|
VELÂYET
MAKAMLARI
1- FENA
MAKAMI
Sevgili okuyucular bundan sonra velâyetin yedi tane makamı söz konusu;
velâyet makamları. Birinci makam fena makamı. Buradaki fena, "kötü"
anlamında değil, "ifna olmak" anlamındadır. Allah'ın Zat'ında
kişinin ruhunun ifna olmasından, yok olmasından, Allah'ın Zat'ında kaybolmasından,
Allah'ın Zat'ına teslim olmasından kaynaklanıyor. Bakınız ne diyor Fatır
Suresinin 18. âyet-i kerimesi:
"Ve men tezekkâ feinnemâ yetezekkâ linefsih, ve ilallâhilmasıyr."
Kim nefsini tezkiye ederse bunu kendi nefsi için yapmış olur ve (ruhu)
Allah'a doğru yola çıkar (Allah'a ulaşır).
Çünkü nefsi Allahû Tealâ'ya nefsini tezkiye edeceğine dair yemin vermiştir.
Ve (ruhu) Allah'a ulaşır. Tezkiye kademesi nefsin yedinci kademesi. Yedinci
katın sonuda Allah'ın Zat'ına ulaşmaktır. Kim nefsini tezkiye ederse o
Allah'a ulaşır. Allah'ın Zat'ı, o kişinin ruhuna meab olur, sığınak olur.
İşte bu, Allah'a ruhun teslim olmasıdır. Nebe Suresinin 39. âyet-i kerimesi
bunu söylüyor:
"Zâlikelyevmülhakk, femen şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ."
İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî
olunduğu gün) Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi
kendisini Rabbine ulaştıran (yolu, Sırat-ı Müstakiym'i) yol ittihaz eder
(edinir). (Allah'a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur.
Ruhu Allah'a ulaşır. Allah'ın Zat'ı o kişinin ruhuna meab olur, sığınak
olur, diyor. O kişinin ruhu Allah'ın Zat'ında ifna olur, yok olur. Bunun
için bu makamın adı fena makamıdır.
2- BEKA
MAKAMI
Nefsinin kalbinde %51 nurla Allah'ın Zat'ına ulaşan kişi, %61 nurla yeni
bir makama yükselir. Bu makam beka makamıdır. Nedir beka? Baki olmak.
Allah yeni bir ruh yaratarak bu ruhunuza Allahû Tealâ bir taht ihsan eder.
Bu tahta dikkat edin sevgili okuyucular, bir altın taht. Onlara Allah'ın
katında bulunan bir makam vardır. Bir taht bu, ahiret yurdu. İşte Allah'ın
katındaki bu taht altın bir tahttır. Eğer Huzur Namazı'nda Devrin İmam'ına
geriden bakıyorsanız, en önde olanın sol tarafında ilerde kendisinden
ilerde yerden 4 metre yükseklikte birçok altın taht göreceksiniz. Alttakiler
altın, yukarıdakiler de altın ama üzerleri mücevherlerle süslü, en üstte
ise tamamen mücevherlerle kaplı olur. İşte bu altın tahtlardan Allahû
Tealâ kime vermişse, o kişiye taht ihsan etmiştir. O kişi tahtın sahibi
olmuştur.
"Lehüm dârüsselâmi ınde rabbihim ve hüve veliyyühüm bimâ kânû
ya'melûn." En'am-127
Onlar için Rablerinin indinde (huzurunda) teslim yurdu (altın tahtlar)
vardır. Ve O (Allah) amellerinden dolayı onların mevlâsı (velîsi, dostu)
olmuştur.
"Alâ en nübeddile hayren minhüm ve mâ nahnü bimesbûkıyn."
Mearic-41
Onları daha hayırlı bir şekilde değiştirinceye kadar önümüze de kimse
geçemez.
Sevgili okuyucular, burası velâyetin ikinci makamıdır.
3- ZÜHD MAKAMI
Bundan sonra kişi %10 daha nur kazandığı zaman zühd makamının sahibi olur.
Zühd makamının sahibi olmanın özelliği; o kişinin günün yarısından daha
fazla her gün Allahû Tealâ'yı zikretmesidir. Yani 24 saatlik bir günün
12 saatinden daha fazlasını zikirle geçiren bir kişi ancak o, zühd makamının
sahibi olur. Negatif zühd Kur'ân-ı Kerim'in Yusuf Suresinin 20. âyet-i
kerimesinde şöyle yer alıyor:
Az bir bedelle hemen esir tüccarlarına teslim ettiler diyor. Ona
değer vermiyorlardı diyor. Pozitif zühd nedir? Zikre verdiğimiz değer.
