor musun? Zekât veriyor musun? Kelime-i Şehadet getirdin mi? Paran var da Hacca gittin mi? Bunların hepsine "evet" cevabını almışlarsa size verecekleri cevap "kurtuldun" olacaktır. Halbuki Allahû Teâlâ Kur'ân-ı Kerîm'de hiç böyle söylemiyor. Şeytandan kurtulabilenler ihlâs sahibi olan kullardır. Sen, diyor iblis'e, "Benim ihlâs sahibi kullarımı yoldan çıkartamazsın. İdıâle düşüremezsin."

15/ HİCR-40: İllâ ibâdeke minhümülmuhlasıyn
Senin ihlâs sahibi kulların hariç.

Öyleyse insanların ihlâs sahibi olmaları lazım geldiği sonucuna ulaşıyoruz. Sadece bir tane Kur'ân-ı Kerîm var. Ne hüküm verdiyse Allahû Tealâ Hz., neyi bildirdi ise, sadece onlar var, Kur'ân-ı Kerîm hükümleri. Ve O hükümlere baktığımız zaman Allahû Tealâ Hz.nin İslâm'ın 5 şartını yeterli görmediği sonucuna ulaşıyoruz. Çünkü bu beş şart sadece fizik vücudun görevlerinden bir kısmını ifade ediyor.Bir de son andaki (Kıyâmet günündeki) sahneyi sergilemiş Allahû Teâlâ Sebe Sûresi'nin 20. âyet-i kerîmesinde;

34/ SEBE-20: Ve lekad saddaka aleyhim ibliysü zannehü fettebe'ûhü illâ feriykan minelmü'miniyn.
Şeytan insanlar üzerindeki vaadini yerine getirdi. Mü'minlerden ibaret bir tek fırka hariç hepsi iblise tâbî oldular.

34/ SEBE-21: Ve mâ kâne lehü aleyhim min sultânin illâ lina'leme men yü'minü bil'âhıreti mimmen hüve minhâ fiy şekk, ve rabbüke alâ külli şey'in hafiyz.
İblisin onlar üzerinde bir yetkisi (nüfuzu) yoktu. Ancak ahirete inananlar ile şüphe edeni ayırt edebilmek için yaptık. Senin Rabbin herşeyi muhafaza eder.

NAHL-99, 100 : İnnehû leyse lehü sültânün alellezîne âmenû ve alâ Rabbihim yetevekkelûn. İnnemâ sültânühü alellezîne yetevellevnehû vellezînehüm bihî müşrikûn.
Şeytanın âmenu olup Rab'lerine tevekkül edenlere bir tasallutu yoktur. Onun yalnız kendisini dost edinen (kâfirlere) ve Allah'a şirk koşanlara tasallutu vardır.

14/ İBRAHİM-22: Ve kaâleşşeytânü lemmâ kudıyel'emrü innallâhe ve'adeküm va'delhakkı ve ve'adtüküm feahleftüküm, ve mâ kâne liye aleyküm min sultânin illâ en deavtüküm festecebtüm liy, felâ telûmûniy ve lûmû enfüseküm, mâ ene bimusrihiküm ve mâ entüm bimusrıhıyy, inniy kefertü bimâ eşrektümûnimin kabl, innazzâlimiyne lehüm azâbün eliym.
Şeytan emir olup bittiği zaman der ki; "Muhakkak ki Allah size hak vaadde bulunmuştu. Ben de size vaad ettim. Fakat vaadimden caydım. Sizi davet etmemin dışında üzerinizde hiçbir nüfuzum yoktu. Siz hemen davetime icabet ettiniz. Artık beni kınamayın, kendi nefsinizi levmedin, kınayın. Ben sizin yardımınıza gelecek değilim. Siz de benim yardımıma gelemezsiniz. Muhakkak ki daha evvel ben Allah'a ortak koşmanızı tanımadım . Muhakkak bu zalimler için, elim bir azap vardır.

İşte mü'minlerin dışında bütün fırkaların şeytana tâbî olmaları insanlık için hazin bir tabloyu gösteriyor. Allahû Tealâ ezelde ebedi bilendir. Dolayısıyla insanların bir gün ne hale geleceğini ve kıyamet günü yapılacak olan hesaplaşmada hangi noktada bulunacağını çok açık bir şekilde ifade ediyor. Bu bize bir işarettir. Demek ki, insanların büyük bir kısmı ne yazık ki, iblisin kandırmalarına tâbî olacak. İblis böyle bir sonuca ulaşmak için ne yapabilirdi? Öyleyse bir şey yapmalıydı ki, insanlar doğru zannettikleri, kendilerini kurtaracağını zannettikleri ibadetlerle uğraşsınlar ama kurtulamasınlar ve iblisle birlikte cehennem'e gitsinler. İşte İslâm'ın beş şartı böyle bir tuzaktır.

