İMÂN VE KÜFÜR
1-
KÂFİRLER
Kâfirler mü'min
olmak şerefine eremeyenlerdir. (Bakınız 10-7-1-5 Mü'minler) Allahû Teâlâ
Hz. Kur'ân-ı Kerîm'de insanları başlangıçta 2 grupta açıklıyor. Kâfirler
ve mü'min olanlar.Aşağıda bu grupların çatısı verilmektedir.
1-1- ŞEYTAN
Nefs kademelerinin
en alt kademesi küfür kademesidir. Bunlar ebediyyen cehennem'de kalacaklardır.
Bunların kitapları kendilerine sol tarafından verilir. Kıyamet günü
bunların haseneleri (iyi amelleri) mizana alınmaz. Sonsuz negatif derecelerin
sahibidirler. Şeytanla dost olan bu kişiler dünya hayatı boyunca daima
şeytandan emir alırlar.
4/ NİSA-118-119-120-121: Le'anehullah, ve kaâle lâ tettehizenne min
ibâdike nasiyben mefrûdâ ve leudıllennehüm ve leümenniyennehüm, ve leâmürennehüm
feleyübettikünne âzânel'en'âm, ve leâmürennehüm feleyügayyirünne halkallah,
ve men yettehızişşeytâne veliyyen min dûnillâhi fekad hasire husrânen
mübiynâye'idühüm, ve yümenniyhim, ve mâ ye'idühümüşşeytanü illâ gurûrâ
ulâike me'vâhüm cehennemü ve lâ yecidûne anhâ mahiysâ
O (şeytan) der ki; elbette senin kullarından fazla bir nasip edinmeyeceğim
ve onları dalâlette bırakacağım ve onları kuruntuya boğacağım. Elbette
onlara emredeceğim ki, davarların kulaklarını yarsınlar, elbette onlara
Allah'ın yarattığına ters düşeni (mugayir olanı) emredeceğim. Her kim
Allah'ı bırakarak şeytanı veli edinirse apaçık bir hüsrana düşer. Şeytan
onlara uzun ömür vaad eder. Onları kuruntuya boğar, onlara gururu emreder.
İşte bunların yurtları cehennemdir. Onlar orada kaçacak delik bulamayacaklar.
Allahû Zülcelâl
Hz., küfür içinde olanların şeytana dost olduklarını Kur'ân-ı Kerim'de
beyan buyuruyor.
7/ ARAF-27: Yâ beniy âdeme lâ yeftinennekümüşşeytânü kemâ ahrece
ebeveyküm minelcenneti yenzi'u anhümâ libâsehümâ liyüriyehümâ sev'âtihimâ,
innehü yerâküm hüve ve kabiylühü min haysü lâ terevnehüm , innâ ce'alneşşeyâtıyne
evliyâe lilleziyne lâ yü'minûn.
Ey Âdemoğulları! Şeytan sakın size fitne etmesin, anne babanızı cennetten
çıkardığı gibi (bir fitne) onların ayıp yerlerini kendilerine göstermek
için onları soyduğu gibi… Şeytan ve kabilesi kendilerini göremeyeceğiniz
yerden sizi görürler. Biz şeytanı mü'min olmayanlara dost kıldık.
2/BAKARA-168,
169: Ya eyyühennâsü külû mimmâ fil'ardı halâlen tayyiben, ve lâtettebi'û
hutuvâtişşeytân. İnnehû leküm adüvvün mübin. İnnemâ ye'müruküm bissûi
velfehşâi ve en tekûlû alallâhi mâ lâta'lemün.
Ey insanlar...! Yeryüzündeki helâl ve temiz pak şeylerden yiyin.
Şeytanın izine tâbi olmayın. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır.
O muhakkak ki size kötülüğü ve fuhşu (hayasızlığı) ve Allah'a karşı
(Allah hakkında) bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder..
CASİYE-19:
Ve innezzâlimîne ba'duhüm evliyâü ba'di, vallâhü veliyyülmüttekîn.
Şüphesiz zalimlerin bazıları, bazılarının velîsidir. Allah takva
sahiblerinin velîsidir.
1-2- ALLAH'A
İNANMAYAN VEYA ŞİRK KOŞANLAR
Hiçbir şey
yokken Allah vardı. Her şey son bulduktan sonra, yani cennet ve cehennem
hayatımız sona erdikten sonra da Allah var olacaktır. Zamanın ne kadar
gerisine giderseniz gidin, ve ne kadar ileri giderseniz gidin, Allah'ın
var olmadığı bir zamanı düşünmek mümkün değildir. Ezeli ve ebedi Hayy
olan tek zat Allahû Zülcelâl Hz.dir. Rabbimiz yaratandır ve herşeyin
sahibidir. Buna rağmen yarattıklarından bir kısmı, insan ve cinler,
Allah'ı inkâr etmekte ve kâfir olmaktadırlar.
52/ TUR-35:
Em hulikuû min gayri şey'in em hümülhâlikuûn.
Onlar yaratan olmaksızın mı yaratıldılar. Yoksa yaratanlar kendileri
midir?
52/ TUR-36:
Em halâkussemâvâti vel'ard, bel lâ yûkınûn.
Yoksa gökleri ve yeri kendileri mi yarattılar? Hayır! Onlar ( Allah'a
) yakîn hasıl edemeyenlerdir.
TUR-43:
Em lehüm ilâhün ğayrullâh, sübhânallâhi ammâ yüşrikûn.
Yoksa Allah'dan başka ilâhlar mı vardır? Allah onların ortak koşmalarından
münezzehdir.
HAC-73:
Yâ eyyühennâsü duribe meselün festemiû leh, innellezîne ted-ûne min
dûnillâhi len yahliku zübâben ve levictemeû leh.
Ey insanlar bir misâl verilmektedir. Şimdi onu dinleyin. Sizlerin
Allah'dan başka taptıklarınız (Tâbi olduklarınız) bir araya gelseler
sinek bile yaratamazlar.
22/ HAC-8:
Ve minennâsi men yücâdilü fiyllâhi bigayri ılmin ve lâ hüden ve lâ kitâbin
müniyr.
İlimleri olmadan, (Allah'a ulaştıran bir) hidayetçiye sahip olmadan,
aydınlatıcı bir kitabı da bulunmadan Allah hakkında tartışan insanlar
vardır.
MÜ'MİN-12
: Zâliküm biennehû iza düıyallâhü vahdehû kefertüm ve in yüşrak bihî
tü'minû.
Tek Allah'a çağrıldığınız zaman inkâr edersiniz şirk koşulunca îmân
edersiniz.
NAHL-35:
Ve kâlellezîne eşrakû lev şâallâhü mâ abednâ min dûnihî min şe-yin nahnü
ve lâ âbâünâ ve lâ harramnâ min dûnihî min şeyy', kezâlike fealellezîne
min kablihim fehel alerrusûli illelbelâğulmübîn.
Allah'a şirk koşanlar, Allah dileseydi, ondan başka hiçbir şeye ne
biz ne de babalarımız taparlardı, onun emri olmaksızın hiçbirşeyi haram
kılmazdık dediler. Kendilerinden öncekilerde böyle yapmıştı. Resûle
apaçık tebliğden başka vazife düşmez.
MAİDE-5:Ve
men yekfür bil-îmâni fekad habita amelûhü ve hüve fil-âhırati minelhâsirîn.
Kim îmân'ı inkâr ederse şüphesiz amelleri boşa gider, o Ahiret'te
de hüsrâna düşenlerdendir.
1-3- MELEKLERE
İNANMAYANLAR
Küfür sebeplerinden
biri de Allah'ın meleklerine inanmamaktır.
