}
Sıratı Mustakîm 28.01.1995
Mp4 Mp3 Link

Sohbet Kodu: 100152

 

SOHBETİN ADI: SIRATI MUSTAKÎM
TARİHİ: 28.01.1995

Bir defa daha Allah’tan bahsetmek üzere bir aradayız.

Bugünkü konumuz; Sıratı Mustakîm. Sıratı Mustakîm, bir yolun adı. İnsan ruhunu bu kattan; zemin kattan alıp 7 tane gök katını aşırdıktan sonra Allah’a ulaştıran yolun adı. Ama asırlardan beri âlimler, Sıratı Mustakîm için hep “doğru yol” adını kullanmışlar. Gerçekten doğru bir yol; ama sadece doğru yol demek ne yazık ki yetmiyor. Çünkü herkese göre bir değişik doğru yol kavramı var. Eğer bir matematikçiye sorarsanız; doğru yol; iki nokta arasındaki en kısa yoldur. Sıratı Mustakîm’in ise özelliği Allah’a ulaştırmasıdır. Zaten sırat, yol demektir. Mustakîm de istikamet üzere olan demek. Bu yol bir istikamet üzere, istikameti de Allah.

İşte hepinizin de bildiği gibi bizim Allah’a verilmiş bir misakımız vardı. Ezelde Allahû Tealâ’ya ulaşmak için, ruhumuzu biz ölmeden evvel Allah’a ulaştırmak istikametinde (konusunda) Allah’a misak vermiştik. Allah da bu misakımızı üzerimize 9 defa farz kılmıştı. Neden kılmıştı? Çünkü istiyordu ki bütün insanlar, kâinatta en çok sevdiği mahlûklar olan insanlar Allah’ın cennetine girsinler.

Kim ruhunu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmayı başarırsa o kişi, Allah’ın evliyası olur. Aynı zamanda Allah’ın cennetini mutlak olarak hak eder. Çünkü Allahû Tealâ diyor ki Fecr Suresinin 27., 28., 29 ve 30. âyet-i kerimelerinde:

89/FECR 27: Yâ eyyetuhân nefsul mutmainnetu.

Ey mutmain olan nefs!

89/FECR 28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten.

Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!

89/FECR 29: Fedhulî fî ibâdî.

(Ey fizik vücut!) O zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allah’a ulaştırdığın zaman Bana kul olursun) kullarımın arasına gir.

89/FECR 30: Vedhulî cennetî.

Ve cennetime gir.


“Ey mutmain olan nefs! Allah’tan razı ol ve Allah’ın rızasını kazan.”

Sonra ruha sesleniyor Allahû Tealâ: “Allah’a geri dön.”

Birincisinde nefsin Allah’a verdiği yeminin yerine getirilmesini istiyor. İkincisinde de ruhun Allah’a verdiği misakin yerine getirilmesini istiyor. Sonra fizik vücudumuza geçiyor: “fedhuli fi ibadi: O zaman kullarımın arasına gir.” diyor.

Ve sonucu söylüyor: “vedhulî cennetî: Ve cennetime gir.”

Demek ki biz insanlardan her kim nefsinin Allah’a verdiği yemini, ruhunun Allah’a verdiği misaki ve fizik vücudun Allah’a verdiği ahdi gerçekleştirirse o kişinin mekânı cennettir. İşte bunun ölçüsü, hep ruhun Allah’a doğru yaptığı seyr-i sülûk isimli bir yolculuktur. Seyr-i sülûk, bir yolculuğu ifade eder ki bu yolculuk, Allah’a doğrudur ve Allah’a varır.

Öyleyse bizler için söz konusu olan şey, Allah’a doğru bu yolculuğu yapmak. Türkçede biliyorsunuz ki evliyalara “ermiş” denir. Ermiş deyince hiç düşündünüz mü sevgili izleyiciler, nereye ermiş acaba? İşte sualimiz de bununla alâkalı, cevabımız da bununla alâkalı. Allah’a ermiş. Yani ruhunu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmış.

