RUHUN
YARATILIŞI
Ruh üfürülererk
yaratılmıştır.
32/ SECDE-9: sümme sevvâhü ve nefeha fiyhi min rûhihî ve ce'ale lekümüssem'a
vel'ebsâre vel'ef'ideh, kaliylen mâ teşkürûn.
Sonra (Allah) onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun
içine) ruhundan üfürdü ve onu (onun ruhunun kalbine) sem'i (kalbin işitme
hassası) basar (kalbin görme hassası) ve fuad (kalbin idrak etme hassası)
hassalarına (sahip) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.
15/ HİCR-29: feizâ sevveytühü ve nefahtü fiyhi min rûhiy feka'û lehü
sâcidiyn.
Onu nefsle dizayn edip ve Ruhumdan O'na üfürdüğüm zaman ona secde edin.
Allah'u Tealâ önce insanı şekillenmiş bir çamurdan yaratıyor ve onun
içine nefs vucudu dizayn ediyor. İnsana ruhundan üfürdüğü zaman, insan
en üstün mahluk durumuna geliyor. Ve bütün meleklere secde emrini veriyor.
İnsanı üstün kılan insanın fizik vücudu veya nefsi değil ruhudur. Çünkü
ruh ahsen olarak yaratılmıştır. Yaratılırken 19 hasletin sahibidir.
Allah'ın bütün emirlerini yerine getirmek üzere, yasak ettiklerini ise
yapmamak üzere programlanmıştır. Ruh fizik vucudun ve nefsin işlediği
hiçbir günaha iştirak etmez. Onlardan ayrılır. Vazifesi burada bitmez.
Tekrar onlarla beraber olduğu zaman, onlara işledikleri günah sebebiyle
azap uygular. Daima Allah'ın güzelliklerini insana telkin eder. İnsanın
aklını Allah'ın emirleri ve nehiyleri doğrultusunda ikna etmeye çalışır.
Ruh Allah'ın emrindendir. Allah'ın emrinden olan diğer bütün yaratılanlar
gibi o da vazifesini tamamlayarak Allah'a geri dönmek üzere programlanmıştır.
İnsanın üç vucudundan sadece ruh, Allah'ın zatına ulaşabilir. Yeryüzündeki
herşeyi yaratan Allah, ruhun kendisine ulaşması için, göğüde yedi kat
olarak düzenliyor. Ruh, 7 kat olarak dizayn edilen gök katlarını aşıp
yedinci katın yedi alemini geçerek ademe (boşluk, yokluk)ulaşabilir
ve Allah'ın zatında yok olabilir. Bu özelliğin sahibidir.
İşte Rabbimiz Bakara suresi 29uncu ayette bu sebeble göğün yaratılışını
anlatmaktadır.
2/ BAKARA -29: Hüvellezi halâka leküm ma fil ardı cemi'an sümmesteva
ilessemai fe sevvahünne seb'a semavati. Ve hüve bikülli şey'in alîm.
O (Allah) ki; yeryüzündeki şeylerin hepsini sizin için yarattı, sonra
(kudret ve iradesiyle) göğe yönelip, onları da yedi (kat) gök olarak
düzenledi. O, her şeyi bilen ALÎM'dir.
RUH AHSENDİR
VE TEK YÖNLÜDÜR
Allahû Tealâ
ve Tekaddes Hz.leri "İrciî ilâ Rabbiki." (Rabbine dön)
emrini bütün kulları için vermiştir. Allah'ın Zat'ına dönecek ve O'nda
fani olacak, yok olacak olan bizim ruhumuzdur. Bir tek, ruh, Allahû
Zülcelâl Hz.nin Zat'ına ulaşabilmeye yetkili kılınmıştır. Nefis ve ceset,
Allah'ın Zat'ına ulaşamazlar. Bu sebepledir ki, ruh saf ve temiz olmalı
ki, Allah'ın Zat'ına ulaşabilme yetkisi kendisine verilsin.
Ruh bir tek yönde Allah'ın Zat'ı hedef olmak üzere istikametlendirilmiştir.
Kur'ân-ı Kerîm'imizde Rabbimiz ruhu hep temsilcisi olarak vaz ediyor
ve değişik kademelerdeki ruhların varlığı, irşad yolundaki vazifeden
kaynaklanıyor. Kur'ân-ı Kerîm'imizde, ruhumuzun da nefsimiz gibi tezkiye
ve tasfiyesinin gerekli ve lüzumlu olduğuna dair hiç bir işarete rastlamak
mümkün değildir. Rabbimiz ruhu şöyle tasvir ediyor:
17/İsra-85- Kulirrûhu min emri Rabbî.
