"Çok insan anlamaz eski mûsikîmizden
Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden.
Açar bir altın anahtarla ruh ufuklarını,
Hemen yayılmaya başlar seda ve nurlarını
Ve seslenir büyük Itri, semayı örten ruh,
Peşinde dalgalanır bestesiyle Seyyid Nuh,
O mutlu devrede Itri'ye en yakın biz dost
Işıklı danteleler bestakârı
Hafız Post.
Bu neslin ortada dahicedir başardığı iş,
Vatan nasıl karışır mûsikîyle, göstermiş."
Dizeleriyle Yahya Kemal Beyatlı'nın şiirinde
Mûsikî Tarihimiz'in küçük çaplı bir panoraması
çizilmiş adeta.
Bugün, dünya üzerinde en yaygın iki tür müzikten biri olan Türk Müziği,
yüksek ve soylu bir millette zuhur eden kanun ve kurallara bağlı, sanatsal
mükemmelliği tartışma götürmez bir müziktir.
III. Selim ve II. Mahmut dönemi Türk Müziği'nin Altın Çağı diye anılır.
Çünkü başta III. Selim ve Türk Musikisi'nin son büyük üstadı İsmail Dede
Efendi olmak üzere, Sadullah Ağa, Şakir Ağa, Hafız Mehmet Efendi gibi büyük besteci ve
nota mücidi kuramcılar bu dönemde yaşamış ya da yetişmişlerdir.
Türk musikisi veya tasavvuf mûsikîsi dışında Osmanlı'da müzik dendiğinde
ikinci akla gelen Mehter müziğidir. Türk kahramanlığının ve evrensel
boyutlara ulaşmış anlayışının, görkemli bir anıtı olan mehter, dünya
tarihinin en eski bandosudur.Farsça "en büyük, pek ulu"
manasına gelen mehter, Osmanlı'da askerî mûsikîyi icra eden bir
topluluktur.Mehter musikisi kısa zamanda Avrupa müziğine tesir etmiş, bütün
Avrupa'da onların tabiri ile Yeniçeri bandoları kurulmuştur. Bestekar
Mozart ve Hayd, mehter mûsikîsinin etkisinde
kalarak meşhur bestelerini meydana getirmislerdir.
Beethoven Büyük Senfonisi'nin son bölümünü, mehterin koş, davul ve zurnasıyla
seslendirmiştir. Mozart'ın Türk Marşı, Türk askerlerinin "Allah Allah" nidalarının nakarat olarak tekrarından
müteşekkildir.Mehter musikisi gibi, mehter teşkilatı da Avrupa'ya tesir
etmiş; Avusturyalılar, Prusyalılar, Ruslar, Almanlar ve Fransızlar mehter
teşkilatına benzer mızıka takımları kurmuşlardır.