2/BAKARA-97
: Kul men kâne adüvven licibrile fe innehü nezzelehûü alâ kalbike biiznillâhi
müsaddikan lima beyne yedeyhi ve hüden ve büşra lilmü'minîn.
De ki; "Kim Cibril'e düşmansa o zaman (bilsin ki;) Muhakkak
ki O, daha önceki (Kitap'ları) tasdik eden (Kur'ânı) Allah'ın izni ile
senin kalbine indirdi. (O Kur'ân) mü'minler için bir hidayet (rehberi)
(hidayetçi) ve müjdedir."
2/ BAKARA-98
: Men kâne adüvven lillâhi ve melâiketihî ve rusulihî ve cibrile ve
mikâle fe innallahe adüvvün lilkâfirin.
Her kim; Allah'a ve O'nun meleklerine ve O'nun Resûllerine ve Cebrail'e
ve Mikâil'e düşman olursa (bilmelidir ki) o zaman; (kâfir olur) hiç
şüphesiz ki; Allah kâfirlerin düşmanıdır.
1-4- ALLAH'IN
KİTAPLARINA İNANMAYANLAR
Allah'ın indirdiği
mukaddes kitaplara inanmamak da insanı kâfir yapar.
4/NİSA-136:
Yâ eyyühelleziyne âmenû âminû billâhi ve resûlihî velkitâbilleziy nezzele
alâ resûlihî velkitâbilleziy enzele min kabl, ve men yekfür billâhi
ve melâiketihî ve kütübihî ve rüsülihî velyevmil'âhıri fekad dalle dalâlen
ba'iydâ.
Ey âmenû olanlar! Allah'a ve Resûl'üne ve Resûl'üne indirdiği kitaba
ve daha önce indirdiği kitaplara îmân edin. Kim Allah'ı, meleklerini,
kitaplarını, Resûllerini ve ahiret gününü inkâr ederse muhakkak ki uzak
bir dalâlettedir.Kur'ân'ın bir cüzünü, velev bir âyet olsun inkâr eden
de onun bütününü inkâr etmiş gibi dinden çıkar.
ZÜMER-59:
Belâ kad câetke âyâtî fekezzebet bihâ vestekberte ve künte minelkâfirîn.
Evet âyetlerim sana gelmişti de onları yalanlamış kibirlenmiş ve
kâfirlerden olmuşlardı.
2/BAKARA-121
: Ellezîne âteynâhümülkitâbe yetlünehü hakka tilâvetihi. Ülâike yü'minüne
bih. Ve men yekfur bihî fe ülâike hümül hâsirun.
Kendilerine kitab verdiğimiz (Nebiler ve Resûller) kimseler onu hakiki
bir tilavet ile tilavet ederler (okuyup açıklarlar). İşte onlar buna
îmân derler. Kim de onu (inkar edip) kâfir olursa; işte onlar da HASİRUN'dur.
(Hüsrana düşenlerdir.)
2/BAKARA-176
: Zâlike biennallahe nezzelelkitâbe bilhakk. Ve innellezînahtelefüû
filkitâbi lefî şıkâkiın be'ıd.
İşte bu (azap onlaradır). Çünkü Allah, Kitab'ı hiç şüphesiz hak ile
indirmiştir. Kitap hakkında ihtilafa düşenler muhakkak ki uzak bir ayrılık
içindedirler.
1-5-
RESÛLLERE İNANMAYANLAR
Allah'ın resûlleri
Allah'a davet eden ve ulaştıran en üst seviyedeki yetkililerdir. Bunlara
inanmamak kişiyi kâfir kılar.
23/MÜ'MİNUN-44
: Sümme erselnâ rüsülenâ tetrâ, küllemâ câe ümmeten resûlühâ kezzebûhü
fe'etba'nâ ba'dahüm ba'dan ve ce'alnâhüm ehâdiys, febu'den likavmin
lâ yü'minûn
Sonra Biz Resûllerimizi ardarda (arası kesilmeden, peşpeşe) gönderdik.
Hangi kavme Resûlü gelse hepsi onu tekzip ettiler (yalanladılar, reddettiler).
O zaman Biz birbiri ardından onları yok ettik ve onları efsane kıldık.
Mümin olmayan kavim artık uzak olsun.
35/ FATIR-25:
Ve in yükezzibûke fekad kezzebelleziyne min kablihim, câethüm rusulühüm
bilbeyyinâti ve bizzübüri ve bilkitâbilmüniyr.
Ey Muhammed; eğer seni tekzip ederlerse andolsunki senden öncekileride
tekzib etmişlerdi, Resûller onlara ispat delilleri ile sahifelerle ve
nurlu kitaplarla gelmişlerdi.
35/ FATIR-26:
Sümme ehaztülleziyne keferû fekeyfe kâne nekiyr.
Sonra Ben o küfür edenleri azabımla yakaladım.
5/ MAİDE-104:
Ve izâ kıyle lehüm te'âlev ilâ mâ enzelallahü ve ilerresûli kaâlû hasbünâ
mâ vecednâ aleyhi âbâenâ, evelev kâne abaühüm lâ ya'lemûne şey'en ve
lâ yehtedûn.
"Onlara Allah'ın indirdiğine ve Resûle gelin" dendiği zaman
"Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter" derler. Ataları
birşey bilmeyen ve hidayete eremeyen (ruhlarını ölmeden evvel Allah'a
ulaştıramayan) kimseler olsalar damı?
1-6- AHİRET
GÜNÜNE VE YENİDEN DİRİLMEYE İNANMAYANLAR
Ahiret Gününe
imân, imânın şartlarındandır.
4/NİSA-136:
Yâ eyyühelleziyne âmenû âminû billâhi ve resûlihî velkitâbilleziy nezzele
alâ resûlihî velkitâbilleziy enzele min kabl, ve men yekfür billâhi
ve melâiketihî ve kütübihî ve rüsülihî velyevmil'âhıri fekad dalle dalâlen
ba'iydâ.
Ey âmenû olanlar! Allah'a ve Resûl'üne ve Resûl'üne indirdiği kitaba
ve daha önce indirdiği kitaplara îmân edin. Kim Allah'ı, meleklerini,
kitaplarını, Resûllerini ve ahiret gününü inkâr ederse muhakkak ki uzak
bir dalâlettedir.
NİSA-136:
Ve men yekfür billâhi ve melâiketihi ve kütübihî ve rusülihî velyevmilâhıri
fekad dalle dalâlen baîd.
Kim Allah'ı, Meleklerini, Kitaplarını, Peygamberlerini ve Ahiret
Gününü inkâr ederse şüphesiz ki, o derin bir sapıklığa düşmüştür.
İnsan üç cesetten meydana gelmiştir. İnsan dediğimiz bu varlık Allahû
Teâlâ Hz.nin en sevgili mahlûkudur ki, Allah yarattığı bu mahlukunun
mutluluk içinde, saadet içinde olmasını diliyor. Bunun için onu, o güne
kadar yarattığı mahluklardan değişik biçimde yaratmıştır. Çünkü insanın
üç ayrı cesetten oluştuğunu görüyoruz. Kâinat üzerinde üç ayrı cesetten
oluşan başka bir mahluk hiç yaratılmadı, yaratılması söz konusu da değildir.
Hicr Sûresi'nin 26. âyet-i kerîmesinde fizik vücudumuzun topraktan yaratıldığını
görüyoruz.
15/ HİCR-26:
Ve lekad halaknel'insâne min salsâlin min hamein mesnûn.