8-2-5- DÜNYA HAYATINDAKİ MUTSUZLUK VE HUZURSUZLUK

Allahû Tealâ Yunus Sûresi'nin 100. âyet-i kerîmesinde şöyle buyuruyor;
YUNUS-100: Vema kâne linefsin en tü'mine illâ biiznillâh ve yec'alürricse alellezine lâ ya'külûn.
Allah'ın izni olmaksızın hiç bir kimse imân sahibi olamaz. İmân sahibi olmakta aklını kullanamayanlara (Allah'a ulaşmayı dilemeyenlere) Allah şeytanın zulmetini gönderir. Böylece azaplanırlar.
Gerçekten aklın iki tane müşaviri vardır. Birisi NEFS, diğeri de RUH'dur. Fizik vücudun kumandanı olan akıl, nefsi ve ruhu bir müşavir olarak kullanır ve bunlardan bir tanesinin talebini kabul eder. Her olaydan evvel içinizdeki iki sesi duymuşsunuzdur. Birisi sizi güzelliğe, doğruya Allah'ın emirlerine doğru çekmek isteyecektir. Öteki ise yanlışa ve şerre doğru çekmek isteyecektir. Birisi nefsimizin sesidir, kötüye çeker, diğeriyse ruhumuzun sesidir. Allah'a çeker. Şunu biliyoruz ki, başlangıçta herkes, nefsi emmarede bulundugu için olaylar cereyan etmeden evvel bir karar safhası vardır. Ve bu karar safhasında mutlaka nefs ve ruh arasında bir kavga vardır. Kavga kesindir. Bu kavganın arkasından bunlardan bir tanesi aklı ikna edecektir. Eğer aklı ikna eden nefs ise, ki emmare nefs kademesinde hep böyledir, aklın ikna olduğu olay tahakkuk edecektir. Nefs-i Emmare genellikle aklı şerre alet eder. Ve akıl ondan aldığı fetva üzerine, ondan aldığı müşavirlik üzerine, fizik vücudu şer istikametinde kullanır. Her şer olay hem derecat kaybetmemize sebebiyet verir. Hem de her şer işlediğimizde sıkıntı duyarız. Hayır işlediğimizde ise hem deracat kazanır hemde ferahlık ve huzur duyarız. Şer istikametinde kullanılan fizik vücut mutlaka başkalarına zarar ika edecegi cihetle, mutlaka bir tepkiyi çevreden davet edecektir.
Zulmün işlenmesiyle beraber karşısından gelen tepkinin intikamını alamıyorsak şuuraltımızda birikim başlayacaktır. Nefsimiz duruma hakimse başkalarının bize yaptığı herhangi bir hadisede ona cevap veremiyorsak, bu imkandan mahrum isek, nefsimiz hemen bir şuuraltı birikimi başlatır ve olay şer olarak tahakkuk ettigi zaman zaten bir sıkıntı kalbimizi kaplar. Başkalarının kalbini kırmışızdır, başka birine yanlış bir davranış yapmışızdır. Ondan da bir tepkinin gelmesi muhakkak gibidir. Böylece ondan gelen yeni tepki, bizim nefsimizde yeniden bir olay başlatacaktır. Ve spiral giderek yükselecektir. KİN, KAVGA, İNTİKAM birbirinin arkasından insanı devamlı rahatsızlıklar içinde tutacaktır. Kaldı ki olay burada da bitmeyecektir. Çünkü fizik vücut bir günah işlediği zaman RUH mutlaka NEFSE azap edecektir. Ve kişinin azap duyması da bu pişmanlıkla noktalanır. Bu azap (halk arasında bu azaba vicdan azabı denilir) olmalıdır ki ancak bu azaptan sonra azabın husule getirdiği pişmanlık hissi de yer etsin. Böylece görülüyor ki, NEFS-i emmaradeki herkes için olay vücuda gelmeden evvel (bütün olaylar için geçerlidir) mutlaka NEFS ve RUH arasında bir kavga vardır. Olay genellikle şer olarak tahakkuk ediyor. Şerri yaşarken iç sıkıntı duyuyoruz. Ve olay tahakkuk ettikten sonra da RUH NEFSE mutlaka azap ediyor. Öyleyse hep kavganın sıkıntının ve azabın var olduğu bir vücut ülkesinde insanlar daimî bir huzursuzluk içinde yaşıyor. Kaldı ki, hep huzursuzluk hali içinde yaşayan insan çevreden de etki aldığı için, bu etki alanı içinde daha da huzursuz olur. Başkalarının her yaptığı kişiye batar.
NEFS-İ EMMARE'de başkalarının size yaptığı ters bir harekete daha büyük bir hareketle cevap vermek istersiniz. Biri size bir tokatmı attı? Daha şiddetli bir tokat, bir yumruk atmak, hatta onu bayıltıncaya kadar dövmek gelir içinizden. Hep intikamin peşindesiniz ve hırsınız daima size hakimdir. İntikam şeytanın silahıdır. Şeytan kişiye hakimse o zaman şu dünya adı verilen gezegende mutlu olmak asla mümkün değildir. Eğer her olaydan evvel kavga varsa hep yanlış şeyler yapıp pişmanlık duyuyorsanız, hep ruhunuz nefsinize azap ediyorsa, hep bu büyük sıkıntıyı üstleniyorsanız; O zaman sizin için söz konusu olan şey huzursuzluktur ve sıkıntıdır. Kâfirler, amelsiz mü'minler ve yetersiz amelli mü'minler hepsi nefsi emmarede olmaları sebebiyle dünyadaki hayatları, hep huzursuzluk ve sıkıntı içinde geçmektedir.

DR.İSKENDER ALİ MİHR