ZİKİR VE DİĞER İBADETLER

Rabbe dönüş (vuslât) hedefinin gerçekleşmesi ancak, Kur'ân, dua, tövbe, namaz, oruç, hac, birr, zekât, infâk, sadaka, cihad, tebliğ, zikir ve tesbih gibi başlıca vasıta emirlerin nefse kazandıracağı vasıflardan sonra vücut bulur.

1- KUR'ÂN-I KERîM VE ZİKİR
Allahû Zülcelâl Hz. Kur'ân hakkında birçok âyet-i kerîme inzal etmiştir. Kur'ân-ı Kerîm hakkında bazen zikir kelimesini kullanmaktadır.
15/ HİCR-9: İnnâ nahnü nezzelnezzikre ve innâ lehü lehafizûn
"Bu zikri Biz muhakkak ki Biz indirdik, onun muhafızı (koruyucusu da) muhakkak ki Biz'iz."
41/ FUSSİLLET-41: İnnelleziyne keferû bizzikri lemmâ câehüm, ve innehü lekitâbün aziyz.
Zikir kendilerine gelince onu inkâr edenler kâfirdir. Halbuki o azîz kitaptır.
41/ FUSSİLLET-42: Lâ ye'tiyhilbâtılu min beyni yedeyhi ve lâ min halfih, tenziylün min hakiymin hamiyd.
Ne önünden, ne arkasından asla bâtıl arız olamaz. Hikmet sahibi ve hamid olan (Allah)'tan inmiştir.

Rabbimiz vuslata ulaştığımız yolları peygamberlerin Allah'a ulaştıran yolları olarak ifade etmektir ve Allah'a ulaşmak için peygamberlerin ve daha sonra mürşidlerin önünde yapılan ve Furkan Sûresi'nin 70. ve 71. âyet-i kerîmelerinde açıklanan tövbeden bahsetmektedir.

NİSA-26: Yürîdüllâhü liyübeyyine leküm ve yehdiyeküm sünenellezine min kabliküm ve yetûbe aleyküm, vallâhü alîmün hakîm.
Allah size açıklamak ve sizden öncekilerin yollarına hidâyet etmek ve tövbenizi kabul etmek ister. Allah Alîm'dir, Hakîm 'dir.
YUSUF-111: Lekad kâne fîy kasasıhim ıbratün liülil-elbâb, mâ kâne hadîsen yüfterâ ve lâkin tasdikallezi beyne yedeyhi ve tafsîle külli şey-in ve hüden ve rahmeten likavmin yü'minûn.
And olsun ki, Peygamberlerin kıssalarında Ulûl-elbâb kullar için ibretler vardır. Kur'ân uydurulan bir söz değildir. Fakat kendinden önceki kitapları tasdik eden, inanan kavme herşeyin bütün detaylarını açıklayan bir hidâyet rehberi rahmettir.

Rabbimiz, Peygamber Efendimize (SAV) Kat'ından bir zikir verdiğini ve hiç kimsenin bu zikirden yüz çevirmemesi gerektiğini ifade etmektedir.
TAHA-99-100: Kezalike nakussu aleyke min enbâi mâ kad sebak, ve kad âteynâke min ledünnâ zikri Men a'rada anhü feinnehû yahmilü yevmel kıyameti vizrâ.
Böylece geçmiş olayları sana anlatırız, Kat'ımızdan sana bir zikir verdik, kim ondan yüz çevirirse bilsin ki, kıyamet günü bir günah yükü yüklenecektir.

HUD-120: Ve küllen nakussu aleyke min enbairrusüli mâ nüsebbitü bihî füadek, ve caeke fiy hazihilhakku ve mevizatün ve zikrâ lilmü'miniyn.Peygamberin başlarından geçenlerden, sana anlattığımız her şeyle senin kalbindeki hissiyatı (Füâd'leri) tesbit ederiz. Sana bu belgelerle inananlar için hak, deliller ve zikir gelmiştir.

Kur'ân-ı Kerîm'in bir zikir olduğunu yukarıdaki âyet-i Kerîme'lerden bir kısmı teyid etmektedir. Fakat Kur'ân-ı Kerîm zikri ile Rabbimizin Müzemmil Sûresi 8. Âyet-i Kerîmesinde buyurdugu zikir birbirinden farklıdır.

73/ MÜZEMMİL-8: Vezkürisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtiylâ
Rabbinin (Allah'ın) ismiyle zikret ve herşeyden kesilerek O'na (Allah'a) dön (ulaş, vasıl ol).

Görülüyor ki, zikir Allah'ın isminin tekrar edilmesidir. Allah'ın İsm-i Celâli devamlı tekrar edilecektir. Bu tekrar sırasında Allah düşünülecektir.Allah'dan başka hiçbirşeyin düşünülmeyeceği bir zikir asıldır. Çünkü; Allah'dan başka herşeyden kesilmek, ancak böyle bir zikirle mümkün olur. Kalbimizde hatem adı verilen mührün Allah'a açılan kapıdan ayrılıp, iblise açılan kapıyı kapatması ancak Allah isminin tekrarıyla mümkündür. Yüce Rabbimiz zikir ibadetinin Kur'ân-ı Kerîm tilâvetinden de, namaz kılmaktan da daha büyük, yani en büyük ibadet olduğunu ifade etmektedir.

29/ ANKEBUT-45: Ütlü mâ ûhıye ileyke minelkitâbi ve ekımıssalât, innessalâte tenhâ anilfahşâi velmünker, ve lezikrullahi ekber, vallahü ya'lemü mâ tasne'ûn.
Sana kitaptan vahyedileni oku, namazı kıl çünkü namaz kötülükten ve fuhşiyattan meneder ama Allah'ın zikri en büyüktür. Ve Allah yaptığınız şeyleri bilir.

Burada da Rabbimiz Kur'ân-ı Kerîm okumanın, namazın ve zikrin birbirinden ayrı vasıtalar olduğunu açıklıyor ve soruyor;
57/ HADİD-16 : Elem ye'ni lilleziyne âmenû en tahşe'a kulûbühüm lizikrillâhi ve mâ nezele minelhakkı ve lâ yekûnû kelleziyne ûtülkitâbe min kablü fetâle aleyhimül'emedü fekaset kulûbühüm, ve kesiyrün minhüm fâsikuûn.
Âmenû olanların kalplerinde Allah'ın zikri ile (ve bu zikirle) Hakk'tan inen şeyle (nurla) huşûya ulaşmak (huşû sahibi olmak) zamanı gelmedi mi? Kendilerine kitap verilen ve sonra aradan uzun zaman geçen (ve bu zaman zarfında Allah'ı zikretmedikleri için) kalpleri kasiyet bağlayan (kalpleri zikirsizlikten kararan ve sertleşen ve hastalanan) kimseler gibi olmasınlar. (zikretsinler ki kalpleri kararmasın) Onların çoğu fasıklardır (hidayete erdikten sonra yoldan çıkanlardır).

Zikirden vazgeçmenin neticesine de işaret buyuruluyor.

43/ZUHRUF-36: Ve men yağşü an zikrirrahmâni nükayyıd lehü şeytânen fehüve lehü kariyn.
Kim Rahman'ın zikrinden yüz çevirirse Biz ona şeytanı musallat ederiz. Ve onun için şeytan arkadaştır.

2- DUA
Dua insanın yaratıcısına ihtiyaç duyduğunu gösteren ve kula yerini hatırlatan bir taleptir. İnsan yaratıcısını, Hakk olarak kabul etmiş olmalıdır ki, ondan yardım talep etsin. Öyleyse kulluğun ve Rabb olmanın iki ayrı yeri vardır. Dua kula Allah'ın bir mahlûku olduğunu hatırlatan ve Allah'ın ise Rabb olduğunu, tek ilâh olduğunu hatırlatan ve idrak ettiren esasları muhtevidir. Kısaca dua, kulun Rabbine müracaatıdır, münacaatıdır, yönelmesidir.
7/ ARAF-55: Üd'û rabbeküm tedarru'an ve hufyeh, innehü lâ yuhıbbülmu'tediyn.
Rabbimize gönülden ve gizlice yalvarın, muhakkak ki Allah haddi aşanları sevmez.
7/ ARAF-56: Ve lâ tüfsidû fiyl'ardı ba'de ıslâhıhâ ved'ûhü havfen ve tama'â, inne rahmetallahi kariybün minelmuhsiniyn.
İslah olduktan sonra yeryüzünde fesat çıkarmayın. Allah'a korkarak ve umutla yalvarın. Şüphesiz ki Allah'ın rahmeti muhsinlere yakındır.
40/ MÜ'MİN-60: Ve kaâle rabbükümüd'ûniy estecib leküm, innelleziyne yestekbirûne an ıbâdetiy seyedhulûne cehenneme dâhıriyn.
Rabbimiz der ki; "Bana dua edin ki, size icabet edeyim. Muhakkak ki bana kullluk etmek hususunda kibirlenenler alçalmış olarak cehenneme girerler."
2/ BAKARA-186: Ve izâ se'eleke ıbâdi anni feinni karibü. Ücibü da'veteddâ'ı izâ de'âni, felyestecibüli velyü'minü bi le'allehüm yerşüdün.
Ve kullarım, sana benden sorduğu zaman, Ben muhakkak ki (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlarda benim (davetime) icabet etsinler ve bana îmân etsinler. Böylece irşada ulaşsınlar (irşad olsunlar).

