NEFS
NEFSİN YARATILIŞI
Allah insanın
fizik vucudunu yarattıktan sonra ona nefs verdi. Ve Rabbimiz Secde suresi
9'uncu ayette "Sonra onu nefsle dizayn etti" buyuruyor.
32/ SECDE-9: sümme sevvâhü ve nefeha fiyhi min rûhihî ve ce'ale lekümüssem'a
vel'ebsâre vel'ef'ideh, kaliylen mâ teşkürûn.
Sonra (Allah) onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun
içine) ruhundan üfürdü ve onu (onun ruhunun kalbine) sem'i (kalbin işitme
hassası) basar (kalbin görme hassası) ve fuad (kalbin idrak etme hassası)
hassalarına (sahip) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.
Nefs, insanın üç vücudundan bir tanesidir. Secde suresinde bu üç vücuda
ait işaretleri görebiliyoruz. Allah'u Teala;
"sonra" sözüyle daha önce yarattığı fizik vücudu işaret ediyor.
"dizayn etti" derken nefsten bahsediyor. (nefs dizayn edilerek
yaratılmıştır. Şems 7 Ve Allah semi ve basar hassalarını nefs kalbin içine
koyuyor. Bakara 7- Casiye 23 )
Onun içine ruhundan üfürdü derken üçüncü vücudumuz olan ruhun yaratılışını
anlatıyor.Demekki insan yaratılışta 3 vücutla yaratılmıştır.
ÜÇ VÜCUDUMUZUN
FARKLILIKLARI
1- Hepsi farklı özelliklerin
sahibidir. Bak; nefsin özellikleri,
ruhun özellikleri, fizik vücudun özellikleri.
2-Hepsinin yaratılışı farklıdır. (Fizik vücut halk edilerek, Nefs seva
edilerek, Ruh üfürülerek yaratılmıştır.) Bak; yaratılış
3-Hepsinin madde oldukları alemler farklıdır. (Fizik vücut- zahiri
alemde, Nefs -berzah aleminde, Ruh- Emr aleminde madde olurlar.)
Bak; alemler
4-Allah'ın bu üç vucuttan aldığı yeminler farklıdır. (Fizik vücudun
yemini-ahd, Nefs'in yemini-yemin, Ruh'un yemini- misak) Bak;
yeminler
5-Üç vücudumuz da farklı şekilde yeminlerini yerine getirirler.
(Fizik vücut- Şeytana değil Allah'a kul olarak, Nefs- tezkiye olarak,
Ruh- Allah'a ulaşarak ) Bak; yeminler
ÜÇ VÜCUDUMUZUN
BENZERLİĞİ
1-Üç vücudumuz için Allah
zahiri dünyada farz emirler buyurmuştur.
Her üç vucutta bu dünyada bu emirleri yerine getirmek
mecburiyetindedir.
2-Üç vücudumuz için de bu dünya hayatında Allah'a teslim olmak
asıldır.
3-Üç vücudumuzun da teslim olmaları birbirlerine bağlıdır. Bağımsız
hareket edemezler. Nefs tezkiye olmadan, ruh teslim olamaz. Ruh
teslim olmadan fizik vücut teslim olamaz, fizik vücut teslim
olmadan nefs teslim olamaz.
NEFSİN İKİ
YÖNLÜ YARATILMASI
Ve Allah'u Tealâ şems suresi
7inci ayetinde de;
91/ ŞEMS-7: ve nefsin ve mâ sevvâhâ
Yemin ederim ki o nefs sevva edildi (7 kademede). Buyurmaktadır.
Bu yedi kademe;
1- Nefs-i Emmare
2- Nefs-i Levvame
3- Nefs-i Mulhime
4- Nefs-i Mutmaine
5- Nefs-i Radiye
6- Nefs-i Mardiye
7- Nefs-i Tezkiye
Yukarıda saydığımız nefsin kademeleridir. Nefs bu dünyada yaşarken bu
kademeleri yaşaması ve 7inci kademeye ulaşarak tezkiye olması gerekmektedir.
Bu kademeler insanın nefsiyle mücadelesini göstermektedir. İnsan neden
nefsiyle mücadele etmelidir? Çünkü her insanın nefsinde 19 afet vardır.
74/ MÜDESSİR-30-: aleyhâ tis'ate aşer
19 üzerinizedir.
1- Cehalet
2- Cimrilik
3- Dedikodu, Gıybet
4- Fitne, Fesat
5- Gurur, Kibir
6- Haset ve Düşmanlık
7- Hırs, Şehvet
8- İsyan
9- İptila
10- Kin ve Nefret
11- Küfür
12- Mürailik
13- Nankörlük
14- Öfke, Gayz
15- Sabırsızlık
16- Vefasızlık
17- Yalan
18- Zulüm
19- Zan
Nefste mevcut olan bu 19 afet sebebiyle Melekler Rabblerine karşı çöyle
diyorlar;
2/ BAKARA -30: Ve iz kale rabbüke, lilmelaiketi inni ca'ılün fil ardı
halifeh. Kalu etec'alü fiha men yüfsidu fiha ve yesfiküddimae, ve nahnü
nüsebbihu bihamdike ve nukaddısü lek. Kale inni e'lemü ma lâ tâ'lemun.
(Hani) o zaman Rabb'in meleklere: "Ben muhakkak ki yeryüzünde
bir halife yaratacağım" demişti. (Melekler de): "Orada fesat
çıkaracak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz Seni hamdinle
tesbih ve takdis ediyoruz" demişlerdi. (Rabb'in de) "Ben sizin
bilmediklerinizi bilirim…" buyurdu.
Burada nefsimizin zulmâni yönüne işaret edilmektedir. Melekler nefsin
iki yönlü yaratıldığını bilmemektedir. Meleklerde nefs yoktur. Nurdan
yaratılmışlardır. Rabbimiz bize ihsan ettiği nefsi iki yönlü yarattığını,
Tin Sûresinin 4. ve 5.Âyet-i Kerîmesinde şöyle açıklıyor.
95/ TİN-4: lekad halaknel' insâne fiy ahseni takviymin.
Andolsunki, biz insanı (insanın nefsini) en güzele (ahsene) ulaşabilecek
bir takvim içinde yarattık.
95/ TİN-5: sümme redednâhü esfele sâfiliyn.
Sonra onu esfeli sâfiline reddettik.
Âyet-i Kerîme'nin ikinci kısmında sözü edilen Esfel-i Sâfilîn, Ahiret
hayatında, Cehennemle cezalandırılan nefsin bulunduğu yerdir. Nefs burada
rehinedir. Yeryüzünde ikame edilen Adem oğlunun, nefsini, Rabbimize verdiği
tezkiye yeminine uygun bir şekilde tezkiye, terbiye etmediği sürece iblise
tâbî olup, Cehennem'in en alt katıyla cezalanacağını, Rabbimiz açıklıyor.
İnsana verilen bu dünya hayatı, rehine olan nefsini kurtarmak içindir.