Andolsun ki biz insanı şekillenebilen kuru bir balçıktan yarattık.
En'am Sûresi'nin 98. âyet-i kerîmesinde Allah bizi bir nefisle inşâ
ettiğini buyuruyor.
EN'AM-98
:Ve hüvellezî enşaeküm min nefsin vâhıdetün.
Sizi bir nefsle inşâ eden O'dur
91/ ŞEMS-7:
Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.
Yemin ederim ki o nefs sevva edildi (7 kademede).
32/ SECDE-9:
Sümme sevvâhü ve nefeha fiyhi min rûhihî ve ce'ale lekümüssem'a vel'ebsâre
vel'ef'ideh, kaliylen mâ teşkürûn.
Sonra (Allah) onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun
içine) ruhundan üfürdü ve onu (onun ruhunun kalbine) sem'i (kalbin işitme
hassası) basar (kalbin görme hassası) ve fuad (kalbin idrak etme hassası)
hassalarına (sahip) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.
Bu üç cesedin Allah'ın emriyle kaynaşmasından meydana gelen hayatın
sahibi insan, bu dünyada imtihan olmaktadır.
82/ İNFİTAR-7:
Elleziy halakake fesevvâke fe adeleke.
O Allah'tır ki, seni yarattı, dizayn etti, itidal üzere kıldı.
82/ İNFİTAR-8:
Fiy eyyi sûretin mâ şâe rekkebek.
Seni dilediği şekilde terkip etti.
67/ MÜLK-2:
Elleziy halakalmevte velhayâte liyeblüveküm eyyüküm ahsenü amelâ, ve
hüvel'aziyzülgafûr.
Hanginizin daha iyi amel işleyeceğini denemek için ölümü ve hayatı
yaratan O'dur. Ve O azîzdir ve mağfiret eder, gafurdur, (günahları sevaba
çevirendir).
MÜNAFİKUN-11:
Ve len yüahhirallâhü nefsen izâ câe ecelühâ.
Allah eceli gelen nefsi (fizik vücudu) hiçbir zaman mühlet verip
geri bırakmaz.
ARAF-34:
Ve likülli ümmetin ecel feizâ câe ecelühüm lâ yeste'hirûne sâaten ve
lâ yestekdimûn.
Her topluluk için bir ecel vardır. Ecel geldiği zaman onu ne bir
saat geri alabilir ne de ileri alabilir.
Çünkü ölümde
vazifeli melekler sadece Allah'ın emrini yerine getirirler. Allah'ın
emrinin dışında kendilerinden hiçbir şey yapamazlar. Bu nedenle ecel
vakti belirlidir.
EN'ÂM-61:
Hatta izâ câe ehadekümülmevtü teveffethü rusülünâ vehüm lâ yüferritûn.
Nihâyet birine ölüm geldiği zaman vazifeli elçiler olan melekler
onu öldürürler (vefat ettirirler) Allah'ın emrini ne eksik, ne fazla
olmaksızın yerine getirirler.
Ölümle beraber, ceset, aslında meydana geldiği toprağa döner.Fizik vücut
toprağa döndüğünde, cesetten insanın meydana geldiği kuyruk sokumu kalır
sadece bunu toprak çürütmez. Peygamber Efendimiz (SAV) şöyle buyuruyor.
"Her insanı toprak yer fakat kuyruk sokumu müstesna, insan ondan
yaratılmıştır ve ondan tekrar terkib olunacaktır." (Buharî, Müslim,
Nesavî, Ebu davud).
Be'as vakti geldiği zaman Allahû Tealâ bu kuyruk sokumuna yeniden hayat
verir.
İnsan yetmiş milyardan fazla hücreden meydana gelmektedir. 1 tek hücremizdeki
23 çift kromozomdan herbiri bizi yeniden her zerremizle inşâ edecek
bütün şifrelere sahiptir. Öyleyse değil kuyruk sokumu kemiği, insandan
sadece bir tek hücre bile kalmış olsa, o insan yeniden inşâ edilir.
Kaldı ki, Allah insanı insanın hiçbirşeyi yokken yaratmış. Gene yaratabilir.
Diğer taraftan Allah zamanın her parçasında aynı anda bulunabilir. Dilerse
zamanı geriye doğru işletebilir. Dağların dürülmesi, insanların mezarlarından
fırlamaları, kıyamette zamanın geriye doğru çalıştırılacağını gösteren
işaretlerdir. Ceset henüz çürümemiş, toprağa dönüşmemiş olmalı ki, ölmüş
olduğu haliyle topraktan geri çıksın. Öyle ise zamanın geriye dönüşü
insanların tersine işleyen bir film gibi, nasıl toprağa verildilerse,
öylece topraktan çıkışlarını da mümkün kılacaktır. Ashab-ı Kehf olayı
ve Hz. Mûsâ (AS)'nın kurutulmuş balıklarının canlanıp suya girmeleri
zamanın tersine çalıştırıldığını gösteren kesin işaretlerdir.
Ve böylece insanın fizik vücudu tekrar meydana gelince Berzah âleminden
gelen her nefis bedenine girer.
TEKVİR-7: Ve izennüfûsü züvvicet.
Nefsler birleştirildiği zaman.
ENBİYA-104: Kemâ bede'nâ evvele halkın nüîdüh, va'dan aleynâ, innâ
künnâ fâilîn.
Onları ilk defa nasıl yarattıysak, sonra da öyle dirilteceğiz. Bu
bizim vaadimizdir. Şüphesiz biz vaadimizi mutlaka yerine getireniz.
ZARİYAT-5: İnnemâ tûâdûne lesâdikûn.
Hesab günü de mutlaka gerçekleşecektir.
HAC-7: Ve ennessâate âtiyetün lâ raybe fîhâ ve ennallâhe yeb-asü
men filkubûr.
Kıyamet gelecektir. Bunda şüphe yoktur. Allah kabirdekileri kaldıracakttr
(Ba's edecektir).
TEGABÜN-7: Zeamellezîne keferû en len yüb-asû, kul belâ ve Rabbî
letüb-asünne sümme letünebbeünne bimâ amiltüm, ve zâlike alallâhi yesîr.
Kâfirler öldükten sonra hiç dirilmeyeceklerini zannederler. Ey Muhammed
(SAV) de ki, "Hayır, Rabbime yemin ederim, öldükten sonra muhakkak
dirileceksiniz, sonra da size amellerinizi bildirecektir. Bu Allah'a
çok kolaydır."
83/ MUTAFFİFİN-4 : Elâ yezunnu ülâike ennehüm meb'ûsûne.
Yoksa onlar muhakkak dirileceklerini sanmıyorlar mı?
83/ MUTAFFİFİN-5 : Liyevmin azyymin .
O büyük gün için
83/ MUTAFFİFİN-6 : Yevme yekuûmünnâsü lirabbil'âlemiyn.
Âlemlerin Rabbi için insanların kalkacağı günde.
NAHL-38: Ve eksemü billâhi cehde eymânihim lâ yeb-asüllâhü men yemûtü
belâ va'den aleyhi hakkan ve lâ kinne ekserannâsi lâ ya'lemûn.
Kâfirler Allah'ın öleni diriltemeyeceğine dair alabildiğine yemin
ettiler. Hayır bu Allah'ın gerçek bir vaadidir. Ne var ki, insanların
çoğu bunu bilmezler.
75/ KIYAME-1: Lâ uksimü biyevmilkıyâmeti
Hayır, kıyamet gününe yemin ederim,
75/ KIYAME-2: Ve lâ uksimü binnefsillevvâmeh
O levvame (kınanan, suçlanan) nefse yemin ederim.
