·
Kararlı, kararsız yapılar, radyasyon ve nötron- proton ilişkisi
·
Dünyanın bilmedikleri
·
Dünya üzerindeki ilk insanlar mağara adamları mıydı?
·
Vahdette Kesret
·
Kâinatın bir şekli var mıdır?
Kararlı
yapı, radyasyon, kararsız yapı nasıl oluşur? Burada gerçekleşen
nötron-proton ilişkisi nasıldır?
Şimdi
demiştik ki; bütün elementler, dünya üzerinde ve uzayda bizim
gezegenimizin dışındaki bütün hayat olan gezegenlerde, hayat
olmayan gezegenlerde her element, mutlaka iki veya daha fazla
hidrojen atomunun bir araya gelmesinden teşekkül eder.
1)
Yerleşik kütle oluşması söz konusudur.
2) Bozulma söz konusudur.
Belirsizlik
İlkesi'nin başladığı yerde, muntazam devrin mümkün olmadığı
hallerde mutlaka bozulma vardır. Ne demek istiyoruz? Şunu
demek istiyoruz: İki tane hidrojen atomu biraraya gelirse
ne olur? Evvelâ bir hidrojen atomuna bakalım. Bir hidrojen
atomu, merkezinde bir proton taşıyor, çevresinde de bir tane
elektron taşıyor. Protonda eksik olan elektron, sayısal dengenin
oluşması için eksik olan elektron.
Ne
demek istiyoruz? Bir protonda 3676 tane pozitron var, ya da
karşıt elektron var. 3675 tane de elektron var. Ama bütün
hidrojen atomları dengededir. Öyleyse bir 3676'ıncı elektron
olması lâzım, o da çevre elektronu. Merkezin etrafında, proton
adlı merkezin, merkezî çekirdeğin, nükleusun etrafında devamlı
dönen bir elektron var.
Bu
elektron, 3676'ıncı elektron, tamam. Şimdi iki tane hidrojen
atomunun bir araya geldiğini düşünün! Ne geliyor aklınıza?
Merkezde iki tane proton, çevrede de iki tane elektron dönüyor.
Hayır, böyle oluşmuyor. Yaklaşımınız akılcı. Normal standartlarda
biz insanlar bunu oluşturmuş olsaydık, herhalde böyle yapardık.
İki tane merkezde proton, iki tane de çevre elektronu dolaşıp
duruyor.
Öyle olmuyor! Çevrede bir tane elektron dönüyor. Peki ikinci
elektron ne oluyor, ikinci çevre elektronu? Merkez elektronu
oluyor. Bununla dünyada bir büyük sır çözülmüştür. "Bütün
elementlerin nükleusundaki devamlı değişim sırrı." Bakınız
ne oluyor? İkinci hidrojen atomunun çevresindeki dönen elektron,
merkezdeki iki protonun arasındaki bir yere yerleşiyor. Öyle
bir merkezî yerde Allahû Tealâ onu yerleştiriyor ki; iki protonun
da çekim alanına girebilir.
Allahû
Tealâ'nın enerjisi, iki protona birden aynı anda gelmiyor.
Diyelim ki soldaki protona enerji geldi. Soldaki proton, elektronu
kendisine çekiyor. Çünkü aynı anda, o elektrona, soldaki protonla
aynı anda enerji geliyor. Hem elektronun manyetik alanı yükseliyor,
hem de soldaki protonun manyetik alanı yükseliyor ve elektronu,
proton kendisine çekiyor. Ne vardı protonda? 3675 tane elektron
vardı. 3676 tane de karşıt elektron vardı. Ne yaptı? 3676'ıncı
elektronu kendisine çekti ve elektron, protonu nötron yaptı.
Neden nötron yaptı? Çünkü sayısal dengeye ulaşıldı. 3676 tane
artı elektrik yüklü karşıt elektronla, 3676 tane eksi elektrik
yüklü elektron, birbirlerinin enerji güçlerini sıfırladılar,
nötralize ettiler. Gene artı elektrik yükü var 3676 tane karşıt
elektronda, gene eksi elektrik yükü var, 3676 tane elektronda.
Karşıt
elektronlarla elektronlar dengeye geldi ve elektrik yükleri
nötrlendi. Bu bir nötron. Nötralize olmuş bir proton, bir
fazla elektron sebebiyle. İşte böyle bir dizaynda, merkez
elektronunu kendisine çeken proton, onunla bir birleşim vücuda
getirdi. Dengelendiği için elektronla karşıt elektron sayısı;
bir nötron oluştu. Diğer proton, hâlâ proton özelliğinde.