- De ki; Ruh, Rabbinin emrindendir.
Rabbimizin
emrinden olan bu varlığın, Allah'ın bizdeki üç emanetinden sadece birisi
olduğunu Rabbimiz, Ahzab Sûresinin 72. Âyet-i Kerîme'sinde açıklıyor;
33/ AHZAB-72:
innâ aradnel'emânete alessemâvâti vel'ardı velcibâli fe'ebeyne en yahmilnehâ
ve eşfakne minhâ ve hamelehal'insân, innehü kâne zalûmen cehûlâ.
Muhakkak ki biz, emaneti göklere, arza ve dağlara teklif ettik de
bunu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Onu insan yüklendi.
Çünkü o zalim ve cahildir.
İşte hiç kimsenin
yüklenmediği bu emâneti Allahû Tealâ kendisine iade etmemizi emrediyor.
4/ NİSA - 58: innallahe ye'mürüküm en tüeddûl'emânâti ilâ ehlihâ
ve izâ hakemtüm beynennâsi en tahkümû bil'adl, innallahe ni'immâ ye'izuküm
bih, innallahe kâne semiy'an basıyrâ.
Allah emanetleri sahibine teslim etmenizi emreder. İnsanlar arasında
hakemlik ettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki
Allah bununla size bir nimet veriyor. Ve Allah işiten ve bilendir.
Bu sebeple,
Allah'ın emaneti olan ruhu, Rabbimize teslim etmemiz gerek. Ruhun da,
Allah'ın Zat'ından başka bir istikameti olmadığı gibi talebi de yoktur.
Buna rağmen Allah'ın emrini yerine getirebilmesi ancak, Allah'ın emirlerinin,
vücut ülkesindeki tatbik edilmesine bağlıdır. Ancak bu yolla, yani nefsin
tezkiyesine paralel olarak hedefine ulaşır. Allah'ın Zat'ına vasıl olur.
Ruhun, Rabbine dönebilmesi için önce ceset adı verilen bu hapishaneden
kurtulması ve Rabbine ulaşması gerekir. Mürşide ulaşmayan bir kişinin
ruhunun, ceset adı verilen hapishaneden Allah'a ulaşabilecek hüviyette
kurtulması mümkün değildir. Mürşide ulaşan kişinin ruhu ise Sırat-ı
Müstakiyme ulaşır ve oradan bütün huzur namazlarına ulaşır ve kılar.
90/ BELED-10: ve hedeynâhünnecdeyn.
Bir de ona , iki yolu (hak ile batılı) gösterdik.
90/ BELED-11: felaktehamel'akabete.
Fakat o , sarp yokuşu aşmaya girişmedi. (Kendisine verilen bunca
nimetlere şükretmedi.)
90/ BELED-12: ve mâ edrâke mel'akabeh.
O sarp yokuşun ne demek olduğunu sen bilirmisin?
90/ BELED-13: fekkü rekabetin.
O kölenin (ruhun) azadıdır.
Âyet-i Kerîme'lerin ilk bölümü Rabbimize dönecek olan ruhumuzun ceset
adı verilen bu hapishaneden kurtulması ile ilişkilidir. Sonra üstümüzde
yaratılan 7 katlı gök yolculuğunu tamamlaması ile ilgilidir. Âyet-i
Kerîmelerin ikinci bölümü nefsimizin tezkiye vasıtalarından olan zekât
ve birr'in toplamı şeklinde ifade edilen, helâl rızıktan hak sahipleri
tarafından infak edilmesidir. Çünkü ruhun yolculuğu nefsin tezkiyesi
şartına bağlanmıştır. Nefsi, 7 Tezkiye kademesinde tezkiye olmayan bir
cesetteki ruhun Rabbine dönüp, vasıl olması mümkün değildir.
RUHUN
19 HASLETİ
1- Sevgi
2- İman
3- Doğruluk
4- Adalet
5- Edeb
6- Kemalat
7- Cömertlik
8- Sukunet
9- İtaat
10- Sabır
11- Tevazu
12- Kanaat
13- Şükür
14- Ketumiyet
15- Hakikat
16- Meziyet
17- Vefa
18- Samimiyet
19- Tevhid
1- SEVGİ
Sevgi Allah'ın insana verdiği hasletlerin en üst seviyesinde olandır.
Yüce Rabbimiz nasıl kendisinden bize sonsuz bir sevgi akımı varsa bizden
de başkalarına sonsuz bir sevgi akışını öngörmektedir.
3/Al-i İmran-119-
Ha entüm ülâi tühibbûnehüm ve lâ yühibbûneküm ve tü'minûne bilkitâbi
küllih.