Görülüyor ki, Rabbimizden yardım istememiz, Rabbimizin kesin emridir. Yardımsız irşada ulaşmak mümkün değildir. Çünkü, âyet-i kerîmenin birinci kısmında, O'ndan dua ile yardım istememizi, bizden talep ediyor. Fakat Allah'dan gelecek yardımın kulların liyakatıyla paralel olacağını âyet-i kerîmenin sonunda açıklıyor. Bu yardımın dünya ni'metleri olmadığını Allah'ın katında ulvi ni'metlerine sahip olmak için Rabbimizden yardım istemenin efdal olduğunu, âyet-i kerîmenin sonunda Rabbimiz irşad kelimesiyle işaret ediyor.İrşad hedefinin tahakkuku için ise; Rabbine kavuşmayı dileyen kimse, önce Allah'ın resûlüne onun vasıtasıyla da daha sonra Rabbine kavuşacaktır.Burada da görülüyor ki dua, Allah'a yaklaşmanın, yakın olabilmenin bir vasıtasını teşkil ediyor.

3- TÖVBE
3-1-GÜNAHLAR İÇİN TÖVBE
İnsan nefs sahibidir. Günaha ve seyyiata bu sebeple meyyaldir. Bu itibarla günah işleyecektir. İşte günahlarından temizlenebilmesi ancak tövbe ile mümkündür.Başlangıçta sadece günahlarımızın affı için tövbe ederiz. Bu seviyede zikir yoktur. Bu birinci tip tövbedir. İnsan istediği her an idrak ettiği hatası için Allah'ın affını diler.

3-2- ALLAH'A ULAŞMAK İÇİN TÖVBE
İkinci tövbe bir merasimle gerçekleşir. Arşı tutan melekler, devrin imamının ruhu, mürşit önünde sadece mürşidin sözleri tekrar edilerek yapılır (Nebe 38). Bu tövbe, Allah'a ulaşmak için yapılan tövbedir. Ve günahlarımız sevaba dönüşür.
4/ NİSA-64 : Ve mâ erselnâ min resûlin illâ liyutâ'a bi'iznillâh, ve lev ennehüm iz zalemû enfüsehüm câûke festagferullahe vestagfere lehümürresûlü levecedullahe tevvâben rahiymâ.
Biz Resûllerimizi ancak Allah'ın izniyle, kendilerine itaat edilsin diye göndeririz. Onlar nefslerine zulmettikleri zaman eğer sana gelselerdi ve Allah'tan mağfiret dileselerdi Resûl de onlar için mağfiret dileseydi Allah'ı tövbeleri (her iki tarafın mağfiretini, tövbesini) kabul eden ve rahmet gönderici olarak bulurlardı.
40/ MÜ'MİN-7: Elleziyne yahmilûnel'arşe ve men havlehü yüsebbihûne bihamdi rabbihim ve yü'minûne bih, ve yestagfirûne lilleziyne âmenû, rabbenâ ve si'te külle şey'in rahmeten ve ilmen fagfir lilleziyne tâbû vettebe'û sebiyleke vekıhim azâbelcahiym.
Arşı tutan melekler ve oradaki kişi (arşta bulunan zamanın halifesinin ruhu) Rablerini hamd ile tespih ederler (zikrederler) ve ona îmân ederler ve âmenû olanlar için Allah'tan mağfiret (onların günahlarını sevaba çevirmesini) dilerler. "Rabbimiz" derler, "Senin rahmetin ve ilmin herşeyi kuşatmıştır. Kim tövbe eder de (Mürşidin önünde tövbe eder de) senin yoluna (Sırat-ı Müstakiym'e, sana ulaştıran yola) tâbî olursa o taktirde onlara mağfiret eyle (onların günahlarını sevaba çevir). Onları cehennem azabından koru. "

Bu tövbeden sonra kişi amilüssalihata başlar. Mümin olur ve Sırat-ı Müstakiym üzerine çıkar.
78/ NEBE-39: Zâlikelyevmülhakk , femen şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ .
İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbi olunduğu gün) Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi kendisini Rabbine ulaştıran (yolu, Sırat-ı Müstakiym'i) yol ittihaz eder (edinir). (Allah'a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur.
25/ FURKAN-70: İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan feülâike yübeddilullahü seyyiâtihim hasenât, ve kânallahü gafûren rahıymâ.
Ama (mürşidin önünde) tövbe eden ve (mürşidin önünde tövbe etmek suretiyle kalbine îmân yazıldığı için) mü'min olan ve (aynı sebeple) nefsi ıslâh edici ameller işleyen kişinin Allah günahlarını sevaba çevirir. Ve Allah günahları sevaba çeviren ve rahmet gönderendir.
25/ FURKAN-71: Ve men tâbe ve amile sâlihan feinnehü yetûbü ilallahi metâbâ.
Kim tövbe eder ve ıslâh edici amel (nefs tezkiyesi) işlerse muhakkak ki o Allah'a tövbeleri kabul edilmiş olarak ulaşır.
Burada artık Allah'a hidayet edici zikir başlamıştır. Bu noktada başlayan zikir her geçen gün artacak ve bir gün daimî zikre ulaşacaktır. Daimî zikrin bizi ulaştıracağı, külli zikir ve tesbihle yeni ve son bir tövbeye ulaşırız. Bu tövbe "Nasuh" tövbesidir.

3-3-TÖVBE-İ NASUH
Görülüyor ki Allah'a doğru yola çıkmamıza imkan veren tövbe de, hidâyet zikri bulunuyor. Ve 24 saat boyunca zikreder hale geldiğimiz zaman yeni bir tövbeye ulaşıyoruz. Bu tövbe ile İhlâs makamından Salâh makamına geçilir.
66/ TAHRİM-8: Yâ eyyühelleziyne âmenû tûbû ilallahi tevbeten nasûhâ, asâ rabbüküm en yükeffire anküm seyyiâtiküm ve yüdhıleküm cennâtin tecriy min tahtihel'enhâr, yevme lâ yuhziyllahünnebiyye velleziyne âmenû ma'ah, nûrühüm yes'â beyne eydiyhim ve bieymânihim yekuûlûne rabbenâ etmim lenâ nûrenâ vagfirlenâ, inneke alâ külli şey'in kadiyr.
Ey âmenû olanlar! Allah'a nasuh tövbesiyle tövbe edin ki Allah sizin günahlarınızı örtsün ve sizi altından nehirler akan cennetlere koysun. O gün Allah, Nebîleri ve Onlarla birlikte âmenû olanları utandırmayacaktır. (o gün) Onlar nurları önlerinde ve sağlarında olarak yürürler ve (nasuh tövbesini yaptıkları gün) "Rabbimiz nurumuzu tamamla bizleri bağışla, muhakkak ki sen herşeye kaadirsin." derler.
Bu tövbe Allah'ın huzurunda yapılır. Bu tövbeden geri dönüş yoktur. Allah bütün günahları örtmesi sebebiyle kabir azabını kaldırır.

3-4- GENEL OLARAK TÖVBE
NUR-31 : Ve tübû ilellâhi cemiân eyyüçhelmü'minûne lealleküm tüflihûn
Ey imân edenler, saadete ermeniz için hepiniz tövbe ederek Allah'a dönün. Allah tövbeleri kabul eder.
NİSA-27: Vallâhü yürîdü en yetûbe aleyküm ve yüridüllezine yetteb'iünşşehâveti en temî-lû meylen azîmâ.
Allah sizin tövbenizi kabul etmek ister, şehvetlerine uyanlar ise sizin buyük bir sapıklığa girmenizi isterler.
Peygamberlerin tövbe konusundaki yardımları şöyle açıklanıyor.
4/ NİSA-64 : Ve mâ erselnâ min resûlin illâ liyutâ'a bi'iznillâh, ve lev ennehüm iz zalemû enfüsehüm câûke festagferullahe vestagfere lehümürresûlü levecedullahe tevvâben rahiymâ.
Biz Resûllerimizi ancak Allah'ın izniyle, kendilerine itaat edilsin diye göndeririz. Onlar nefslerine zulmettikleri zaman eğer sana gelselerdi ve Allah'tan mağfiret dileselerdi Resûl de onlar için mağfiret dileseydi Allah'ı tövbeleri (her iki tarafın mağfiretini, tövbesini) kabul eden ve rahmet gönderici olarak bulurlardı.

Peygamberlerin varisleri her devirde Allah'ın tayin ettiği imamlardır. Allah'ın o kişi için tayin ettigi mürşidin önünde tövbe eden kişiler devrin imamına tâbî olmuşlardır. Artık şeytanın zulmâni ilminin tesiri yoktur. Büyü, sihir ve benzeri şeylerin zararları onlara tesir etmez.
BAKARA-102: Ve mâ hüm bidârrine bihi min ehadin illâ biiznillâh.
Allah'ın izni olmadıkça şeytanın büyüsü ve sihri kimseye zarar veremez.
MÜCADELE-10: Ve leyse bidârrihim şey-en illâ bi'iznillâh, ve alellâhi felyetevekkelilmü'minûn.
Allah'ın izni olmadıkça şeytan onlara zarar veremez. Mü'minler yalnız Allah'a güvenirler.
64/ TEGABÜN-11: Mâ esâbe min musıybetin illâ bi'iznillâh, ve men yü'min billâhi yehdi kalbeh, vallahü bikülli şey'in aliym.
Allah izin vermedikçe kimseye bir musibet isabet etmez. Kim Allah'a âmenu olursa Allah onun kalbine (ulaşır). Ve Allah herşeyi bilir.