Kim her gün mesela 13 saat zikredebiliyorsa, zikirsiz geçen süre ne kadardır?
11 saat. Öyleyse bu kişi kesin olarak zahiddir.
4- MUHSİNLER
MAKAMI (İKİNCİ TESLİM)
Beka makamında %71'e yükselen nefsin kalbindeki nurlar, zühd makamında
%81'e yükselir sevgili okuyucular ve kişi %81 nurla yeni bir makama ulaşır.
Bu makama muhsinler makamı denir. Bu kişinin fizik vücudu Allah'a teslim
olmuştur.
"Ve men ahsenü diynen mimmen esleme vechehü lillâhi ve hüve muhsinün
vettebe'a millete ibrâhiyme haniyfâ, vettehazallahü ibrâhime haliylâ."
O kişiden vechi, (fizik vücudu) dînde daha ahsen kim vardır? O kişi
ki vechini (fizik vücudunu) Allah'a teslim etmiş ve muhsinlerden olmuştur.
Ve hanif olarak Hz. İbrâhîm'in dînine tâbî olmuştur. Ve Allah Hz. İbrâhîm'i
dost ittihaz etmiştir.
İşte burası fizik vücudun teslim makamı. Fizik vücudunu Allah'a teslim
ederek muhsinlerden olan bir kişi. Nasıl bir şey bu? Ahsen olmak ne demek?
Ahsen olmak; Allah'ın bütün emirlerini hiçbir istisna tanımamak kaydıyla
mutlaka yerine getirmek, yasak ettiği hiçbir fiili de işlememek özelliğine
sahip olmak sevgili okuyucular.
Ruhumuz yaratıldığı andan itibaren ahsendir. Allah'ın bütün emirlerine
%100 itaat eder. Yasak ettiği hiçbir fiili işlemesi mümkün değildir. Bu
sebeple ruhumuzun Allah'a teslimi ruhumuz Allah'ın Zat'ına ulaşarak gerçekleşir.
Ama fizik vücudumuz ve nefsimiz ahsen değildir. Ahsen olmadıkları için
onların teslimi ahsen olma hüviyetiyle gerçekleşecektir. İşte Allahû Tealâ
nefs için şunu söylüyor:
"Lekad halaknel' insâne fiy ahseni takviymin sümme redednâhü esfele
sâfiliyn." Tin-4,5
Andolsun ki, biz insanı (insanın nefsini) en güzele (ahsene) ulaşabilecek
bir takvim içinde yarattık. Sonra onu esfel-i sâfiline reddettik.
Yani Biz nefsi "ahseni takvim", bir takvim içerisinde (bir zaman
parçası içerisinde) ahsene ulaşabilecek olan bir özellikte yarattık, diyor.
Fizik vücut için de, nefs için de aynı şey geçerli. İşte sevgili okuyucular,
bir defa bir insanın fizik vücudunu Allah'a teslim edip etmediğinin birincil
şartı o kişinin zikrinin mutlaka günün yarısını aşması halidir, yoksa
zahid dahi olamaz kişi. Nerde kaldı Allah'a fizik vücudunu teslim etmek?
Fizik vücudumuz Allah'a teslim olmaya başladığı noktadan itibaren o kişi
fizik vücudunu Allah'ın bütün emirlerini yerine getiren, yasak ettiği
hiçbir fiili işlemeyen bir hedef yöneltir. Ne zaman bu hedefe ulaşırsa
o zaman muhsinlerden olmuştur bu kişi.
5- ULÛL'ELBAB
MAKAMI
Bundan sonraki makam velâyetin 5. makamı ulûl'elbab makamıdır. Ulûl, sahipleri
demek, elbab da lübbler demektir. Lübb, beş duyuyla algılamadığımız, beş
duyunun ötesindeki fiziğin ötesindeki şeyleri görebilmek ve işitebilmek
ve bunlar hakkında hüküm sahibi olabilmek yeteneğidir.
