1- İNSANIN YARATILIŞI

Allahû Teâlâ insanı kâinatın en üstün varlığı olarak kendi katında yarattı, Kur' an-ı Kerim'inde buyuruyor ki;
38/ SAD-71: İz kaâle rabbüke lilmelâiketi inniy hâlikun beşeren min tıyn.
Hani o zaman Rabbin meleklere "Ben balçıktan (tıyn'den) bir insan yaratacağım" dedi.
32/ SECDE-7: Elleziy ahsene külle şey'in halakahü ve bede'e halkal' insâni min tıyn.
O herşeyi ahsen yaratandır ve insanı yaratmaya çamurdan (tıyn'den) başlamıştır.
15/ HİCR-26: Ve lekad halaknel'insâne min salsâlin min hamein mesnûn.
Andolsun ki biz insanı şekillenebilen kuru bir balçıktan yarattık.
Görülüyor ki insan "indi ilâhi"'de, tiyn veya salsalin adı verilen bir balçıktan yaratılmıştır. Önce Allahû Zülcelal Hz. ona şekil verdi, sonra o'nu insan olarak dizayn etti. İnsana balçıktan ilk şekil verilmesiyle, insan hüviyetinde dizaynı arasında çok uzun zaman geçti. En sonunda bütün uzuvlarıyla dizayn edilen insan, kendisine nefs ve ruh verilerek canlandırıldı. Hem de yeryüzünün halifesi olarak canlandırılıdı. İnsan yeryüzünün halifesi, hükümdarı olarak yaratıldı. Ve bütün meleklere ve cinlere Âdem AS.'a secde etmesi emredildi. Aşağıdaki âyet-i kerimeler bu konulara ışık tutmaktadır.
2/ BAKARA -30: Ve iz kale rabbüke, lilmelaiketi inni ca'ılün fil ardı halifeh. Kalu etec'alü fiha men yüfsidu fiha ve yesfiküddimae, ve nahnü nüsebbihu bihamdike ve nukaddısü lek. Kale inni e'lemü ma lâ tâ'lemun.
(Hani) o zaman Rabbin meleklere: "Ben muhakkak ki yeryüzünde bir halife yaratacağım" demişti. (Melekler de): "Orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz Seni hamdinle tesbih ve takdis ediyoruz" demişlerdi. (Rabbin de) "Ben sizin bilmediklerinizi bilirim" buyurdu.
15/ HİCR-29: Feizâ sevveytühü ve nefahtü fiyhi min rûhiy feka'û lehü sâcidiyn
Onu nefsle dizayn edip ve Ruhumdan O'na üfürdüğüm zaman ona secde edin.
32/ SECDE-9: Sümme sevvâhü ve nefeha fiyhi min rûhihî ve ce'ale lekümüssem'a vel'ebsâre vel'ef'ideh, kaliylen mâ teşkürûn.
Sonra (Allah) onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve onu (onun ruhunun kalbine) sem'i (kalbin işitme hassası) basar (kalbin görme hassası) ve fuad (kalbin idrak etme hassası) hassalarına (sahip) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.