Eğer rehine kurtulursa, insandaki emanet olarak bulunan ruh da Allah'a
verdiği misakini yerine getirebilecek, Allah'a ulaşabilecektir.
Âyet-i Kerîme'nin birinci kısmında ise, dünya hayatını yaşarken insanın
Elestü Birabbiküm günü Rabbimize verdiği misaka uygun olarak nefsini evvela
7 kademede tezkiye, sonra terbiye ve tasfiye etmek suretiyle en güzel
biçime dönüştürebilecek şekilde yaratıldığı beyan ediliyor.
Demek ki, nefs başıboş bırakılıp, tezkiye, terbiye ve tasfiye için, dünya
hayatını yaşarken bir şey yapılamazsa, şeytanın insan vücudundaki melcei
(sığınağı) olan nefs, şeytanın negatif telkinleriyle, Cehennem'in en alt
katı olan Esfel-i Safilin'e gidecektir.
Eğer nefs tezkiye, terbiye ve tasfiye edilebilirse Ahsen-i Takvim'e dönüşerek,
ruhun halleriyle hallenir, adeta vücut ülkesinde ikinci bir ruh olur.
Buradan anlıyoruz ki, nefs iki yönlü bir mahlûktur.
7/ ARAF-172: ve iz ehaze rabbüke min beniy âdeme min zuhûrihim zürriyyetehüm
ve eşhedehüm alâ enfüsihim, elestü birabbiküm, kaâlû belâ, şehidnâ, en
tekuûlû yevmelkıyâmeti innâ künnâ an hâzâ gaâfiliyn.
Ve o zamanki (ezelde) Allah Adem oğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini
çıkardı (aldı) ve onları nefsleri üzerine şahit tutarak dediki:
"Ben sizin Rabbiniz değil miyim?"
Dediler ki:
"Evet (Sen bizim Rabbimizsin) Biz şahitleriz."
Kıyamet günü: "Muhakkakki biz bundan gafilleriz." (bizim bundan
haberimiz yoktu) demesinler diye.
Nefsin yemini, dünya hayatında 7 tezkiye kademesinde tezkiye olmaktır.
Ruhun misakı ise tezkiye olan nefsin her tezkiye kademesine paralel olarak
7 kat yükselerek, 7. kattan sonra 7 alemi aşarak, varlıklar aleminin son
noktasından (Sidratülmüntehâ'dan) yokluğa geçerek, yoklukta (Adem'de)
Allah'ın Zat'ına ulaşması, orada yok olması ve Rabbine teslim olmasıdır.
Fizik vücudun yemini (ahd) ise Allah'a kul olmaktır.
Vücut ülkesinde Allah'ın bir temsilcisi olan ruhun, verdiği misakı yerine
getirmemesi düşünülemez. Fakat, Rabbimiz, ruhun misakını yerine getirebilmesini,
nefsin tezkiye olması şartına, yani nefsin Rabbimize verdiği yemini yerine
getirme şartına bağlamıştır.
91/ ŞEMS-9: kad efleha men zekkâhâ.
Andolsunki nefsini tezkiye eden felâha erer (cennete girer).
Bu da nefsimizin değişerek yarıdan daha fazla nurla dolması halidir.
NEFSİN DEĞİŞEBİLME
ÖZELLİĞİ
Peygamber Efendimiz (SAV)
in harpler tamamlandıktan sonra "artık küçük cihadlar bitti, şimdi
büyük cihad başlıyor" sözündeki büyük cihat nefse karşı açılan savaştır.
Allahû Tealâ ve Tekaddes Hz. Hz. Adem'e (AS) nefs verip de, diğer mahlûklara
üstün kılınca, nefsi olmayan meleklerden Harut ve Marut isimli iki Melek:
" ... Yüce Rabbimiz bize de nefs ihsan eyle ve ona nasıl hakim olacağımızı
ispat edelim." demişlerdir.
Allahû Tealâ bu talebi kabul ederek, bu iki meleği Babil şehrine indirmiş.
Orada her ikisi de nefslerine yenilerek bir kadının ırzına geçerek ve
kadının kocasını öldürerek, nefse hakîm olmanın ne kadar güç bir şey olduğunu
anlamış ve Allah huzurunda mahcub olmuşlardır.
İslâm'ın temel fonksiyonu, nefsimizin tezkiye, ve tasfiye edilmesidir.
Varılması murad edilen ise nefsimizi başlangıçta 7 tezkiye kademesinde
tezkiye etmek ve buna devamla 7 velâyet kademesinde de terbiye ve tasfiye
ederek, ruhun halleriyle hallenmesini sağlamaktır. Yani nefsin, ruhun
tüm hasletlerini muktesebatına almak suretiyle, ruhun hoşlandığı şeylerden
zevk almasını ve bunlardan vazgeçemez hale gelmesini sağlamaktır.
Nefs başlangıçta isyankârdır. Onu tezkiye etmek lâzımdır. Nefsin tezkiyesi
ona istediklerini vermemekten geçer. Nefsine her istediği münkeri nehy
edildigi halde, ikram eden, mâ 'ruf ile emr olunmasına rağmen bundan içtinap
eden kul, nefsinin emrindedir Yani nefsi emmarededir.
Nefs, bir azgın ata benzer ki, zaptı rabt altına, kontrol altına alıp
da, kumanda edebilen kişinin ruhu, Rabbine vuslat olur ve Allah'ın Zat'ında
fani olarak, O'na teslim olur. Fakat at, (Yani nefs) gemi azıyı alırsa,
sahibini şeytana götürüp teslim eder.
Müridin, sülûkunu tamamlıyabilmesi, nefsinin 7 tezkiye kademesinde tezkiye
edilmesine, yani kontrol altına alınmasına sıkı sıkıya irtibatlıdır. Nefsin
tezkiyezinde vasıta emirler pek çoktur. Namaz, oruç zekat, sadaka, hacc,
zikir, dünya çalışmasının ibadet kılınması gibi yerine getirilmesi gereken
pek çok emrin yanında, sakınılması gereken içki, kumar, puta tapmak, fal,
dedikodu vb. birçok yasaklar da mevcuttur.
Nefsin tezkiyesinde en önemli vasıta zikirdir. Fakat zikrin yanında orucun
önemi azımsanamayacak derecededir. Nefs için başlangıçta, oruç bir azabdır.
Bir işkencedir. Nefs, ruhun hüvviyetine sokulmak istendiği zaman önce
isyan eder, fakat tezkiye ile kontrolü sağlanıp, ruhun hüvviyetine girince,
ruhun hoşlandığı şeylerden zamana paralel olarak hoşlanmaya başlar ve
oruçda nefs için bir zevk olmaya başlar.
NEFS KENDİSİNE
ZULMEDER
Allahû Tealâ ve Tekaddes Hz.leri
Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyuruyor.
10/YUNUS-44: İnnallahe lâ yazlimünnâse şey'en ve lâkinnennâse enfüsehüm
yezlimûn.
Şüphesiz Allah insanlara asla zulüm etmez. Lâkin insanlar kendi nefslerine
zulmederler.