Birçok kişi için bu kavram hâlâ tartışma konusudur. İnsanlar zannederler ki hep Azrail (A.S) gelir, ruhumuzu vücudumuzdan alır; onun için ölürüz. Oysaki Kur’ân-ı Kerim bunun tam tersini söylüyor. Evvelâ ölüyoruz ve vücudumuzdaki manyetik alanlar sona eriyor. Bu sebeple vücudumuz, ne nefsimizi ne de ruhumuzu bünyesinde artık tutamıyor, onları çekemiyor kendisine. Bu sebeple nefsimiz de ruhumuz da vücudumuzdan ayrılıyor. İşte bu ayrılışı tahakkuk ettirdiğiniz zaman bu, ölümden sonraki ayrılıştır. Ama Allah’ın istediği şey bu değil. Ölümden evvel ruhumuzun Allah’a ulaşmasını istiyor. İşte ister ölümden sonra, ister ölümden evvel ruhumuzun mutlaka Allah’a ulaşması söz konusu.

Ruhumuz mutlaka Allah’a ulaşacaktır. Eğer ölümden evvel ulaşmazsa, hidayete eremezsek, cennet mutluluğuna ulaşamazsak, Allah’ın evliyası olamazsak, o zaman ölümden sonra onun Allah’a ulaşması söz konusu. Ne yazık ki bu hidayet değil, kimseyi de kurtarmaz. Çünkü kim olursa olsun, bütün insanların ruhu ölümden sonra mutlaka Azrail (A.S) tarafından Allah’a ulaştırılır. Allahû Tealâ, Mâide Suresinin 105. âyet-i kerimesinde diyor ki:

5/MÂİDE 105: Yâ eyyuhâllezîne âmenû aleykum enfusekum, lâ yadurrukum men dalle izâhtedeytum, ilâllâhi merciukum cemîân fe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).

Ey âmenû olanlar! Nefsleriniz, üzerinizedir (nefsinizin sorumluluğu üzerinize borçtur). Siz hidayette iseniz, dalâletteki bir kimse size bir zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman yapmış olduğunuz şeyleri size haber verecek.


“summe merciukum cemîân: Sonunda hepiniz Allah’a döndürüleceksiniz (hepinizin ruhu mutlaka Allah’a ulaşacak).”

İşte bir insanın ruhunun Allah’a ulaşmasının başlangıcı söz konusu ise bunun adına, “hidayet” diyor Kur’ân-ı Kerim. 3 âyet-i kerime, hidayetin muhtevasını anlatıyor bize.

Âli İmrân-73, Allahû Tealâ diyor ki:

3/ÂLİ İMRÂN 73: Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun).

Ve (Ehli Kitap): “Sizin dîninize tâbî olandan başkasına inanmayın.” (dediler). (Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah’a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına verilmesidir.” Yoksa onlar, Rabbiniz'in huzurunda, sizinle çekişiyorlar mı? (Onlara) De ki: “Muhakkak ki fazl Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi’dir (ilmi geniştir, herşeyi kapsar), Alîm'dir (en iyi bilendir).


innel hudâ huallâh: Muhakkak ki hidayet Allah’a ulaşmaktır (insan ruhunun ölmeden evvel Allah’a ulaşmasıdır).

Bakara-120’de de aynı şeyi söylüyor:

2/BAKARA 120: Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve le initteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).

Ve sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (Allah’ın Kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.”. Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah’tan bir dost ve bir yardımcı yoktur.


inne hudâllâhi huvel hudâ: Muhakkak ki Allah’a ulaşmak var ya işte o, hidayettir.

Kehf-17 de aynı şey bir defa daha, daha açık şekilde vurgulanmış.

18/KEHF 17: Ve terâş şemse izâ taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni ve izâ garabet takrıduhum zâteş şimâli ve hum fî fecvetin minhu, zâlike min âyâtillâhi, men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ(murşiden).

Ve güneşin doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafından geldiğini ve battığı zaman sol taraftan onların yanlarından geçtiğini görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı. İşte bu, Allah’ın âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah’a ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.


men yehdillâhu fe huvel muhted: Allah, kimi Kendi Zat’ına ulaştırırsa (ölmeden evvel ulaştırırsa) o kişi hidayete erer.

İşte bu hidayetin oluşması, mutlaka ruhunuzun vücudunuzdan ayrılmasını gerektirir ve Allah’a ulaşmanızı gerektirir.

Peygamber Efendimiz (S.A.V), ilk Cuma hutbesinde diyor ki: “Ölmeden evvel ölünüz.’’