75/ KIYAME-3: Eyahsebül'insânü ellen necme'a ızâmeh
İnsanoğlu kemiklerini biraraya getiremeyeceğimizi mi zannediyor?
75/ KIYAME-4: Belâ kaâdiriyne alâ en nüsevviye benâneh
Hayır , Biz onun parmak uçlarını bile yeniden düzenlemeye kaadiriz.
MÜ'MİNUN-35, 36, 37, 38: Eyeıdüküm enneküm izâ mittüm ve küntüm türâben
ve ızâmen enneküm mühracûn. Heyhâte heyhâte limâ tûadûn. İn hiye illâ
hayâtünaddünya nemûtû ve nehyâ ve mâ nahnü bimeb-ûsîn.
"Öldüğünüz, toprak ve kemik yığını olduğunuz zaman tekrar dirilmenizde
sizi tehdit mi ediyor? Oysa tehdit edildiğiniz şey ne kadar, hem de
ne kadar uzak!" "Hayat ancak bu dünyadakidir. Ölürüz ve yaşarız;
tekrar dirilmeyiz." "Bu sadece Allah'a karşı iftirâ eden biridir.
Biz O'na inanmayız."
Yukarıdaki âyet-i kerîme kâfirlerin yeniden ba's edilmeye karşı ne büyük
bir inançsızlık ve sapıklık içinde bulunduklarını açık bir şekilde ifade
etmektedir.
8-1-7-
TEKEBBÜR EDENLER
NUH-7: Ve
innî küllemâ deavtühüm liteğfira lehüm cealû esâbiahüm fî âzânihim vestağşev
siyâbehüm ve esarrû vestekberustikbârâ.
Ben her ne zaman onları senin mağfiret etmen için davet ettimse,
davetimi işitmemek için kulaklarını tıkadılar. Beni görmemek üzere elbiselere
büründüler ve bana tâbî olmayı kibirlerine yediremediler.
46/ AHKÂF-32:
Ve men lâ yücib dâ'ıyallahi feleyse bimu'cizin fiyl'ardı ve leyse lehü
min dûnihî evliyâ', ülâike fiy dalâlin mübiyn.
Allah'a davet edene icabet etmeyen (tâbî olmayan) kişi dünya üzerinde
Allah'ı aciz bırakacak değildir. Ve onun Allah'tan başka dostu da yoktur.
Onlar (Allah'ın davetçisine tâbî olmayanlar) açık bir dalâlet içindedirler.
25/FURKAN-27:
Ve yevme ye'adduzzalimu alâ yedeyhi yekulu ya leytenittehaztü mearrasuli
sebiyla.
Zalimlerin herbiri iki elini ısırdığı o günde şöyle diyecekler: "Ne
olurdu, O Resûl ile beraber sebiyli (Allah'a ulaştıran yolu) tutsaydım.
CASİYE-8:
Yesmeu âyatillâhi tütlâ aleyhi sümme yüsirru müstekbiran ekeen lem yesme'ha,
febeşşirhü biazâbin elîm.
Kendisine okunan Allah'ın âyetlerini işitir, sonra sanki işitmemiş
gibi kibirlenir. Onları elim bir azabla müjdele.
İşte bu şekilde
kibirlenenlere gök kapıları açılmaz ve onlar asla cennet'e giremezler.
Rabbimiz bu kişilere hitap ederken şöyle buyuruyor:
7/ARAF-40:
İnnelleziyne kezzebû biâyatinâ vestekberû anhâ lâ tüfettehu lehüm ebvâbüssemâi
ve lâ yedhulûnelcennete hattâ yelicelcemelü fiy semmilhıyât ve kezâlike
necıylmücrimiyn.
Âyetlerimizi yalan sayanlar ve onlara inanmaya tenezzül etmeyenlere
göğün kapıları açılmaz. (Ruhları göğe yükselmeyecek veya duaları kabul
edilmeyecek). Ve halat iğne deliğinden geçmedikçe bunlar cennete girmezler.
Biz günahkârları işte böyle cezalandırırız.
2/ BAKARA-87
: Ve lekad atayna musalkitabe ve kaffeyna min ba'dihi birrusuli ve ateyna
isabne meryemelbeyyinati ve eyyednahü biruhilkudüs. E fe küllema caeküm
rasülün bima lâ tehva enfüsükümüstekbertüm, fe ferikan kezzebtüm ve
ferikan taktülün.
Andolsun ki; Biz, Musa'ya Kitap verdik ve ondan sonra da, birbiri
ardından (araları kesilmeksizin, peşpeşe) Resûller gönderdik. Ve Meryem'in
oğlu İsa'ya da beyyineler (açık kanıtlar) verdik ve onu RUH-UL KUDÜS
ile destekledik. Her ne zaman size bir Resûl; nefslerinizin hoşlanmadığı
bir şeyle (emirle) geldiyse, hemen kibirlendiniz. Bir kısmını yalanladınız
ve bir kısmını da öldürdünüz.
7/ ARAF-146
: Seasrifü an âyâtiyelleziyne yetekeberûne fiyl'ardı bigayrilhakk, ve
in yerev külle âyetin lâ yü'minû bihâ, ve in yerev sebiylerrüşdi lâ
yettehızûhü sebiylâ, ve in yerev sebilelgayyi yettehızûhü sebiylâ, zâlike
biennehüm kezzebû biâyâtinâ ve kânû anhâ gaâfiliyn.
Allah o insanlara âyetlerinin (gerçek) anlamlarını anlatmaktan sarf-ı
nazar eder ki, onlar yeryüzünde haksız yere gururla, (kibirle) dolaşmaktadırlar.
Onlar bütün âyetleri görseler onlara inanmazlar. Onlar Allah'ın irşad
yolunu gördükleri zaman, o yolu kendilerine yol ittihaz etmezler. (O
yola girmezler, Allah'ın irşad yoluna girmezler). Onlar şeytanın gayy
yolunu, (onlar şeytanın dalâlet yolunu, cehenneme götürecek yolu) gördükleri
zaman, o yolu kendilerine yol ittihaz ederler. İşte onlar muhakkak ki
âyetlerimizi yalanlayanlardır ve onlardan gâfil olanlardır.
10/ YUNUS-
8: Ülâike me'vâhümünnârü bimâ kânû yeksibûn.
İşte bunların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer
cehennemdir.
4/ NİSA-167:
İnnelleziyne keferû ve saddû an sebiylillâhi kad dallû dalâlen ba'iydâ.
Onlar ki küfür üzeredirler ve Allah'ın yolundan saptırırlar (kendileri
de Allah'ın yolunda değillerdir). Andolsun ki onlar uzak bir dalâlet
içindedirler (mürşidlerine ulaşmamış ve yola girmemiş oldukları için).
4/ NİSA-168:
İnnelleziyne keferû ve zalemû lem yekünillâhü liyagfirelehüm ve lâ liyehdiyehüm
tariykaâ.
Muhakkak ki onlar küfür üzeredirler ve zalimdirler (başkalarını da
mürşide ulaşmaktan menedip saptırdıkları için). Allah onlara asla mağfiret
etmez (günahlarını sevaba çevirmez) ve yola (Allah'a ulaştıran yola,
Sırat-ı Müstakiym'e) ulaştırmaz.
4/ NİSA-169:
İllâ tariyka cehenneme hâlidiyne fiyhâ ebedâ, ve kâne zâlike alallahi
yesiyrâ
Sadece cehennem yoluna ulaştırır. Onlar orada ebediyyen kalacaklardır.
Ve bu Allah için kolaydır.