Sevgili okuyucular, Allahû Tealâ, daimî zikre ulaştığınız zaman kalbinizdeki
semî hassasının üzerindeki mührü açar, kalbinizdeki kalp kulağınız işitmeye
başlar. Kalbinizin gözleri üzerindeki bir perde alınır.
Öyleyse kalp kulağınızın Allah'ın söylediklerini işittiği, kalp gözünüzün
gördüğü bir ortamda yaşamaya başlarsınız. Böylece hikmet sahibi olursunuz.
Yani Kur'ân-ı Kerim'de bir âyet gördüğünüz zaman, o âyetin, 28 tane basamaktan
hangisiyle alâkalı olduğunu bir bakışta çıkartmaya başlarsınız. İşte bu,
hüküm sahibi olmaktır, hikmetin sahibi olmaktır. Ulûl'elbab makamının
temelde üç tane vasıf şartı vardır. O kişinin mutlaka kalp gözü açık olacak,
mutlaka kalp kulağı açık olacak, mutlaka hikmetin sahibi olacak. Bütün
hikmet sahipleri, hayrın sahipleridir aynı zamanda. Neden? Nefslerinde
hiç afet kalmadığı için. Daimî zikrin sahibi oldukları andan itibaren
nefslerinde hiç afet kalmamıştır. Bir daha da afetin geri dönmesi mümkün
değildir. Çünkü daimî zikir yaptıkları için, mühür hep zülmanî kapının
üzerinde kalır. Karanlıkların artık o kalbe girmesi, o kişi ölene kadar
mümkün değildir.
Öyleyse burası ulûl'elbab makamıdır. Ulûl'elbab makamının müşterek özelliği
nedir? Hepsi daimî zikrin sahibidir. İşte Al-i İmran- 191:
"Ellezine yezkürûnallahe kıyâmen ve ku'ûden ve alâ cünûbihim,
veyetefekkerûne fi halkıssemâvâti vel'ardı, rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ,
sübhâneke fekınâ azâbennâr."
O (ulûl'elbab) ki (lübblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri)
onlar ayakta iken, otururken ve yan üstü yatarken (hep) Allah'ı zikrederler.
Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki);
"Ey Rabbimiz!.. Sen bunları batıl olarak (boşuna) yaratmadın. Seni
tespih (tenzih) ederiz. Bizi ateş azabından koru."
Daimî zikrin sahibi olmak, (insan üç halde bulunabilir). Üç halin üçünde
de kesintisiz olarak Allah'ı devamlı zikretmektir. Ve sevgili okuyucular
Al-i İmran Suresinin 7. âyet-i kerimesine göre, Kur'ân-ı Kerim'in müteşabih
âyetlerinin açıklanabilmesi yetkisi, Allah'ın ulûl'elbab kullarına verilmiştir.
Allahû Tealâ diyor ki orada;
"Hüvellezî enzele aleykel kitâbe minhü âyâtün muhkemâtün hünne
ümmül kitâbive uharu müteşâbihât. Fe emmellezine fî kulûbihim zeygun feyettebi'ûne
mâ teşâbehe minhübtigâel fitneti vebtigâe te'vîlihi, ve mâ ya'lemü te'vîlehü
illâllahü, verrâsihûne fîl'ılmi yekûlüne âmenna bihi, küllün min ındi
rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illa ülülelbâbi."
O (Allah) ki; Kitab'ı sana O indirdi. Onda bir kısmı muhkem (manâsı
açık, yorum götürmez, şüphe kabul etmez) âyetlerdir ki; Bunlar (Levh-i
Mahfuz'daki) ümmülkitap'ta (yer alan açık ve kesin âyetler)dir. Diğerleri
ise müteşabih (manâsı kapalı, açıklama isteyen) âyetlerdir. Kalplerinde
eğrilik (ve döneklik) bulunanlar, fitne çıkarmak ve (kendi yararına uygun)
teviylde (yorumda) bulunmak istedikleri için o (Kitap')ın müteşabih olan
kısmına uyarlar. Halbuki onların te'vil'ini, kimse bilmez ancak Allah
bilir. İlimde derinleşmiş olan RASİHUN (Rüsuh sahipleri) ise derler ki;
"O'na îmân ettik, hepsi de Rabbimiz katından (indirilme) dir."
Bunu kimse tezekkür edemez, ancak Ulûl'elbab tezekkür edebilir.