Umumiyetle burada, nefsin talep ettiği şeyleri ona vermemek, ona yapılmış
bir zulüm olarak tefsir edilip, izahta büyük güçlük çekilmektedir.
Ruhun Rabbine vuslat olabilmesi, nefsin tezkiye edilmesiyle mümkündür.
Nefsin tezkiyesi ise, ona istediklerini vermemek ve Rabbimizin emir buyurduğu
Amilüssâlihat'ı ona yaptırmakla mümkündür. İnsanın dünya va ahiret saadetine
erebilmesi kesin olarak, nefsin bu vasıta emirleri belirli bir ölçü ve
zaman içinde yerine getirebilmesine bağlıdır. Fakat, başlangıçta cehaleti
sebebiyle bunu fark edemiyen nefsimiz, dünya zevklerine meyyal olması
ve hırs afeti sebebiyle Allah'ın yap dediklerini yapmaz, emre karşı gelir,
isyan eder, Allah'ın yasak ettiği şeyleri de kendisinin hoşlanması, zevk
duyması sebebiyle yapar. Bu ise sürekli Allah indinde, derecat kaybetmesine,
yani kendisine zulmetmesine sebep olur. Zulüm, bir üzüntü kaynağı olduğuna
göre dünya ve ahiret hayatında hep pişmankâr bir davranışla yaptıklarına
pişman olmaktadır.
Kimi kişiler, nefse istediklerini vermemeyi, nefse yapılan bir zulüm olarak
mütalâ etmektedirler. Bu kesinlikle yanlıştır. Meselenin çözümü basittir.
Allah'ın bir temsilcisi olan ruhun emirlerinin vücut ülkesinde tatbik
edilmesi halinde, yani Amilüssalihat işlemek ve münkerden sakınmak halinde
derecat kazanılır. Nefsimizi, zikirle tezkiye kademelerinde tezkiye edip,
sonunda emanet olan ruhumuzu sahibi olan Allah'u zülcelâl Hz.lerine ulaştırmamız
temel hedeftir. Nefsin bu emirleri yerine getirmemesi derecat kaybına
sebep olur. Kaybedilen derecat sebebiyle, ruh, sahibi olan Allah'u zül-Celâl
Hz. lerine yükselemez ve Rabbine kavuşma emri olan vuslatı gerçekleştiremez.
Bu sebeple derecat kaybetmemiz, nefsimize zulmetmemiz anlamına gelmektedir.
Kim şer işlerse o kişi derecat kaybeder. Her şer işlemede insan sıkıntı
duyar. Her hayırı işlemede ise ferahlık ve huzur duyar. İşte nefse Allah'ın
yasak ettiği şeyleri vermek şer işlemektir, kişinin nefsine zulmetmesidir.
Allah'ın emrettiği şeyleri yapmamak ta aynı sonuca ulaştırır.
Kişi şer işlemiş olur ve derecat kaybeder. Bir insanın Cehennem'e gitmesinin
temel nedeni kaybettiği derecatın kazandığından fazla olmasıdır. Cehennem'de
ise azab çekilir. Buna sebep olanda kişinin derecat kaybetmesi olduğuna
göre derecat kaybeden kişi kendine zulmetmiş oluyor.
Diğer taraftan nefsin her şer işlemesi sonunda, ruh mutlaka nefse işlenen
günahla paralel bir azab tatbik eder. Bu azaba halk arasında vicdan azabı
denir.
29/ ANKEBUT-40 : Feküllan eheznâ bizembih, feminhüm men erselnâ aleyhi
hâsıbâ, ve minhüm men ehazethüssayhah, ve minhüm men hesefnâ bihîl-ard,
ve minhüm men eğraknâ, ve mâ kânellâhü liyezlimehüm ve lâkin kânû enfüsehüm
yezlimûn.
Bunlardan herbirini kendi günahlarıyla muaheze ettik. Onlardan kimine
taş fırtınası yağdırdık, kimini de korkunç bir ses aldı. Kimini yere geçirdik,
kimini suda boğduk, Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar, nefslerine zulmettiler.
28/KASAS-16: Kale Rabbi innî zalemtü nefsî fağfirli feğafera lehü.
Rabbim ben nefsime zulmettim. Artık beni bağışla, dedi. Allah onu bağışladı.
16/NAHL-118: Ve alellezîne hâdû harramnâ mâ kasasnâ aleyke min kablü
ve mâ zalemnâhüm ve lâkin kânû enfüsehüm yezlimûn.
Yahudilere haram kıldığımızı daha evvel sana haber vermiştik. Biz onlara
zulmetmedik, fakat onlar (bu yasaklara riayet etmemek suretiyle) nefslerine
zulmettiler.
Nefsin yaptığı bu zulümler, ruh tarafından nefse misliyle ödettirilmektedir.
Ruhun, nefs üzerinde tatbik ettiği vicdan azabı, nefsin ruhun emirlerini
tatbik etmeyip ruha zulüm yapmasından kaynaklanmaktadır. Eğer nefs, ruhdan
gelen emir ve nehiylere, harfiyyen uysa zulüm olmaz. Zulmün olmadığı yerde
ruhun nefs üzerine tatbik ettiği, mânevi vicdan azabından da bahsedilemez.
Vicdan aklın bir fakültesidir. Eğer ruh aklı ikna ederek fizik vücudun
hayır işlemesine sebeb olursa vicdan rahatlar, huzur duyar. Ama nefs aklı
ikna ederek fizik vücuda şer işletirse, o takdirde ruh bu şerre ortak
olmaz, vucuttan şer işlenirken ayrılır. Ama vicdan istemesede nefsin oyununa
alet olacaktır. Daha sonra ruh tekrar dönerek insana azap eder. Tabii
vicdanda nefsle birlikte bu azabı yaşar.
NEFSİN 19
AFETİ
Bilindiği gibi nefs 19 kötü
afet taşımaktadır.
Bu afetlerden herbiri şeytan için bir sığınaktır. Şeytan bu sığınaklara
ulaşarak bizi idlâle düşürmek için tesirlerini yani telkinlerini gönderir.
Bu nefsani telkinler bize hangi ölçüde tesir ederse, o ölçüde idlâle veya
iğvaya düşeriz, nefsâni talep, ruhun talebiyle paralel olabilir.
Bu noktada biz ihlastayız. Velâyetin 6. kademesindeyiz. Nefsani talebiniz,
ruhun talebinden farklı olarak tezahür edebilir. Biz bu farklı tezahür
eden talebe uyarak bir amel işlersek derecat kaybediyoruz. Derecat kaybetmemiz
ise, bizim nefsimize ve ruhumuza yapılmış bir zulümdür.
Allahû Tealâ Buyuruyor:
4/ NİSA-78: eyne mâ tekûnû yüdrikkümülmevtü ve lev küntüm fiy burûcin
müşeyyedeh, ve in tüsıbhüm hasenetün yekuûlû hâzihi min indillâh, ve in
tüsıbbüm seyyietün yekuûlû hâzihî min indik, kul küllün min indillâh,
femâli hâulâilkavmi lâ yekâdûne yefkahûne hadiysâ.