2- ÂDEM ALEYHİSSELÂM'A SECDE

Yukarıdaki âyet-i kerimelerde açıklandığı gibi Rabbimiz yaratış zincirinin son halkasında ve kendi katı'nda en çok sevdiği mahlûku olan insanı yaratmıştır. Herşey insan için yaratılmıştır. Nitekim Rabbimiz daha evvel yarattığı Cin ve Meleklere Âdem'e secde edin, diye emir buyuruyor.
İblis, yani şeytan Âdem (AS)' a secde etmedi.
7/ ARAF-11: Ve lekad halaknâküm sümme savvernâküm sümme kulnâ lilmelâiketiscüdû liâdeme fesecedû illâ ibliys , lem yekün minessâcidiyn.
Sizi yarattık, sonra size suret (ruh ve nefs) verdik. Sonra meleklere, Âdem'e secde edin dedik. İblisden başkası secde ettiler. O, secde edenlerden olmadı.
Allah Teâlâ iblis'e;
7/ ARAF-12: Kaâle mâ mene'ake ellâ tescüde iz emertük, kaâle ene hayrün minh, halakteniy min nârin ve halaktehü min tıyn.
Allah "Sana secde etmeyi emretmiş iken, seni ondan ne menetti", dedi. İblis; "Ben O'ndan hayırlıyım, Sen beni ateşten yarattın, O'nu ise çamurdan yarattın" dedi.
"Rabbimiz buyuruyor ki";
7/ ARAF-13: Kaâle fehbit minhâ femâ yekûnü leke en tetekebbere fiyhâ fahrûc inneke minessâgiriyn.
Allah, "Oradan in, çünkü sen orada kibirlenmeye layık değilsin. Sen aşağılananlardansın" buyurdu.
İblis, Allah'dan talepte bulunuyor. Kıyamet gününe kadar hayy olmayı Allah'dan diliyor.
7/ ARAF -14: Kaâle enzırniy ilâ yevmi yüb'asûn.
(Şeytan) "Be'as gününe kadar bana müsaade ver" dedi.
7/ ARAF -15: Kaâle inneke minelmunzariyn.
(Allah) "Sen müsâade verilenlerdensin" buyurdu.
7/ ARAF -16: Kaâle febimâ agveyteniy leak'udenne lehüm sırâtekelmüstekıym.
Beni azgın kılmana yemin ederim ki, onlar için senin Sırat-ı Müstakiym'ine oturacağım.
7/ ARAF -17: Sümme leâtiyennehüm min beyni eydiyhim ve min halfihim ve an eymânihim ve an şemâilihim , velâ tecidü ekserehüm şâkiriyn.
Sonra önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından ulaşacağım. Sen onların çoğunu şükredici bulmayacaksın
.
Demek oluyor ki, iblis insanların çoğunu yoldan çıkaracak. Sadece şükredenler, yani hikmet sahipleri onun dalâletinden tam beri olup, dalâlete düşmüyorlar. Hidâyete ulaşanlar dalâletten kurtuluyorlar. Ama ihlâsa kadar şeytan onların üzerindeki zulmâni telkinini devam ettiriyor. Onun için dalâletten tam kurtulma hali ihlâsta oluşabiliyor. İhlas sahipleri şükür kademesindedir. Bu aynı zamanda hikmet sahibi olmaktır.
Buradaki şükür sahipleri kendilerine hikmetin öğretildiği kişiler oluyor. Rabbbimiz bunu Kur'ân-ı Kerim'de Lokman Sûresi'nin 12. âyetinde şöyle açıklıyor.
LOKMAN-12 : Ve lekad âteynâ lokmânelhıkmete enişkür lillah, ve men yeşkür feinnemâ yeşküru linefsih, ve men kefera feinnallâhe ğaniyyün hamîd.
Biz Lokman'a Allah'a şükret diye hikmet verdik. Her kim şükrederse kendi nefsi için şükreder. Her kim küfrederse zararı yine kendisinedir. Çünkü Allah Gani'dir, Hamid'dir.
2/ BAKARA-269 : Yü'tilhıkmete men yeşâ'ü, ve men yü'telhıkmete fe kad ütiye hayran kesira. Ve mâ yezzekkeru illâ ulul'elbâb.
(Allah) HİKMET'i dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse andolsun ki ona çok hayır verilmiştir. Bunu da ancak ulûl elbâb tezekkür edebilir.