Ulûl'elbab olmak demek, zemin katın sırlarına hakim olmak demek. Allahû
Tealâ, en büyük sırrının bulunduğu ana dergâhı onlara apaçık bir şekilde
gösterir. Altın paraların kocaman bir küme oluşturduğu, Hz. Ebubekir'in
kürsüsü, herkesin önündeki Kur'ân-ı Kerim'ler, rahleler, onarlık insan
ruhlarının sırası, sağ kanat velîsi, sol kanat velîsi, birazcık yukarıda
Devrin İmam'ının yedinci kata çıkanlara verdiği özel dersler, herşey ona
gösterilir. Allahû Tealâ'ya ulaştıran Sırat-ı Müstakiym'in başlangıç altın
kapısı, hepsi gösterilir.
6- İHLÂS
MAKAMI (ÜÇÜNCÜ TESLİM)
Ne zaman bu daimî zikre ulaşmış kişi, göğün birinci katını görmeye başlarsa
sevgili okuyucular, bu noktadan itibaren o kişi yeni bir merhaleye ulaşır:
İhlâs sahibi olur. Burası hikmetin ikinci ve son kademesidir. Hikmet,
bir sacayak üzerine oturur. Hüküm sahibi olmak, tezekkür (daimî zikir)
ve hayır. Neden hayır? Çünkü nefsinde artık afetler yoktur. Artık hep
hayır işler. Hiçbir zaman şerr işlemesi mümkün değildir o kişinin. Beyyine
Suresi 5. âyet-i kerime. Allahû Tealâ diyor ki:
"Ve mâ ümirû illâ liya'büdullahe muhlisıyne lehüddiyne hünefâe
ve yükıymussalâte ve yü'tüzzekâte ve zâlike diynülkayyime."
Onlar emrolunmadılar. Sadece hanifler olarak Allah için dînde halis
(nefslerini halis kılmış) kullar olmakla emrolundular. Ve namaz kılmakla
ve zekât vermekle emrolundular. İşte kayyum olan dîn budur.
Nefslerini dînde halis kılmış. Yani nefslerindeki bütün katışıkları, bütün
negatifleri yok etmiş insanlar. İşte burası ihlâs makamıdır. Göğün birinci
katı gösterilmeye başlandığı andan itibaren kişi ihlâs makamının sahibidir.
Velâyetin altıncı makamı. O ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı,
yedinci katlar, yedinci katın Sidret-ül Münteha'ya kadar bütün özellikleri
bu kişiye gösterilir. Ne zaman Sidret-ül Münteha'yı görmek nasip olursa,
İndi İlâhî'den sonra, bu noktada Allahû Tealâ o kişiyi mutlaka Tövbe-i
Nasuh'a davet eder. Tövbe-i Nasuh, ihlâstan sonraki salâh makamının açılışıdır.
6.1- İSLÂM
OLMAK
Sevgili okuyucular, bu kişi ihlâs makamında nefsini de Allah'a teslim
etmiştir. Velâyetin birinci makamı olan fena makamında ruhunu Allah'a
teslim eden kişi, İslâm olmanın birinci safhasını gerçekleştirmiştir.
Ne zaman bu kişi, fizik vücudunu Allah'a teslim ederse, velâyetin dördüncü
makamında o zaman İslâm olmanın ikinci safhasınıı gerçekleştirmiştir.
Ne zaman bu kişi velâyetin altıncı makamında nefsini de Allah'a teslim
ederse, o zaman İslâm olmanın üçüncü safhası da tahakkuk etmiştir. Bu
kişi Allah'a gerçek anlamda teslim olmuştur. Üç teslim tamamlanmıştır:
Ruhun teslimi, birinci teslim. İslâm olmanın, Allah'a teslim olmanın birinci
safhası. Fizik vücudun teslimi, velâyetin dördüncü makamı. Bu kişi fizik
vücudunu da Allah'a teslim ederek İslâm olmanın ikinci safhasını gercekleştirmiştir.
Ve kişi velâyetin altıncı makamında nefsini de Allah'a teslim etmiş ve
İslâm olmanın üçüncü safhasını da tamamlamıştır.Yani İSLÂM OLMAK şerefine
ermiştir.
6.2- BÜTÜN
SAHÂBE İSLÂM OLMUŞTUR
Sevgili okuyucular, Allah Kur'ân-ı Kerim'de sahâbeyi her konuda misal
vermiştir. Bütün sahâbe ruhlarını Allah'a ulaştırıp birinci teslimi gerçekleştirdiler.