İşte bir insanın ölmeden evvel ölmesi, ruhunun vücudundan ayrılarak Allah’a doğru bir yolculuğa çıkması demek. Bu yolculuk, Sıratı Mustakîm isimli bir yol üzerinden yapılır. Sıratı Mustakîm’e kadar gelen yollar sebîl adını taşır. Bütün mürşidlerin bulundukları dergâhlardan halifenin bulunduğu, Sıratı Mustakîm’in başlangıcını teşkil eden dergâha sebîl adı verilen yollar vardır. Bu yollar, bütün dergâhlardan; bütün mürşidlerin dergâhlarından ana dergâha ulaşır. Ve yeryüzünün sathına paralel yollardır. Şurasının ana dergâh olduğunu kabul edersek bütün yollardan ana dergâha doğru birtakım yolların var olduğunu görüyoruz. Bu yolların adı, Kur’ân-ı Kerim’de sebîl olarak geçer. Buradan itibaren yukarı doğru yükselen dikey yolunsa adı Sıratı Mustakîm’dir.

Sıratı Mustakîm’in birinci özelliği, Allah’a doğru olan bu yolun bir altın kapıyla başlamasıdır. Yaklaşık 4 metre yükseklikte tek kanatlı, üzerinde baklava dilimleri bulunan bir altın kapı. Ha bunu sizlerde göreceksiniz. Eğer İslâm’ı yaşamak gibi bir niyetiniz varsa, mutlu olmayı istiyorsanız o zaman mutlaka Allah’ın yolunda kalp gözünüz açılır. Yani baş gözünüzün göremediği fiziğin ötesi önünüzde çil çil açılır. Ve mutlaka Sıratı Mustakîm’i de görürsünüz. Gördüğünüz zaman şunu göreceksiniz ki o, bir altın kapı, başlangıç noktası. Yaklaşık 4 metre yüksekliğinde, üzerinde baklava dilimleri var. Üzerinde bir tokmak veya herhangi bir el yok. Ve bu kapı, otomatik olarak açılır. İşte vuslatın oluşması için insanlar arasındaki insan ruhlarının Allah’a yolculuğu buradan başlar. Her dergâhtan sabah namazından sonra yükselmek için buraya gelen ruhlar, orada Hz. Ebu Bekir (r.a)’ın elini öperler. Ondan sonra da onun kürsüsünün arka tarafında secdeye girerler. Bu secdeden sonra sağ kanat velîsinden başlayarak bir Sıratı Mustakîm üzerinden yolculuk başlar. Bu yolculuğun başlamasıyla kapının üzerine, kapının önüne kadar ulaşan sağ kanat velîsi oraya ulaştığı anda kapı otomatik olarak açılır. Hamd olsun ki zamanımızda artık otomatik olarak açılan kapılar var da bunun izahını uzun uzun yapmaya gerek görülmüyor. Böylece Allah’a doğru bir yolculuk başlar. Sıratı Mustakîm, 7 tane kat içerir. Bu 7 katın birincisi, bütün yıldızlar âlemi bittikten sonradır. Çünkü Allahû Tealâ buyuruyor ki: “Biz, yıldızları zemin katın tavanı olarak hazırladık.”

37/SÂFFÂT 6: İnnâ zeyyennes semâed dunyâ bi zîynetinil kevâkib(kevâkibi).

Muhakkak ki Biz; dünya semasını, yıldızları ziynet kılarak süsledik.


Bundan sonraki her kat bir gök katıdır ki Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in ifadesi, 2 gök katı arasında beş yüz ışık yılı mesafe var. Aslında böyle bir dizayn içerisinde mesafeler bir sonsuzluk ifade eder. Çünkü bildiğiniz gibi ışık, saniyede 300 bin km hızla hareket eder. Dolayısı ile bir ışık serisi, bir ışık yılı sonsuz uzaklığı ifade eder. Ve mesafeler, çok uzun mesafeler. Allahû Tealâ, bu sonsuz mesafelerin ötesindedir. Varlıklar âleminin muhtevası içinde değildir, yokluktadır. Çünkü Allah’ın, yaşamak için; var olmak için bir mekâna ihtiyacı yoktur. Çünkü kâinatı yaratmadan evvel de vardı ve yoklukta idi. Sonra kâinatı yarattı. Kendisinin, Zat’ının bir mekâna ihtiyacı yoktur. Onun için, Kendisine ulaşabilmek için 7 tane gök katını geçmek mecburiyetindesiniz.