3- ÂDEM AS. VE ZEVCESİNİN HATASI

Âdem (AS) Cennet'ten itaatsizlik sebebiyle dünyaya indirilmiştir. Aşağıdaki âyet-i kerimeler bu konuyla ilgilidir.
Rabbimiz Âdem (AS)'a sen ve zevcen Cennet'te sakin olun, diye emrediyor.
ARAF-19 : Ve yâ âdemüskün ente ve zevcükelcennete feküla min haysü şi'tüma ve lâ tekrabâ hâzihişşecerate fetekûna minezzâlimîyn.
Âdem, sen ve zevcen Cennet'te sakin olun. Dilediğinizden yeyin. Yalnız bu ağaca yaklaşmayın, yoksa zâlimlerden olursunuz.
TÂHÂ-118, 119 : İnne leke ellâ tecû'a fîyhâ ve la ta'râ. Ve enneke lâ tezmeu fîyhâ ve lâ tedhâ.
Senin için orada acıkmak da yok. Çıplak olmak da yok. Sen orada hiç susamazsın. Güneş ışığı da çekmezsin.
TÂHÂ-117 : Fekulnâ ya Ademü inne hâzâ adüvvün leke ve lizevcike felâ yuhricennekümâ minel cenneti feteşkaâ.
Biz de demiştik ki; Âdem bu sana ve zevcene düşmandır.Sakın sizi cennetten çıkarmasın, bedbaht olursunuz.
TÂHÂ-120,121 : Fevesvese ileyhişşeytanü,kaâle yâ âdemü hel edüllüke alâ şeceratilhuldi ve mülkin lâ yeblâ. Fe'ekelâ minhâ febedet lehüma sev'âtühümâ ve tafikâa yahsifâni aleyhimâ min verakılcenneti, ve asâ âdemü Rabbehû feğavâ.
Şeytan ise O'na vesvesede bulundu da şöyle dedi. Âdem sana bir ağaç sağlık vereyim mi ki, ondan yiyen daima Cennet'te kalacak, zevâl bulmaz bir devlete erecektir.
Bunun üzerine Âdem ile zevcesi ondan yediler. Hemen utanılacak yerleri kendilerine göründü. Üzerlerine Cennet yaprağını yapıştırmaya koyuldular. Âdem Rabbine karşı geldi de matlûbuna eremedi.
ARAF-22, 23 : Fedellâhüma biğurûr, felemmâ zâkaşşecerete bedet lehümâ sev-âtühümâ ve tafikâ yehsifâni aleyhimâ min verakılcenneh, ve nâdâhümâ Rabbuhümâ elem enhekümâ an tilkümşşecereti ve ekul lekümâ inneşşeytâne lekümâ adüvvün mübîyn. Kaâle Rabbenâ zalemnâ enfüsenâ ve in lem tağfirlenâ terhamnâ lenekunenne minelhâsirîn.
Onlar ağacın meyvasını tadınca avret yerleri kendilerine göründü. Cennet yapraklarından kat kat yapıştırıp üzerlerine koymağa koyuldular. Rableri ise onlara nidâ etti. Ben size bu ağacı yasak etmedim mi? Şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi? Ey Rabbimiz biz nefsimize zulüm ettik. Sen bizi bağışlamaz ve muhafazana almazsan biz hüsrana düşenlerden oluruz, dediler.
TÂHÂ-115 : Ve lekad ahidnâ ilâ âdeme min kablü fenesiye ve lem necid lehû azmâ.
Evvelce biz Âdem'e o ağacın meyvesinden yememesini emir ve vahiy etmiştik. O, ise bunu unuttu. Biz bu hali azîm ve tasmime müstenit bulmadık.