Zümer Suresinin 18. âyet-i kerimesi bunu kesinleştiriyor:
"Elleziyne yestemi'ûnelkavle feyettebi'ûne ahseneh, ülâikelleziyne
hedâhümullahü ve ülâike hüm ûlül'elbâb."
Onlar (sahâbe) sözleri işitirler ve onların (sözlerin) ahsen olanına
(Peygamber Efendimiz (S.A.V) tarafından söylenilenine) tâbî olurlar. İşte
onlar hidayete erenlerdir (ruhlarını ölmeden evvel Allah'a ulaştıranlardır).
Ve onlar ulul'elbabtır (daimî zikrin sahipleridir).
Onların hepsi hidayete erdiler diyor Allahû Tealâ. Ruhlarını Allah'a ulaştırdılar,
fizik vücutlarını ve nefslerini Allah'a verdikleri yeminleri gerçekleştirmek
suretiyle hidayete erdirdiler.
Peki bütün sahâbe fizik vücutlarını Allah'a teslim ettiler mi? Kesin.
Al-i İmran Suresi 20. âyet-i kerime. Allahû Tealâ şöyle söylüyor:
"Fe in hâccûke fe kul eslemtü vechiye lillâhi ve menittebe'an.
Ve kul lillezineütül kitâbe velümmiyyîne e'eslemtüm. Fe in eslemû fe kad
ihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belag. Vallahü basirun bil'ıbâd."
Eğer, seninle tartışmaya kalkarlarsa, o zaman de ki: "Ben ve bana
tâbî olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah'a teslim ettik…"
O kitap verilenlere ve ümmîlere de ki: "Siz de (fizik vücudunuzu
Allah'a) teslim ettiniz mi?" Eğer teslim ettilerse; o zaman (onlar)
andolsun ki hidayete ermişlerdir. Eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana
düşen (görev) ancak tebliğdir. Allah kullarını Basir'dir (görendir).
6.2.1- ALLAH'A
TESLİM OLMAK (İSLÂM OLMAK) FARZDIR
Bu âyet-i kerime, başlı başına sahâbenin hem ruhlarını hem de fizik vücutlarını
Allah'a teslim ettiklerini ispat ediyor. Allahû Tealâ, Allah'a teslimi
farz kılmış. Diyor ki:
"Ve eniybû ilâ rabbiküm ve eslimû lehü min kabli en ye'tiyekümül'azâbü
sümme lâ tünsarûn." Zümer-54
Allah'a dön (ruhunu Allah'a ulaştır) ve (böylece) Allah'a teslim ol,
üzerine azap (kabir azabı) gelmeden önce (ölümden önce).
Allahû Tealâ Nisa-58'de diyor ki:
"İnnallahe ye'mürüküm en tüeddûl'emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtüm
beynennâsi en tahkümû bil'adl, innallahe ni'immâ ye'izuküm bih, innallahe
kâne semiy'an basıyrâ."
Allah emanetleri sahibine teslim etmenizi emreder. İnsanlar arasında
hakemlik ettiğiniz zaman adâletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah
bununla size bir ni'met veriyor. Ve Allah işiten ve bilendir.
Onların sahibine diyor. Emanetleri çoğul kullanmış, sahibi, ehli tekil
olarak kullanılmış. Emanetlerin hepsini, onların sahibine, sahibi olan
tek varlığa (Allah'a) teslim edin diyor.
Bakara Suresinin 208. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ buyuyuror:
"Yâ eyyühellezine amenûdhulû fissilmi kâffeten, ve lâtettebi'û
hutuvâtişşeytan. İnnehü leküm adüvvün mübin."
Ey âmenû olan (îmân eden) kimseler! Hepiniz birden SİLM (teslim olma
dairesi) içine girin... Şeytanın adımlarına (izlerine) tâbî olmayın.
Hiç şüphesiz o, sizin için apaçık bir düşmandır.
Al-i İmran Suresi 102. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ buyuruyor:
"Yâ eyyühellezine âmenüttekullahe hakka tükâtihi ve lâ temütünne
illâ veentüm müslimûn."
Ey îmân edenler! Hakkıyla takva sahibi olanlar (nasıl bir takvanın
sahibi ise aynı onlar) gibi Allah'a karşı takva sahibi olun ve ölmeden
(önce) Allah'a teslim olun.
