Onlar, ortaçağdan bu çağlara
doğru bütün dünyaya Allah'ı tanıttılar. Allah'ın adaletini temsil
ettiler. Allah yolunda fedakarlığı öğrettiler. Osmanlı, fedakarlıkların
üzerine bina edildi. Devleti Âliye, Nizam-ı Âlem devlet, o Osmanlıydı.
Ve hepsi Allah'a hizmet yolunda; kadın olsun, erkek olsun el ele,
gönül gönüle.... Başkalarını imrendirecek bir davranış biçimleri
dizisinin sahibi oldular. Kur'ân erleriydiler, sahabe gibiydiler.
Osmanlı, Peygamber Efendimiz
(S.A.V) ve sahabeden sonra İslâm'ı gerçek anlamda yaşayan ikinci
topluluktu. Osmanlı, Kur'ân'daki İslâm'ı yaşadı. Osmanlı,
"tasavvuf'u"
yaşadı.
Yükselme devri boyunca
padişahtan aşağıya doğru herkes, Allah'ın dostuydu. Sultan Osman'dan
başlayarak hepsinin mürşidleri oldu. Görüyoruz ki; mürşide yüzde
yüz bağlı olan padişah, aslında Allah'ın padişahı oluyordu. Bu dizaynın
yukarıdan aşağı inen çatısına baktığımız zaman; önce Allah' ı görüyoruz,
sonra Allah' a bağlı mürşid, mürşide bağlı padişah, sonra onun emrinde
kim varsa hepsi Allah' a dostlar.
Bu dizayn devleti nereye
ulaştırdı?
Osmanlı bir süre sonra
Nizam-ı Âlem adını aldı.
Kim Osmanlı'dan yardım
istemişse, Osmanlı yardıma koşmuştur. Fransa Kralı yaptığı savaşta
zor duruma düşünce, Osmanlı'ya müracaat etti. Osmanlı onu himayesine
aldı. Hangi şartlarda olursa olsun, nerede İslâm'a karşı saldırı
olursa, Osmanlı ordusu orada olurdu. Onlar Allah için yaşadı ve
devleti idare etti
Osmanlı'nın başında hep
Allah'ı görüyoruz.
Yeniçeri ocağına hiç bir
acemi oğlan, bir mürşide bağlı olmadıkça adım atamazdı. İlk eğitimin
verildiği yerde böyle bir hedefe ulaşmak için mutlaka bir mürşide
tâbî olmak gerekiyordu. Allah'ın velayet
mertebesine
ulaşamayan, subay olamazdı. Paşalar, daimî
zikir sahibiydi. Kara orduları
böyle olan Osmanlı'da, deryada da aynı durum söz konusuydu. Bütün
reisler Allah için savaş verirdi.
14 asır sonra İslâm'ı yaşayan topluluk Osmanlı'ydı. Esnaf da aynı
standarttaydı, asırlarca evvel lonca sisteminde Allah'ın esnafı
olmuşlardı. Hiç bir genç, mürşidin elini öpmedikçe çırak olamazdı,
hiç kimse evliya olmadan kalfa olamazdı, daimî zikre ulaşmadan usta
olunmazdı.
600-700 yıl evvelki kök
boyalarının sırrı hâlâ çözülemedi. O tarihten bugüne kadar, o kumaşların
boyası dün boyanmış gibi tazeliğini koruyor. Gidin müzelere dikkatle
bakın. Bugün en kalite boyayı kullansanız da kumaşlarınızın boyası
çıkıyor. Onların sırrı çözülemedi.
1500'lü yıllarda Piri Reis bir harita yapıyor , Grönland' ın üç
adadan olduğu kesinlikle anlaşılıyor; aynı harita Kahire' den 30
km yükseklikten çekilen fotoğrafla aynı. Piri Reis nasıl yaptı bu
haritayı?
Nasıl oldu da Hasan Celal bundan beş yüz yıl evvel barutu macun
haline getirerek füze yaptı ve onunla uçmayı başardı?
Nasıl oldu da Hazerfen
Ahmet Çelebi, Galata kulesinden Üsküdar'a kadar uçmayı başardı?
Bunların hepsi Allah'ın yardımıyla gerçekleşen şeyler. Öyleyse,
Allah'ın indinde Osmanlı Devleti'ne dikkatle bakın.
Hâlâ derler ki; Osmanlı kaçırdığı çocukları sarayda eğitime tâbi
tutuyordu. Hayır, öyle değil! Osmanlı'nın gittiği her yere adalet
götürmesine hayran olan Batı, "Bu çocukları enderunda okutun,
sizin gibi adaleti öğrensinler." diye çocuklarını getirip Osmanlı'ya
teslim ediyordu.
