Dört yüz sene içinde küçük bir beylikten
cihana hükmeden koca bir imparatorluğa dönüştü Osmanlı. Fatih Sultan
Mehmed İstanbul'un fethi için aylarca uyumadı. Yavuz Sultan Selim
insanı iliklerine kadar kavuran çölü ordusuyla 13 günde geçti. Yeniçeriler,
Akıncılar "Allah, Allah" diye koşardı savaşa, huşu içinde,
korkusuzca. Ulubatlı Hasan vücuduna isabet eden oklara rağmen kalenin
burcuna bayrağı dikti. Hiçbir fetih kuru bir cihangirlik davası uğruna
değildi. Sadece ilây-ı kelimetullah için savaş verilirdi. Onların
herşeyleri; ama herşeyleri Allah içindi.
Başta
Allah'ın bir Mürşidi, ona bağlı padişahı ve bu şekilde uzanan bir
zincir içerisinde Âdem-i Merkeziyet sistemi her alanda Allah'a itaati
temsil etti. Yıldırım Bayezid'in ordusunun savaşlarda yıldırım gibi
hareket etmesinin sırrı, ordunun yüzde yüz itaatinden başka bir
şey değildi. Osmanlı ordusu her zaman seri hareket ederdi.
Osmanlı bir zaman dünyayı titretti.
Yüzde yüz Allah'ın emrinde bir devletten başka ne beklenebilirdi.
İtaat, gayret, himmet, nusret Osmanlı'yı Nizam-ül Alem haline getirdi.
Nizam-ül âlem, Osmanlı'nın tanıtıcı
vasfıdır. Osmanlı, nizam-ül âlemdi; yani âleme yön verendi . Âlemin,
bütün dünyanın nizamını temin etmekle, Osmanlı kendisini vazifeli
görüyordu. Nerede, hangi millet bir diğerine haksızlık etmişse,
bu Osmanlı tarafından duyulduğu anda; Osmanlı derhal müdahale ederdi
oraya. Haklının hakkını verdirene kadar savaş devam ederdi. Nizam-ül
âlem olmak bu demektir. Âlemin nizamı, Osmanlı'dan sorulurdu. Yükselme
devresi boyunca Osmanlı buydu.
Her geçen gün Allah'a biraz daha
bağlanan, Kur'ân'ı bütün boyutlarıyla yaşayan, ruhlarını, vechlerini,
nefslerini, iradelerini Allah'a teslim etmiş; akıncılar, yeniçeriler,
Allah'ın askerleri, Allah'ın göklerdeki ordularıyla beraber savaş
verirlerdi.
Öyleyse böyle bir dizaynda bu
insanlar; nizama, âleme örnek olmuşlardır. Osmanlı, her gittiği
yere adalet götürmüştür. Osmanlı, muhteşem bir Âdem-i Merkeziyet
Sistemi'ni devreye sokmayı başarmıştır. Uç beylikleri, beylikler,
beylerbeyliği bu Âdem-i Merkeziyet Sistemi'nin anahtarıdırlar. Haslar
ve tımarlar, fethedilen ülkelerin bir nevi sahibi olmayı ifade ederdi.
O sahip olunan, Osmanlı ordusunun
akıncılarıyla elde edilen yerler, onların müdafaası, akıncılara
aitti. Ve oranın beyi, akıncıların başındaki kişiydi. Devlete vergisini
verirdi; ama o yerin sahipliği ona aitti. Osmanlı adına o yeri işgal
eden kumandan, o arazinin sahibi olarak fermanla sahipliğe ulaştırılırdı.
Belli bir sayıda akıncı beslemekle görevliydi ve sefere çıktıkça
yeni yerlerin tımarlara, haslara, zeametlere katılmasıyla Osmanlı
memaliki devamlı büyüyor, adalet bütün dünyaya yayılıyordu.
Sevgili okuyucular, akıncı deyip
de geçmeyin. En az üç lisan bilen muhteşem cengâverlerdi bu insanlar.
Sadece Allah için yaşarlardı. Hayatlarını Allah'a vakfetmişlerdi.
Öyleyse, padişahın bu insanlara ne kadar değer verdiği, bizi alâkadar
ettiği için tarihimizin arasından çıkarttık ikinci Murat'ın Evrenos
Bey'e gönderdiği mektubu. Orada bir beylerbeyine padişahın bir fermanı
var. O fermanda Osmanlı'nın bütün ruhu anlatılmaktadır.
Sevgili okuyucular, Osmanlı yalnız
i'lây-ı kelimetullah için (Allah kelimesinin ilelebet devam etmesi
için) fetih yapardı. Yani fethin arkası, mutlaka adaletti. Adaletsiz
ülkelere adaleti getirebilmek. Ve başarı her zaman geçerli idi.
Osmanlı, bu vasfını devam ettirdiği sürece, tarihinin en parlak
çağlarını yaşamış, nizam-ül âlem olmakta devam etmiştir.
Ne zaman ki saraya Allah'ın mürşidlerinin
yerine cinci hocalar girdi ve ilm-i nücumla, artık şeytanla ilişkiler
kurulmaya başlandı. Osmanlı o noktadan itibaren duraklama devrine,
daha sonra da gerileme devrine girdi.
Sevgili okuyucular, Osmanlı için
bir korkunç dizayn söz konusu oluyor. Bu devirde Osmanlı, tarihî
kişiliğini yitirmiştir ve "Nizam-ül Âlem" olmaktan, "Nizam-ül
Cedide", yeni nizama geçmiştir Osmanlı. Ve İbrahim Paşa (bir
devşirme Paşa'dır) hâlâ tarihçilerin bilinmeyen sebeplerle diye
kapalı tuttuğu bir dizayn içersinde, bütün akıncıları birbirine
katar düşmana kırdırmayı başarmıştır. Sevgili okuyucular her zaman
bütün orduların içinde hainler bulunur.
Kısacası Allah'a ve onun mürşidlerine
itaatleri sayesinde aleme nizam verir hale gelen Osmanlı, mürşidlerin
yerini cinci hocaların almasıyla şeytanın adamlarının elinde günden
güne eridi gitti.