"Ve vassa biha ibrahimü benihi ve ya'kub. Ya beniyye innallahestafa
lekümüddine fe lâ' temütünne illâ ve entüm müslimün." Bakara-132
İbrâhîm de bunu kendi oğullarına vasiyet etti. Yakub da (o sıra oğullarına;)
"Ey oğullarım! Muhakkak ki Allah bu dîni sizin için seçti. Artık
siz ölmeyin; ancak Allah'a teslim olarak (ölün)" dedi.
Demek ki Allah'a ruhumuzu, Allah'a fizik vücudumuzu Allah'a nefsimizi
teslim etmek hepimizin üzerine farz.
Sevgili okuyucular sahâbenin hepsi bunları Allah'a teslim etmişler. Nefslerini
de teslim etmişler mi? Allahû Tealâ diyor ki Al-i İmran 20'de:
"Fe in hâccûke fe kul eslemtü vechiye lillâhi ve menittebe'an.
Ve kul lillezineütül kitâbe velümmiyyîne e'eslemtüm. Fe in eslemû fe kad
ihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belag. Vallahü basirun bil'ıbâd."
Eğer, seninle tartışmaya kalkarlarsa, o zaman de ki: "Ben ve bana
tâbî olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah'a teslim ettik…"
O kitap verilenlere ve ümmîlere de ki: "Siz de (fizik vücudunuzu
Allah'a ) teslim ettiniz mi?" Eğer teslim ettilerse; o zaman (onlar)
andolsun ki hidayete ermişlerdir. Eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana
düşen (görev) ancak tebliğdir. Allah kullarını Basir'dir (görendir).
Demekki bütün sahâbe İslâm olmak şerefine ermiş.
6.2.2- KADİR
GECESİ
Bu gece başbaşayız. Bu güzellikleri beraber yaşayacağız. Bu sizin için
bir hatıra olacak. Bu geceyi, üçüncü bin yıla girdiğimiz ilk geceyi hatırlayacaksınız.
Bu, asıl anlam taşıyan manâsıyla bu gecenin özelliği, yani üçüncü bin
yıla girmenin hiç kaldığı, bir başka asıl var. Yaradan'ın ve bütün günlerin
en önemli gecesi: Kadir Gecesi. Bunları size Kadir Gecesi anlatıyorum.
Bu gece bu olayı tamamlamak istiyorum. Kim size Kur'ân'daki İslâm'ı sorarsa,
ona diyeceksiniz ki, öğrenmek istiyor musun? İşte sana kasetler. Baştan
sona kadar. Bu bir özet anlatım. Bu iş yirmi saat, yirmibir saat süren
bir konu. Ama bu gece üç dört saatin içerisinde zannediyorum bunu inşaallah
tamamlamamız mümkün olacak. Öyleyse sonuca doğru yaklaşıyoruz.
7- SALÂH
MAKAMI
Kim böyle bir teslimler dizisini tamamlarsa, nefsini de Allahû Tealâ'ya
teslim ederse, İslâm olmuştur. İslâm olmanın son basamağı salâh makamıdır.
Bu makam, hikmetin de ötesini ifade eder. Bakara Suresinin 151. âyet-i
kerimesinde Allahû Tealâ Peygamber Efendimiz (S.A.V) için şunu kullanıyor:
"Kemâ erselnâ fiküm resûlen minküm yetlü aleyküm ayatina ve yüzekkiküm
ve yü'allimükümülkitâbe velhıkmete ve yüallimüküm mâ lemtekünü ta'lemun."
Nitekim size; içinizde (görev yapmak üzere) sizden bir Resûl (Peygamber)
gönderdik ki, âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup, açıklasın) ve sizi
(nefslerinizi) tezkiye etsin, size Kitap ve hikmet öğretsin ve (hikmetin
de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.
Sevgili okuyucular, hikmetin ötesi, işte o ötesi salâh makamıdır. Kim
yedi katı da görürse, (Allah'ın Zat'ı hariç) herşeyi görürse, yedinci
katın yedi alemini de, onu mutlaka Allahû Tealâ Tövbe-i Nasuh'a davet
eder. Bu davetin neticesinde Allahû Tealâ, eğer o kişiyi irşad makamına
getirecekse, "irşada memur ve mezun kılındın" cümlesiyle, ona
kâinattaki en büyük ihsanı verir. O kişi artık başka insanlar için yaşamaya
başlayacak olan bir özelliğe kavuşturulacaktır Allahû Tealâ tarafından.