O zaman Avrupa'da asillerle
halk arasında korkunç bir uçurum vardı. Bir asil, halktan birisini
öldürse kimse ona hesap soramazdı. Osmanlı ise padişahını yargılıyor
ve kadı, padişahı
mahkum edebiliyordu.
Osmanlı adaleti dünyaya örnek oldu. Sahabeden sonra İslâm'ı yaşayan
en üstün topluluktu Osmanlı. Kitle halinde, ordu, donanma, esnaf
ve halkın çok büyük çoğunluğu tasavvuftaydı. Bu, Osmanlı' nın dünyaya
nizam veren temelini teşkil ediyordu. Adalet bütün boyutlarıyla
her zaman geçerliydi. Bunun için kadıların adalet dağıtmasına gerek
yoktu.
Kapalıçarşı'da bir dükkan
sahibi, namazdan sonra bir ihtiyacını almak üzere gelen müşterisine
istediğini vermiyor ve "Şu karşıdaki dükkanda istediğin şeyden
var , ondan al" diyor, adam sebebini sorduğunda ise "
Ben, sabah siftahımı yaptım ama o kardeşim yapmadı" diyor ve
adam gidip istediğini oradan alıyor. Yabancı olan bu kişi Osmanlı'nın
bu adaletine şaşırıp kalıyordu.
Köprünün altından ne kadar
sular akmış. İşte Osmanlı' nın en büyük standardı kul hakkına riayet
etmekti.
Kanuni Sultan Süleyman
zamanında Osmanlı harp kadırgaları, Avrupa'daki bütün kadırgalardan
fazlaydı. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul' u aldığında ordusu o dönemin
en mütekamil ordusuydu. Son icatların hepsi ordunun içindeydi, en
büyük toplar Fatih Sultan Mehmet tarafından döktürülmüştü. Osmanlı
sadece Allah'ın yardımına değil, zamanın getirdiği bütün teknikleri
kullanabilme stratejisine sahipti.
Osmanlı, Allah'ın indinde başka ülkeleri hiçbir zaman küçük görmemiştir.
Bu yüzden Avrupa tebaası Osmanlı'ya hayrandı. Yüzbinlerce akıncının
herbiri en az üç lisan bilirdi. O devrin en usta kılıç kullananları
onlardı. Avrupa, akıncılar denildiğinde olduğu yerde dururdu.
Allah' ın düşmanları saraya
girdikten sonra adım adım gerçek evliyaların yerini cinci hocalar
aldı. İlk cinci hoca saraya Kösem Sultan zamanında girdi. Osmanlı'nın
şaşası bir süre daha devam etti; ancak cinci hocalar evliyaların
yerini alınca Allah'ın dostları devreden çıktı ve şeytanın dostları
devreye girdi. Böylece Osmanlı duraklama ve gerileme devrine girdi.
Dünyaya askerlik stratejisini,
askerliği öğreten Osmanlı'nın yerini, yabancı ülkelerdeki harp okulları
aldı ve Osmanlı da subaylarını onların okullarına göndermeye başladı.
Böylece Nizam-ı Âlem olan
Osmanlı'nın yerini Nizam- ı Cedit olan Osmanlı aldı. Nizam-ı Cedit;
yeni nizam demek, Nizam-ı Âlem ise Âlem'e Nizam veren. Osmanlı yükselme
devri boyunca Âlem'e Nizam veren muhteşem bir hüviyetteydi.
Osmanlı'yı Osmanlı yapan her devirde Allah'ın sevgisiydi, Allah'
a duyulan hürmetti. Osmanlı Allah'ı sevdi, O'na aşık oldu, üst boyuta
ulaştıklarında ise Allah'a hayran oldular. İnsan-ı Kâmil Osmanlı'
nın içinde binlerceydi. Ordu sefere çıktığında her tarafta şenlikler
yapılırdı. Sefere çıkmak, şehitlik için hazır bir sistem olarak
kabul edilirdi. Herkes şehit olmak için savaş verirdi. Andrea Doria
Osmanlı'dan korkmakta haklıydı." Siz hayatta kalmaya ne kadar
önem veriyorsanız, onlar da savaşta ölmeye o kadar önem veriyorlar"
demiştir.
Osmanlı'da Allah'ın dizaynını
görüyoruz, her devirde Allah'ın dostlarına yardım ettiğini görüyoruz.
Öyleyse, Osmanlı'yı Osmanlı
yapan, Osmanlı'yı tarihe unutulmaz insanlar olarak tanıtan kimdir?
Allah.
Osmanlı tüm dünyaya meydan
okuyan bir Allah dostları cennetiydi. Allah dostlarının nelere kaadir
olduğunu tüm dünyaya gösterdiler. Onlar Nizam-ı Âlemdi. Öyleyse
Osmanlı; evde, sokakta, çarşıda, askerde tüm dünyaya hep örnek oldular.
Osmanlı demek Allah'ın evliyaları demekti. .