Allah'a yaklaşmanın, mukarreb olmanın vasıtalarından bir tanesi de tövbedir. Allah'dan günahlarının bağışlanmasını dilemektir. Allah'ın rahmetinden ancak kâfirler ümitsizdir.

4-NAMAZIN ZİKİRDEN FARKLILIKLARI
Dinin direği olan namaz konusunda pek çok âyet-i kerîme'de açıklama mevcuttur. Namazın kılınması emredilmektedir. Çünkü, namaz Allah'a yaklaştırıcı bir vasıtadır.
ALAK-19: Vescüd vakterib.
Secde et Rabbine yaklaş.
Mü'min olan kişinin kıldığı her namaz salih amellerden biri olması ve Allahû TeaIâ'nın huzurunda vazife yapılması dolayısıyla hem nefsin tezkiyesini sağlayacak, hem de her namazla alınan dereceler itibariyle Kul'u Rabbi'ne yaklaştıracaktır. Namaz da bir zikirdir. Namazda zikrin ağırlığına işaret edilmektedir. Namazın gayesi Allah'ı zikretmektir. Ancak zikirle kılınan bir namaz, zikir oranında huşû ile kılınmış olur.
TAHA-14: İnnenî enallâhü lâ ilâhe illâ ene fa'büdni, ve ekımissalâte lizikri.
Şüphesiz Ben Allah'ım, Ben'den başka bir ilâh yoktur, Bana kulluk et, Beni zikretmek için namaz kıl.
Görülüyor ki, asıl olan Allah'ı zikir etmektir.Namaz burada Allah'ı zikretmenin bir vasıtasıdır. Namaz gibi diğer bütün ibadetler zikir bakımından vasıta emir hükmündedirler.Bütün peygamberlerin namaz kıldıklarına dair Kur'ân-ı Kerîm'imizde açık deliller vardır. Her peygamber ve O'na tâbî olanlar namaz kılmışlardır ve zikir yapmışlardır.
19/ MERYEM-31: Ve ce'aleniy mübâreken eyne mâ küntü, ve evsâniy bissalâti vezzekâti mâ dümtü hayyâ.
Ve beni mübârek kıldı, yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekât vermemi emretti.
YUNUS-87: Ve evhaynâ ilâ Musâ ve ehihi en tebevveâlikavmikümâ bimisra büyüten vec'alü büyüteküm kıbleten ve ekimüssalâh, ve beşşirilmü'mîn.
Musa ve kardeşine Mısır'da milletinize evler hazırılayın. Evlerinizi namazgâh edinin, namaz kılın diye vahyettik, inananlara müjdele.
Görülüyor ki namaz ibadeti bütün peygamberlere farz emir olarak verilmiştir. Rabbimiz bu farz emrin Allah'ı zikretmek için yerine getirilmesini emrediyor. Çünkü zikir, rızanın kazanılması için asıl unsurdur. Bilindiği gibi, Rad Sûresi'nin 28. âyet-i kerîmesinde Rabbimiz buyuruyor.
13/ RAD-28: Elleziyne âmenû ve tatmainnü kulûbühüm bizikrillâh elâ bizikrillâhi tatmainnülkulûb.
Onlar âmenüdurlar ve kalpleri Allah'ı zikretmekle mutmain olmuştur. Bilin ki, kalpler ancak Allah'ı zikretmekle mutmain olur.
Mutmain olan bir kalp Allah'dan razı olacaktır. Allah'dan razı olunca, Allah da o kişiden razı olacaktır. Hz. İsmail'in de muradı, herkesin Allah'ın rızasına kavuşması idi.
MERYEM-55 : Ve kâne ye'müru ehlehü bissalâti vezzekâti, ve kâne inde Rabbihi merdıyyâ.
Hz. İsmail çevresinde bulunanlara namaz kılmalarını ve zekât vermelerini emrederdi. Rabbinin rızasına kavuşmuş biriydi.
Allahû Zülcelâl Hz. Peygamber Efendimize şöyle buyuruyor;
TAHA- 132: Ve'mür ehleke bissalâti vestabi aleyhâ, lâ nes-elüke rizkâa, nahnü nerzüguke, velâgibetü littekvâ.
Ehline namaz kılmalarını emret, kendin de onda devamlı ol. Biz senden rızık istemiyoruz, sana rızık veren Biziz, sonuç (akibet) takva sahiplerinindir.
Namaz da bir zikir olduğu halde, Allahû Tealâ Hz.'nin zikirden muradı farklıdır. Zikir, herşeyden önce "Allah" isminin tekrarıdır. Ve herşeyden kesilerek tekrarıdır. Yani "Allah" kelimesi iç dünyamızdaki sesle tekrar edilirken, düşünce sistemimiz herşeyden kesilecek ve sadece Allah üzerinde konsantre olacaktır. Sadece Allah'ı düşünecegiz. Kalbimiz yalnız Allah'a açık olacak.
Görülüyor ki, namaz, Rabbimizin Müzemmil Sûresinde işaret ettigi Allah'ın ismi ile zikret dediği zikirden ayrıdır.
73/ MÜZEMMİL-8: Vezkürisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtiylâ
Rabbinin (Allah'ın) ismiyle zikret ve herşeyden kesilerek O'na (Allah'a) dön (ulaş, vasıl ol).
Bunların ayrı şeyler olduğunu aşağıdaki Âyet-i Kerîmeler kesin olarak açıklamaktadır. Aşağıdaki âyet-i kerîmelerde zikirden ve namazdan ayrı hüviyette iki faktör olarak bahsedilmektedir.
ALA-15: Ve zekerasme Rabbihi fesellâ .
Rabbinin ismini zikir edip namaz kılan.
4/ NİSA-103: Feizâ kadaytümüssalâte fezkürullahe kıyâmen ve ku'ûden ve alâ cünûbiküm, feizatıne'nentüm feakiymüssalâh, innessalâte kânet alelmü'miniyne kitâben mevkuûtâ.
Namaz kıldıktan sonra, otururken de ayaktayken de, yanüstü yatarken de hep Allah'ı zikredin. Emniyete kavuşunca namazı erkânıyla kılın. Muhakkak ki namaz mü'minlerin üzerine vakitleri belirlenmiş bir farz olmuştur. Bu âyet-i kerîmede namaz ve zikrin birbirinden farklı oldukları aşikârdır.
Görülüyor ki, zikir, otururken ayakta iken ve yatarken daima yapmamız gereken bir ibadet çeşididir. İnsan için bu üç halin dışında, dördüncü bir hal yoktur. İnsan ya oturur, ya ayaktadır, ya da yatar. Başka bir hal yoktur. Öyleyse zikir devamlı bir vetiredir. İnsanı mutmain kılan bir özelliğe sahiptir. Oysa ki, namaz devamlı değildir. Sadece belirli vakitlerde kılınır. Demek ki, zikir kelimesi esas anlamında kullanıldığı zaman namazdan farklıdır.
İşte bu âyet-i kerîmede mutmain olmanın en önemli vasıtası zikir olarak belirtildiği gibi, namazın, zikir gibi zamanın bütününe değil belli vakitlerde yerine getirilmesi gereken bir farz olduğu da açıktır.
Kur'ân-ı Kerîm tilâveti ve namaz, Kur'ân-ı Kerîm'imizde zikir olarak kabul edildiği halde, Allah'ın zikirden muradının, bu ikisinden farklı birşey olduğu aşağıdaki âyet-i kerîmede ifade buyurulmaktadır. Bu asıl zikirdir ve yukarıda izah edilmiştir. Ve bütün ibadetlerden üstündür.
29/ ANKEBUT-45: Ütlü mâ ûhıye ileyke minelkitâbi ve ekımıssalât, innessalâte tenhâ anilfahşâi velmünker, ve lezikrullahi ekber, vallahü ya'lemü mâ tasne'ûn.
Sana kitaptan vahyedileni oku, namazı kıl çünkü namaz kötülükten ve fuhşiyattan meneder ama Allah'ın zikri en büyüktür. Ve Allah yaptığınız şeyleri bilir.

5- ORUÇ
Oruç ve zikir takva sahibi olmanın yoludur. Takva sahibi olabilmek ise oruçlu iken zikretmekle daha kolaydır. Çünkü; oruçlu insan nefsi ile cihaddadır. En büyük cihad ise nefs ile yapılan cihaddır. İşte bu cihadı kolaylaştıran şey, insanın açlık ve susuzluk duygusunu Allah'ın mahvetmesidir. Bu konudaki yardımın ulaşması ise ancak zikirle mümkündür.Tasavvuftaki ihvanın, tasavvufun dışındakilerden farklı olarak, orucu büyük bir zevkle tutmaları ve oruçtaki huzuru yaşamaları, zikir sayesindedir.
2/ BAKARA-183: Yâ eyyühellezine amenü kütibe aleykümüssıyamü kema kütibe alellezine min kabliküm le'alleküm tettekun.
Ey imân edenler! Oruç sizden öncekilerin üzerine yazıldığı (farz kılındığı) gibi, sizin üzerinizede (yazıldı) farz kılındı. Umulur ki; (böylece) takva sahibi olursunuz.
Oruç emri takvaya erişmemizde en önemli emirdir. Çünkü Rabbimiz "Sabır ve orucun ecri Bana aittir. Onu Ben takdir ederim." buyuruyor.

