MUSTAFA ITRİ

Klâsik Türk musikisi denince ilk hatıra gelen büyük bestekârımızdır.
Eserleriyle, üç asırdan bu yana devirler ve zevkler aşarak muhteşem ve asil bir ses halinde günümüze kadar gelmiş ve kıymetinden hiçbir şey kaybetmemiştir.
Klâsik Türk musikisi ananesine bağlı bütün büyük, küçük bestekârların hemen hepsinde yakın, uzak tesirini bulmak mümkündür. Osmanlı İmparatorluğu'nun sosyal yayılış ve dalgalanışlarına kulağını ve kalbini dayayarak büyük hükümdarlar, şairler ve bestekârlar devrini derinden derine teneffüs etmiş olan bu büyük bestekar; o günlerden melodilerle tablolar çizmekte ve dinleyenlere ihtişamlı bir tarih havası yaşamaktadır.
Bestekarımız İstanbul'da Yaylak semtinde doğmuştur. Babası buhurcu olduğu için Buhuri lâkabı ile anılır. Zengin ve görgü itibariyle ileri bir aileye mensuptur. Zamanına göre mükemmel bir tahsil görmüş, şair, hattat ve bestekâr olarak tanınmıştır. Musikide üstadı Nasrullah Vâkıf Halhali'dir. Hattalıkta talik denilen nevi üzerinde bilhassa çalışmış ve devrin talik üstadı Siyahi Ahmet Efendi'den meşk almıştır. Şairliği ise, şuara tezkirelerine girecek derecededir. Gerek hattatlığı, gerekse şairliği bestekârlığının yanında sadece bir heves olmaktan ileri gitmez.
Bestekarımız 1648 1687 yılları arasında padişah bulunan 4. Mehmet zamanında bilhassa besteleriyle dikkati çekmiştir. Tarz ve edasındaki yenilik, nağmelerindeki yüksek ruh ve derin mâna herkesi hayran bırakırdı. Bizzat hükümdar da onun hayranları arasında idi. Sık sık saraya davet olunur ve 4. Mehmet'in huzurunda fasıllar icra eder, bu arada bilhassa kendi bestelerini okuyarak onun takdir ve iltifatlarına mazhar olurdu.

SESİ GÜZEL DEĞİLDİ...
Sesi hiç güzel değildi; hattâ bir hayli çirkin olduğu da rivayet edilir. Fakat usulündeki yükseklik ve melodilere hâkimiyeti yüzünden herkes onu dinlemeye can atardı. Bu hususta o derece usta idi ki, on kişi ile icra olunacak bir faslı, üç kişi ile ve hattâ tek başına başardığı çok olurdu.

ESİRCİLER KÂHYASI...
4. Mehmet, bir gün bestekarımızın yeni bir bestesini dinledikten sonra, kendisinden bir arzusu olup olmadığını sormuş, o da esirciler kethüdalığını istemişti. O sırada enderunda 120 akçe ile musiki muallimliği yapmakta idi. Itri Çelebi şahsen zengin ve şöhret sahibi bir kimse olduğu için, böyle hiç de parlak olmayan ikinci, hattâ üçüncü derecedeki bir memuriyeti isteyişi hayretle karşılanmakla beraber arzusu derhal yerine getirildi. Halbuki onun maksadı başka idi. Yeni memuriyeti dolayısı ile İstanbul'a gelen bütün esirleri görecek ve bu sayede onların folklor musikileri hakkında bilgi edinecek ve aralarındaki güzel sesli ve musikiye istidatlı bulunanları seçip yetiştirecekti.
Bestekarımız bir taraftan saraya devam etmekle beraber, vaktinin en büyük kısmını İstanbul surları dışındaki bahçesiyle meşhur köşkünde geçirirdi. Bu bahçenin çiçek ve meyveleri nam salmıştı. Büyük bestekâr aynı zamanda marifetli ve bilgili bir çiçekçi ve meyve yetiştiricisi idi. Nitekim İstanbul'un meşhur Mustabey armudu ilk defa onun bahçesinde yetişmiş ve onun adını alarak bugüne kadar bu isimle birlikte devam edip gelmiştir.

Bestekarımız vaktinin büyük bir kısmını hiç şüphesiz beste yapmakla geçirirdi. Gelmiş geçmiş bestecilerimizin en velûdu olarak gösterilir. Beste, Nakş, Kâr olarak binden fazla eser meydana getirmiştir. Fakat ne yazık ki bunlardan halen elimizde ancak yirmi parça vardır. Diğerleri kaybolmuştur.
İlk şöhretine sebep olan eser, hüseyni makamından bestelediği:

"Dilber dile, dil dilbere fettane münasib
Gül bülbüle, bülbül güle handane münasib,"
mısralarıyla başlayan eseridir.

Büyük bestecinin Türk musikisi içindeki ölmez yerini tâyin eden eserlerinin başında, bayramlarda okunan segah makamındaki tekbiri ve aynı makamdaki Selât-ı Ümmiye'si gelmektedir.

Evliya Çelebi, Itri'nin aynı zamanda hafız olduğunu kaydeder. Buhurizade çok yaşamış ve 4. Mehmet, 2. Süleyman,. 2. Ahmet, 2. Mustafa, 3. Ahmet devirlerini görmüştür, ölümü 1712 tarihine rastlar. Mezarı Edirnekapı dışında, Mustafa Paşa Dergâhı civarındadır.

Klâsik Türk musikisinin büyük ustası Itrî'yi, bütün hüviyeti ve değeri ile tahlil etmeye ve canlandırmıya imkân yoktur.