30/ RUM-29:
Belittebe'alleziyne zalemû ehvâehüm bigayri ilm, femen yehdiy men adallallah,
ve ma lehüm min nâsıriyn.
Evet, zâlimler hiçbir ilme sahip olmadan hevalarına (nefslerinin
arzularına) tâbî oldular, Allah'ın dalâlete düşürdüğünü kim hidayete
erdirebilir. Onlar için bir yardımcı yoktur.
1-8- KADERE
İNANMAYANLAR
Kader bizim
irademizin dışındaki bize tesir eden olaylardır. Allah her şeyi yaratmış
ve takdir etmiştir.
FURKAN-2:
Ve haleka külle şey-in fekadderahû tekdîrâ.
Her şeyi yarattı ve onların kaderlerini takdir etti.
Varlık âlemindeki
her hareket ve duraksama Allah'ın dilemesiyle olmuştur ve O'nun dilemesiyle
olacaktır.
RUM-54:
Yehlüku mâ yeşâü, ve hüvel-alîmülkadîr.
O dilediğini yaratır ve herşeyi en iyi bilendir, Kâdir'dir.
Her şey ancak
onun kudreti ve iradesiyle olur. Allah herşeye kaadirdir.
18/ KEHF-23:
Ve lâ tekuûlenne lişey'in inniy fâ'ylün zâlike ğadâ
Herhangi bir şey için "Ben yarın onu yapacağım" deme "illâ
inşâallâh" de.
18/ KEHF-24:
İllâ en yeşâallahü vezkür rabbeke izâ nesiyte ve kul asâ en yehdiyeni
rabbiy liakrabe min hâzâ reşedâ
Ancak "Allah dilerse yaparım" de. Bunu söylemeyi unuttuğun
zaman Rabbini an ve de ki: "Olur ki Rabbim beni bundan daha yakın
bir zamanda bir hayır ve başarıya erdirir."
21/ ENBİYA-23:
Lâ yüs'elü ammâ yef'alü ve hüm yüs' elûn.
O, yaptığından sorumlu değildir. Onlar ise sorumludurlar.
Burada Allah
o kişiye hükmetmektedir. Onun serbest iradesi ile karar vermesi söz
konusu olmadığı için kader söz konusudur.
1-9- ZULMANİ
İLİMLERLE UĞRAŞANLAR
Sihirle uğraşan,
şeytanları cinleri çağıran, düğümleri bağlayan, cinlerin isimleri yazılı
muskalar yapan, erkek ve kadının aralarını açmak için büyüler yapan
kişi de küfür içindedir. Peygamber Efendimiz (SAV) şöyle buyuruyor:
"Kehanette bulunan veya kehanette bulunana benzemeye çalışan, fal
bakan veya fal bakana benzemeye çalışan bizden değildir." (Bezzar)
2/BAKARA-102:
Vettebe'u ma tetlüşşeyatınü alâ mülki süleymane, ve mâ kefere süleymanü
ve lâkinneşşeyatıne keferu yüallimünen- nasessihra, ve mâ ünzile alelmelekeyni
bibabile harute ve marut. Ve ma yü'allimani min ehadin hatta yekûlâ
innema nahnu fitnetün fe lâ tekfür. Fe yeteallemune minhüma mâ yüferrikune
bihî beynelmer-i ve zevcih. Ve ma hüm bidarrîne bihî min ehadin illâ
biiznillâh. Ve yeteallemune ma yedurruhüm ve lâ yenfe'uhüm. Ve lekad
alimü lemenişterahü ma lehü filahireti min halâkın, ve lebi'se maşerav
bihi enfüsehüm. Lev kânü ya'lemun.
Süleyman'ın mülkü üzerine onlar; şeytanların okuduğu (anlattığı ,
tilavet ettiği) şeylere uydular (tâbi oldular). Oysa Süleyman; (Sihir
yapmadı ve ) kafir olmadı, fakat şeytanlar, insanlara sihiri öğretmekle
kafir oldular. Babil (şehrin)deki iki melek (olan) Harut ve Marut'a
indirilen şeyleri (öğretiyorlardı). Oysa onlar ; "Biz(im bilgimiz
, sizin için) sadece bir fitne, bir imtihandır. Sakın (sihir ilmini
öğrenerek) kafir olmayın..." demedikçe hiç kimseye bunu öğretmezlerdi.
O zamanlar (sihir meraklıları ve onu geçim vasıtası yapanlar) o ikisinden
erkek (koca) ile karısının arasını açacak şeyler öğreniyorlardı. Halbuki
onlar, Allah'ın izni olmadan onunla (sihirle) hiçkimseye zarar veremezlerdi.
Zaten onlar kendilerine fayda verecek şeyleri değil, zarar verecek şeyleri
öğreniyorlardı. Andolsun ki; Onlar onu (sihiri ve ona ait bilgileri)
satın alan (ve onunla çıkar sağlayan) kimse için ahirette bir nasip
olmadığını bilirlerdi. Kendi nefslerini, onunla ne kötü bir şeye sattıklarını
onlar keşke biliyor olsalardı.
8-2-
İNANANLAR
8-2-1- AMELSİZ
İNANANLAR
Her kim Allah
ve Resûlüne îmân sahibi olursa, sahip olduğu îmânı, onu Allah'ın ve
resûlünün bütün emirlerine teslim olmaya götürür. Allah'a îmân sahibi
olan insan, bu dünya hayatını yaşarken rûhen Allah'a ulaşmayı idrak
eden kişidir. Amelsiz inananlar Allah'a ulaşmayı düşünmezler. Çünkü
bunlar Allah'a îmân sahibi olmak ve daha sonra Allah'ın Zat'ına ulaşmak
için hiçbir gayret göstermeyen sadece ağızla îmân etmiş fakat kalbine
îmân girmemiş kişilerdir.Bu amelsiz inananlar Ashab-ı Meş'eme gurubundan
olup, kitapları soldan kendilerine verilir. Onlar sonsuz bir zaman cehennem'de
kalacaklardır.Allah'a inanmak bir insanı kurtuluşa ulaştırmış olsaydı
insanların çoğu kurtuluşa ulaşırdı. Oysa ki Rabbimiz, insanların çoğunun
kurtuluşa ulaşamayacağını aşağıdaki ayetlerde belirtmiştir.
7/ ARAF-179
: Ve lekad zere'nâ licehenneme kesiyren minelcinni vel'insi lehüm kulûbün
lâ yefkahûne bihâ ve lehüm a'yünün lâ yubsirûne bihâ ve lehüm âzânün
lâ yesme'ûne bihâ, ülâike kel'en'âmi belhüm edall, ülâike hümülgaâfilûn.
Biz insanların ve cinlerin çoğunu cehennem için yarattık. Onların
kalpleri(nde fuad) vardır, onunla fıkıh etmezler, onların gözleri vardır
onunla görmezler, kulakları vardır onunla işitmezler, onlar hayvanlar
gibidir. Hattâ (hayvanlardan) daha çok dalâlettedirler. Onlar gâfillerdendirler.
34/ SEBE-20:
Ve lekad saddaka aleyhim ibliysü zannehü fettebe'ûhü illâ feriykan minelmü'miniyn.
Şeytan insanlar üzerindeki vaadini yerine getirdi. Mü'minlerden ibaret
bir tek fırka hariç hepsi iblise tâbî oldular.
İnsanların
çoğu kurtuluşa ulaşamıyorlar. Allah'ın varlığına inanmadıkları için
değil. Bugün dünya nüfusunu göz önünde tutarak rahatça Allah'a inanmayan
ateistlerin sayısının çok az olduğunu söyleyebiliriz.Allah'a inanan
birçok insan bu dünya hayatında Allah'a ulaşmaya, mülaki olmaya inanmamaktadır.