6- HAC
Zikrin hac ibadetinin bir parçası olduğunu Rabbimiz, Bakara sûresinde açıklıyor.
2/ BAKARA-183: Feiza kadaytüm menâsikeküm fezkürullâhe kezikriküm âbâeküm ev eşedde zikrâ.
Böylece (Hacc'a ait) ibadetlerinizi tamamladığınız zaman, atalarınızı zikrettiğiniz gibi, hatta daha da şiddetli (bir zikirle) Allah'ı zikredin.

7- CİHAD, İNFAK VE ZİKİR
Zikrin cihad'dan ve Allah yolunda infak etmekten daha üstün bir amel olduğunu Peygamber Efendimiz (SAV) hadisi şerifinde açıklıyor: Ademoğlu zikrullâh'dan daha ziyade kendisini Allah'ın azabından koruyabilecek bir amel işlememiştir.
Ashab "Allah uğrunda cihad etmek de zikrullâh'ın yerini tutmaz mı?" diye sordular. Rasûlü Ekrem (SAV); "Allah uğrunda cihad da bu dereceyi tutamaz Ancak kılıcın ile kırılıncaya kadar vuruşup üç kılıç eskitirsen yani ciddi ve devamlı harp hali ile bu dereceyi alabilirsin," buyurdu. (Taberani; Muazdan)
Akşam ve sabah Allahû Tealâ'yı zikretmek, Allah yolunda kılıçların kırılmasından ve yine Allah uğrunda malı saçarcasına infakdan efdaldir.
Hz Muhammed (SAV) Efendimiz hadis-i şerifinde buyuruyor ki;
"Amellerinizin en hayırlısını, Allah Katında en makbulünü ve derecelerinizi en çok yükseltecek olanını, altın ve gümüş infakından daha hayırlısını, hatta düşman karşısında öldürmek ve ölmekten daha hayırlısını size bildireyim mi?" deyince, Ashab;
- Bildir, Ey Allah'ın Resûlü, dediler.
Peygamber Efendimiz (SAV):
- Allah'ı daima zikretmektir, buyurdular. (Tirmizi ibn Mace ve Hakîm , Ebu Berda'dan)
Zekât ve sadaka vermek, cihadın mal ile yapılanıdır. Allah yolunda zekât vermek, sadaka vermek, nefsin tezkiyesi için kolaylık sağlar. Çünkü nefsin afetlerinden biri cimriliktir. İşte insanı cimrilikten kurtaracak ve cömertliğe ulaştıracak köprü zikir köprüsüdür. Ancak, zikirle nefsimizi tezkiye ederiz ve verdiklerimiz bize ağır gelmez. Her gün zekât vermenin huzurunu biraz daha duyarak zikirle tezkiye olur ve cömertliğe yaklaşırız.
Aşağıdaki âyet-i kerîmeler bu gerçeği açığa çıkarmaktadır.

TÖVBE-103: Huz min emvalihim sadekaten tütahhiru hüm ve tüzekkîhim bihâ ve sailî aleyhim, inne salâteke sekenün lehüm, vellâhü semîun alîm.
Mallarını, kendilerini tezkiye edip arıtacak şekilde sadaka olarak al, onlara dua et, senin duan onlar için bir sükûnettir. Allah işitir, bilir.
BAKARA-110: Ve ekîmüssalâte ve âtüzzekâte ve mâ tükaddimü lienfüsiküm min hayrin tecidûhü indallâh innallahe bimâ te'melûne besîr.
Namazı kılın, zekâtı verin, kendiniz (nefsiniz) için önden gönderdiğiniz her hayrı Allah katında bulacaksınız. şüphesiz Allah yaptıklarınızı görür.
2/ BAKARA 261: Meselüllezine yünfikune emvâlehüm fi sebilillâhi kemeseli habbetin enbetet seb'a senâbile fi külli sünbületin mietü habbeh. Vallâhü yüda'ıfü limen yeşâ'. Vallâhü vasiun alim
O, Allah yolunda mallarını harcayanların durumu, her başağında yüz tane olmak üzere, yedi başak veren bir (tohumun) nebatın durumu gibidir. Allah dilediği kimse için (onun rızkını) kat kat artırır. Allah, VASI'un ALİM'dir.
BAKARA-274: Ellezine yünfikûne emvâlehüm billeyli vennehâri sirran ve alâniyeten felehüm ecruhüm ınde Rabbihim, ve lâ havfün aleyhim ve lâ hüm yehzenûn.
Mallarını gece gündüz gizli aşikar infak edenlerin ecirleri Rabb'leri katındadır. Onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar.
MUHAMMED-38: Ha entüm hâülâi tüd'avne litünfikû fî sebîlillâh, feminküm men yebhal ve men yebhal feinnemâ yebhalü an nefsih, vellâhülğaniyyü ve entümülfükarâ', ve in tetevellev yestebdil kavmen gayraküm, sümme lâ yekûnû emsâleküm.
İşte sizler Allah yolunda sarfetmeye çağrılan kimselersiniz. Kiminiz cimrilik yapıyor ama cimrilik yapan bilsin ki, ancak nefsine cimrilik yapmış olur. Allah zengindir. Siz ise fakirsiniz. Eğer ondan yüz çevirirseniz sizi ortadan kaldırır sizin gibi olmayacak milleti yerinize getirir.
Cihad da Allah'ı zikretmenin vasıtalarından biridir. Zikir vesilesidir. Yani hedef Allah'ı devamlı zikretmektir. Fakat kalpte Allah ismini devamlı zikretmek gerektiği gibi, zahirdeki amellerimiz sırasında da daima Allah'ı zikreder halde olmalıyız. İşte cihad da bu nedenle Allah'ı zikretme vasıtalarından sadece biridir. Allah yolunda nefsi ile cihad etmek iki anlamlıdır. Zahiren İslâmın düşmanları ile fizik olarak harp etmek, savaşmaktır. Batınen ise zikir vasıtasıyla nefsi ile mücadele etmektir. Saadet bu mücadelenin bu cihadın arkasından gelecektir.
TÖVBE-20: Ellezîne âmenû ve hâcerû ve câhedû fî sebîlillâhi biemvâlihim ve enfisühim ağzamü deraceten indellâh, ve üIâike hümülfâizûn.
İnanan, hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla nefisleriyle cihad eden kimselere Allah katında en büyük dereceler vardır. İşte saadete ulaşanlar onlardır.
ANKEBUT-69: Vellezîne câhedû fînâ lenehdiyennehüm sübülenâ, ve innellâhe lemealmusinîn.
Bizimle beraber cihad edenler var ya, onları yollarımıza hidayet ederiz. Allah muhsinlerle beraberdir.
5/ MAİDE-35: Yâ eyyühelleziyne âmenûttekullahe vebteguû ileyhilvesiylete ve câhidû fiy sebiylihi le'alleküm tüflihûn
Ey (Allaha ulaşmayı dileyen îmân sahipleri) âmenû olanlar Allah'a karşı takva sahibi olun, O'na, Allah'a ulaştırmaya vesile olanı (vesile olan kişiyi Allah'tan) isteyin. Ve Allah'ın yolunda cihad edin ve böylece felâha erin.
29/ ANKEBUT-6 : Ve men câhede feinnemâ yücâhidü linefsih innallahe leganiyyün anil'âlemiyn.
Kim cihat ederse mutlaka nefsiyle (nefsi için) cihad etsin. Muhakkak ki Allah âlemler üzerine ganidir (âlemlerden müstağnidir, münezzehtir).
Cihad teslime götüren sağlam bir yoldur. Kim nefsiyle ciddi bir cihada girerse, zikir silahına sarılacaktır. Zikir onu ruhun, fizik vücudun ve nefsin Allah'a teslim olmasına ulaştırır. Kişi ancak o zaman İslâm kelimesinin anlamını gerçekleştirmiş ve müslüman olmuştur. Teslim olmuştur.
22/ HAC-78: Ve câhidû fiyllâhi hakka cihâdih, hüvectebâküm ve mâ ce'ale aleyküm fiyddiyni min harac, millete ebiyküm ibrâhiym, hüve semmakümülmüslimiyne min kablü ve fiy hâzâ liyekûnerresûlü şehiyden aleyküm ve tekûnû şühedâe alennâs, fe'ekıymûssalâte ve âtûzzekâte va'tesımû billâh, hüve mevlâküm, feni'melmevlâ ve ni'mennasıyr.
Allah için hakkıyla cihad edin. O sizi seçti, babanız İbrâhîm'in yolu olan dinde sizin için bir zorluk kılmamıştır. Daha önce de Peygamber'in size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için size müslüman (teslim olmuş) adını veren O'dur. Artık namazı kılın, zekât verin, Allah'a sarılın. O sizin mevlânızdır. Ne güzel dost (mevlâ), ne güzel yardımcıdır.

Rabbimiz insanların kalplerini uzlaştırmanın, ancak Allah'ın yardımıyla tahakkuk edeceğini ifade etmektedir. Allah'ın yardımı kişinin liyakatı ile paralel oluşur ve gelişir. Kişinin liyakatını arttıran ve Allah'ın herkese kâfi gelecek yardımını sağlayan temel fiilimiz ise zikirdir.