- Onlar sizi sevmedikleri halde, siz onları seversiniz ve kitabın
butününe imân edersiniz.
Görülüyor ki,
bizi sevmeyenleri bile sevmek Allah'ın temel görüşüdür. Ve bundan 14
asır önce böyle bir toplum oluşmuştur. Hayra ulaşan ve saadeti yaşayan
bir toplum. İşte bu sebeple o devre Asr-ı Saadet denmiştir. Bu âyet-i
kerîmede saadetin esasının, kitabın bütününe imân etmek, yani sadece
İslâm'ın 5 şartıyla değil, nefsimizin, ruhumuzun ve fizik vücudumuzun
teslimlerini tamamlayarak, amel etmek olduğu da açıklık kazanıyor.
48/Fetih-29-
Muhammedün Resûlüllâh, vellezîne meâhu eşiddâü alelküffâri ruhamâü beynehüm.
- Muhammed (SAV), Allah'ın Resûlüdür. O'nunla beraber olanlar, kâfirlere
karşı sert, birbirlerine karşı muhabbetkâr ve merhametlidirler.
60/Mümtehine-8
- Lâ yenhââkümüllâhü anillezîne lem yükââtilûûküm fiddîîni ve lem yühricûûküm
min diyââriküm en teberrûûhüm ve tüksitûû ileyhim, innellâhe yühıbbülmüksitîîn.
- Allah din uğrunda sizinle savaşmayan, sizi diyarınızdan çıkarmayan
kimselere, iyilik yapmanızı ve adil muamele etmenizi yasaklamaz. Çünkü,
Allah adil davrananları sever.
59/Haşr-9-
Vellezîne tebevveüddâra vel-îmâne min kablihim yühibbûne men hâcera
ileyhim.
- Bunlardan evvel Medine'yi yurt ve imân evi edinenler kendilerine
hicret edenleri severler.
2- İMÂN
İslâm olmanın 3 şartından biri tek Allah'a imân etmektir. İmân olmadan
yolâ çıkmak mümkün değildir.
32/Secde-15-
İnnemâ yü'minü biâyâtinellezîne izâ zükkirû bihâ harrû sücceden ve sebbehû
bihamdi Rabbihim ve hüm lâ yestekbirûn.
- Bizim âyetlerimize yalnız o kimseler imân ederler ki, âyetlerimiz
hatırlarına gelirse secde ile yere kapanırlar. Rab'lerini överek tesbih
ve tenzih ederler. Ve tekebbür etmezler (büyüklenmezler).
32/Secde-18-
Efemen kâne mü'minen kemen kâne fâsikan, lâ yestevûn.
- Mü'min fasık gibi midir? Bunlar bir olmazlar.
3- DOĞRULUK
Doğruluk her hatanın işlenmesine mani olacak en sağlam haslettir. Yalan,
işlenen hatanın örtülmesi için, gizlenmesi için başvurulan bir yanlış
davranıştır.
9/Tevbe-43-
Afallahü anke, lime ezinte lehüm hatta yetebeyyenelekellezîne sadekû
ve ta'lemelkâzibîri.
- Allah seni affetsin, fakat (sadıklar) sence belli olmadan yalancıları
(kâzipleri) bilmeden evvel niye onlara izin verdin.
12/Yusuf-26-
Kâle hiye râvedetnî an nefsî ve şehide şâhidün min ehlihâ, in kâne kamîsuhû
kudde min kubülin fesadekat ve hüve minelkâzibin.
- "O benden murad almak diledi" dedi. Kadının ailesinden
bir şahit de şehadet etti. Eğer Yusuf'un gömleği önünden yırtılmışsa
kadın gerçek söylüyor. O yalancılardandır.
33/Ahzab-70-
Ya eyyühellezîne amenüttekullâhe ve kulu kavlen sedîdâ
- Ey imân edenler Allah'dan sakının doğru söz söyleyin.
36/Yasin-52-
Hâzâ mâ veaderrahmânü ve sadekalmürselûn.
- İşte bu Allah'ın vaadettiği, gönderilen peygamberlerin doğruyu
(gerçeği) söyledikleri gündür.
27/Neml-27-
Kâle senenzuru esadekte em künte minelkâzibîn.
- Bakalım gerçek mi söylüyorsun yoksa yalancılardan biri misin ?
4- ADÂLET
İnsanlar nefisleri dolayısıyla hata yaparlar. Bu hata başkalarına zarar
verebilir. Böyle bir durumda zarara uğrayanın zararının giderilmesi
gerekir ki bu tatbikata, yani hakkın sahibine teslimine adâlet denir.
3/Al-i İmran-18-
Yâ ülül-ılmi kaimen bilkıst.