4- ÂDEM A.S.'IN YERYÜZÜNE İNDİRİLİŞİ

ARAF-24, 25 : Kaâlehbitû ba'duküm liba'dın adüvv, ve leküm fil-erdı müstekarrün ve metâun ilâ hîyn.Kaâle fîyha tehyevna ve fîyha temûtûne ve minhâ tuhrecun.
Allah bazınız bazınıza düşman olarak yeryüzüne inin, sizin için yeryüzünde bir vakte kadar geçinmek vardır. Orada yaşar, orada ölürsünüz, oradan çıkarsınız, dedi.
Rabbimiz Âdem zürriyetinin hepsinin yeryüzüne inmesini istemiş.
2/ BAKARA -38: Kulnahbitu minha cemi'an, fe imma ye'ti yenneküm minni hüden femen tebi'a hüdaye felâ havfün aleyhim ve lâ hüm yahzenun.
Biz dedik ki: " Hepiniz oradan (aşağıya) inin. Ben'den size; (hangi zamanda yaşarsanız yaşayın) bir hidayetçi gelecektir. O zaman kim o hidayetçiye tâbî olursa, artık onların üzerine bir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklar"
20/ TAHA-123: Kaâlehbitâ minhâ cemiy'an ba'duküm liba'dın adüvv, feimmâ ye'tiyenneküm minniy hüden femennittebe'a hüdâye felâ yadıllu ve lâ yeşkaâ
Birbirinize düşman olarak oradan hepiniz aşağı inin. Bizden size yaşadığınız devrede hidayetimiz geldiği zaman, kim hidayetçimize tâbî olursa o dalâlette kalmaz ve şâkî de olmaz.
TÂHÂ-124 : Ve men a'rada an zikriy feinne lehû maiyşeten danken ve nahşurühü yevmel kıyameti a'ma.
Her kim, benim zikrimden yüz çevirirse onun için dar bir geçimlilik vardır. O'nu, biz kıyamet gününde kör olarak haşrederiz.
7/ ARAF-26: Yâ beniy âdeme kad enzelnâ aleyküm libâsen yüvâriy sev'atiküm ve riyşâ ve libâsüttakvâ zâlike hayr, zâlike min âyâtillâhi le'allehüm yezekkerün.
Ey Âdemoğulları! Size çirkin yerlerinizi örtecek libas ve süslenecek elbise indirdik. Takva elbisesi ise daha hayırlıdır. Bunlar, Allah'ın alametlerindendir. Ta ki insanlar iyice düşünüp anlasınlar.
7/ ARAF-27: Yâ beniy âdeme lâ yeftinennekümüşşeytânü kemâ ahrece ebeveyküm minelcenneti yenzi'u anhümâ libâsehümâ liyüriyehümâ sev'âtihimâ, innehü yerâküm hüve ve kabiylühü min haysü lâ terevnehüm , innâ ce'alneşşeyâtıyne evliyâe lilleziyne lâ yü'minûn.
Ey Âdemoğulları! Şeytan sakın size fitne etmesin, anne babanızı cennetten çıkardığı gibi (bir fitne) onların ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onları soyduğu gibi… Şeytan ve kabilesi kendilerini göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Biz şeytanı mü'min olmayanlara dost kıldık.
7/ ARAF -35 : Yâ beniy âdeme immâ ye'tiyenneküm rüsülün minküm yekussûne aleyküm âyâtiy femenittekaâ ve esleha felâ havfün aleyhim ve lâ hüm yehzenûn.
Ey Âdemoğulları! Sizin içinizden size âyetlerimi kıssa (açıklayan, beyan) eden Resûller gelince her kim ki takva sahibi olup nefsini ıslah ederse onlar için korku yoktur. Onlar mahzun da olmazlar.

5- İNSAN BOŞUNA YARATILMAMIŞTIR

Yüce Rabbimizin herşeyi yaratmasında bir hikmet vardır. İnsan ise yaratıklar arasındaki en üst noktadadır. Öyleyse abesle iştigal etmeyen Allah'ın insanı boşuna yaratması düşünülebilir mi?
Allahû Teâlâ, Kur'ân-ı Kerimin Kıyame Süresinin 36.âyetinde buyuruyor ki;
75/ KIYAME-36: Eyahsebül'insânü en yütreke südâ
İnsan başı boş bırakılacak mı zannediyor?
MÜMİNÛN-115 : Efehasibtüm ennemâ halâknâküm abesen ve enneküm ileynâ lâ turce'ûn.
Biz sizi abes olarak mı yarattık? Bize dönmeyeceğinizi mi sandınız?
38/ SAD-27: Ve mâ halaknessemâe vel'arda ve mâ beynehümâ bâtıla, zâlike zanulleziyne keferû , feveylün lilleziyne keferû minennâr.
Bu göğü, yeri ve aralarındakini boşuna yaratmadık, bu (boşuna yaratmak) kâfirlerin zannıdır. Veylolsun o kâfir olanlara, onlar ateştedirler.

6- HERŞEY İNSAN İÇİN YARATILMIŞTIR

2/ BAKARA -29: Hüvellezi halâka leküm ma fil ardı cemi'an sümmesteva ilessemai fe sevvahünne seb'a semavati. Ve hüve bikülli şey'in alîm.
O (Allah) ki; yeryüzündeki şeylerin hepsini sizin için yarattı, sonra (kudret ve iradesiyle) göğe yönelip, onları da yedi (kat) gök olarak düzenledi. O, (herşeyi bilen) ALÎM'dir.
Allahû Teâlâ insanı kâinatin en üstün varlığı olarak yaratmıştır. ayet-i kerime'sinde;
45/ CASİYE -13: Ve sehhare leküm mâ fiyssemâvâti ve mâ fiyl'ardı cemiy'an minh, inne fiy zâlike leâyâtin likavmin yetefekkerûn.
O'dur ki , O yüce Allah'tır ki bütün göklerde ve bütün arzlarda (hayat olan âlemlerde yarattığı) her şeyi katından sizlerin (insanların) emrine musahhar kıldı. Muhakkak ki bunda düşünen bir kavim için âyetler vardır.
Madem ki, insandan başka her şey insan için yaratılmıştır. Öyleyse insan Allah Katı'nda en çok sevilen mahlûktur. Yüce Rabbimiz insanı en çok sevdiğinden onu yeryüzünün hükümdarı olarak yaratmıştır.
2/ BAKARA -30: Ve iz kale rabbüke, lilmelaiketi inni ca'ılün fil ardı halifeh. Kalu etec'alü fiha men yüfsidu fiha ve yesfiküddimae, ve nahnü nüsebbihu bihamdike ve nukaddısü lek. Kale inni e'lemü ma lâ tâ'lemun.
(Hani) o zaman Rabbin meleklere: "Ben muhakkak ki yeryüzünde bir halife yaratacağım" demişti. (Melekler de): "Orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz Seni hamdinle tesbih ve takdis ediyoruz" demişlerdi. (Rabbin de) "Ben sizin bilmediklerinizi bilirim" buyurdu.