Ancak öldükten sonra Allah'a ulaşılır, teslim olunur düşüncesi ile bu
dünya hayatındaki Allah'ın farz emirlerini yerine getirmemektedirler.
30/ RUM-8:
Evelem yetefekkerû fiy enfüsihim, mâ halakallahüssemâvâti vel'arda ve
mâ beynehümâ illâ bilhakkı ve ecelin müsemmen ve inne kesiyren minennâsi
bilikaâi rabbihim lekâfirûn.
Nefslerinde tefekkür etmiyorlar mı ki, Allah, gökleri ve yeri ve
ikisinin arasındakileri neden yarattı? Ancak hak ile belli (belirlenmiş)
bir vade ile ve muhakkak ki, insanlardan çoğu Allah'a mülâki olmayı
(dünya hayatında Allah'a ulaşmayı) inkâr ederler.
Gerçekten insanların
çoğu Allah'a inandıkları halde bu dünya hayatında O'na mülaki olmayı
dilemezler.
10/ YUNUS
-7: İnnelleziyne lâ yercûne likaâenâ ve radû bilhayâtiddünyâ vatme'ennû
bihâ velleziyne hüm an âyâtinâ gaâfilûn.
Onlar ki bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah'a ulaştırmayı)
dilemezler, dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır,
onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.
10/ YUNUS-
8: Ülâike me'vâhümünnârü bimâ kânû yeksibûn.
İşte bunların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer
cehennemdir.
Oysa ki Allah'a
mülâki olmayı dileyenlerin kalplerini Allah "Bilir, işitirim"
diyor.
29/ ANKEBUT-5
: Men kâne yercû likâallahi feinne ecelallahi leât ve hüvessemiy'ul'aliym.
Kim Allah'a mülâki olmayı, (ruhunu ölmeden evvel Allah'a ulaştırmayı)
dilerse Allah'ın tayin ettiği o gün mutlaka gelecektir. Allah işitir
ve bilir.
Bu inancı bilen
Rabbimiz o kulunu kendisine ulaştıracağını vaad ediyor. "Allah'ın
tayin ettiği o gün mutlaka gelecektir." Amelsiz inananlara gelince;
İsminden de anlaşılacağı gibi bunlar, sadece sözle îmân ettiklerini
ikrar etmiş, amel işlemeyen ve bunun tabii sonucu olarak Allah'a îmân
sahibi olmamış kişilerden oluşanlardır.
MAİDE-41:
Yâ eyyüherresûlü lâ yahzünkellezîne yüsâriûne fiylküfri minellezîne
kâlû âmennâ biefvâhihim ve lem tü'min kulûbühüm.
Ey Resûl, kalbleri inanmamışken ağızlarıyla inandık diyenler, inkâra
(küfüre) koşanlar seni üzmesin.
Bu kişiler asla mü'min olamazlar.
49/ HUCURAT-14:
Kaâletil'a' râbü âmennâ, kul lem tü'minû ve lâkin kuûlû eslemnâ ve lemmâ
yedhulil'iymânü fiy kulûbiküm, ve in tütıy'ullahe ve resûlehü lâ yelitküm
min a'mâliküm şey'â, innallahe gafûrün rahıym.
Araplar dediler ki; "Biz mü'min olduk. (Habibim) de ki, "mü'min
olduk"demeyin, lâkin "İslâm (dairesine) girdik" deyin.
Çünkü kalplerinizin içine îmân girmedi (îmân yazılmadı). Ve eğer Allah'a
ve Resûl'üne itaat ederseniz amellerinizden birşey eksilmez. Allah gafurdur
, rahiymdir.
Allah'ın Kur'ân-ı
Kerîm'deki, nefsin tezkiyesi, Ruhun Allah'a ulaşması ve fizik vücudun
Allah'ın kulları arasına girmesi gibi farzlarını yerine getirmediği,
idrakinde olmadığı halde, îmân sahibi olduğunu iddia eden bu kişilere
gelince, şüphesiz o şeytanın kendini aldattığı, içinde bulunduğu kötü
durumu kendisine güzel gösterdiği, bir yalancıdır. Eğer gerçekten kalbi
îmân ile tanışsaydı farzları eda ile bütün vücudu islâh olurdu.
64/ TEGABÜN-11:
Mâ esâbe min musıybetin illâ bi'iznillâh, ve men yü'min billâhi yehdi
kalbeh, vallahü bikülli şey'in aliym.
Allah izin vermedikçe kimseye bir musibet isabet etmez. Kim Allah'a
âmenu olursa Allah onun kalbine (ulaşır). Ve Allah herşeyi bilir.
Peygamber Efendimiz
(SAV) şöyle buyuruyor, "Vücutta bir et parçası vardır. O ıslâh
olursa bütün vücut ıslâh olur. O bozulursa bütün vücut bozulur. İşte
bu KALP' tir."
HUCURAT-17:Yemünnûne
aleyke en eslemû kûl lâ temunnu aleyye islâmeküm, belillâhü yemünnü
aleyküm en hedâküm lil-imâni in küntüm sâdikîn.
Onlar İslâm'ın şartlarını yerine getirmekle seni minnettar bırakmak
istiyorlar. De ki; İslâm'ın şartlarını yerine getirmekle bana borç yüklemeyin.
Belki imânınızda sadıklardansanız Allah size hidâyetiniz için, minnettar
bırakır.
8-2-2- YETERSİZ
AMELLİ İNANANLAR
Yetersiz amelli
inananlar İslam'ın 5 şartını yerine getiren ve bu amellerle kurtulacağını,
cennete gireceğini zannedenlerdir. 100 sene ibadet etseler, İslam'ın
5 şartının hepsini 100 yıl yerine getiseler, Allah'a ulaşmayı dilemedikçe
cennete giremezler.
10/ YUNUS
-7: İnnelleziyne lâ yercûne likaâenâ ve radû bilhayâtiddünyâ vatme'ennû
bihâ velleziyne hüm an âyâtinâ gaâfilûn.
Onlar ki bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah'a ulaştırmayı)
dilemezler, dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır,
onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.
10/ YUNUS-
8: Ülâike me'vâhümünnârü bimâ kânû yeksibûn.
İşte bunların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer
cehennemdir.
Bunlar mürşidlerine
ulaşamazlarsa cennete de giremezler. (Bakınız 10-7-1-5)
Ashab-ı Meş-eme dediğimiz gurubun içinde mütalea edilen bu üçüncü kesim
yetersiz amelli inananlardan oluşur.
ENFAL-72:
Vellezîne âmenû ve lem yühâcirû mâ leküm min ve lâ yetihim şey-in hattâ
yühâcirû ve inistensarûküm fiddîni fealeykümünnesru illâ alâ kavmin
beyneküm ve beynehüm mîsâk, vallâhü bimâ te'melûne besîr.
İnanıp hicret etmeyenlerle, hicret edene kadar sizin dostluğunuz
yoktur. Fakat din uğrunda yardım etmeniz gerekir. Allah, işlediklerinizi
görür.
Bu âyet-i kerîmede
Allah yolunda hicret etmekten imtinâ eden kimseler için, Rabbimiz, "Onlar
üzerinde bir dostluğunuz yoktur." Buyuruyor. Dostluğun başladığı
nokta ise Allah ve resûlü'nün her emrine mutlak itaat edildigi noktadır.
Hicret emrinden geri kalıyorlarsa demek ki, henüz kalben imân sahibi
olmamışlardır.