- Adâleti kaim kılan ilim sahipleri.
5/Maide-8-
Ya eyyühellezîne âmenû kûnû kavvâmîne lillâhi şühedâe bilkıst, ve lâ
yecrimenneküm şeneânü kavmin alâ ellâ ta'dilû.
- Ey imân edenler, Allah için adil şahitler olun. Bir topluluğa öfkelenmeniz
sizi adâlet etmemekle vebale sürüklemesin. Adâlet edin.
5/Maide-42-
Semmeûne lilkezibi ekkâlûne lissüht. fein cauke fehküm beynehüm ev a'rid
anhüm, ve in tü'rid anhüm felen yedurrûke şey-en ve in hakemte fehküm
beynehüm bilkıst, innallâhe yühibbülmüksitîn.
- Onlar, yalana kulak verenler, haram mal yiyenlerdir. Eğer sana
gelirlerse aralarında hükmet veya onlardan yüz çevir. Eğer onlardan
yüz çevirirsen, onlar sana hiçbir zarar veremezler. Şayet aralarında
hükmedersen adaletle hükmet. Allah adâletle hükmedenleri sever.
7/Araf-29-
Kul emera Rabbî bilkıst.
- De ki, "Rabbim adâleti emreder".
10/Yunus-47-
Feizâ câe resûlühüm kudıye beynehüm bilkıstı vehüm lâ yezlemûn.
- Onlara resullerimiz geldiğinde aralarında adâlet ile hüküm edilir,
onlara zulüm yapılmaz.
7/Araf-159-
Ve min kavmi Mûsâ ümmetün yehdûne bilhakkı ve bihî ye'dilûn.
- Musa'nın kavminden bir topluluk Hakk'a ulaştırırlar ve adâletle
emrederler.
7/Araf-
181- Ve mimmen halâkna ümmetün yehdune bil hakkı ve bihî ya'dilûn.
- Bizim yarattıklarımızdan öyleleri vardır ki; Hakka ulaşırlâr ve
adâletle hüküm verirler.
5- EDEB
Edeb, insanın kendi içinde, diğer insanlarla, mürşidiyle ve özellikle
Allah ile ilişkilerinde en saygılı davranış biçimini sergilemesidir.
Bir kişinin makamının altında davranışı tevazu, makamı seviyesinde davranışı
vekar, makamından ötede davranışı kibirdir.
4/Nisa-148,149-
Lâ yühibbüllâhülcehra bissûi minelkavli lilâ men zulim, ve kânellâhü
semîan alîyma. İntübdû hayran ev tühfûhü ev tühfûhü an sûin feinnallâhe
kâne afüvven kadîrâ.
- Allah kötü sözün âşikâr söylenmesini sevmez. Meğer ki, söyleyen
zulüm görmüş ola. Allah işitir, bilir. Eğer hayrı âşıkâr veya saklı
kılsanız veya bir kötülüğü affetseniz Allah da affeder. Çünkü O affeden
ve Kâdir olandır.
25/Furkan-63,64-
Ve ibadürrahimânillezîne yemşûne alel-ardı hevnen ve izâ hatebehümülcâhilûne
kâlû selâmâ . Vellezîne yebîtûne lirabbihîm sücceden ve kıyâmen.
- Rahmân'ın öyle kulları vardır ki, onlar yeryüzünde tevazu vakar
ile yürürler. Şayet onlara kendini bilmez kimseler söz atacak olurlarsa
incitmeyecek cevap verirler. Rabb'leri için geceyi secde ve kıyam içinde
geçirirler.
6- KEMALÂT
Kemalât, kişinin kemâle ermesi, insanı kâmil olmasıdır. Kâmil insanın
en alt mertebesi ihlâstır. Salâh ise başkalarına kemâl öğretecek Mürşidlerin
derecesidir. Hiç kimse irşad olmadan ihlâsa ulaşamaz.
49/Hucurat-7-
Ve lâkinnallâhe habbebe ilekümül-îymâne ve zeyyenehû fîy kulûbiküm ve
kerrehe ileykümülküfre velfüsûka vel-ısyân, ülâike hümürrâşidûn.
- Allah size imânı sevdirdi. Kalbinizi onunla (imanla) tezyin etti.
Fıskı, küfrü, isyanı iğrenç kıldı. Onlar irşad olanlardır.
7- CÖMERTLİK
İnsanın elindeki imkânı isteyerek, hoşlanarak başkalarına vermesi hali
cömertliktir. İnsanı yücelten bir haslettir. Çünkü Rabbimiz çok infak
edenleri velâyetin en üst 2 seviyesine lâyık görüyor. İhlâs ve Salâh.
