HAMAMİZADE İSMAİL DEDE

Hamamîzâde İsmail Dede, 1777 tarihinde Şehzadebası civarında bir evde doğmuştur. Babası Süleyman Ağa, Manastıra bağlı, Görice sancağının Kesriye kasabasındandır. Süleyman Ağa, zamanının vezirlerinden Bosnalı Cezzar Ahmet Paşa'nın bir müddet mühürdarlığında bulunmuş, sonra bu vazifeden ayrılarak, İstanbul'a gelmiş, Şehzadebaşında Acemoğlu Hamamı'nı satın alarak geçimini bu işle sağlamaya koyulmuştur. Süleyman Ağa, İstanbul'a geldikten sonra, Rukiye Hanım isminde bir hanımla evlenmiş ve bu izdivaçtan Dede Efendi dünyaya gelmiştir. Küçük İsmail sekiz yasına gelince, Hekimoğlu Ali Paşa camii yanındaki Çamaşırcı mektebine başlamış ve ilk tahsilini orada bitirmiştir.

Bu mektebe devamı sırasında, sesinin güzelliği ve musikiye olan kabiliyet ve istidadından dolayı ilâhici başı olmuştur. O sırada mektep civarında oturan Anadolu Kesedarı Uncuzade Mehmet Emin Efendi'nin çocuğu da aynı mektebe verilmişti. Bu münasebetle yapılan amin alayında ilâhici başının sesi Mehmet Emin Efendi'nin pek hoşuna gitmiş, az çok musiki ile meşgul olan bu zat, ilk musiki terbiyesini vermeye başlamıştır.

Uncuzade, onun musiki terbiyesine ihtimam ettiği kadar, istikbalini de düşünmüş ve on dört yaşma gelmiş olan İsmail Dede'yi başmuhasebe kalemine çırak etmiştir.

Dede yedi sene kadar hem bu kaleme, hem de Uncuzadenin derslerine devam etmekle beraber, ayrıca haftada iki gün Yenikapı Mevlevihanesine giderek dergâhın şeyhi Ali Nutki Dede'nin derslerinden de faydalanmıştır. Önceleri yalnız musiki öğrenmek maksadıyla dergâha devama başlayan İsmail, daha sonraları çilesini tamamlayarak "Dedeler" zümresine katılmıştır.

Büyük bestekârın ilk şöhretini temin eden ve o güne göre musiki âlemimizde bir hâdise yaratan eseri:

Zülfündedir benim bahtı siyahım
Sende kaldı gece gündüz nigâhım
İncitirmiş seni meğer ki ahım
Seni sevdim odur benim günahım


Güfteli Buselik makamındaki şarkıdır. Bundan sonra Dede Efendi'nin adı her yerde duyulmuş ve birbirinden güzel, manalı ve tesirli besteleri arka arkaya, bütün musiki mahfillerinde çalınıp söylenmeye başlamıştır. Hicaz makamında bestelediği ve bir anda İstanbul'un bütün saray ve konaklarında bir moda şarkısı halinde söylenen eseri, onu şöhretin ilk parlak basamaklarına çıkarmış, genç bestekârı yakından görmek isteyenler bir çığ gibi çoğalmış ve nihayet devrinin aynı zamanda büyük bir bestekârı olan 3. Selim, kendisini saraya çağırtarak takdir ve tebrik etmiştir.
İsmail Dede, artık 3. Selim'in huzuruna sık sık çıkıyor, onun fasıllarına iştirak ediyor, takdir ve ihsanlara gark oluyordu.

Dede, 1881 senesinde bir saraylı hanımla evlenmiş, Akbıyık mahallesinde kiraladığı bir eve taşınmıştı. Dergâhta olduğu gibi burası da Dede'nin etrafını çeviren pıraklariyle âdeta bir musiki mektebi haline gelmiştir.

Fakat bu zevkli ve heyecanlı çalışmalar, Dede'nin uğradığı ölüm acılarıyla bir aralık durur gibi olmuştu. Dede, 1804 te çok sevdiği şeyhi Ali Nutki Dede'yi, arkasından da üç yaşındaki,oğlu Salih'i kaybetmişti.
Pek çok sevdiği oğlunun ölümü, Dede'nin hassas ve sanatkâr kalbinde çok acı ve derin bir yara açmış, onun üzerine Bayati makamında bir Murabba beste yapmıştır.

Dede'nin başından, bu ölüm felâketleri geçtiği sırada memleketin ahvali pek kötü bir safhaya girmiş bulunuyordu. Kabakçı İsyanı, 3. Selim'in şehadeti, Alemdar Vakası gibi gaileler gönüllerde musiki ile uğraşacak zevk ve heves bırakmamıştı. Zaten Dede; 3. Selim'in şehadetinden sonra inziva hayatına çekilmişti. Günlerini içli içli ney üflemek ve hazin şarkılar bestelemekle geçiriyordu.
Nihayet bu kötü günler, kısmen olsun ortadan kalktıktan sonra, amcası gibi musikişinas olan 2. Mahmut, saray muhitinde musiki hareketlerine ve fasıl toplantılarına ön ayak oldu. Bu arada Dede'yi de Musahip olarak saraya almıştı.

2. Mahmud'un hükümdarlık seneleri, Dede'nin sanat hayatının en parlak ve en verimli devrini teşkil eder. Dede, en güzel, en sanatlı eserlerini bu zamanlarda bestelemiştir.

Dede'nin Hacca gittiği sene Hicaz'da şiddetli bir kolera çıkmıştı. Zavallı sanatkâr, haccını yaptıktan sonra 1845 senesinde bu müthiş ve korkunç hastalığa yakalanarak vefat etmiştir.
Ne kadar gariptir ki, Dede bir Kurban Bayramında doğmuş, 71 sene sonra yine bir Kurban Bayramında ölmüştür.
Büyük Türk bestekârı, kâr, murabba beste, semai, şarkı, türkü, âyin, ilâhi olmak üzere 200 den fazla eser bestelemiştir. 2. Mahmut zamanında sarayda yerleşen Garp musikisi melodilerini taklit yolu ile vücuda getirmiş olduğu birkaç parça eser de, bu musikinin o zamanki bestekârlar üzerindeki tesir ve intihalarını taşıyan numunelerdir.
Dede'nin bu tesirle yaptığı eserlerden biri vals olarak çalınıp, hattâ oynanabilen Rast makamındaki şu şarkısıdır ve çok popüler olmuştur:

Yine bîr gülnihal aldı bu gönlümü
Sim ten gönce fem bibedel ol güzel
Âteşin ruhleri yaktı bu gönlümü
Sim ten gonce fem bibedel ol güzel