Ekonomi her zaman canlıydı.
Ekonominin standartlarına baktığımız zaman burada bir temel özellik
görürüz: Osmanlı, ademi merkeziyetçiydi. Yani merkezden idare edilen
bir ekonomik nizam, merkeze bağlı bir totaliter sistem çalışmazdı.
Bütün büyüyen arazi parçaları, oranın başına getirilen mahalli idareciler
tarafından veya muhtelif isimleri olan liderler tarafından oluşturulurdu.
Her toprak parçası mutlaka işlenirdi. Haslar, zeametler ve benzer
isimlerle devreye giren toprak mülkiyetleri, oradakilere verilirdi.
Onlar üretimlerini yaparlardı. Devlete de vergi verirlerdi. İşgal
edilen topraklar devletin olup, hiçbir zaman merkez tarafından verilen
emirlerle, devlet tarafından işletilmezdi. Sorumluluk oradaki reayaya,
oradaki sahiplere aitti. Ve bunlar asker beslemek mecburiyetindeydiler.
Bu askerler sonraki akıncıları oluşturacaktır. Akıncılar, Osmanlı'nın
medar-ı iftiharıydı.
Sisteme dikkat ediyor
musunuz sevgili okuyucular? Devlet, Osmanlı'nın her el koyduğu yeni
toprak parçasının işletilmesini oradakilere verirdi. Ve onlar işletirlerdi.
Devlet işletmeye karışmazdı. Ve herkes kendi menfaatlerini ve Devlet-i
Aliye'nin menfaatlerini korumak üzere en iyi işletmeyi tahakkuk
ettirmek mecburiyetindeydi. Devletin istediği şey, bu üretim standartlarına
paralel olarak o kişilerin yeterli miktarda asker beslemesini temin
etmekti. Ve böylece bütün Osmanlı memaliki(memleketleri), Afrika'da,
Balkanlar'da, Kafkaslar'da, Avrupa'da hep aynı standartlarda oluşturulmuştu.
Özellikle Avrupa bunun çok güzel örneklerini sergiler.
Osmanlı'da öyle bir
haber iletme sistemi uygulanırdı ki, ülkenin bir ucundan öbür ucuna
bir iki gün içerisinde mutlaka haber ulaştırılırdı. Her menzilde hazır
atlar beklerdi ulaklar için. Ve en uzun menzillere, en hızlı atlarla
yapılan ulaştırma faaliyeti bir uçtan bir uca bütün Osmanlı memleketlerini
kaplardı. Herkes vazifesinin bütün sorumluluğunu sonuna kadar yüklenirdi.
Ve her zaman başarılı olurdu.
Osmanlı'da tasavvuf
mensubuydu bütün ustalar. Yaptıkları mallar dünyaya örnek kabul
edilirdi. Çünkü usta, insanları aldatmak için onlara en ucuza malettikleri
değersiz malları, yüksek satış fiyatıyla satmayı düşünmezdi. Mesleğinin
Allah için olduğunu bilirdi. Ve o strateji içerisinde en iyisini
üretmeye çalışırdı. Ve ustalar, kalfalar, çıraklar ürettikleri malın
"nam olsun" standardının sahibiydiler. En dürüst ölçeklerde
üretimlerini yaparlardı. Ve devletin vergileri en adil standartlarda
alınırdı. Ölçek %10'du.
Sevgili okuyucular,
anlayabiliyor musunuz şimdi bizim vergi dilimlerindeki azalmayı
mutlaka sağlamamız lâzım geldiğindeki hikmeti?
Bir çiftçi için, ürettiğinin
sadece % 10'unu devlete vermek demek, %90'ının kendisine kalması
demekti. Ve bu çiftçi normal toprağın sahibiyse, eğer topraklar,
oradaki sorumluya teslim edilmişse, onlar da devlete vergi verirlerdi.
Üretim faaliyeti, zenaat erbabı tarafından en güzel standartlarda
oluşturulur ve ustalarca en kaliteli mallar üretilirdi.
Osmanlı, tarihinin
uzun devresinde hep altın parayla alış verişini yapmıştır. Peki
altın parada, enflasyon söz konusu olabilir mi? Evet. Eğer paranın
ayarını değiştirirseniz, derhal mal fiyatları yükselir. Böyle bir
şeye bir defa tevessül edilmiştir. Osmanlı'nın düşme devresinde
sıkıntıya uğradığı zaman, paraların ayarında eksiltme yapıldı ve
piyasada paralar derhal değer kaybetti, mallar değer kazandı.
Öyleyse altın paraların
da kıratlarının hiçbir zaman değişmemesi asıldır; altın para rejiminin
olduğu ülkelerde. Ama gelecekte eğer altın sertifikası hükmündeki
bir kâğıt para piyasada dolaşırsa, altın temsilcisi bir para, onun
karşılığı zaten saf altındır. Şu kadar gram altının karşılığı dediğiniz
zaman, o ölçü 24 ayardır. Saf altındır. Saf altının gramajına göre
dizayn edilir. Öyleyse orada bu tarzda bir enflasyonun olması, hiçbir
zaman mümkün olamayacaktır.
İşte Osmanlı, adalete
riayet eden, ekonomide kimsenin kimseyi aldatmadığı, hiç kimsenin
fahiş fiyatlarla mal satmasının imkânı olmadığı bir güzelliği yaşadı.
Ve her zaman herkese yetecek kadar mal, her zaman hazır oldu.