3/Al-i İmran-134-
Ellezîne yünfîkûne fisserrâi veddarrâ'.
- Onlar ki, bollukta ve darlıkta infak ederler.
49/Hucurat-15-
Ve câhedü fî sebilillahi bi emvâlihim ve enfüsihim.
- Allah yolunda malllarıyla ve nefisleriyle cihad ederler.
61/Saf-11-
Tü'minûne billâhi ve Resûlihî ve tücadihûne fî sebîlillâhi bi emvâliküm
ve enfüsiküm, zâliküm hayrun leküm in küntüm ta'lemûn.
- Allah ve Resûlüne imân sahibi iseniz malllarınızla ve nefsinizle
cihad edersiniz. Bu sizin için daha hayırlıdır, eğer bilirseniz.
8- SÜKÛNET
Sükûnet, insanın iç dünyasında nefsi ile Ruhu arasındaki kavganın, savaşın
bitmesi halidir ki İslâmın 3 üncü ve son faktörüdür. Harp bitmiş yerine
sûlh ve sükûn gelmiştir.
48/Fetih-4-
Hüvellezî enzeles sekînete fî kulûbilmü'minîne liyezdâdû îmânen mea
îmânihim.
- İmân sahiplerinin imânlarına imân katmak için onların kalplerine
sükûneti indiren O'dur.
48/Fetih-26-
Fe enzelelâhü sekînetehû alâ resûlihi ve alelmü'minîne ve elzemehüm
kelimetettekvâ ve kânû ehakka bihâ ve ehlehâ.
- Allah Resûlüne ve imân sahiplerinin gönüllerine sükûneti indirdi.
Onların takva sözünü tutmalarını sağladı. Onlar bu söze lâyık ve ehil
kimselerdi.
9- İTAAT
Toplumun dünya üzerinde düzenle yaşaması emirlere itaat ile mümkündür.
Bu emir verme mertebesinde olanın emri yerine getirilmezse kaos olur,
kargaşa olur. Allah ile ilişkilerimizde de asıl olan Allah'ın bütün
emirlerinin yerine getirilmesidir. Yani Allah'a itaattir.
4/Nisa-64-
Ve mâ erselnâ mîn rasûlin illâ liyütâa biiznillâh.
- Biz her Resûlü Allah'ın izniyle itaat olunması için göndeririz.
4/Nisa-80-
Men yütıırresûle fekad etââallah, ve men tevelIâ femââ erselnââke aleyhim
hafîîzââ.
- Kim Resûle itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse
seni onların üzerine muhafız göndermedik.
8/Enfal-46-
Ve etîullâhe ve Resûlehû ve lâ tenâzeû fetefişelû ve tezhebe rîhuküm
vasbir, innellâhe meassâbirin.
- Allah'a ve Resûlüne itaat edin, kavga (niza) etmeyin yoksa korkarsınız
ve kuvvetiniz gider. Sabredin şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.
48/Fetih/10-
İnnellezîne yübâyiûneke innemâ yübâyiûnellâh.
- Şüphesiz Sana biat edenler, Allah'a biat etmiş olur.
49/Hucurat-7-
Ve kerrahe ileykümülküfra velfüsûka vel-ısyân.
- Allah sizden küfrü, fıskı ve isyanı giderdi.
10- SABIR
Sabır, tahammül ederek beklemektir. Bir zulûm karşısında, hemen intikam
almaya teşebbüs etmemek, acıya katlanmak ve beklemektir. Allah sabredene
mutlaka bir kurtuluş kapısı açar.
42/Şura-43-
Ve lemen sabere ve ğaterâ inne zâlike limen azmil-ümûr.
- Kim sabreder suç bağışlarsa, bu işlerin en hayırlısıdır.
25/Furkan-20-
Ve cealnâ ba'daküm liba'dın fitneh, e tesbirûn.
- Biz birbirinizi diğerine bela ve fitneye sebep kıldık, bakalım
sabredebilecek misiniz?
2/Bakara-155
- Veleneblüvenneküm bişey-in minelhavfi vel cû-i ve naksin minelemvâli
vel-ensüsi vessemarât, ve beşşirissâbirin.
- Sizi biraz açlık biraz korku biraz da mallardan, canlardan meyvelerden
eksilterek imtihan edeceğiz. Sabredenlere müjdele.
5/Maide-54-
Ezilletin alelmü'minîne e izzetin alelkâfirîn.
- Onlar mü'minlere karşı alak gönüllü, fakirlere karşı izzetli.
11- TEVAZU
Tevazu bir insanın sahip olduğu makamın altında davranışıdır. "Derviş
gönülsüz gerek" sözü Yunus tarafından tevazuyu da kapsayacak biçimde
söylenmiştir.