İşte Sıratı Mustakîm’in başlangıcı, bir altın kapıdır. Bu altın kapıyla başlar yolculuk. Ve 7. kata kadar çıkabilenler, 1. katta kalırlar. Sonra geri kalanlar yollarına devam eder. Bu yükselme, başlangıçta altın bir kapıdan geçmiş olarak birer birer vücuda gelir ve yukarıda birleşme olur, saf halinde bir yükselme söz konusu olur.

1. katta sadece secde edilir. Sıratı Mustakîm’in 1. katı, özellikle secdeden ibarettir. Bundan sonra 2. kata ulaşılır. İkinci kat, çok özel bir sistem içerir. Burada suvarılma havuzları vardır. Bütün ruhlar için bir yıkanma, bir paklanma söz konusudur. İşte bu suvarılma havuzları ikinci katın esasını teşkil ederler. Orada bir secde olayından sonra yaklaşık 2 m yüksekliğinde şeffaf havuzlar, o insanların ruhlarının orada bir suvarılmaya girmesini icap ettirir. Bu, o sistem için önemlidir. Çünkü o sonsuz salonun başlangıcı, bizim âlemimize göre bir cama benzer bir nesne ile kapalıdır, şeffaftır. Ama bizim âlemimizde camın içinden geçilmez. Orada ise ruhlar camın içinden geçmek gibi bir yetkinin sahibidirler. Böyle bir dizayn içerisinde onların ilk defa o camı açmaları halinde içerde halsiz düştüklerini, yığıldıklarını görürsünüz. Fakat oradaki atmosfere çabucak alışılır ve normal olur artık oradan aşmaları. Ve 3. kata doğru 2. kattan sonra, suvarılmadan sonra bir yükselme söz konusu olacaktır. 3. katın 2. kattan değişikliği bir secde yeri olması,bir avlunun olması, çok büyük bir avlunun, bir de yukarıya doğru yükselen bir silindirik yolun var olması. Bu yol, o kadar sonsuz uzunluktadır ki 3. katı 4. kata bağlar. Buna mihenk menfezi deniliyor. Ve kişiler oradan yükselirken sadece bir kişinin yükselebileceği yuvarlak silindir, içi boş silindir olduğu için mutlaka bir evvelki, bir sonrakinin başının üzerinde yerleşiyor. Birbirlerine değmiyorlar. Ama üstekinin ayakları alttakinin başının üzerinde oluyor. Böyle bir yükselme söz konusu. Böylece 4. kata ulaşılır.

4. katta, şimdiki Beyt-ül Maktes’in aslı mevcut. Orada evvela avluda bir tek sıra halinde ayakta bekleme sıralarının hemen oluşması için arkasından kapıdan içeriye sıra halinde uçarak giriş ve orada birtakım safların secdede vücuda getirilmesi söz konusu. Sonra öndeki safların oradan daha yukarıya, kubbeden yukarıya yükseldiklerini görüyoruz. Kubbe de geçişe mâni olmayacak özellikte vücuda getirilmiş. Ve 5. katta, şimdiki Kâbe’nin aslı var. İşte bu Kâbe’nin aslı da aynı standart içerisinde geçerli. Oraya bakılarak dünya üzerinde inşâ edilmiş bu iki mukaddes yer. 5. kattaki Kâbe’nin önünde gene bir sıralanma ve gene bir kapılardan içeri geçerek art arda sıralar vücuda getirilerek secde etme, sonra da öndekilerin daha yukarıya yükselmesi söz konusu. 4. katta da 5. katta da bir kısmı mutlaka orada kalır. Bütün katlardaki olay budur.1. kata kadar yükselebilenler, 1. katta kalırlar. Arkadaşlarının yukarıdan tekrar geriye dönüşünü beklerler. 2. kata kadar yükselenler, 2. katta kalırlar ve beklerler. 3. kata kadar yükselenler 3. katta kalırlar ve beklerler. Hep böyle devam eder.