8/ ENFAL- 62: Ve in yüriydû en yahde'ûke feinne hasbekâllah, hüvelleziy eyyedeke binasrihî ve bilmü'miniyn.
Eğer sana hile yapmak isterlerse Allah sana yeter. O ki seni yardımıyla ve mü'minlerle destekledi.
8/ ENFAL-63: Ve ellefe beyne kulûbihim lev enfakte mâ fiyl'ardı, cemiy'an mâ ellefte beyne kulûbihim ve lâkinnallahe ellefe beynehüm, innehü aziyzün hakiym.
Ve (Allah) onların kalplerinin arasını birleştirdi. Sen eğer yeryüzündeki herşeyi verseydin yine onların kalplerini birleştiremezdin fakat Allah onların aralarını birleştirdi çünkü O, azîzdir, hikmet sahibidir.
8/ENFAL-64: Yâ eyyühennebiyyü hasbükâllahü ve menittebe'ake minelmü'miniyn.
Ey Peygamber! Allah sana ve sana tâbî olan mü'minlere yeter.
Rabbimiz adâleti ve sadâkati ön planda tutmaktadır.
MÜMTEHİNE-8 : Lâ yenhâkümüllâhû anillezîne lem yükâtilûküm fiddîni ve lem yühricûküm min diyâriküm en teberrûhüm ve tüksitû ileyhim, innellâhe yühıbbülmüksitîn.
Allah din hususunda sizinle savaşmayana ve sizi yurdunuzdan çıkarmayanlara âdil ve sâdık davranmanızı ister. Allah muksitleri sever.
Bütün güçlüklerin çözümünün sabıra ve zikre bağlı olduğu ifade buyurulmaktadır. Zikir her problemin çözümünde en güçlü anahtardır. Çünkü zikir her şeyden kesilerek sadece Allahû Tealâ ile karşı karşıya kalmanıza imkân verir ve böylece felâha (kurtuluşa) ulaşırız.
ENFAL-45: Ya eyyühellezîne âmenû izâ lekîtüm fieten fesbütû vezkürullâhe kesiran lealleküm tüflihûn.
Ey inananlar! Bir toplulukla karşılaşırsanız sabredin, Allah'ı çok zikredin ki, kurtuluşa eresiniz.

8- KALBİN ZİKİRLE NURLANMASI
Ancak zikirdir ki, manevi (nefsimize ait) kalbimizde Allah'a açılan kapının üzerindeki Hatem'in (mührün, perdenin) o kapıdan ayrılmasını ve şeytana açılan kapıyı kapatmasını sağlayabilir. Zikirden önce şeytanın kapısı açık, Allahû Tealâ Hz.nin kapısı kapalı olduğu için kalbimize sadece zulmet girerken ve kalbimizi daha karanlık yaparken zikirle birlikte Allah'ın kapısı (Takva kapısı) açılmakta, şeytanın kapısı (Füccur kapısı) kapanmaktadır.
Takva kapısı açık kaldıkça oradan sadece Allah'ın rahmet adını verdiği Nur'u, kalbimize girecek ve onu dolduracaktır. Kalbimize, zikir yaptığımız sürece devamlı rahmet (nur) ulaşır. Asağıdaki âyet-i kerîme bu gerçeği açıklamaktadır. Huşû müessesesi zikirle artar ve aynı oranda artar.
Bilindiği gibi zikirden vazgeçmek, şeytana ait kapıyı açacağından O'nun bize musallat olmasını mümkün kılar.

43/ ZUHRUF-36: Ve men yağşü an zikrirrahmâni nükayyıd lehü şeytânen fehüve lehü kariyn.
Kim Rahman'ın zikrinden yüz çevirirse Biz ona şeytanı musallat ederiz. Ve onun için şeytan arkadaştır.
Ve böylece şeytanın nüfuz sahası içinde oluruz. Şeytanın niyeti ise hiçbir zaman insanların hayrına değildir.
MAİDE-91: İnnema yüridüşşeytânü en yûki'a beynekümül-adâvete velbağdâe filhamri velmeysiri ve yesuddeküm an zikrillâhi ve anissalâh.
Şeytan süphesiz içki ve kumar yüzünden aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah'ı zikretmekten ve namazdan alıkoymak ister.
Bu âyet-i kerîme çok açık bir şekilde Allah'ı zikretmekle (Allah'ın ismini tekrar etmekle) namaz'ın ayrı ayrı şeyler olduğunu ifade etmektedir.
Zikrin namazdan ve zekâttan ayrı bir ibadet olduğunu Nur Sûresi'nin 37. âyet-i kerîmesi de açıklıyor:
NUR-37: Ricalün lâ tülhîhim ticâratün ve lâ bey-un an zikrillâhi ve ikâ missalâti ve itâizzekâti yehâfûne yevmen tetekallebü fihilkulûbü vel-ebsâr.
Bunları ne ticaret ve ne de alışveriş Allah'ı zikretmekten, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyar. Bunlar kalplerinin ve gönül gözlerinin şeytana döneceğinden korkarlar.
Bu âyet-i kerîmede işaret edilen husus, zikrin, gönül gözünün açılmasına vesile olduğu ve zikir sırasında kalpte mevcut olan bir mührün (perdenin) şeytana dönük kapıyı kapatmak suretiyle, devamlı Allah'a dönük kapının açık olmasını sağladığı hususudur. Çünkü âyet-i kerîmenin devamında, zikrin yapılmaması halinde, şeytana açık olan kapıdan şeytanın zulmâni karanlığı girerek kalp aynasının üzerini perdeleyeceği anlatılmaktadır.
Kişi zikrettikçe İndi İlahi'den ikişer ikişer o kişinin kalbine gelir. Eğer o kişinin göğsü teslime açılmış ise;
6/ EN'AM-125: Femen yüridillâhü en yehdiyehü yeşrah sadrehü lil'islâm, ve men yürid en yudıllehü yec'al sadrehü dayyikan haracâ, ke'ennemâ yassa''adü fiyssemâ', kezâlike yec'alûllâhürricse alelleziyne lâ yü'minûn.
Allah kimi hidayete erdirmeyi (ruhunu Allah'a ulaştırmayı) dilerse onun göğsünü teslime (İslâm'a) açar. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse onun göğsünü göğe çıkıyormuş gibi sıkıntılı kılar. Allah mü'min olmayanların üstüne işte böyle azap bırakır.
39/ ZÜMER-22 : Efemen şerehallahü sadrehü lil'islâmi fehüve alâ nûrin min rabbihî, feveylün lilkaâsiyeti kulûbühüm min zikrillâh, ülâike fiy dalâlin mübiyn.
Allah'ın göğsünü İslâm'a açtığı ve Rabbinden (kalbine gelen ) bir nur üzere olan kişi kalbi kasiyet bağlamış (kararmış ve sertleşmiş) gibi midir. Vay onlara ki kalpleri kasiyet bağlamıştır, zikir sebebiyle, (zikir yapmadıkları için) onlar açık bir dalâlet içindedirler.
Yukarıdaki âyetler; Allah'ın nurlarının kalbe ulaşması için göğsümüzün şerh edilmesi gerektiğini, göğsümüzden kalbimize nur yolunun açılması gerektiğini izah etmektedir.
Eğer bir kişi âmenu olmuşsa (Allah'a ulaşmayı, teslim olmayı dilemişse); Allah onun kalbindeki vakrayı, ekinneti ve hicab-ı mestureyi kaldırıp ihbat koyacak, o kişinin kalbini kendisine döndürecek, göğsünden kalbine ulaşan nur yolu açacak, kalbin içine ulaşan rahmetiyle huşu oluşturacak. Bu huşuyla o kişi mürşidinin önünde tövbe alacaktır. Bu tövbe ile Allah o kişinin kalbindeki mührü açacak, kalbin içindeki "küfür" yazısını alarak "imân" yazacaktır. Artık bu kişi için zikir yaptığı zaman kalbin nurlanmasını engelleyen hiçbir engel kalmamıştır. Zikir yaptıkları halde kalpleri kararanlardan değildir. Yedi kalp şartının sahibi olması sebebiyle ;
1. Allah kalpteki ekinneti alır,
2. Allah kalbin içine ihbatı koyar,
3. Allah kalbi kendisine döndürür,
4. Allah göğüsten kalbe bir nur yolu açar,
5. Allah kalpte bulunan mührü açar,
6. Allah kalbin içinde bulunan küfrü alır,
7. Allah kalbin içine imânı yazar.
Mürşidin önünde tövbe almış bu kişi zikir sebebiyle amilüssalihata başlamıştır.
25/ FURKAN-70: İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan feülâike yübeddilullahü seyyiâtihim hasenât, ve kânallahü gafûren rahıymâ.
Ama (mürşidin önünde) tövbe eden ve (mürşidin önünde tövbe etmek suretiyle kalbine îmân yazıldığı için) mü'min olan ve (aynı sebeple) nefsi ıslâh edici ameller işleyen kişinin Allah günahlarını sevaba çevirir. Ve Allah günahları sevaba çeviren ve rahmet gönderendir.
Bu zikir insanın kalbine nurların ikişer ikişer girmesini sağlar. Bütün insanların kalbi başlangışta kapkaranlıktır. Kasiyet bağlıdır. Ondokuz afetle kaplıdır. Ama zikrederek Allah'ın nurlarını davet eden kişinin kalbinde bakınız neler olmaya başlar;
39/ ZÜMER-23 : Allahü nezzele ahsenelhadîys, kitâben müteşâbihen mesâniy, takşa'ırru minhü cülûdülleziyne yahşevne rabbehüm, sümme teliynü cülûdühüm ve kulûbühüm ilâ zikrillâh, zâlike hüdallahi yehdiy bihi men yeşâ , ve men yudlilillâhü femâ lehü min hâd.
Allah ihdas ettiği (nurların) ahsen olanlarını ikişer ikişer (rahmet-fazl ve rahmet-salâvât) kitaba müteşabih (benzer) olarak indirir. Bu (nurlar)dan insanların derileri (tüyleri) ürperir ve Rablerine karşı huşu sahibi olurlar, sonra Allah'ın zikri ile (bu nurlar) kişinin derilerini (vücudunu) ve (nefsinin) kalbini yumuşatır (titretir, aydınlatır, tezkiye eder ve böylece kişinin ruhunu Allah'a ulaştırır ve onu hidayete erdirir). İşte bu Allah'ın hidayetidir ki, Allah dilediği kişiyi (nefsini Allah'ın nurlarıyla tezkiye ederek ve böylece Zat'ına ulaştırarak) hidayete erdirir. Kimi de dalâlette bırakırsa onun için bir hidayetçi yoktur.
Bu sebeple nurlar Kur'an'ın ayetleri muhafaza etmesi gibi kitaba müteşabih olarak ikişer ikişer gelir. Ve kalbi huşuya ulaştırır, aydınlatır , titretir.
Taşıyıcı nur olan rahmet, fazl ve salâvatı kalbe ulaştırır. Fazllar ruhtaki hasletleri temsil etmektedir. İmân kelimesinin etrafına yerleşir. Çünkü imân kelimesinin bir çekim alanı mevcuttur, fazlların orada kalıcı olabilmeleri için. Zikir arttıkça nurlanma, aydınlık kalıcı olarak artar. Afetler azalır. Kişinin nefsini ıslah etmesi olayı budur.
Daimi zikre ulaşmış olan kişi kalbinde hiç karanlık kalmamış, bütün afetlerinden kurtulmuş olan kişidir.
3/ ÂL-İ İMRAN-191: Ellezine yezkürûnallahe kıyâmen ve ku'ûden ve alâ cünûbihim, ve yetefekkerûne fi halkıssemâvâti vel'ardı, rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ, sübhâneke fekınâ azâbennâr.
O (ulûl'elbab) ki (lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri) onlar ayakta iken, otururken ve yan üstü yatarken (hep) Allah'ı zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki); " Ey Rabbimiz! Sen bunları batıl olarak (boşuna) yaratmadın. Seni tespih (tenzih) ederiz. Bizi ateş azabından koru."
Zikir Müzemmil suresinin 8. ayeti ile üzerimize farz kılınıyor. Ahzab suresi 41. ayetinde daha çok zikir emri ile karşılaşıyoruz. Ve Ali İmran 191 ve Nisa 103'de görüldüğü gibi zikrin aralıksız yapılması üzerimize farz kılınmıştır.
33/ AHZAB-41: Yâ eyyühelleziyne âmenûzkürullahe zikren kesiyrâ.
Ey îmân edenler , Allah'ı çok zikredin.
3/ ÂL-İ İMRAN-191: Ellezine yezkürûnallahe kıyâmen ve ku'ûden ve alâ cünûbihim, ve yetefekkerûne fi halkıssemâvâti vel'ardı, rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ, sübhâneke fekınâ azâbennâr.
O (ulûl'elbab) ki (lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri) onlar ayakta iken, otururken ve yan üstü yatarken (hep) Allah'ı zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki); " Ey Rabbimiz! Sen bunları batıl olarak (boşuna) yaratmadın. Seni tespih (tenzih) ederiz. Bizi ateş azabından koru."
73/ MÜZEMMİL-8: Vezkürisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtiylâ
Rabbinin (Allah'ın) ismiyle zikret ve herşeyden kesilerek O'na (Allah'a) dön (ulaş, vasıl ol).