Nerede olursanız olun ölümü idrak edersiniz, hatta sağlam kalelerde
bulunsanız bile senden dolayı onlara bir iyilik isabet ederse; bu Allah'tandır
derler. Bir kötülük isabet ederse; bu senin tarafındandır derler. De ki;
hepsi Allah'ın katındandır. Bu topluluğa ne oluyorki söz anlamaya yanaşmıyorlar.
Bir peygamberin kendisinden sadır olan davranışlarının hiç birisi nefsani
değildir. Çünkü; Peygamber Allah'ın tasarrufundadır.
4/ NİSA-79: mâ esâbeke min hasenetin feminallahi ve mâ esâbeke min
seyyietin femin nefsik, ve erselnâke linnâsi resûlâ, ve kefâ billâhi şehiydâ.
Sana ne iyilik isabet ederse, Allah'tandır. Sana ne kötülük isabet
ederse, kendi nefsindendir. (Eğer derecat kaybedecek bir şey yapmış olsaydın.)
Ve seni insanlar için Resûl olarak gönderdik ve Allah şahid olarak yeter.
Nefsimizde mevcut olan, 19 şer kaynak sebebiyle biz bir talebin sahibi
isek bu talebin sonunda şer kazanmamız mutlaktır. Bu nedenledir ki bize
isabet eden her kötülük nefsimizde mevcut olan bu 19 şer kaynağın, herhangi
birisinin sebebiyledir.
1- CEHALET
İnsanın Allah yolunda yükselmemesi cehaleti sebebiyledir.
33/Ahzap-72-
İnnehû kâne zalûmen cehûlâ.
- Şüphesiz insan zalimdir ve cahildir.
2/Bakara-80- Em tekûlûne
alellâhi mâ lâ ta'melûn.
- Yoksa, Allah'a karşı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz.
2/Bakara-169- İnnemâ ye'müruküm
bissûi velfahşâi ve en tekûlû alellâhi mâ lâ ta'lemûn.
- Şeytan, muhakkak size kötülüğü, hayasızlığı, Allah'a karşı bilmediğiniz
şeyi söylemenizi emreder.
2- CİMRİLİK
Cimrilik Yüce Rabbimizin zekât, birr ve sadaka emirlerini yerine getirmeye
en büyük engeldir.
17/İsra-100- Kul 1ev entüm
temlikûne hazâine rahmeti Rabbî izen leemsektüm haşyetel-infâk, ve kânelinsânü
katûrâ.
- Rabbimizin rahmet hazinelerine siz sahip olsaydınız , tükenir korkusuyla
infâk etmezdiniz, zaten insan pek cimridir.
57/Hadid-24- Ellezîne yebhalune
ve ye'mürûnennâse bil bahl, ve men yetevelle feinnellâhe hüvelğaniyyülhamîd.
- Onlar ki, Hem cimrilik ederler, inananlara da cimrilik yapmayı söylerler.
Şüphesiz Allah, Ganidir, Hamîd'dir.
47/Muhammed-38- Hâ entüm
hâülâi tüd-avne litünfikû fî sebilillâhi feminküm men yebhal, ve men yebhal
feinnemâ yebhalü an nefsih.
- İşte sizler, Allah yolunda sarfetmeğe çağrılan kimselersiniz. Kiminiz
cimrilik ediyor, cimrilik yapan kendisi için yapar.
3- DEDİKODU,
GIYBET
Yüce Rabbimiz
biraraya gelen kullarının Allah'tan bahsetmesini ve böylece zikir yaptıkları
için Allah'ın salâvat nuru ile ferahlanmalarını ister. İnsanlar ise dedikodu
ve gıybetle Allâh'dan değil, insanlardan bahsederek ve nefslerinden de
birşeyler katarak derecat kaybetmektedirler.
49/Hucurat-12- Velâ tecessesû
ve lâ yağteb ba'duküm ba'dâ, e yühıbbü ehadüküm en ye'küle lahme ehîhi
meyten fekerihtümûh.
- Gizli şeyleri merak edip araştırmayın, dedikodu yapmayın. Biriniz
ölü kardeşinin etini yemek ister mi? İşte tiksindiniz.
68/Kalem-10,11,12- Ve lâ
tütı'küllle hallâfin mehînin. Hemmâzin meşşâin biriemîmin Mennâın lilhayri
mü'tedin esîm.
- Yemin eden, ayıp araştıran, değersiz laf taşıyan, nâsı hayırdan
alıkoyan, hukuka tecâvüz eyleyen, günaha dadanan kimselere itaat etme.
24/Nur-15,16- İz telekkavnehû
bielsinetiküm ve tekûlûne biefvâhiküm mâ leyse leküm bihî ılmün ve tehsebûnehü
heyyinen, ve hüçve indellâhi azîm. Ve lev li iz semi'tümûhü kultüm mâ
yekûnû lena en netekelleme bihâzâ, sübhâneke haza bühtânün azîm.
- Hani onu dilden dile dolaştırıp hiçbir bilğiniz olmadığı şeyleri
ağzınıza alıyor, Allah yanında büyük bir günah olduğu halde onu kolay
sanıyordunuz. Bunu istediğiniz vakit: "Böyle şeyi ağzımıza almak
bize yaraşmaz. Aman Allah'ım! Sen bundan münezzehsin, bu büyük bir Bühtan'dır."
demeliydiniz.
4/Nisa-112- Ve men yeksib
hatîeten ev ismen sümme yermibihî berîen fekadihtemele bühtânen ismen
mübîna.
- Her kim bir suç işlerse veya bir günah kazanır sonra onu günahsıza
atarsa bir iftirada bulunmuş ve apaçık bir günah yüklenmiş olur.
4- FİTNE,
FESAD
İnsanların
tevhid akidesinin gereği olarak Sırât-ı Müstakîm üzerinde bulunmaları
ve tek bir fırka oluşturmaları Allah'ın emridir. İnsanların arasına fit
sokarak onları birbirine düşmân yapmak veya bu istikamette çalışmak fitne
çıkarmaktır. Fesad da benzer anlamdadır.
5/Maide-64- Küllemâ evkadû
nâran lilharbi etfahallâhü ve yes-avne fil-ardı fesâdâ, vallâhû yühıbbülmüfsidîn.
- Onlar her ne zaman harp için ateş yaksalar, Allah onu söndürür. Onlar
yeryüzünde fesat için çabalarlar. Allah fesat çıkaranları sevmez.
2/Bakara-60- Ve lâ ta'sev
fil-erdı müfsidîn.
- Yer yüzünde fesad çıkararak haddi aşmayınız.
2/Bakara-191- Velfitnetü
eşeddü minelkatl.
- Fitne katilden şiddetlidir.
2/Bakara-217- Ve saddûnan
sebîlilâhi ve küfrünbihî velmescidliharâmi ve ihrâcü ehlihî minhüekberu
indellih, velfitnetu ekberu minelkatl.