Ama ikinci defa faz geldiğinde, ikinci defa elektrik enerjisi,
elektronun manyetik alanını ve ikinci protonun, sağdaki protonun
manyetik alanını arttırdığı için, soldaki protona o anda enerji
gelmediği için manyetik alan oluşmadığı cihetle; onda, manyetik
alan oluşan, elektronu kendisine çekebilecek olan çekim gücü
yok.
O elektronu, sağdaki proton bu sefer çekiyor ve bu, birinci
protonun, nötron haline gelmiş olan protonun içinden, o elektronun
ayrılmasına sebebiyet veriyor. Sağdaki protona ulaşıyor ve
sağdaki protonu, bir elektron ilâvesi sebebiyle nötron haline
getiriyor. Bundan evvelki fazda nötron haline gelmiş olan
proton, aslında tekrar elektronu kaybederek protona haline
dönüşmüştür.
Ne
olmuştur?
Merkez
elektronu, sağdaki proton tarafından çekilmiş ve elektron
ve karşıt elektron dengesi kurulmuş. Sağdaki proton böylece
nötron olmuştur ve bu faz değişimleri sebebiyle, devamlı sağdaki
proton, nötron oluyor; soldaki proton, proton olarak kalıyor.
Soldaki proton, nötron oluyor; sağdaki nötron, protona dönüşüyor.
Böylece devamlı bütün nötronlar protona dönüşerek, bütün protonlar
da nötrona dönüşerek, devamlı bir merkez elektronu alışverişi
cereyan ediyor.
Saniyede
binlerce defa, bütün protonlar nötrona, bütün nötronlar da
protona dönüşmekteler. Çevrede ise bir tane elektron dönüyor.
Öyleyse elektrona her enerji gelişinde, ya soldaki nötrona
enerji geliyor, ya da sağdaki nötrona enerji geliyor, ya da
protona enerji geliyor. Çünkü devamlı değiştiriyorlar.
Böyle
bir dizaynda, merkez elektronu devamlı olarak, bir soldaki
protonu nötron haline getiriyor, sonra sağdaki protonu nötron
haline getiriyor. Sonra tekrar soldaki protonu nötron haline
getiriyor, sonra tekrar sağdaki protonu nötron haline getiriyor.
Böylece devamlı olarak protonlar nötron, nötronlar da proton
oluyor. Dünya daha bundan haberdar değil, böyle bir işlem
bilinmiyor.
Şimdi bir adım daha atalım, üç tane hidrojen atomu bir araya
gelse ne olur?
İki hidrojen atomunun bir araya gelmesinde, iki alternatiften
bahsetmiştik. Bir merkezde iki proton var, çevrede de iki
tane elektron dönüyor. Bu sistem geçerli değil, bu sistem
oluşmuyor. Böyle bir sistemi yok Allahû Tealâ'nın. Mutlaka
merkez elektronu oluşuyor. Protonla nötron arasında devamlı
gidiş-geliş yapan, protonları nötron haline getiren, nötronları
proton haline getiren bir merkez elektronu oluşmuş durumda.
Şimdi
üç tane olduğunu düşünün, üç tane hidrojen atomu bir araya
geldi. Birinci alternatif; üç tane proton olur merkezde, çevrede
de üç tane elektron döner. Olmuyor!
İkinci
alternatif; merkezde üç tane protona karşılık bir tane elektron
olur ve çevrede de iki tane elektron döner. Olmuyor!
Üçüncü alternatif; merkezde iki tane proton, iki tane elektron,
çevrede bir elektron. O da olmuyor!
Burada, gerçekleşme söz konusu değil. Sebebi şu; Allahû Tealâ,
bir sağ taraftaki protona elektrik enerjisi verdiği zaman,
merkezdeki, diyelim ki; merkezde bir tane elektron var, merkezdeki
elektrona da enerjiyi verdi. Şimdi merkezde üç tane proton
var. Mutlaka bir fazda, üçüncü bir elektron, üçüncü bir proton
orada mevcut olduğu için, ya soldaki protonla beraber ortada
bulunan protona Allahû Tealâ elektrik enerjisi verecek, oradan
gelen elektrik enerjisi ikisini kapsayacak. Yani bu durumda
ortadaki protonla soldaki protona Allahû Tealâ, enerji verdiği
zaman, sağdaki proton enerji almayacak ve merkez elektronu
bu iki protonun ikisi birden tarafından çekilecek. O zaman
belirsizlik ilkesi oluşuyor. Böyle bir ilke mutlaka radyasyona
sebebiyet verir; birinci alternatif.