9- TEBLİĞ (DAVET)
Allah'ın yoluna davet asıldır. Fakat bu davet kılıçla değil, hikmetle ve güzel sözle yapılacaktır. Ve bu yapılırken de zikir devam edecektir. Zikir konusunda gevşek davranmaya müsaade yoktur.
NAHL-125: Üd'û ilâ sebîli Rabbike bilhıkmeti velmev-ızatilhaseneti ve cû dilhüm billetîhiye ahsen.
İnsanların Rabb'lerinin yoluna hikmetle ve güzel sözle güzel delillerle davet et ve en güzel şekilde mücadele et.
İSRA-53: Ve kul liıbâdi yekûlülletî hiye ahsen, inneşşeytâne yenzeğu beynehüm, inneşeytâne kâne lil-insâni adüvven mübina.
Mü'minlere söyle, inanmayanlara güzel söz söylesinler. Şeytan aranıza fesatlık sokmak ister. Çünkü şeytan insan için açık bir düşmandır.
TAHA-42, 43, 44: İzheb ente ve ehûke biâyâti ve lâ teniyâfî zikrî. İzhebâ ilâ fir-avne innehû tağâ. Fekûlâ lehû kavlen leyyinen leallehû yetezekkeru ev yehşâ.
Musa sen ve kardeşin âyetlerimle gidin, beni zikretmekte gevşek davranmayın, firavuna gidin, doğrusu O azmıştır, ona yumuşak söz söyleyin belki öğüt dinler veya huşû sahiplerinden olur.
Her devirde insanları Allah'a davet eden Allah'ın resûlleri vardır. Peygamberlerin yaşadığı devirde bu görev peygamberlere aittir.
Ahzab suresinin 45, ve 46, âyetlerinde "Allah'ın izni ile Allah'a davet eden" ifadesini kullanmıştır.
33/AHZAB-45, 46:Ya eyyühennebiyyü innâ erselnâke şâhiden ve mübeşşiren ve nezîyren. Ve dâ'ıyen ilallahi biiznihî ve sirâcan müniyren.
Ey Allah'ın Nebî'si! Biz muhakkak ki, seni şahit, müjdeci ve uyarıcı (korkutucu), Allah'ın izniyle Allah'a çağıran bir davetçi, nurlandıran bir ışık, olarak gönderdik.
Allah'a davet eden, Allah'ın görevlendirdiği, Allah'ın peygamberleri vardır. İşte Kasas suresi 50. âyetinde Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in Allah'a davet eden davetçisi olduğunu görüyoruz.
28/ KASAS-50 : Fein lem yesteciybû leke fa'lem ennemâ yettebi'ûne ehvâehüm, ve men edallü mimmenittebe'a hevâhü bigayri hüden minallah, innallahe lâ yehdiylkavmezzâlimiyn
Eğer sana (senin hidayete erdirme davetine) icabet etmezlerse (uymazlarsa), o zaman bil ki onlar hevalarına (nefslerine) tâbî olmuşlardır. Allah'tan (Allah'ın tayin ettiği) hidayetçiye değil de hevasına (nefsine) tâbî olan kişiden daha çok dalâlette olan kim vardır? Muhakkak ki Allah zalim kavimleri hidayete erdirmez.
Ve Mümi'nun suresi 73, âyetinde ise yine Allahû Tealâ Peygamber Efendimiz'e "Sen onları muhakkak ki Sırat-ı Müstakiym'e davet ediyorsun" derken Sırat-ı Müstakiym'e ulaştıran bir yol olması sebebiyle "Allah'a davet ediyorsun." demektedir.
23/ MÜ'MİNUN-73: Ve inneke leted-ûhüm ilâ sırâtın müstakıym.
Ve muhakkak ki sen onları Sırat-ı Müstakiym'e davet ediyorsun.
Allah'a davet eden peygamber olmayan ama irşada ulaşmış olan Allah'ın davetçileri de vardır. Örneğin; Sahabe. Hepsi irşada ulaşmışlardı.
49/ HUCURAT-7: Va'lemû enne fiyküm resûlallah, lev yütıy'uküm fiy kesiyrin minel'emri le'anittüm, ve lâkinnallahe habbebe ileykümül'iymâne ve zeyyenehü fiy kulûbiküm, ve kerrehe ileykümülküfre velfüsûka vel'ısyân, ülâike hümürrâşidûn.
Bilin ki, içinizde Allah'ın Resûlü var, şâyet emirlerin çoğunda size uysaydı lânetlenirdiniz. Fakat Allah size îmânı sevdirdi, kalplerinizde onu (îmânı) müzeyyen kıldı (fazılları, îmân kelimesinin etrafında toplayarak kalbinizi tamamen nurla doldurdu). Size küfrü, fıskı, ve isyanı kerih gösterdi. İşte onlar İRŞAD'a ulaşanlardır.
Bu sebeple onlar da Allah'a davet ediyorlardı.
12/ YUSUF-108: Kul hâzihî sebiyliy ed'û ilallahi alâ basıyretin ene ve menittebe'aniy, ve sübhânallahi ve mâ ene minelmüşrikiyn.
De ki; "Benim ve bana tâbî olanların basiret üzere (kalp gözüyle basar ederek, Allah'ı görerek) Allah'a davet ettiğimiz yol işte bu yoldur. Ve Allah'ı tenzih ederim. Ve ben müşriklerden değilim."
"Ben ve bana tabi olanlar" ; Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve sahabe'dir.