- İnsanları Allah yolundan alıkoymak Allah'ı tanımamak, insanları Mescid-i
Haram'dan alıkoymak, ahalisini ondan çıkarmak ise, İnd-i İlâhi'de şer
bakımından daha büyüktür. FİTNE KATİLDEN DAHA BÜYÜKTÜR.
2/Bakara-193- Ve Kâtilûhüm
hattâ lâ tekûne fitnetün ve yekûneddînu lillâh, feinintehev felâ udvâne
illâ alezzâlimiyn.
- Fitneden eser kalmayıp din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla
kıtal edin (savaşın). Onlar vazgeçerlerse onlara el uzatmak yoktur. El
uzatmak yalnız zalimleredir.
8/Enfal-39- Ve kâtilûhüm
hattâ lâ teküne fitnetün ve yekûneddiynü küllühü lillâh, feinnintehev
feinnnallâhe bimâ ya'melune basîr.
- Hiçbir fitne kalmayınca bütün din Allah için oluncaya kadar onlarla
kıtalde bulunun. Onlar küfürden vazgeçerlerse, onları salıverin. Çünkü
Allah, işlediklerini görür.
8/Enfal-73- Vellezîne keferû
ba'duhüm evliyâü ba'di, illâ tef-alûhü tekün fitnetün fil-ardı ve fesâdün
kebîr.
- Kâfîr olanlar birbirlerinin velileridir. Siz de bunu yapmazsanız
yeryüzünde bir fitne ve musibet, büyük bir fesat hasıl olur.
5- GURUR,
KİBİR
İnsanların
büyük bir kısmı gurur ve kibirleri yüzünden hem ahiret mükâfatını hem
de dünya saadetini kaybederler, çünkü onlara gök kapıları açılmaz.
40/Mü'min-56 - İnnellezîne
yücadilûne fî âyâtillâhi biğayri sültânin etâhüm, in fî sudûrihim illâ
kibirun mâ hüm bibâliğîh, festeızbillâh....
- Allah'ın âyetleri üzerinde kendilerine gelen bir sultan olmadan tartışanların
gönüllerinde ulaşamayacakları bir kibir vardır. Allah'a sığın.
11/Hud-l0- Ve lein ezeknâhü
na'mâe ba'de darrâe messethü leyekûlenne zehebesseyyiâtü annî, innehû
leferihun fehûr.
- Eğer ona bir zarardan sonra bir ni'met tattırsak, muhakkak ki, benden
bütün sıkıntılar gitti diyecektir. Çünkü o şüphesiz şımarık ve böbürlenendir.
2/Bakara-206- Ve izâ kîle
lehüttekillâhe ehazethül-ızzettü bil-ism.
- Ona Allah'dan sakın deyince, gururu kendisine günah işletir.
7/Araf-40- İnnellezîne
kezzebû biâyâtinâ vestekberû anhâ lâ tüfettehu lehüm ebvâbüçssemâi.
- Âyetlerimizi tekzib edip (yalanlayıp, inkâr edip) tekebbür edenlere
gök kapıları açılmaz.
6- HIRS, ŞEHVET
Hırs ve şehvet insana Allah'ın yolunda çok derecat kaybettiren ve çok
pişmanlık çektiren iki afettir.
70/Mearic-19- İnnel-insâne
hulika helûâ.
- İnsan, şüphesiz hırslı yaratılmıştır.
64/Tegabün-16- Ve men yüka
şühha nefsihî feüllâike hümülmüflihûn.
Nefsinin hırsından korunabilen felâha saadete erer.
7- HASED VE DÜŞMANLIK
İnsanların
fırkalara ayrılması, birleşmemesi, tevhidi gerçekleştirmemesi hep hased
ve düşmanlık sebebiyledir.
60/Mümtehine-4- Ve bedee
beynenâ ve beynekümül-adâvetü velbağdâü ebeden hattâ tüminû billâhi vahdeh.
- Sizinle aramızda bir tek Allah'a îmân edinceye kadar ebediyyen
adâvet şiddetli bir nefret aşikar olmuştur.
4/Nisa-54- Em yehsüdûnennâse
alâ mâ âtâhümüllâhü min fedlih
- Yoksa Allah'ın bol ni'metinden verdiği kimseleri mi, çekmiyorlar
hased ediyorlar.
2/Bakara-109- Vedde kesîrun
min ehlilkitâbi lev yeruddûneküm min be'di îmaniküm küffârâ, haseden min
ındi enfüsihim.Kitap ehlinin çoğu içlerindeki haset sebebiyle sizi,
inandıktan sonra küfre döndürmeyi isterler.
8- İSYAN
İsyan Allah'ın
emirlerine itaat etmemize mani olan afettir.
19/Meryem-44- Yâ ebeti
lâ ta'büdişşeytân inneşeytâne kâne lirrahimani asiye.
- Babacığım, şeytana tâbî olma, çünkü şeytan Rahmân'a asî olmuştur.
73/Müzemmil-15,16- İnnâ
erselnâ ileykum resülen şâhiden aleyküm kemâ erselnâ ilâ fir avne resülen.
Fe asâ firavnürresule.
- Şüphesiz size şahidlik
edecek bir Resûl gönderdik. Firavuna gönderdiğimiz gibi. Firavun Resûl'e
âsi olmuştu.
19/Meryem- 14- Ve lem yekun
cebbaren asiyye.
- Âsi olan bir cebbar değildi.
49/Hucurat-7- Ve kerrehe
ileykümüü küfre vel füsuka vel isyane.
- Küfrü, fisk ve isyanı size kerih gösterdi.
9- İPTİLA
Allah'ın yasak
ettiği şeylere olan aşırı ilgi ve bunun sonunda doğan vazgeçilmesi çok
zor olan alışkanlıklar iptilâdır.
5/Maide-90,91- Yâ eyyühellezîne
âmenû innemelhamru velmeysiru vel-ensâbü vel-ezlâmü ricsün min amelişşeytâni
fectenibûhü lealleküm tüflihûn. İnnemâ yürîdüşşeytâânü en yûûka beynekümül-adââvete
velbağdââe filhamri velmeysiri ve yesuddeküm an zikrillâhi ve anissalâh,
fehel entüm müntehûn.
- Ey imân edenler, şarap, kumar, puta tapmak, fal, şeytanın murdar
amelleridir. Artık ondan kaçının ki, felâh bulasınız. Şeytan; şarap, kumar
ile aranıza düşmanlık ve buğz (kin) bırakmak, sizi Allah'ın zikrinden
ve namazdan alıkoymak ister. Daha vazgeçmiyecek misiniz?
10-KİN VE
NEFRET
Kin ve nefret nefsimizin yenilmesi güç afetlerindendir. Bu konuda Yüce
Rabbimiz aşağıdaki Âyet-i Kerîmelerle açıklamalarda bulunuyor.
5/Maide-8- Ve lâ yecrimenneküm
şeneânü kavmin alâ ellâ ta'dilû, i'dilû.
- Bir kavme, topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin.