İkinci
alternatif; sağdaki protona ve ortadaki protona Allahû Tealâ
enerjiyi verdi, soldaki proton enerji almadı. Bu sefer de
merkez elektronu, sağdaki ve ortadaki proton tarafından çekilecektir
ve arada mutlaka bozunma olacaktır. Yani bir tanesinin çekmesi,
ikincisinin çekmemesi halinde, problem hemen çıkıyor ortaya.
Öyleyse
ikinci alternatif; merkezde iki tane elektron var, çevrede
bir elektron dönüyor. Gene olması mümkün değil. Birincide
sağ ve ortadaki protonla beraber elektronlardan birine Allahû
Tealâ enerji verecek ve mutlaka iki proton birden elektronu
çektiği için, gene birbirinin işine karışan iki tane sistemin,
belirsizlik ilkesi oluşuyor. Ya ortadaki ya da soldaki tarafından
çekilecek. Böyle bir sistemi Allah'ın kanunları kabul etmiyor.
İkinci devrede gene değişmeyecek olay. İkinci elektrona gelecek
enerji, bu sefer de sağdaki protonla ortadaki protona enerji
gelecek, gene belirsizlik ilkesi var. Diğer elektron zaten
hiç çekilmiyor. Çünkü ona o anda enerji gelmiş değil. O, boş
devrede, diğeri faz devrede. Faz devrede olan elektronu ise,
iki tane birden proton çekeceği için gene belirsizlik ilkesi
var. Yetmez! Eğer elektronlardan biri, enerji gelmeyen elektron,
diğer protonun yolu üzerindeyse, bu sefer de çarpışma olacak.
Her halükârda belirsizlik ilkesinin bulunduğu bütün sistemlerde
bozulma vardır, radyasyon vardır.
Şimdi
diyelim ki; dört tane hidrojen atomu bir araya geldi. Ne olur?
Mükemmel işleyen bir sistem görürsünüz. Ne olur? İki tane
çevre elektronu olur, iki tane de merkez elektronu olur. Son
derece güzel bir dizayn içerisinde, Allahû Tealâ sistemi etkiler.
Birinci devrede, birinci protonla elektronlardan birine enerji
gelir. Sadece birinci proton çeker. İkinci devrede, ikinci
protonla elektronlardan birine enerji gelir. Üçüncü devrede,
üçüncü protonla elektronlardan birine gelir. Dördüncü devrede,
dördüncü protonla elektronlardan birine gelir. Her seferinde
olay bellidir.
Eğer
Allahû Tealâ farklı bir dizayn oluşturursa, o zaman elektronların
yerlerini, protonlara, bazı protonlara daha yakın kılmak suretiyle
farklı bir denge uygular ki; gene bozulma olmaz. Birinci protonla
ona en yakın elektrona, Allahû Tealâ enerjiyi verirken, üçüncü
protonla, ona en yakın olana da elektrik enerjisini verir.
Enerji geldiği zaman, bir numaralı protonla üç numaralı proton,
bir numaralı elektronla iki numaralı elektronu kendisine çeker.
Diğer iki tane proton çekemez. Çünkü onlar boş bir devrede.
İkinci
devrede de tersi olur ve her elektron, kendisine enerji geldiğinde,
kendisine en yakın olan proton tarafından çekilir. Böylece
aynı anda iki proton, iki tane elektronu çeker ve bu çekim
sırasında bir dizayn söz konusu ise, mutlaka çekim alanına
girmeyen bir dizayn oluşmuştur. Allahû Tealâ'nın kudreti,
her ikisini de oluşturur. Ama asla böyle bir dizaynda bir
belirsizlik ilkesi oluşmaz. Çünkü elektron sayısı çifttir,
proton sayısı da çifttir.
İki
tane elektrona mukabil dört tane proton, her biri arasında
muhteşem bir denge unsuruyla olaylar birbirinin arkasından
gider. Sırayla bütün protonlar, bir sıra dahilinde nötron
olur, bütün nötronlar bir sıra dahilinde tekrar proton olur
ve elektron alışverişi, bir numaralı, iki numaralı, üç numaralı,
dört numaralı proton arasında, iki tanesi bir elektronla,
diğer ikisi de ikinci elektronla ilgilenmek üzere, devamlı
bir muhteşem sistem kurulur.