17/İsra-37-
Velâ temşi fil-ardı merahâ, inneke len tahrikal-erda velen teblüğalcibâle
tûlâ.
- Yeryüzünde kibir ve azametle yürüme çünkü yeri delemezsin, uzunlukta
dağlara erişemezsin.
25/Furkan-63-
Ve ibâdürrahmânillezîne yemşûne alel-erdı hevnâ
- Rahmân'ın kulları yeryüzünde tevazu ile yürürler.
12- KANAAT
Muhakkak ki Allah'ın bir kula ihsan ettiği herşey optimaldir. En uygun
seviyededir. İşte Allah'ın verdiği ile yetinmek kanaattir ve Allah'dan
razı olmak ancak bununla mümkündür.
59/Hicr-9-
Lâ yecîdûne fî sudûrihim hâceten min mâ ûtu ve yu'sirune alâ enfüsihim
velev kâne bihim hasâsah.
- Muhacirine verilen ganimetten dolayı kalblerinde bir arzu duymazlar.Kendileri
ihtiyaç içinde olsalar bile.
17/İsra-35-
Ve evfülkeyle izâ kiltüm ve zinû bilkıstâsilmüstakîm, zâlike hayrun
ve ahsenu te'vîlâ .
- Ölçtüğünüz zaman ölçeği yerine getirin, doğru terazi ile tartın.
Bu hal daha hayırlıdır. Akibeti daha güzeldir.
13- ŞÜKÜR
Allah'ın bize verdiği nimetlere, fizik nimetlere şükretmek asıldır.
Şükür kuru kuruya Allah'a şükranlarını sunmak değildir. Allah bir para
verdiyse o paradan zekâtımızı ve birrimizi verecek ondan sonra Allah'a
şükredeceğiz. O zaman şükür geçerli olur.
Hamd ise Allah'ın ihsan ettiği fizik ötesi nimetler içindir. Bu nimetler
lâyık olanlara öğretilerek hamd edilir.
17/İsra-3-
İnnehü kâne abden şekûrâ.
- Şüphesiz O (Nuh) çok şükreden bir kulumuzdu.
34/Sebe-
13- İ'malû alâ Davude şükra, ve kalîlün min ibadiyeşşekûr.
- Ey Davut ailesi nimetime şükredin. Kullarımdan şükr edenler azdır.
14/İbrahim-5-
Ve lekad erselnâ Mûsâ biâyâtinâ en ahric kavmeke minezzulümâti ilânnûri
vezekkirhüm bieyyâmillâh, inne fî zâlike leâyâtin likülli sabbarin şekûr.
- Biz Musaya kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar onları Allah'ın
günleri boyunca zikrettir diye âyetler gönderdik. İşte bunda sabır ve
şükredenler için ibretler vardır.
31/Lokmân-12-
Ve lekad ateynâ Lukimânelhikmete enişkür lillâh.
- Biz Lokmân'a Allah'a şükret diye hikmet verdik.
7/Araf-144-
Kâle Yâ Mûsâ innîstafeytüke alennâsi birisâlâti ve bi kelâmî fehuz mâ
âteytüke ve kün mineşşakirîn.
- Ey Mûsâ Ben seni rîsaletime ve kelâmımla üstün kıldım, seçtim.
Artık sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol.
4/Nisa-147-
Mâ yef-alüllâhü biazâbiküm in şekertüm.
- Şükrederseniz Allah size azab etmez.
14/İbrahim-7-
Lein şekertüm le ezîdenneküm.
- Eğer şükrederseniz ni'metlerinizi artırırız.
14- KETUMİYET
Ketumiyet, ketm'etmek, saklamak, sır saklamak anlamına gelir. İnsanlar
kendilerine emniyet edilerek, güvenerek açıklanan sırları saklamak zorundadırlar.
4/Nisa-83
- Ve izâ câehüm emrun minelemni evilhavfi ezâu bih, velev raddûhü ilerrasûli
ve ilâ ülilemri minhüm lealimehüllezîne yestenbiûnehû minhüm.
- Emniyet veya korku haberi geldiği zaman onu açıklarlar, o haberi
Resûle ve Ulûl-emre bıraksalar ve açıklamasalardı o haberi çıkaranlar
ne olacağını elbette onlardan öğrenirlerdi.
4/Nisa-148-
Lâ yühibbüllâhülcehra bissûi minelkavli lilâ men zulim,
- Allah kötu sözün aşikâr söylenmesini sevmez, meğer ki, söyleyen
zulüm görmüş ola. .