5/Maide-62
- Ve terâ kesîran minhüm yüsâriûne fil-ismi vel-udvâni ve eklihimüssüht,
lebi'se mâ kânû ya'melûn.
- Onlardan çoğunun günaha, haksızlığa ve haram yemeğe koşuştuklarını
görürsün, yaptıkları ne kötüdür.
5/Maide-64- Ve leyezîdenne
kesîran minhüm mâ ünzile ileyke min Rabbike tuğyânen ve küfrâ, ve elkaynâ
beynehümül-adâvete velbağdâe ilâ yevmilkıyâmeh.
- Rabbinin tarafından inzal olunan, onlardan bir çoğunun azgınlığını
küfrünü artırır. Onların arasında kıyamet gününe kadar düşmanlık, olanca
kuvvetiyle sevmemezlik (buğz, kin, nefret ve haset) yapıştırdık.
5/Maide-14- Feeğraynâ beynehümül-adâvete
velbeğdâe ilâ yevmilkiyâmeh.
- Biz kıyamet gününe kadar aralarına düşmanlığı olanca kuvvetiyle kin,
nefreti yapıştırdık.
3/Al-i İmran-118- Kad bedetilbağdâü
min etvâhihim, ve mâ tühfî sudûruhüm ekber.
- Size olan kin, buğzları dillerinden dökülüyor. Halbuki sinelerinde
sakladıkları buğz-nefret daha büyüktür.
Allah'ın yardımıyla nefsimiz
başlangıçta tezkiye edilip kontrol altına alınarak, bu şer kaynağın nefsimizin
tasfiyesiyle tamamen ortadan kaldırıldığını, Rabbimiz şu âyet-i kerîme'de
en güzel biçimde açıklıyor.
9/Tevbe-15- Ve yüzhib ğayza
kulûbihîm ve yetûbüllâhü alâ men yeşâ'.
- Kalplerindeki kini gidersin ve Allah dilediği kişinin tevbesini kabul
buyursun.
Tevbenin kabulü, ancak Tevbe-i
Nasuh'a davet ile mümkündür. Çünkü tevbenin esası bir daha günah işlememek
üzere Rabbimize verdiğimiz bir Ahd'dir. Fakat, şer kaynaklar nefsimizde
durdukça bu mürnkün değildir. Ammâ bu 19 şer kaynak, ihlasla temizlenince
Allah bizi tevbe-i Nasuh'a davet ediyor. Bu şekilde yukardaki âyet-i kerîme'de,
Rabbimizin söz ettiği gibi tevbemizi kabul ediyor.
59/Haşr-10- Ve lâ tec-al
fî kulubinâ ğıllan lillezîne âmenû.
- Kalbimizde mü'minlere karşı kin bırakma.
11- KÜFÜR
Küfür nefsin bünyesindeki afetlerden en korkuncudur.
18/Kehf-105- Ülâikellezîne
keferu biayati rabbihim ve likâihi fe habitat a'malühüm fe lâ nukiymü
lehüm yevmel kıyameti vez nan.
- İşte onlar Rablerinin âyetlerini ve O'na (Dünya hayatında) kavuşmayı
inkâr ettikleri için amelleri boşa gidenlerdir. Artık onlar için kıyamette
bir terazi tutmayız.
14/İbrahim-34- İnnel-insâne
lezalûmün keffâr.
- Şüphesiz insan zalim çok kâfirdir.
3/Al-i İmran-176- Ve lâ
yehzünkellezîne yüsâriûne filküfr. İnnehüm len yedürrullâhe şey-â, yüridüllâhü
elli yec- ale lehüm hazzan fil-âhırah, ve lehüm azâbün azîm.
- Küfürde yarışanlar seni ü'zmesin. Şüphesiz Allah'a bir zarar veremezler.
Allah Ahirette onlara bir pay vermemek istiyor. Onlara büyük azab vardır.
76/Dehr-24- Ve lâ tüti'
minhüm âsimen ev kefûrâ.
- Onlardan kâfir ve günahkâr olanlara itaat etme.
50/Kaf-24- Elkıyâ fî cehenneme
külle keffârin'anîd.
- İnatçı ve kâfir olanların hepsini Cehennem'e atın.
2/Bakara-257- Vellezîne
keferû evliyâühümüttâğût, yühricûnehüm minennûri ilezzulümât.
- Kâfir olanlar Tagut'un (şeytanın) dostudurlar. Ve nurdan zulmete
götürürler.
49/Hucurat-7- Ve kerrahe
ileykümülküfr.
- Size küfrü kerih gösterdi.
12- MÜRAİLİK
Halk arasında iki yüzlülük olarak anılan mürailik insanın, kalbi ile yaptıklarının
farklı olmasıdır. Allah ise kalbimiz ile davranışlarımızın eşit olmasını
ister.
2/Bakara-264- Ya eyyühellezîne
âmenû lâ tübtilû sadekâtiküm bilmenni vel-ezâ, kellezî yünfiku mâ lehû
riâennâsi ve lâ yü'minü billâhi velyevmil-âhır.
- Ey imân edenler Nâs'a gösteriş olsun diye malını harceden, Allah'a,
ahiret gününe inanmayan kimseler gibi sadakalarınızı, başa kakmak, eziyet
vermek ile hükümsüz kılmayın.
4/Nisa-142- Ve izâ kâmû
ilessalâti kâmû küsâlâ, yürâilnennâse ve lâ yezkürunellâhe illâ kalîlâ.
- Onlar namaza kalkacak olsalar ağır davranırlar Nâs'a gösteriş yaparlar
ve Allahı az zikrederler (münafıklar).
8/Enfal-47- Ve lâ tekûnû
kellezîne haracû min diyârihim betaran ve riâennâsi yesuddûnean sebîlillâhi.
- Yurtlarından böbürlenerek (şımararak) nâs'a gösteriş yaparak çıkanlar,
Allah yolundan nâs'ı alıkoyanlar gibi olmayın.
4/Nisa-38-
Vellezîne yünfikûne emvâlehüm riâennâsi ve lâ yü'minûne billâhi ve lâ
bilyevmil-âhır, ve men yekünişeytânü lehû karînen fesâe kerînâ.
- Mallarını halka gösteriş için harcedenler Allah'a ve Ahiret gününe
inanmayanlar şeytanla arkadaş olmuş ise kötü arkadaşa tutulmuştur.
13- NANKÖRLÜK-
Allah'ın bize olan ihsanlarını görmezliğe gelmek veya hiçe saymak nankörlüktür.
11/Hud-9- Ve lein ezeknel-insane
minnâ rahmeten sümme neze'nâhâ minhü, innehû leyeûsün kefûr.
- Tarafımızdan insana bir rahmet tattırdıktan sonra onu geri alsak
o pek ümitsiz, pek nankör olur.
22/Hac-66 - İnnel-insâne
lekefûr.
- İnsan hakikaten nankördür.
35/Fatır-36- Kezâlike neczî
külle kefûr.
- işte bütün nankörleri böyle cezalandırırız.
43/Zuhruf-15- İnnel-insâne
lekefûrun mübîn.