Onun hayatının bir zevki olacaktır: Kendini başkalarına adamak, başkalarına
vakfetmek gibi. Bu bir fedakârlıktan çok, bir zevktir. Bir yaşam biçimi,
muhteşem bir olay. Tahrim Suresinin 8. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ
öyle söylüyor:
"Yâ eyyühelleziyne âmenû tûbû ilallahi tevbeten nasûhâ, asâ rabbüküm
en yükeffire anküm seyyiâtiküm ve yüdhıleküm cennâtin tecriy min tahtihel'enhâr,
yevme lâ yuhziyllahünnebiyye velleziyne âmenû ma'ah, nûrühüm yes'â beyne
eydiyhim ve bieymânihim yekuûlûne rabbenâ etmim lenâ nûrenâ vagfirlenâ,
inneke alâ külli şey'in kadiyr."
Ey âmenû olanlar! Allah'a nasuh tövbesiyle tövbe edin ki Allah sizin
günahlarınızı örtsün ve sizi altından nehirler akan cennetlere koysun.
O gün Allah nebîleri ve Onlarla birlikte âmenû olanları utandırmayacaktır.
(o gün) Onlar nurları önlerinde ve sağlarında olarak yürürler ve (nasuh
tövbesini yaptıkları gün) Rabbimiz nurumuzu tamamla bizleri bağışla, muhakkak
ki sen herşeye kadirsin, derler.
İşte Tövbe-i Nasuh, nefsinin kalbindeki bütün afetleri yok olmuş olan
ihlâs makamının sahiplerine, bütün gök katlarını tamamen gördükleri zaman
Allahû Tealâ tarafından bir ni'met olarak verilir. Bu bir emirdir ve Allah'a
bu istikametteki son noktada Tövbe-i Nasuh'la tövbe edilir. Allah'ın söylediği
kelimeler tek tek tekrar edilerek Tövbe-i Nasuh gerçekleştirilir. Kişi
artık salâh makamındadır.
7.1- İRADENİN
BAĞLANMASI VE REF EDİLMESİ
Salâh makamı da kendi içinde yedi ayrı basamak oluşturur. Bunlardan ilk
dördü atlanırsa, beşincisinde iradenin bağlanması, altıncısında iradenin
ref'i vardır; (iradenin kaldırılması). Allah'ın iradesine kişinin bağlanması.
Bütün hayatını Allah'tan aldığı emirlerle geçirmesi. Ve bütün ümmetlerdeki,
kavimlerdeki resûllerden birisini de Allahû Tealâ, Devrin İmam'ı olarak
tayin eder. O kişi de tasarruftadır. Allah'ın tasarrufuna girer. Burası
salâhın 7 inci ve son basamağıdır.
Sevgili okuyucular, işte burası yolun sonudur. Ve kişi İslâm olmak şerefine
burada mutlak olarak erer. Orası salâh makamı ve bütün makamların ötesidir.
O kişinin başının üzerinde salâh nuru oluşur. 30 santime kadar küçülebilen
ama büyük camilerin bile bütün içini kaplayabilecek kadar genişleyebilen,
bulut şeklinde bir nur. (Bu nurun fotoğraf makineleriyle birçok defa resmini
kardeşlerimiz çektiler. Hatıra ve ispat belgesi olarak saklıyoruz onları.)
Salâh makamı, salâh nurunun sahiplerini ifade eder. Kişi salihlerden olur.
Ne olur olursa? Bakın ne diyor Allahû Tealâ Nisa Suresinin 69. âyet-i
kerimesinde:
"Ve men yutı'illahe verresûle feulâike ma'alleziyne en'amallahü
aleyhim minennebiyyiyne vessıddıkıyne veşşühedâi vessâlihıyn ve hasüne
ulâike refiykaâ."
Ve kim Allah'a ve Resûl'e itaat ederse, işte onlar, Allah'ın kendilerine
ni'met verdiği Nebîlerle (peygamberlerle) ve sıddiyklerle ve şehitlerle
ve salihlerle ve (Allah'ın) has kullarıyla beraberdirler. Onlar (ne iyi)
arkadaştırlar.
İSKENDER ALİ MİHR
|