7- İNSAN ALLAH İÇİN YARATILMlŞTlR

Allahû Teâlâ da herşeyi insan için yarattığını fakat insanı da kendisi için yarattığını aşağıdaki âyet-i kerimelerde beyan buyuruyor;
2/ BAKARA-156 : Ellezine izâ esâbethüm müsibetün, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râci'un.
Onlar ki; kendilerine bir musibet isabet ettiği zaman; "Biz muhakkak ki Allah içiniz (Allah için yaratıldık) ve muhakkak O'na döneceğiz (ulaşacağız)" dediler.
Başka bir âyet-i kerimesinde de en fazla mutlu olmasını istediği bu mahlûkunun yaratılış gayesini açıklarken şöyle buyuruyor ;
51/ ZARİYAT-56 : Ve mâ halaktülcinne vel'inse illâ liya'büdûn.
Biz insanları ve cinleri başka bir şey için değil, bize kul olsunlar diye yarattık.

8- RUH, NEFS VE FiZiK VÜCUT

İnsan dediğimiz bu varlık Allahû Teâlâ Hz.nin en üstün ve en sevgili mahlûku olduğu için, Allahû Teâlâ bu mahlûkunun mutluluk içinde, saadet içinde olmasını diliyor. Bunun için onu, o güne kadar yarattığı varlıklardan değişik biçimde yaratmış. Çünkü insanın üç ayrı cesetten oluştuğunu görüyoruz. Kâinat üzerinde üç ayrı cesetten oluşan başka bir varlık hiç yaratılmadı. Yaratılması da söz konusu değildir. Hicr Sûresi'nin 26. âyet-i kerîmesinde fizik vücudumuzun topraktan yaratıldığını,
15/ HİCR-26: Ve lekad halaknel'insâne min salsâlin min hamein mesnûn.
Andolsun ki biz insanı şekillenebilen kuru bir balçıktan yarattık.
91/ ŞEMS-7: Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.
Yemin ederim ki o nefs sevva edildi (7 kademede).
ENAM-98 : Ve Hüvelleziy enşe'eküm min nefsin vâhidetin.
Sizi bir nefisle inşâ eden o'dur.
Nefsimizin gökler gibi sevva edildiğini bildiren Rabbimiz bir nefisle inşâ edildiğimizi söylüyor. Biz insanı bir nefsle inşâ ettik. Bir bina inşâ eder gibi inşâ etmiş nefsimizi. Sonra da Secde Sûresi'nin 9. âyet-i kerîmesinde ruhumuzdan bahsediyor;
32/ SECDE-9: Sümme sevvâhü ve nefeha fiyhi min rûhihî ve ce'ale lekümüssem'a vel'ebsâre vel'ef'ideh, kaliylen mâ teşkürûn.
Sonra (Allah) onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve onu (onun ruhunun kalbine) sem'i (kalbin işitme hassası) basar (kalbin görme hassası) ve fuad (kalbin idrak etme hassası) hassalarına (sahip) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz!
"Biz" diyor, "insana ruhumuzdan üfürdük". Burada üfürme fiili var. Üfürülen birşey, bu da 3.cesedimiz oluyor. Allah'u Teâlâ üç ayrı cesedimiz için üç ayrı fiil kullanmış. Bunların birbirinden farklı şeyler olduğunu ifade etmek için ayrı fiiller kullanıyor.

İSKENDER ALİ MİHR