- Şüphesiz insan apaçık bir nankördür.
17/İsra-67- Ve kânel-insânü
kefûrâ.
- İnsan nankör olmuştur.
14- ÖFKE,
GAYZ
Öfke ve gayz, her an yanlış adımlar atmaya sebep olan afetlerdir.
3/Al-i İmran-118,119,120-
Mi anittüm, kad bedetilbağdâu min efvâhihim, ve mâ tuhfiy sudûrühüm ekber,
kad beyennâ lekümül'âyâti in küntüm ta'kılûn, hâ entüm uhlâi tühibbûnehüm
velâ yühibbûneküm ve tü'minûne bilkitâbi küllih, ve izâ lekûküm kalü âmennâ,
ve izâ halev addû aleykümül'enâmile minelgayz, kulmütü bigayziküm, innallahe
aliymün bizâtissudûr, in temsesküm hasenetün tesü'hüm ve in tüsibküm şeyyietün
yefrehû bihâ, ve in tasbirû ve tettekû lâ yedurrüküm keydühüm şey'a.
- Sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların öfkesi ağızlarından taşmaktadır.
Kalplerinin gizlediği ise daha büyüktür. İdrak ediyorsanız âyetleri açıkladık.
İşte siz, onlar sevmezken, onları seven ve kitabın bütününe inanan kimselersiniz.
Size rastladıkları zaman: "İnandık derler!" yalnız kaldıklarında
öfkelerinden parmaklarını ısırırlar. De ki, öfkenizle ölün. Allah kalplerde
olanı bilir. Size bir iyilik gelse, onların fenasına gider başınıza bir
kötülük gelse, buna sevinirler. Sabreder ve takva sahibi olursanız, onların
hilesi size hiçbir zarar veremez.
15-SABIRSIZLIK
Herşeyin vakti gelecektir. Sabırsızlık göstermeden hedefe doğru gayretle
yürümek gerekir. Sabırsızlık nefsimizdeki önemli afetlerdendir.
21/Enbiya-37 - Hulikal
insanu min acel seüriyküm âyâtiy felâ testa'cilun.
- İnsan aceleci olarak yaratılmıştır. Size âyetlerimi göstereceğim.
Benden acele istemeyin.
19/Meryem-84- Felâ ta'cel
aleyhim, innemâ neuddü lehüm addâ.
- Öyleyse onların acele, yok olmalarını isteme. Biz onların günlerini
sayıyoruz.
20/Taha-114- Ve lâ ta'cel
bilkur-âni min kabli en yükdâ ileyke vahyühü.
- Kur'ân sana vahiy edilirken, vahiy bitmezden önce acele etme.
17/İsra-11- Ve yed-ul-insânü
bişşerri duâehû bilhayri ve kânel-insânü acûlâ.
- İnsan, hayra dua eder gibi şerre dua eder. İnsan pek acelecidir.
16- VEFASIZLIK
Bir söz veya bir yeminin islâmda mutlaka yerine getirilmesi gerekir. Kim
sözlerini veya yeminlerini yerine getirmiyorsa ahde vefa etmemiş oluyor.
Vefasızlık ise nefsimizin ciddi bir afetidir.
17/İsra-34- Ve evfû bil-ahd,
innel-ahde kâne mes-ûlâ.
- Ahde vefa edin. Şüphesiz ahidlerinize karşı mesulsü'nüz.
6/En'âm-152- Ve biahdillâhi
evfû.
- Allah'ın Ahdine vefa edin.
16/Nahl-91- Ve evfû biahdillâhi
izâ âhedtüm ve lâ tenkudul-eymâne ba'de tevkîdihâ.
- Yemin ettiğiniz zaman Allah'ın ahdini yerine getirin. Allah'ı kendinize
kefil göstererek yaptığınız yeminleri bozmayın.
4/Nisa- 155 - Febimâ nekdıhim
misakahüm.
- Misaklarını bozmalarından.
13/Rad-20 - Ellezîne yûfûne
biahdillâhi ve lâ yenkudûnelmîsâk.
- Onlar Allah'ın ahdini yerine getirenler ve misaklarını bozmayanlardır.
2/Bakara-27- Ellezîne yyenkudûne
ahdellâhi min ba'di mîsâkıh.
- Onlar ki, Allah'ın Ahdini, Mîsâkdan sonra bozarlar.
36/Yasin-60,61,62- Elem
e'had ileyküm ya benî âdeme en lâ ta'büdüyşşeytân, innehû leküm adüvvün
mübîn. Ve eni'büdünî hâzâ sırâtın müstakîm.Ve lekad edalle minküm cibillen
kesîrâ
- Ademoğulları, Ben sizden şeytana kulluk etmeyeceksiniz, o sizin için
apaçık bir düşmandır. Bana kulluk edeceksiniz. İşte Sırât-ı Müstakîm budur,
diye ahd almadım mı? Ve andolsun sizden çoğunuz dalâlete düştü.
20/Taha-115- Ve lekad ahidnâ
ilâ âdeme min kablü fenesiye ve lem necid lehû azma.
- Andolsun ki, daha sonra Ademe ahd vermiştik. Fakat unuttu, onu azîmli
bulmadık.
17- YALAN,
TEKZİB
Bu konudaki Âyet-i Kerîme'ler aşağıdadır.
43/Zuhruf-25- Fentekamnâ
minhüm fenzur keyfe kâne âkibetülmükezzibîn.
- Bunun üzerine biz onlardan öç aldık, yalancıların sonunun nasıl olduğuna
bir bak..
61/Saf-2,3- Ya eyyühellezine
âmenû lime tekûlûne mâ li tef-alûn. Kebüra melden indellâhi en tekûlû
mâ lâ tef-alûn.
- Ey imân edenler, yapmadığınz şeyi niçin yaptığınızı söylersiniz,
yapmadığınız şeyi yaptık demeniz, Allah kat'ında büyük gazaba sebep olur.
4/Nisa-112- Ve men yeksib
hatîeten ev ismen sümme yermi bihî berîen fekadihtemele bühtânen ve ismen
mübinâ.
- Kim yanılır veya suç işler de, sonra onu bir suçuzun üstüne atarsa,
şüphesiz iftira etmiş ve günah işlemiş olur.
18- ZULÜM
Zulüm zalime derecat kaybettirir mazluma ise derecat kazandırır.
4/Nisa-30 - Ve men yef'al
zâlike udvânen ve zulmen fesevfe nuslîhi nârâ.
- Bunu kim yapar düşmanlık ve zulüm ederse, onu ateşe sokarız.
33/Ahzab-72- İnnehû kâne
zalûmen cehûlâ.
- İnsan, pek zalim ve cahildir.
14/İbrahim-34- İnnel-insâne
lezalûmün keftâr.
- Doğrusu insan pek zalim ve çok nankördür.
19- ZAN
Başkaları hakkında onların belkide yapmadıkları birşeyi onlar yapmış gibi
düşünmek zandır. Ve bu düşüncemiz, o kişiyi görmediğimiz halde bir suç
işliyormuş gibi bir hükme bizi sürüklerse o zaman bu zan büyük bir günahtır.
