GÜNEŞ
Bir masal ülkesinde...
Bir zamanlar...
O ülkede sular beyaz akıyormuş...
Bembeyaz kar gibi çayırlar,
Ak dağlar varmış...
Gök bile beyaz mı beyazmış...
Bulutlar beyaz,
Ağaçlar beyaz,
Kuşlar da beyazmış, bembeyaz...
Hür uçuyorlarmış sonsuz gökyüzünde
Beyaz güneşe karşı...
İnsanlar mı ?
Beyazmış hepsi kar gibi...
Ekmek beyazmış
Herşey, herşey, bembeyaz, ak pak...
Sonra birgün karar vermiş gökyüzü
Yıldırımlar uzanmış göklerden
Yakın geleceğe ...
Yakmış her tarafı ateşleri sıcak savaşın...
Denizler gökler kararmış,
Yanmış tarlalarda ekinler...
Kapkara olmuş insanlar, yerler, ormanlar...
Gündüzler de gece olmuş...
O ülkenin güneşi kaybolmuş...
İskender Ali MİHR
Ağustos 97
Bir zamanlar Osmanlı, tıpkı
bu şiirdeki gibi bir masal ülkesiydi. İnsanlarının çoğunluğu tasavvufu
yaşıyordu. Esnafı, sanatkarı elindeki işi hep en iyi şekilde yapmaya
çalışırlardı. Çeliğe çifte su katmanın tekniğinin, zamanımıza kadar
solmadan kalan kök boyaların, hala daha rengi ve parlaklığı yakalanamayan
çinilerin sırrı hep Osmanlı'da saklı. Kadılar padişahları dahi yargılayabilirlerdi.
Askerler geçtikleri yerlerde meyve bahçelerinden meyve alırlarsa,
her bir meyvenin yerine bir kese altın asarlardı. Sabah namazından
sonra kimse uyumazdı. Komşu dükkanlar birbirlerinin gözünün içine
bakarlardı; kendisi siftahını yaptıysa komşusu da yaptı mı diye.
Güleç yüzlü, şen dervişlerin diyarıydı Osmanlı. Onlar tasavvufu
yaşardı. Sarayda tasavvuf vardı. Çarşıda tasavvuf vardı. Evde tasavvuf
vardı. Sonra yavaş yavaş bozuldu masal ülkesi; eridi, tükendi, yıkıldı.
Nasıl mı?
Saraya Allah'ın evliyasının
yerine cinci hocalar girdiler ve yerleştiler. Unutmayın Osmanlı'nın
yükselme devresi boyunca sarayda bütün padişahlar tasavvuftandı.
Hepsinin de mürşidleri vardı ve her
biri o mürşidin Allah'tan aldığı emirleri yaparak o şerefli yere
geldiler; emri ifa ederek.
Sevgili ziyaretçiler, Osmanlı
tarihinin yükselme devresine (1299-1699; dörtyüz yıl) dikkatle bakın.
Nesilden nesile hep; ama hep evliyaların ülkenin hayatında en önemli
rolü oynadıklarını göreceksiniz.
Tasavvuf, Allah'ın bütün güzelliklerini hem esnaf kesimine, hem
asker kesime yaşatmış. Hem asker kesiminde, hem esnaf kesiminde
bütün esnaf, bütün asker tasavvuf mensubuydu. Saraydaki padişah
da ona bağlı olan onun yakın idare merkezinde bulundurduğu kişiler,
yakın çevresi, hepsi tasavvuftandı. Böyle olunca ne olur? Böyle
olunca Allah'ın ordusu olur. Böyle olunca Allah'ın esnafı olur.
400 sene dünya üzerinde
Nizam-ı âlem bir Osmanlı oluştu; aleme nizam veren Osmanlı.
Sonra mı? Sonra saraydan
başlayarak her yere cinci hocalar girdiler ve adım adım tasavvufu;
yani Allah'a teslim olma sistemini, lonca sistemini pare pare parçaladılar.
Neticede esnaf adım adım ahlâkın dışına taştı ve hangi okuldan olursa
olsun yetişenler artık eskisi gibi aynı standartlara bağlı değildi.
Mesela bir yeniçeri teşkilatına
baktığımız zaman başlangıçta yeniçeri ocağına tasavvufa girmeyen,
bir mürşide tâbî olmayan hiç kimsenin girmesi mümkün değildi. Yeniçeri
evlenemezdi. Yeniçeri sadece askerdi ve muhteşem bir kudret gösterisinin
sahibiydi. Ama saraya cinci hocaların girmesi sadece sarayı paralize
etmedi. Her tarafa bunlar yayıldılar ve yeniçeri ocağında da artık
insanların sadece küçük bir kısmı tasavvuftandı. Çoğu tasavvuf dışındaydı,
herkes evleniyordu, herkes ticaret yapıyordu. Yetmez bir de gidip
yeniçeri ocağından hiç oraya uğramadığı halde ücret alıyordu. Bu
noktaya gelmişti iş ve bunların arkasında hep tasavvufun düşmanlarının,
Allah'ın düşmanlarının oynadığı şeytani oyunlar yer almıştı.
Biliyorsunuz ki Osmanlı'yı
yükselme devresi boyunca en üstün noktalara taşıyan bir grup insan,
akıncılardı. İbrahim Paşa, zamanında onları sıfırlanıncaya kadar,
yalnız bırakarak savaş alanına sürdü. Onların yok olmasına sebebiyet
verdi. Allah'ın düşmanları Allah'ın dostlarının kökünü kazıdılar.
Sevgili ziyaretçiler, işte
bugün gene o ahlaksız ortam bütün boyutlarıyla ortada değil mi?
Her türlü ahlaksızlığın, rüşvetin, suistimalin, devletin soyulmasının
bütün boyutlarıyla devrede olduğu bir dönemde yaşamıyor muyuz? Aynı
şey değil mi yaşanan? Ülkenin kurtuluşu ahlaklı bir kadronun, rüşvet
almayacak bir kadronun, suistimallere katılmayacak olan bir kadronun
görev almasıyla ancak gerçekleşir ve böyle bir kadro Türkiye'de
mevcuttur.
Sevgili ziyaretçiler muhtevaya
dikkatle bakın ahlâk diye artık bir mevcudiyet yok.. Ahlâkî yapımız
mahvolmuş. Bugün de Türkiye'de cinci hocalar Türkiye'nin her yerinde
faaliyettedir, hüküm fermadır. Bir taraftan büyü yaparlar, hüddam
yaparlar; öbür taraftan da bunları bozarlar. Hem büyüyü yaptırandan,
hüddamı yaptırandan para alırlar; hem de o yaptıkları büyüyü bozdukları
zaman cinlerin ve büyünün tasallutuna uğramış zavallı insanlardan
bir defa daha para alırlar ve şeytanla işbirliğine dayalı bir hayat
yaşarlar.
Sevgili kardeşlerim, bir
gün bu ülke mutlaka Osmanlı'ya lâyık bir ülke olacaktır. O'nun,
Osmanlı'nın mirasına sahip olan, Osmanlı'nın torunları hamd olsun
ki bu güzelliğin sahipliğini kıyamete kadar sürdüreceklerdir.