İşte bu, dengedir. Eğer beş tane hidrojen atomuyla bu dengeyi
kurmak isterseniz, kuramazsınız, belirsizlik ilkesi gene ortaya
çıkar. Belirsizlik ilkesi varsa, radyasyon vardır. İşte bir
atom bombasının oluşmasında, bu denge bozulduğu için; çekim
alanları, birbirinden değişik statüde, devamlı elektronları
çevreye gönderen bir radyasyon oluşur ve böyle bir dizaynda
atom bombası, dünyadaki en tehlikeli silahlardan birisini
oluşturur.
Radyasyonu
oluşturan elektronlar, öyle küçücük parçadırlar ki; vücudunuzun
her noktasına ulaşabilirler ve hedeflerini, vücudunuzun her
noktasında vücuda getirirler. Yani vücudunuzun her noktasını
tahrip ederler. İşte mağara devrini yaşayan insanlardan bahsediyor
ilim kitapları. Yontma Taş Devri, Cilâlı Taş Devri, bilmem
ne taş devri, mağara adamları.
Bunlar,
dünya üzerinde ilk insanlar değildir. Dünya üzerindeki ilk
insanlar, Âdem (A.S) ve onunla beraber yaşayanlar, biz medenî
insanlar nasıl yaşıyorsak onlar da öyle yaşadılar. Ev inşa
ediyorlardı, koyun besliyorlardı, yününü eğiriyorlardı, elbise
yapıyorlardı, ateşi biliyorlardı, buğday ekiyorlardı, ekmek
yapıyorlardı, hamur oluşturuyorlardı. Allahû Tealâ, Âdem (A.S)'a
bunların hepsini öğretmişti. Hiçbir zaman Âdem (A.S) ve onun
kabilesi, yani ondan olan bütün oğulları, torunları, torunlarının
torunları. Bir ara hesaplamıştık, yirmi küsür nesil oluyordu
galiba. Hiçbiri mağara devri yaşamadan yaşadılar.
Vahdette Kesret
Kararlı
yapıları kararsız hale; kararsız yapıları da kararlı hale
getirmek mümkün olabilir mi?
Olamaz.
Bu kontrolü, Allah'ın o insan aklının alamayacağı mükemmellikteki
otomatik sistemleri gerçekleştiriyor. Bunu insanoğlunun yapması,
bu aşamada mümkün görünmüyor.
Aynaya bakıyorsunuz, orada kendinizi görüyorsunuz. Kaç kişi
görüyorsunuz? Bir kişi görüyorsunuz. Bu bir kişi, her şeyden
evvel, bir fizik vücudun kendisi olarak kendisini temsil eder.
Aynı özelliklerin sahibi olarak görünen nefsi temsil eder.
Aynı özelliklerin sahibi olarak görünen ruhu temsil eder.
Daha bir görüntü. Başlangıç itibariyle, kendi bünyesine eşdeğer
görüntüde olan nefsi de, ruhu da temsil eder. Aynaya baktığınız
zaman, kendinizi görürsünüz. Ama o sırada ruhunuzu görseydiniz,
aynı özelliğin sahibi olduğunu görecektiniz. Nefsinizi görseydiniz,
onun da aynı görüntüde olduğunu görecektiniz. Evvelâ üç vücudunuzun
birden temsilcisidir fizik vücudunuz, bütün aynalarda.
Ama
bununla bitmiyor. İki hücreden hayata başlıyorsunuz ve bu
hücre, siz büyüyüp gelişene kadar, bu iki hücre, iki yüz trilyon
hücre oluyor. Bütün insanlar yaklaşık olarak iki yüz trilyon
hücre ihtiva ederler. Bu iki yüz trilyon hücrenin her biri,
23 çift kromozom taşır. Her kromozom, sizi her şeyinizle yeniden
inşa edebilecek olan bütün özelliklerin sahibidir.
Öyleyse;
200 Trilyon x 2 tane 23, yani 46 = 9.2 katrilyon siz, bir
tek görüntünüzle temsil ediliyorsunuz. Her saçınızın teli,
yüz binlerce sizi ihtiva eder, milyonlarca sizi ihtiva eder
ve bu sebeple artık adlî tıp, DNA moleküllerinden hareket
ediyor. Bir tek saç teli, o kişinin bütün özelliklerini veriyor.
Başka bir saç teli ile karşılaştırdığınız zaman, aynı özellikler,
tıpa tıp diğer saçlarda da olduğu için, bu bir delil hüviyetinde
artık.
Öyleyse
aynada gördüğünüz fizik vücudunuz, tekliği temsil eder, kendisi.