TÖVBE-19:
Ecealtüm sikâyetelhâcci ve ımâratelmescidilharâmi kemen âmene billâhi
velyevmil-âhıri ve câhede fî sebîlillâh, lâ yestevûne indallâhi vallâhü
lâ yehdilkavmezzâlimîn.
Hacca gelenlere su verenle, Mescidi Haram'ı onaranları Allah'a ve
Ahiret gününe imân sahibi olan ve Allah yolunda cihad edenle, bir mi
tuttunuz? Allah katında bir olmazlar, Allah zulmeden milleti hidâyete
ulaştırmaz.
BAKARA-86:
Ülâikellezîneşteravülhayâteddünyâ bil-âhırah.
İşte bunlar; Ahirete karşılık, dünya hayatını satın alanlardır.
2/BAKARA-175
: Ülâikellezineşteravüddalâlete bilhüda vel'azâbe bilmağfirati, fema
esberahüm alennâr
İşte onlar; onlar ki, hidayet karşılığında dalâleti, mağfiret karşılığında
da azabı satın almışlardır. Bunlar ateşe karşı ne kadar sabırlıdırlar!
2/BAKARA-85
: Efe tü'minune biba'dilkitabi ve tekfürûne biba'dın, fe ma cezâü men
yef'alü zalike minküm illâ hızyün filhayatiddünyâ, ve yevmelkıyameti
yuraddune ila eşeddilazab. Ve mallahü bigafilin amma ta'melün .
Yoksa Kitabın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?
Sizden böyle yapanların cezası; dünya hayatında ancak rezilliktir. Kıyamet
gününde ise, onlar azabın en şiddetlisine reddedilirler. (Zaten) Allah,
yaptığınız şeylerden asla gafil değildir.
6/ EN'AM-158:
Hel yanzurûne illâ en te'tiyehümülmelâiketü ev ye'tiye rabbüke ev ye'tiye
ba'du âyâti rabbik, yevme ye'tiy ba'du âyâti rabbike lâ yenfe'u nefsen
iymânühâ lem tekün âmenet min kablü ev kesebet fiy iymânihâ hayrâ, kulintezirû
innâ muntezirûn.
Onlar kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbin'in gelmesini,
yahut Rabbinin bazı âyetlerinin gelmesini bekliyorlar. Rabbin'in bazı
âyetleri geldiği zaman, bir kimse daha önce âmenû olmamışsa (Allah'a
ulaşmayı dilememişse) veya îmânıyla (mü'min olup nefsi ıslah edici ameller
işleyerek) hayır kazanmamışsa, îmânı o anda ona fayda vermez.
8-2-3- MÜ'MİNLER
İnananlardan
cennete girebilecekler
Allah'a ulaşmayı dileyen âmenû olanlarla, kalp şartının, 7 inanç şartının
ve 3 vasıf şartının sahibi olan mü'minlerdir. (Bakınız 10-7-1-5)
8-2-4- ŞEYTANIN
TUZAĞI
Allah'ın istediği
şey insanların şu dünya hayatını mutluluk içinde, saadet içinde geçirmesidir.
Ahiret hayatını da cennet'te yaşamalarıdır. Allah'ın istediği yalnızca
budur. Allah insanları cezalandırmak değil mukafatlândırmak ister.
3/ÂL-İ İMRAN-31:
Kul in küntüm tuhibbünallâhe fettebi'uni yuhbibkümüllahü ve yağfirleküm
zünûbeküm. Vallahü gafûrun rahîm.
De ki: "Eğer Allah'ı seviyorsanız, o zaman bana tâbî olun ki;
Allah da sizi sevsin ve sizin günahlarınızı bağışlasın (sevaba çevirsin).
Allah GAFÛR'Dur RAHÎM'dir.
Allah'ın istediği
şey insanları mükâfatlandırmakdır. Ama insanlar kendilerine verilen
serbest iradeyi, Allah'ın emrettiği istikamette değil yanlış istikametlerde
kullanarak, Allah'ın hediyelerine vasıl olmak yerine, cehennem'e vasıl
olmak yolunu tutuyorlar. Ne yazık ki, insanların çoğunluğu bu durumda.
İşte iblîs Peygamber Efendimiz (SAV)'in Allah'a kavuşmasından 14 asır
sonra insanları büyük tuzağına düşürmüş vaziyette. Hangi İslâm ülkesine
giderseniz oradaki din âlimleri ile konuşursanız şunu göreceksiniz.
Hepsi size şunu sorarlar. Namaz kılıyor musun? Oruç tutuyor musun? Zekât
veriyor musun? Kelime-i Şehadet getirdin mi? Paran var da Hacca gittin
mi? Bunların hepsine "evet" cevabını almışlarsa size verecekleri
cevap "kurtuldun" olacaktır. Halbuki Allahû Teâlâ Kur'ân-ı
Kerîm'de hiç böyle söylemiyor. Şeytandan kurtulabilenler ihlâs sahibi
olan kullardır. Sen, diyor iblis'e, "Benim ihlâs sahibi kullarımı
yoldan çıkartamazsın. İdıâle düşüremezsin."
15/ HİCR-40:
İllâ ibâdeke minhümülmuhlasıyn
Senin ihlâs sahibi kulların hariç.
Öyleyse insanların
ihlâs sahibi olmaları lazım geldiği sonucuna ulaşıyoruz. Sadece bir
tane Kur'ân-ı Kerîm var. Ne hüküm verdiyse Allahû Tealâ Hz., neyi bildirdi
ise, sadece onlar var, Kur'ân-ı Kerîm hükümleri. Ve O hükümlere baktığımız
zaman Allahû Tealâ Hz.nin İslâm'ın 5 şartını yeterli görmediği sonucuna
ulaşıyoruz. Çünkü bu beş şart sadece fizik vücudun görevlerinden bir
kısmını ifade ediyor.Bir de son andaki (Kıyâmet günündeki) sahneyi sergilemiş
Allahû Teâlâ Sebe Sûresi'nin 20. âyet-i kerîmesinde;
34/ SEBE-20:
Ve lekad saddaka aleyhim ibliysü zannehü fettebe'ûhü illâ feriykan minelmü'miniyn.
Şeytan insanlar üzerindeki vaadini yerine getirdi. Mü'minlerden ibaret
bir tek fırka hariç hepsi iblise tâbî oldular.
34/ SEBE-21:
Ve mâ kâne lehü aleyhim min sultânin illâ lina'leme men yü'minü bil'âhıreti
mimmen hüve minhâ fiy şekk, ve rabbüke alâ külli şey'in hafiyz.
İblisin onlar üzerinde bir yetkisi (nüfuzu) yoktu. Ancak ahirete
inananlar ile şüphe edeni ayırt edebilmek için yaptık. Senin Rabbin
herşeyi muhafaza eder.
NAHL-99,
100 : İnnehû leyse lehü sültânün alellezîne âmenû ve alâ Rabbihim yetevekkelûn.
İnnemâ sültânühü alellezîne yetevellevnehû vellezînehüm bihî müşrikûn.
Şeytanın âmenu olup Rab'lerine tevekkül edenlere bir tasallutu yoktur.
Onun yalnız kendisini dost edinen (kâfirlere) ve Allah'a şirk koşanlara
tasallutu vardır.
14/ İBRAHİM-22:
Ve kaâleşşeytânü lemmâ kudıyel'emrü innallâhe ve'adeküm va'delhakkı
ve ve'adtüküm feahleftüküm, ve mâ kâne liye aleyküm min sultânin illâ
en deavtüküm festecebtüm liy, felâ telûmûniy ve lûmû enfüseküm, mâ ene
bimusrihiküm ve mâ entüm bimusrıhıyy, inniy kefertü bimâ eşrektümûnimin
kabl, innazzâlimiyne lehüm azâbün eliym.