15- HAKİKAT
Hak Allah'tır. Allah'ın bir ismidir. Bu sebeple Allah'a ulaşmak hakka
ulaşmak ve hakikati öğrenmek anlamına kullanılır. Hakikate ulaşılamazsa
dalâlet söz konusudur. Ruhumuzun programlandığı haslet, hakikate yani
Allah'a ulaşma hasletidir. Hakikat bir de gerçek anlamına gelir. Allah'ın
indirdikleri ile alâkalıdır.
78/Nebe-39-
Zâlikelyevmülhakk, fe men şâettehaze ilâ Rabbihî meâbâ..
- İşte o gün hak günüdür (Hakka ulaşma günüdür). (Allah'a ulaşmayı)
Dileyen kendine Rabbine giden bir yol tutar ve Rabbi onun için bir sığınaktır.
7/Araf-159-
Ve min kavmin Mûsâ ümmetün yehdûne bilhakkı.
- Musa'nın kavminden bir topluluk Hakk'a ulaştırırlar.
6/En'am-66-
Ve kezzebe bihî kavmüçke ve hüçvel hakk.
- Kur'ân hakk iken kavmin onu yalan saydı.
10/Yunus-32-
Femâ zâ ba'delhakkı illâddalâlü.
- Artık haktan sonra dalâletten başka ne vardır.
10/Yunus-35,36-
Kulillâhü yehdî lilhak, efemen yehdî ilelhakki ehakku en yüttebea emmen
lâ yehiddî illâ en yühdâ, fe mâ leküm keyfe tehkümûn. Ve mâ yettebiu
ekseruhüm illâ zannâ, innezzanne lâ yüğnû minelhakkı şey-â.
- De ki; Allah hakka ulaştırır, acaba hakka ulaştırana mı ittiba
daha layıktır, yoksa kendisi hidâyete ulaştırılmadan hakka ulaştıramayan
kişiye mi? Size ne oluyor? Nasıl böyle hükmediyorsunuz? Onların pek
çoğu zanna tâbî oluyor şüphesiz zan hiç bir zaman hakkın yerini tutamaz
13/Rad-19-
Efemen ya'lemü ennemâ ünzile ileyke min Rabbikel hakku kemen hüve a'mâ.
- Rabbin tarafından sana indirilenin hak olduğunu bilen kimse kör
gibi midir?
16- MEZİYET
Meziyet ruhumuzun hasletlerinden kullanma alanına girmiş olanlardır.
Yani hangi hasletleri kullanabiliyorsak biz o seviyedeki meziyetin sahibiyiz
demektir.
25/Furkan-64-
Vellezîne yebîtûne lirabbihîm sücceden ve kıyâmâ
- Rabb'leri için geceyi secde ve kıyam içinde geçirirler.
25/Furkan-72-
Vellezîne lâ yeşhedûnezzûre, ve izâ merrû billağvi merrû kirâmâ.
- O kullar yalan yere şahadet etmezler.
49/Hucurat-7-
Ve zeyyenehû fî kulûbiküm ve kerrahe ileykümülküfra velfilsûka vel-isyân.
- Kalbinizi müzeyyen kıldı ve küfrü, fıskı ve isyanı size kerih kıldı.
17-VEFA
Vefa verilen bir söz, bir ahd, bir misak veya bir yeminin yerine getirilmesi,
ifa edilmesi halidir. Ahde vefasızlık ise sorumluluğu gerektirir. Tabii
bu husus Allah ile olan ahdlerimizde daha da önem kazanır.
13/Rad-20-
Ellezîne yûfûne biahdillâhi velâ yenkudûnel misâk.
- Onlar ki, ahdlerine vefa ederler ve misaklarını bozmazlar.
48/Fetih-10-
Ve men evfa bimâ âhede aleyhüllâhe.
- Allah'a verdiği ahde vefa edenlere, Allah büyük ecir hazırladı.
17/İsra-34-
Ve evfû bil-ahd, innel-ahde kâne mes-ûlâ .
- Ahde vefa edin. Şüphesiz ahidde sorumluluk var.
33/Ahzab-15-
Ve lekâd kânû âhedüllâhe min kablü lâ yüvellûnel-edbâr ve kâne ahdillâhi
mes-ûlâ .
- Ve andolsun ki bundan evvel arkalarını dönmeyeceklerine dair Allah'a
ahd vermişlerdi. Allah'a ahd vermek kişiyi mesul eder.
33/Ahzab-23-
Minelmü'minîne ricâlün sadekû mâ ahedüllâhe aleyhi feminhüm men kadâ
nehbehû ve minhüm men yentezirû, ve mâ beddelû tebdîlâ .