"Görerek davet ettiğimiz yol" ; Sırat-ı Müstakiym'in görülmesinden bahsedilmektedir. Bu ancak gönül gözü ile olabilir. Hikmet makamlarında ayn'el yâkîn'e ulaşan insanlar, varlıklar âlemine gönül gözü ve kulağı ile yakîn hasıl ederler. Onların hepsi daimî zikre ulaşmış ve ihlâs sahibi olmuşlardır. Daha sonra Tövbe-i Nasuh'tan geçerek salâh'a ulaşmışlardır. Ve bir gün irşad etmekle görev alırlar.
Fussilet 33. 34 ve 34'de bu kişilerin özellikleri belirtilmektedir:
41/ FUSSİLLET-33: Ve men ahsenü kavlen mimmen de'â ilallahi ve amile sâlihan ve kaâle inneniy minelmüslimiyn.
Muhakkak ki "Ben Allah'a teslim oldum" diyerek Allah'a çağırandan ve nefsi ıslâh edici ameller işleyenden daha güzel söz söyleyen kim vardır.
41/ FUSSİLLET-34 : Ve lâ testeviylhasenetü ve lesseyyieh, idfa' billetiy hiye ahsenü feizelleziy beyneke ve beynehü adâvetün ke'ennehü veliyyün hamîym.
Hasenat (sevaplar) ile seyyiat (günahlar) eşit değildir. Sen yapılanı ahsen olan (davranışla) söndür (önle). O zaman seninle arasında düşmanlık olan kişi muhakkak ki yakın dost olmuştur.
41/ FUSSİLLET-35: Ve mâ yülakkaâhâ illelleziyne saberû, ve mâ yülakkaâhâ illâ zü hazzın azıym.
Bu haslete (kötülüğü iyilikle önleme hasletine) sadece sabır sahipleri ve en büyük hazza sahip olanlar ulaştırılır.
Sahabe nasıl bu mertebeye ulaşmıştır? Zümer suresi 18. ayette açıklanıyor;
39/ ZÜMER-18 : Elleziyne yestemi'ûnelkavle feyettebi'ûne ahseneh, ülâikelleziyne hedâhümullahü ve ülâike hüm ûlül'elbâb.
Onlar (sahabe) sözleri işitirler ve onların (sözlerin) ahsen olanına (Peygamber Efendimiz (SAV ) tarafından söylenilenine) tâbî olurlar. İşte onlar hidayete erenlerdir (ruhlarını ölmeden evvel Allah'a ulaştıranlardır). Ve onlar ulûl'elbâbtır (daimî zikrin sahipleridir).
Nasıl ki sahabe Peygamber Efendimiz'e tâbi olmuş ve önce hidayete ermiş sonra daimî zikre ulaşmıssa her devirde peygamberlerin bu vazifelerini yerine getiren devrin imamına tâbi olmak insanları aynı mertebeye yükseltecektir.
Bütün peygamberler ve onların varisleri Allah'a teslim olmuşlardır.
3/ ÂL-İ İMRAN- 104: Veltekün minküm ümmetün yed'ûne ilelhayri ve ye'mürûne bilma'rûfi ve yenhevne anil münker. Ve ülâike hümülmüflihûn.
Sizden (insanları) hayra çağıran, ma'ruf (irfan) ile emreden, kötülüklerden alıkoyan (nefslerindeki kötü afetlerden kurtulmalarına yardım eden) bir ümmet (mürşidler) oluşsun. İşte onlar, MÜFLİHUN (felaha erenler) un ta kendileridir.
3/ ÂL-İ İMRAN- 114: Yü'minüne billahi velyevmilahıri ve ye'mürune bilma'rufi ve yenhevne anilmükeri ve yüsari'une filhayrat. Ve ülaike minessalihin.
(Onlar) Allah'a ve YEVM-İL AHİR'e îmân ederler, ma'ruf (irfan) ile emreder ve kötülükten alıkoyarlar, (nefslerindeki kötü afetlerden insanların kurtulmasına yardım ederler) hayırlara (iyiliklere) koşuşurlar, işte onlar SALİHlerdendir.

10 ZİKİR NEDİR, TESBİH NEDİR ?
10-1- ZİKİR
Cüz-i İrade sahibi varlıkların (insanlar ve cinler) serbest iradeleriyle, isteyerek Allah'ın ismini tekrarlamalarına zikir diyoruz. Zikir iradi bir olaydır. Kişinin rızası ile yapılan bir amel olup, dünya çalışmamızı ibadet haline getiren tek vasıtadır. Ancak zikir kalbi mutmain kılar. Zikirsiz bir saadet ve doyuma ulaşmak mümkün değildir. İnsan nefsindeki 19 âfetin her biri ancak zikir silahı ile temizlenir. Kulun tezkiye, terbiye sonra tasfiye kademelerinin hepsini birer birer aşması ancak zikir ile mümkün olur. Kısaca her kademe ancak zikir anahtarı ile aşılabilir. Ruhunu Allah'a teslim edip veli sıfatını kazanan kişinin vazifeli olduğu günlük zikri (virdi) zaman olarak 2-3 saattir. Fizik vücudunu teslim eden velinin günlük zikri (virdi ve kalb zikri toplamı) zaman olarak 12 saati aşmıştır, kalp aydınlığı % 91'e ulaşmıştır. İhlâs'ta ise kişi 24 saat boyunca sürekli Allah'ı zikreder. Böylece önce daim, sonra külli zikir sahibi olmuştur. Görüldüğü üzere her kademede her geçen gün zikrimizi arttırarak bir gün daimi zikre yani 24 saatlik zikre oradan da külli zikre ulaşmamız mümkün olur. Daimi zikir (zikr-i daim) her anımızın zikirle geçmesi, yani zikrimizin 24 saate ulaşması hali olup bu nefsin tasfiye kademelerinden Ulûl-elbâb kademesine tekabül eder.
3/ ÂL-İ İMRAN-191: Ellezine yezkürûnallahe kıyâmen ve ku'ûden ve alâ cünûbihim, ve yetefekkerûne fi halkıssemâvâti vel'ardı, rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ, sübhâneke fekınâ azâbennâr.
O (ulûl'elbab) ki (lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri) onlar ayakta iken, otururken ve yan üstü yatarken (hep) Allah'ı zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki); " Ey Rabbimiz! Sen bunları batıl olarak (boşuna) yaratmadın. Seni tespih (tenzih) ederiz. Bizi ateş azabından koru."
Fakat henüz zikir kalbimizdedir. Başka organlarımıza geçmemiştir. Bu zikr-i daim salâh makamına kadar böyle devam ettikten sonra salâh makamında başka organlarımızın da bu zikre girdiğini idrak ederiz. Bütün organlarımıza zikrin yayılması ise bizde zikr-i külli'nin oluştuğunu gösterir. Zikr-i külli bir süre devam etmelidir ki buradan tesbihe geçebilelim. Zikrin önemini belirten âyet-i kerîmeler aşağıda verilmiştir.

63/ MÜNAFİKUN-9: Yâ eyyühelleziyne âmenû lâ tülhiküm emvâlüküm ve lâ evlâdüküm an zikrillâh, ve men yef'al zâlike feülâike hümülhâsirûn
Ey (Allah'a ulaşmayı dileyenler) îmân sahipleri! Mallarınız ve evlatlarınız sizi Allah'ı zikretmekten alıkoymasın. Kim bu fiili işlerse (böyle yaparsa) o zaman onlar hüsranda olanlardır.
ENFAL-45: Ya eyyühellezîne âmenû izâ lekîtüm fieten fesbütû vezkürullâhe kesîran lealleküm tüflihûn.
Ey imân edenler, bir toplulukla karşılaşırsanız dayanın, kurtuluşa ermek için Allah'ı çok zikredin.
Saadete ulaşmanın ancak Allah'ı çok zikretmekle mümkün olduğu aşağıdaki âyet-i kerîmede ifade edilmektedir.