Şeytan emir olup bittiği zaman der ki; "Muhakkak ki Allah size
hak vaadde bulunmuştu. Ben de size vaad ettim. Fakat vaadimden caydım.
Sizi davet etmemin dışında üzerinizde hiçbir nüfuzum yoktu. Siz hemen
davetime icabet ettiniz. Artık beni kınamayın, kendi nefsinizi levmedin,
kınayın. Ben sizin yardımınıza gelecek değilim. Siz de benim yardımıma
gelemezsiniz. Muhakkak ki daha evvel ben Allah'a ortak koşmanızı tanımadım
. Muhakkak bu zalimler için, elim bir azap vardır.
İşte mü'minlerin
dışında bütün fırkaların şeytana tâbî olmaları insanlık için hazin bir
tabloyu gösteriyor. Allahû Tealâ ezelde ebedi bilendir. Dolayısıyla
insanların bir gün ne hale geleceğini ve kıyamet günü yapılacak olan
hesaplaşmada hangi noktada bulunacağını çok açık bir şekilde ifade ediyor.
Bu bize bir işarettir. Demek ki, insanların büyük bir kısmı ne yazık
ki, iblisin kandırmalarına tâbî olacak. İblis böyle bir sonuca ulaşmak
için ne yapabilirdi? Öyleyse bir şey yapmalıydı ki, insanlar doğru zannettikleri,
kendilerini kurtaracağını zannettikleri ibadetlerle uğraşsınlar ama
kurtulamasınlar ve iblisle birlikte cehennem'e gitsinler. İşte İslâm'ın
beş şartı böyle bir tuzaktır.
8-2-5- DÜNYA
HAYATINDAKİ MUTSUZLUK VE HUZURSUZLUK
Allahû Tealâ
Yunus Sûresi'nin 100. âyet-i kerîmesinde şöyle buyuruyor;
YUNUS-100: Vema kâne linefsin en tü'mine illâ biiznillâh ve yec'alürricse
alellezine lâ ya'külûn.
Allah'ın izni olmaksızın hiç bir kimse imân sahibi olamaz. İmân sahibi
olmakta aklını kullanamayanlara (Allah'a ulaşmayı dilemeyenlere) Allah
şeytanın zulmetini gönderir. Böylece azaplanırlar.
Gerçekten aklın iki tane müşaviri vardır. Birisi NEFS, diğeri de RUH'dur.
Fizik vücudun kumandanı olan akıl, nefsi ve ruhu bir müşavir olarak
kullanır ve bunlardan bir tanesinin talebini kabul eder. Her olaydan
evvel içinizdeki iki sesi duymuşsunuzdur. Birisi sizi güzelliğe, doğruya
Allah'ın emirlerine doğru çekmek isteyecektir. Öteki ise yanlışa ve
şerre doğru çekmek isteyecektir. Birisi nefsimizin sesidir, kötüye çeker,
diğeriyse ruhumuzun sesidir. Allah'a çeker. Şunu biliyoruz ki, başlangıçta
herkes, nefsi emmarede bulundugu için olaylar cereyan etmeden evvel
bir karar safhası vardır. Ve bu karar safhasında mutlaka nefs ve ruh
arasında bir kavga vardır. Kavga kesindir. Bu kavganın arkasından bunlardan
bir tanesi aklı ikna edecektir. Eğer aklı ikna eden nefs ise, ki emmare
nefs kademesinde hep böyledir, aklın ikna olduğu olay tahakkuk edecektir.
Nefs-i Emmare genellikle aklı şerre alet eder. Ve akıl ondan aldığı
fetva üzerine, ondan aldığı müşavirlik üzerine, fizik vücudu şer istikametinde
kullanır. Her şer olay hem derecat kaybetmemize sebebiyet verir. Hem
de her şer işlediğimizde sıkıntı duyarız. Hayır işlediğimizde ise hem
deracat kazanır hemde ferahlık ve huzur duyarız. Şer istikametinde kullanılan
fizik vücut mutlaka başkalarına zarar ika edecegi cihetle, mutlaka bir
tepkiyi çevreden davet edecektir.
Zulmün işlenmesiyle beraber karşısından gelen tepkinin intikamını alamıyorsak
şuuraltımızda birikim başlayacaktır. Nefsimiz duruma hakimse başkalarının
bize yaptığı herhangi bir hadisede ona cevap veremiyorsak, bu imkandan
mahrum isek, nefsimiz hemen bir şuuraltı birikimi başlatır ve olay şer
olarak tahakkuk ettigi zaman zaten bir sıkıntı kalbimizi kaplar. Başkalarının
kalbini kırmışızdır, başka birine yanlış bir davranış yapmışızdır. Ondan
da bir tepkinin gelmesi muhakkak gibidir. Böylece ondan gelen yeni tepki,
bizim nefsimizde yeniden bir olay başlatacaktır. Ve spiral giderek yükselecektir.
KİN, KAVGA, İNTİKAM birbirinin arkasından insanı devamlı rahatsızlıklar
içinde tutacaktır. Kaldı ki olay burada da bitmeyecektir. Çünkü fizik
vücut bir günah işlediği zaman RUH mutlaka NEFSE azap edecektir. Ve
kişinin azap duyması da bu pişmanlıkla noktalanır. Bu azap (halk arasında
bu azaba vicdan azabı denilir) olmalıdır ki ancak bu azaptan sonra azabın
husule getirdiği pişmanlık hissi de yer etsin. Böylece görülüyor ki,
NEFS-i emmaradeki herkes için olay vücuda gelmeden evvel (bütün olaylar
için geçerlidir) mutlaka NEFS ve RUH arasında bir kavga vardır. Olay
genellikle şer olarak tahakkuk ediyor. Şerri yaşarken iç sıkıntı duyuyoruz.
Ve olay tahakkuk ettikten sonra da RUH NEFSE mutlaka azap ediyor. Öyleyse
hep kavganın sıkıntının ve azabın var olduğu bir vücut ülkesinde insanlar
daimî bir huzursuzluk içinde yaşıyor. Kaldı ki, hep huzursuzluk hali
içinde yaşayan insan çevreden de etki aldığı için, bu etki alanı içinde
daha da huzursuz olur. Başkalarının her yaptığı kişiye batar.
NEFS-İ EMMARE'de başkalarının size yaptığı ters bir harekete daha büyük
bir hareketle cevap vermek istersiniz. Biri size bir tokatmı attı? Daha
şiddetli bir tokat, bir yumruk atmak, hatta onu bayıltıncaya kadar dövmek
gelir içinizden. Hep intikamin peşindesiniz ve hırsınız daima size hakimdir.
İntikam şeytanın silahıdır. Şeytan kişiye hakimse o zaman şu dünya adı
verilen gezegende mutlu olmak asla mümkün değildir. Eğer her olaydan
evvel kavga varsa hep yanlış şeyler yapıp pişmanlık duyuyorsanız, hep
ruhunuz nefsinize azap ediyorsa, hep bu büyük sıkıntıyı üstleniyorsanız;
O zaman sizin için söz konusu olan şey huzursuzluktur ve sıkıntıdır.
Kâfirler, amelsiz mü'minler ve yetersiz amelli mü'minler hepsi nefsi
emmarede olmaları sebebiyle dünyadaki hayatları, hep huzursuzluk ve
sıkıntı içinde geçmektedir.
DR.İSKENDER
ALİ MİHR