53/Necm-23- İn yettebiûne
illezzanne ve mâ tehvel-enfüs.
- Onlar yalnız zan ve tahmine, nefsimizin arzularına uyarlar.
49/Hucurat-12- Ya eyyühellezîne
âmenüctenibu kesîran minezzan, inne ba'dazzanni ism.
- Ey imân edenler zannın çoğundan sakının, şüphesiz bazı zanlar (su-i
zan) günahtır.
53/Necm-28- Ye mâ lehüm
bihî min ılm, in yettebi'ûne illezzan, ve innezzanne lâ yüğnî minelhakkı
şeyâ.
- Onların bu sözleri hakkında hiçbir bilgileri yok. Onlar sadece zanna
ittiba ederler. Zan ise insanı bir hakkı bilmek rnecburiyetinden vareste
kılamaz (dışında tutamaz).
38/Sad-27- Ve mâ halaknassemâe
vel-erda ve mâ beynehüma bâtılâ zâlike zannüllezîne keferû, feveylünlillezîne
keferû minennâr.
- Biz, yeri, göğü ve aralarındakileri boşuna (batıl) yaratmadık. Boşuna
yaratmak sadece kâfirlerin zannıdır.
10/Yunus-66- İn yettebiûne
illezzenne ve inhüm illâ yehrusûn.
- Onlar, ancak o zanna tâbî olurlar. Ancak tahmin ederler.
10/Yunus-36- Ve mâ yettebiu ekserühüm illâ, zannâ, innezzanne lâ yüğni
minelhakkı şeyâ.
- Onların ekserisi ancak zanna tâbî olurlar, şüphesiz zan hiçbir zaman
hakkın yerine geçmez.
7/Araf-30 - İnnehümüttehazû
şeyâtîne evliyâe min dûnillâhi ve yehsebûne ennehüm mühtedûn.
- Şüphesiz onlar Allah'ı bırakarak şeytanı dost edinmişlerdir ve hidayete
erdiklerini zannediyorlardı.
6/En'âm-148- Kul hel ındeküm
min ilmin fetühricûhülena, in tettebiûne illezanne ve in entüm illâ yahrusûn.
- Onlara de ki; Eğer bir bilğiniz varsa onu bize çıkarırsanız siz zandan
başka bir şeye tâbî olmazsınız, kuru kuru tahminde bulunursunuz.
6/En'âm- 116- Ve in tütı'
eksera men fil-erdı yüdıllûke an sebılillâh, in yettebiûne illezzanne
ve inhüm illâ yahrusûn.
- Yeryüzünde olanın ekserisine itaat edersen onlar seni Allah yolundan
saptırırlar. Onlar ancak zandan başka birşeye tâbî olmazlar. Onlar kuru
kuru tahminde bulunurlar.
NEFSİN TALEPLERİ
Nefs çok yönlüdür. Çünkü bir
hedefi yoktur. Çok şeye karşı alâka duyabilir.Fakat bunlardan herhangi
bir tanesi daima dominanttır, önde gelir. Bu arzusu tatmin edilinceye
kadar nefsimiz sadece onun tatmini istikametinde uğraşır. Diğer konular
onun için ikinci plandadır. Allahû zülcelâl Hz. her kulunu ayrı bir konuya
düşkün yaratmıştır.
İnsanın en şerefli mahlûk oluşundaki en büyük etkenlerden bir tanesi de,
ona nefs verilmesidir. Peygamber Efendimiz (SAV)'in harpler tamamlandıktan
sonra, "Artık küçük cihadlar bitti, şimdi buyük cihadlar başlıyor."
sözündeki cihad nefse ve onun taleplerine karşı açılan savaştır. Bu savaşın
temel hedefi, nefsimizin başlangıçta tezkiye, sonra terbiye ve tasfiye
edilerek ruhumuzun emrine verilmesidir. Nefsimizdeki 19 afetin yerine
ruhumuzun 19 hasletinin, faziletlerinin yerleşmesi, yani ruhumuzun halleriyle
hallenip, onun hoşlandığı şeylerden zevk alması ve bunlardan vazgeçmez
hale gelmesidir.
Nefsimiz başlangıçta, Allah'ın emirlerine karşı isyankardır. Onu tezkiye
etmek lâzımdır. Nefsin tezkiyesi ona istediklerini vermemekten geçer.
Nefsin her istediği münkeri, nehy edildiği halde ikram eden kul nefsinin
emrindedir.
30/Rum-7- Ya'lemûne zâhiran
minelhayâtiddünyâ, ve hüm anil-âhırati hüçm gâfilûn.
- Onlar dünya hayatının zahirini bilirler. Onlar Ahiretten habersizdirler.
28/Kasas-78- Kâle innemâ
ûtitühû alâ ılmin ındî, evelem ya'lem ennellâhe kad ehleke min kablihî
minelkurûni men hüve eşteddü minhü kuvveten ve ekseru cem-â.
- Kârun, bu servet ancak bende mevcut bir ilimden ötürü bana verilmiştir.Allah'ın
önceleri ondan daha güçlü ve topladığı şey daha fazla olan nice zenginleri
helâk ettiğini bilmez mi ?
2/Bakara-200- Feminennâsi
men yekûlü Rabbenâ âtinâ fiddünya ve mâ lehû fil-âhirati min halâk.
- Rabbimiz bize dünyada var diyen insanlar vardır. Öylesinin Ahirette
payı yoktur.
11/Hud-15,16- Men kâne
yürîdülhayâteddünyâ ve zînetehâ nüveffi ileyhim a'mâlehüm fîhâ ve hüm
fîhâ lâ yübhasûn. Ülâikellezîne leyse lehüm fil-âhırati ilennâr.
- Dünya hayatını ve güzelliklerini isteyenlere orada tastamam veririz.
Onlar, orada bir eksikliğe de uğratılmaz. İşte Ahiret'te onlara ateşten
başka bir şey yoktur.
Buradan da anlaşıldığı gibi
tezkiye, terbiye ve tasfiye edilmemiş nefsin tüm talepleri dünyaya dönüktür.
Nefsimizin bu talepleri bizi Allah yolundan ayırmaya, saptırmaya çalışan
apaçık bir düşmanımız olan iblisin talepleriyle çakışmaktadır.
15/Hicr-39,40- Kâle Rabbi
bimâ ağveytenî leüzeyyinenne lehüm fil-ardı ve leüğviyennehüm ecmeîn,
illâ ıbâdeke minhümülmühlesîn.
- Rabbim beni saptırdığın için and olsun ki, yeryüzünü onlara güzel
göstereceğim. İhlas sahibi kulların müstesna, hepsini saptıracağım.
İşte, dünya zînetine düşen
ve iblisin aldatmalarına kanan her nefs, kendisinde mevcut olan 19 afet
sebebiyle ve iblisin tesiriyle daima şer talep sahibidir.
İblis bu talepleri güçlendirmektedir.
DR.İSKENDER
ALİ MİHR