Ama muhtevasına ve derûnuna baktığınız zaman; orada kesreti
görürsünüz, çokluğu görürsünüz. Vahdet, aynaya baktığınız
tekliktir. Ama onun içinde olan 9.2 katrilyon siz, işte o
kesrettir. Bu, vahdette kesrettir.
Şimdi
sizin küçüldüğünüzü, küçüldüğünüzü, sonsuz bir küçüklüğe ulaştığınızı
düşünelim. Eğer oradan kendinize bakabilmiş olsaydınız, bu
kâinatın aynını görecektiniz. Allahû Tealâ, kalp gözünüzü
açtıktan sonra, eğer salâh makamının Allah'a köle olma noktasına
ulaşabilirseniz, sizi mutlaka "Adem"den kâinata
baktırır. Adem'den; yani yokluktan, varlıklar âleminin ötesinden,
varlıklar âlemine, kâinata baktığınız zaman, 250 milyar galaksisi
ile bir sonsuz kâinat dizaynı görürsünüz. Ama bir şey dikkatinizi
çekecektir; gördüğünüz şey, bir insan vücududur. Cinsiyetsiz
bir insan vücudu göreceksiniz. O, 250 milyar galaksinin muhtevası,
bir insan vücudu oluşturuyor. "Yedi tane gök katının
sonunda, kader hücrelerine ulaşıyorsunuz." demiştik.
Bu kader hücreleri, insan vücudu şeklindeki bir kâinatın tam
alnına isabet ediyor. "Alnımızın kara yazısı" falan
diye laflar edilir halk arasında. İşte bunu ifade eder o.
Bu kâinatın bütün dizaynı, işte böyle bir muhteva kazanıyor
ve eğer siz sonsuz derecede küçülebilseydiniz ve oradan kâinata
baksaydınız, sonsuz yıldızlardan oluşan sizi görecektiniz.
Şimdi
gelin beraber düşünelim! İki yüz trilyon hücre var vücudumuzda.
Bu iki yüz trilyonun her birisi atomlardan oluşur. Bu atomların
her birisi, 3676 tane elektronla 3676 tane karşıt elektrondan
oluşur ve böylece bir sonsuz diziyle karşılaşacaksınız. 250
milyar galaksinin, aslında sizin vücudunuzda atomlar olarak
mevcut olduğunu idrak edeceksiniz.
İşte
Adem'den kâinata bakıyorsunuz. Kâinatı insan vücudu şeklinde
görüyorsunuz.
O
insan vücudunun muhtevası ise, tam o 250 milyar galaksiyi
ihtiva eden statü. İşte eğer bu sefer, o atomlardan kendinize
bakabilmiş olsaydınız, o gördüğünüz trilyonlarca şeyin muhtevasına
varacaktınız. Bir gün Allahû Tealâ, size o sonsuz kâinatın
bir insan vücudu şeklinde tecelli ettiğini ispat ettiği zaman
da, kesrette vahdeti teşekkül ettireceksiniz kafanızda, tecessüm
edeceksiniz, şekillendireceksiniz. O zaman kesin olarak şunu
idrak edeceksiniz ki; Allah'ın kâinatta en çok sevdiği mahlûk
insandır. Kâinatı da bir insan vücudu şeklinde Allahû Tealâ
yaratmış ve bu yaratışının ötesi hep insanlar için.
Öyleyse
insan bir vahdette kesrettir, öyleyse insan bir kesrette vahdettir.
Kâinat bir kesrette vahdettir, kâinat bir vahdette kesrettir.
İşte şimdi biz, buradan kâinata bakıyoruz ve bir kesret görüyoruz.
250 milyar galaksiden oluşan bir korkunç, sonsuz büyüklükte
bir kâinat. Ama şu anda biz kesretin içindeyiz. Aynı kâinata
eğer, Adem'den kalp gözümüzle bakarsak, o kâinatın o kadar
galaksisini bir insan vücudu şeklinde göreceğiz.
Birincisi
kesrettir. Bizim şu anda kâinata bakışımız, kesrete bir bakıştır.
Ama Adem'den aynı kâinata baktığınız zaman, bir tek insan
vücudu görünecek karşınızda. İnsan vücudu şeklinde bir kâinat.
İşte bu da kesretin vahdetidir. Eğer Adem'den bakıyorsanız,
vahdette kesret söz konusudur. Eğer bizim dünyamızdan bakıyorsanız,
kesrette vahdet söz konusudur.
İSKENDER
ALİ MİHR