Yükselme Devrinde Osmanlı, Avrupa'nın
her noktasında, Tımar, Zeamet ve Has olarak 3 ayrı grup arazi tespiti
yapmıştı. Oradaki kişiler, o toprakların sahibi olanlar, asker beslemek
mecburiyetindeydi. O askerlere "Akıncılar" deniliyordu.
Akıncı, akın yapan askerdi. Akıncı; öncü, gönüllü, kelle koltuktaydı.
İlk, akıncılar akardı atlarıyla düşman iline. Arkadan gelen askerin
güvenliğini sağlarlardı. Yolları kontrol altına alırlar, istihbarat
toplarlardı.
Her biri en az üç yabancı dili, ana dili gibi konuşan; muhteşem
cengaverlerdi akıncılar. Çok süratli ve seri hareket ederlerdi,
silahı en iyi akıncılar kullanırdı o dönem. Canını pervasızca, yüzlerce
kez ortaya atardı her akıncı eri. Bu yüzden akıncılara fedai denirdi,
dalkılıç, serdengeçti, deli denirdi. Nasibi olanlar, ak sakal bırakıncaya
kadar yaşar; kimiyse yirmi yaşlarında şehid olurdu.
İlk akıncı beyi Gazi Evrenos
Bey'dir. Sonraları Mıhaloğulları, Tunahan Bey ve Malkoç Bey akıncıları
vardı. Akıncı beyleri doğrudan doğruya padişahtan emir alırdı. Salâhiyetleri
çoktu; ama sefere çıktıklarında geri dönmeme emri de alabilirlerdi.
I. Murat'ın ilk akıncı beyi Gazi Evrenos Bey'e yazdığı mektubta
Osmanlı'nın akıncılara verdiği değer ve Osmanlı ruhu açıkça yansır.
Akıncılar bir ülkeye girdi
mi, nerdeler bilinmez olurdu. Nereden çıkacakları kestirilemezdi.
Düşman iline girdiklerinde küçük küçük kollara bölünerek yollarına
devam ederler; ayrılırken birbirlerine "Kızılelma'da buluşuruz"
derlerdi. (Hammer, VI, 264, n.1) "Kızılelma" ise Türk'lerin
erişilmesi müşkül bir mefkureleridir. Bu ifade; akıncıların bir
daha buluşmak ümitlerinin ne kadar zayıf olduğunu, kendilerinin
de bildiklerini gösterir. Ve ayrılırken bu sözü söyleyebilen asker,
dünyanın en yüksek millî kültür ve şuûrunu almış askeridir. Ondan
mükemmel bir asker yetiştirmek hiçbir akademinin haddi değildir
ve her akademinin ideali, zaten böyle bir asker yetiştirebilmekten
ibarettir. Ve bir askerin bu cümleyi söyleyebilmesi için, en az
bin yıllık bir ıstıfâdan geçmesi lâzımdır.(Yılmaz Öztuna VIX 425)
Bu akıncıları kelle koltukta
akına yollayan; fedai, serdengeçti yapan, Allah yolunda ölme şerefinin
hayaliyle yaşatan; Allah aşkı değil de nedir? Akıncıyı evinden,
ocağından çıkarıp ülkesinden kilometrelerce öteye taşıyan şey; her
gün biraz daha fazla insana hidayeti ulaştırabilmek için, i'lay-ı
kelimetullah için, Allah için cihad etmekti. Osmanlı'da herkes başkaları
için, Allah için bir şeyler vakfederdi; kimi camii, kimi hastane,
kimi bu kuruluşlara para getirecek işyerleri, kimi kervansaraylar
kimiyse akıncılar gibi hayatlar.
Akıncılar, o yüzyıllar
boyunca Avrupa'nın fethinde çok önemli rol oynadılar; ama bir devre
sonra; Allah'ın evliyası yerine, cinci hocalar hakimdi saraya artık.
Devşirme paşalardan İbrahim Paşa, Akıncıların hepsini yok etmeyi
başardı, savaş alanında yalnız bırakarak, çok miktarda düşmanın
üzerine özellikle saldırtarak akıncıların yok olmasına sebebiyet
verdi. Allah'ın düşmanları, Allah'ın dostlarının kökünü kazımayı
başarmışlardı.