- Mü'minlerden bazı adamlar, sıdk ile ahidlerine sadık çıktılar.
Onların bir kısmı ahidlerini yerine getirip şehid oldu. Bir kısmı şehadeti
bekliyordu, onlar ahidlerinde hiç bir şey değiştirmediler.
18- SAMİMİYET
İnsanın Allah'ın emrettiği gibi olması hali samimiyettir. İnsan kalben
böyle olmadığı halde başkalarına öyle bir görüntü veriyor ise bu samimiyetin
olmadığını gösterir.
2/Bakara-262-
Ellezîne yünfîkûne emvâlehüm fî sebilillâh, sümme lâ yütbiûne min enfekû
mennen ve lâ ezen lehüm ecruhüm ınde Rabbihîm, ve lâ havfün aleyhim
ve lâ hümyehzenûn.
- Onlar ki, mallarını Allah yolunda infak ederler, sonra infak ettiklerini
başa kakmazlar, kimseye eziyet vermezler. Onların Rab'leri yanında mükâfatları
vardır. Onlar için korku yoktur. Onlar mahzun da olmazlar.
2/Bakara-263-
Kavlün mâ'rûfün ve meğfiratün hayrun min sadekatin yetbeuhâ ezâ.
- Güzel bir söz söylemek, kusuru örtmek, arkasından eziyet gelen
sadakalardan hayırlıdır.
2/Bakara-264-
Yâ ey'ühellezîne âmenû lâ tübtilû sadekâtiküm bilmenni vel-ezâ, kellezî
yünfiku mâ lehû riâennâsi ve lâ yü'minü billâhi velyevmil-âhir.
- Ey imân edenler, Nas'a gösteriş olmak üzere malını harcayan Allah'a
ve Ahiret Gününe inanmayan kimseler gibi sadakalarınızı başa kakmak
eziyet vermek ile hükümsüz kılmayın.
11/Hud-112-
Festekı kemâ ümirte ve men tâbe meake ve lâ tetgav.
- Emrolunduğun gibi dosdoğru ol ve beraberindekilerle tevbe et, haddi
aşmayın.
19- TEVHİD
Tevhid Allah'ın tek olduğuna imân etmektir. Tevhid aynı zamanda insanların
tek bir fırka oluşturmasıdır. Yani Sırât-ı Müstakîm üzerinde olmalarıdır.
Yani Hizbullâh olmalarıdır. Sadece Allah'ın Ahdini yerine getirmek üzere
Sırât-ı Müstakîme (Allah'a ulaştıran yola) vasıl olanlar tevhid emrine
itaat edenlerdir.
8/Enfal-73-
Vellezîne keferû ba'duhüm evliyâü ba'd, illâ tef-alûhü tekün fitnetün
fil-ardı ve fesâdün kebir.
- Kâfirler birbirlerinin yardımcılarıdır. Siz yardımlaşmazsanız yeryüzünde
büyük fesad çıkar.
8/Enfal-39-
Ve katilûhüm hatta lâ tekûne fitnetün ve yekuneddînü küllühû lillâh,
Feinintehev feinnelâhe bimâ ya'melûne basîr.
- Hiçbir fitne kalmayıp, bütün din Allah'ın dini oluncaya kadar onlarla
kıtalde bulunun (onlarla savaşın). Vazgeçerlerse muhakkak ki, Allah
onların amellerini görmektedir.
VUSLAT
EMRİ
7/ ARAF-172:
ve iz ehaze rabbüke min beniy âdeme min zuhûrihim zürriyyetehüm ve eşhedehüm
alâ enfüsihim, elestü birabbiküm, kaâlû belâ, şehidnâ, en tekuûlû yevmelkıyâmeti
innâ künnâ an hâzâ gaâfiliyn.
Ve o zamanki (ezelde) Allah Adem oğullarının sırtlarından onların
zürriyetlerini çıkardı (aldı) ve onları nefsleri üzerine şahit tutarak
dediki:
"Ben sizin Rabbiniz değil miyim?"
Dediler ki:
"Evet (Sen bizim Rabbimizsin) Biz şahitleriz."
Kıyamet günü: "Muhakkakki biz bundan gafilleriz." (bizim bundan
haberimiz yoktu) demesinler diye.
İşte o gün
her üç vucudumuz da Allah'a yemin vermiştir.
Fizik vücudumuzun yemini.............. .AHD (Fizik vucudun Allah'a kul
olacağına dair)
Nefsimizin yemini..............................YEMİN ( Nefsini tezkiye
edeceğine dair)
Ruhumuzun yemini............................ MİSAK ( Ruhumuzu Allah'a
ulaştıracağımıza dair)
DR.İSKENDER
ALİ MİHR