CUMA - 9, 10 : Ya eyyühellezîne âmenû izâ nûdiye lissalâti min yevmil cümüâti fes-av ilâ zikrillâhi ve zerülbeyy', zâliküm hayrun leküm in küntüm te'lemûn. Feiza kudiyetissalâtü fenteşirû fil-erdı vebteğû min fadlillâhi vezkürullâhe kesîran lealleküm tüflihûn.
Ey mü'minler Cuma günü namaz için ezan okunduğu zaman Allah'ı zikretmeye koşun, alım satımı bırakın bu sizin için daha hayırlıdır, Namaz bitince yeryüzüne dağılın, Allah'ın fazlından rızık arayın, Allah'ı çok zikredin ki saadete erersiniz.
Diğer taraftan Rabbimizin zikrinden yüz çevirenin ne hallere düşeceği aşağıdaki âyetlerle tebeyyün etmektedir.
CİN-17: Lineftinehüm fîh, ve men yü'rıd an zikri Rabbihî yeslükhü azâben saadâ.
Kim Rabbinin zikrinden yüz çevirirse şiddetli azaba sokar.
ZÜMER-45: Ve izâ zükirallâhü vahdehüşmeezzet kulûbüllezîne lâ yü'minûne bil-âhırah ve izâ zükirallezîne min dunîhî izâ hüm yestebşirûn.
Allah tek olarak zikredildiği zaman ahirete inanmayanların kalpleri nefretle çarpar. Allah'tan başka şeyler zikredildiğinde hemen yüzleri güler.
NECM-29: Fea'rıd an men tevellâ an zikrinâ ve lemyü'rid illelhayâteddünya.
Bizim zikrimizden yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kişiden yüz çevir.
SECDE-22: Ve men ezlemü mimmen zükkira biâyâti Rabbihî sümme e'rada anha, innâ minelmücrimîne müntekimûn.
Rabbinin âyetleri kendilerine zikredildiğinde onlardan yüz çeviren kimseden daha zalim var mıdır? Şüphesiz suçlulardan öc alınacaktır.
MÜCADELE-L9 : İstehveze aleyhimüşşeytânü feensâhüm zikrallâh.
Şeytan onları bağladı. Allah'ı zikretmeyi unutturdu.
25/FURKAN-29: Lekad edalleniy anizzikri ba'de iz câeniy, ve kâneşşeytânü lil'insâni hazûlâ.
Andolsun ki bana Kur'ân gelmişken o beni zikirden saptırdı. Şeytan insanı yalnız bırakır.
FURKAN-18: Ve lâkin mette'tehüm ve âbâehüm hatta nesüzzikr, ve kânû kavmen bûrâ.
Sen onlara ve babalarına ni'metleri verdin, sonunda beni zikretmeyi unuttular, ve helâki hak edenler oldular.
MÜ'MİNUN-110: Fettehaztümûhüm sihriyyen hattâ ensevküm zikrî ve küntüm minhüm tadhakûn.
Siz onları alaya aldınız. Hatta beni zikretmeyi unuttunuz. Siz onlara gülüyordunuz.
18/ KEHF-28: Vasbır nefseke ma'alleziyne yed'ûne rabbehüm bilgadâti vel'aşiyyi yüriydûne vecheh, ve lâ ta'dü aynâke anhüm, türiydü ziynetelhayâtiddünyâ ve lâ tütı' men ağfelnâ kalbehü an zikrinâ vettebea hevâhü ve kâne emrühü fürutâ
Sabah ve akşam Rablerinin Zatını isteyerek dua edenlerle beraber nefsini sabırlı tut. Dünya hayatının ziynetini isteyenlere gözünü çevirme. Kalbi zikrimizden gâfil olanlara ve hevalarına tâbî olanlara ve emirde haddi aşanlara itaat etme.
Görülüyor ki Allah'ın bütün insan ve cin mahlukları Allah'ı zikretmeleri, veya zikirsizlikleri oranında Allah Katın'da eksi veya artı olarak derecelerle sıralanırlar. Allahû Zülcelâl Hz.nin Kıyamet Günü haseneleri için mizan tutmadığı kişiler kâfirler, münâfıklar, fasıklar ve imân etmeyen tüm cin ve insan mahlûkunu içeriyor. Mü'min olan kulların da Allah'ı zikrettikleri bir hakikattır. Daimî zikre ulaşıp, şeytanın tasallutundan tamamen kurtulabilenler Allah'ın ihlâs sahibi kullârıdır. Bunlar 24 saat devamlı Allah'ı zikreder. Ayrıca bunlar nefislerinin 19 afetini Allah'ın yardımı ile tasfiye ederek nefislerine ruhun elbiselerini giydirmiş olan kimselerdir. Bu seviyede bir kul için nefsin talebi ile ruhun talebi daima aynıdır. Ruhun talebinden farklı talepler nefsten sadır olmaz. Çünkü nefsin afetleri yoktur. Nefs tamamen ruhun halleriyle hallenmiştir. Böyle bir kişi ruhunu özgür kılmış, nefsini ruhun halleriyle hallendirmiş, Allah'tan gelen yardımla iradesini güçlendirmiş, akıllı bir kişidir.

10-2- TESBİH
Mikro âlem kesitinde her şey elektronlardan oluşmuştur. Elektronların birleşmesi ile hücreler teşekkül eder. Canlı organizmaların en küçük birimi hücredir. İnsan da bir canlı olması nedeniyle iradi olarak Allah'ı zikretmekle emir olunmuştur. Fakat mikro âlem kesitinde, yani cansızlarda atomların çevresinde bir yörüngede dolanan elektron kendi etrafinda da dönmekte ve bir ses çıkarmaktadır. (Her dönüşünde) İşte bu bir tesbih olayıdır. Bu nedenledir ki, istisnasız her şeyin (Bütün varlıkların) Allah'ı tesbih ettiğini Rabbimiz âyet-i kerîmeleriyle açıklıyor. Burada külli iradenin kanunları elektrona irade dışı bir zikir yaptırıyor ki, bu tesbihtir.
17/ İSRA-44: Tüsebbihu lehüssemâvâtisseb'u vel'ardu ve men fiyhinn, ve in min şey'in illâ yüsebbihu bihamdihî ve lâkin lâ tefkahûne tesbiyhahüm, innehü kâne haliymen gafûrâ.
O'nu (Allah'ı) 7 kat gökler, yer ve onlarda bulunan kişiler tespih ederler. Hiçbir şey yoktur ki onu hamd ile tespih etmesin. Fakat siz onların tespihlerini fıkıh edemezsiniz (idrak edemezsiniz). Allah halîmdir, gafurdur.

Genel anlamda tesbih, irade dışı bir olay olarak karşımıza çıkıyor. Fakat başka âyet-i kerîmelerde Rabbimiz, irade sahibi cin ve insan mahlûklarının da kendisini tesbih etmelerini emrediyor. Bu üst seviyede bir tesbihtir, ve külli zikirden sonra oluşur. Bu tesbih emri sadece cin ve insanlara verilen bir emirdir. Tesbih, zamanın bütününde süreklilik arzettiği için, zikrin en üst seviyesindeki özel bir hali olarak bakılabilir. İrade dışı oluşan bir devamlılık, süreklilik yani Allah kelimesi ile bütün uzuvların Allah'ı tesbih etmesi halidir. Ve 3 teslimi gerçekleştirip salâha geçen herkes için zikirde nihai nokta bu noktadır. Artık zikir yoktur, tesbih vardır. Bu noktada artık biz zikretmiyoruz. İrade-i külliye zikrediyor. Olay bizim irademizin dışında oluştuğu ve devam ettiği cihetle bizim için zikir değil, tesbih sözkonusudur. Salâh'ın 5. ve 6. makamı olan kölelik makamlarında kişi tesbih halindedir. Cüz'i irâde bitmiş onun yerine külli irâde yer almıştır. Rabbimiz, meleklerde ve diğer varlıklarda irade-i külliyenin zikri oluşturduğu bu tesbih ibadetini, serbest iradeye sahip cin ve insan kullarına, ancak serbest iradeleri ile belli bir mücahedenin neticesinde, belli bir liyakate ulaşmaları ile ihsan ediyor. Bu ihsana sahip olan, ehil kullar tesbihten evvel külli zikirde idiler.
Biliyoruz ki, Allahû Zülcelâl Hz.nin iradesi "İrade-i İlahiye"dir. Allah'ın iradesi "İrade-i külliye" dediğimiz bütün kâinati düzenleyen iradeyi programlar. İşte kul ne zaman zikri geçip tesbihe ulaşmışsa, artık iradesiyle oluşturduğu zikrin ötesinde bir yere ulaşmıştır. İşte külli zikirden sonra oluşan ve otomatik işleyen bu üst seviye tesbih bizler için hedeftir. Burada kulun cüz-i iradesi değil, irade-i külliye zikretmektedir. Aşağıda sıralanan Kur'ân-ı Kerîm âyeti kerîmeleri, tesbihin Allah'ın ismi ile devamlı olarak yerine getirilmesini bize emretmektedir.
87/ ALÂ-1: Sebbihısme rabbikel'a'lâ.
Yüce Rabbinin adını tesbih et.
İNSAN-26: Ve minelleyli fescüd lehü ve sebbihhü leylen taviylâ .
Onu geceleri uzun uzun tesbih et.
56/VAKİA-74,96 , 69/HAKKA-52 : Fesebbıh bismi rabbikel'azıym.
Öyleyse Rabbinin azîm ismiyle Rabbini tespih et.
SAFF-1, CUMA-1, HAŞR-1, TEGABÜN-1, HADİD-1: Sebbeha lillahi mâ fiyssemâvâti ve ma fiyl'ard
Göklerde ve yerde olanlar Allah'ı tesbih ederler.
TUR-48: Vasbir lihükmü Rabbike fe inneke bia'yüninâ ve sebbih bihamdi Rabbike hıyne tekuûm.
Rabbinin hükmü yerine gelinceye kadar sabret, şüphesiz sen bizim nezaretimiz altındasın. Kalkarken Rabbini hamd ile tesbih et.
TUR-49 : Ve minelleyli fesebbihü ve idbârennücûm.
Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışında tesbih et.
Ve son olarak salâh'ın 7 . kademesine her devirde 1 kişi ulaşabilir. O devrin imamıdır. Kölelik en üst mertebeye ulaşmış, tesbih olayı ise devam etmektedir. Külli iradenin yerini İlâhi İrade almıştır. Kişi Allah'ın tasarrufundadır.

DR.İSKENDER ALİ MİHR