5. katta böyle bir secde olayından sonra kubbeden bir yükselme tahakkuk eder, 6. kata ulaşılır. 6. kat değişik bir manzara arz eder; çünkü alışılmış bir kapı biçimi orada mevcut değildir. İçeriden ışık gelmektedir dışarıya. Beyaz, çok açık yeşil bir ışık. Bu ışığın çıktığı kapıya dikkatle bakın, orada hiç pencere yoktur. Bu kapı, tam bir insan silüeti şeklindedir. O kapının çok özel bir niteliği var; kapıdan kim çıkarsa kapı, mutlaka onun silüetini alır. Yani bir insanın oradan çıktığını düşünün ve çıkışı iz bıraksın orada, vücudunun bıraktığı yer boşluk olsun, vücudunun kenarları o kapının şeklini tayin etsin. Uzun boylu birisi çıkmışsa kapı, onun şeklini almıştır. Ondan sonra kısa boylu birisi çıktıysa kapı, onun şeklini otomatik olarak alır. Yani bu kapı büyüyebilen ve küçülebilen birtakım özelliklerin sahibidir. İçeride buz kalıbına benzer bir nuru göreceksiniz. Yaklaşık 1,5 metre genişliğinde, yerden 2-2,5 metre yüksekliğinde. Buz kalıbına son derece benzeyen nur, rengi; beyaz; çok açık yeşil beyaz. Bu buz kalıbından çıkan nurlar, oradaki sıra halinde içeri giren ruhların yüzlerini ve ellerini, açıkta olan yerlerini kendi rengine boyarlar. Bu boyama herkeste tahakkuk eder. Ve böyle bir sıralanmada bir süre sonra çatlamaları göreceksiniz. Herkesin yüzü ve elleri çatlar. Sonra onları oturturlar ve bir takım özel vasıflara haiz olan sistemler, onların başlarının üzerlerine ulaşır. Ksa bir zamanda o çatlaklar izale edilir; yok edilir. Ondan sonra onlar, geri dönüş için hazırdırlar. Ama bunlardan bir tanesi eğer çatlamaz ise o, artık fethe nail olan kişidir. Ona bir kılıç verilir ve elbiseleri değiştirilir. Ve o noktadan itibaren yukarıya doğru elinde kılıcıyla yükselmeye başlar ve fethe nail olur. Fetih, 7. katın başlangıç noktasıdır. Burada 7 katlı bir merdiven göreceksiniz; mermer, 7 tane basamaktan oluşan beyaz mermerden bir merdiven. İki tarafı tırabzanlı, üzerinde bir sahanlık. Genişliği, 1,5-2 m arasında ve iki tırabzanı birbirine bağlayan, 7 tane halkadan oluşan (büyük halkalar) bir zincir söz konusu. Oraya ulaşan velî namzeti, o halkaların üzerine elindeki kılıçla bir defa vurur; besmele ile. Ve o halkalar açılır. Arkasında da altın bir kapı vardır. Nasıl Sıratı Mustakîm’in başlangıcında zemin katta bir altın kapı var dediysek, bu kapı da ötekinin tamamen aynı. Üzeri baklava dilimli, üzerinde bir halka veya tokmak bulunmayan tek kanatlı, yaklaşık 4 metre yüksekliğinde bir altın kapı. Ve kişi, zinciri ikiye ayırır ayırmaz; arkadaki kapı açılır ve içeri doğru o da uçarak girer. Burası fetih kapısıdır. Artık 7. katın sırları o kişiye açılmıştır. Ve tavandan yukarıya doğru yükselir. Burası kader hücrelerinin başlangıç noktasıdır.

Kader hücreleri; altıgen, bal peteğine benzeyen, bir insanın içeriye rahatça girebileceği genişlikte, sonsuz sayıda hücreden oluşan bir sistemdir. 24 saatlik zaman dilimlerine bölünmüştür. Ve bütün insanlar, kendi kader hücrelerinden sağa doğru, karşıya doğru ulaşmak durumundadırlar. Sol tarafları geçmişleridir. Kim Sıratı Mustakîm üzerinden kader hücrelerine ulaşabilirse onun ulaştığı an, zamanın o anıdır. Ondan evvelki bütün zamanlar geçmiş olduğu için orada bir duvar vardır. Geçmişleriyle kişinin ilişkisi orada kesilir. Gelecek önlerinde, kader hücreleri olarak altıgen şekilde, turuncu renkte, bal rengine benzer bir turuncu renkte sonsuza kadar uzanır. İşte bu kader hücrelerinin üzerinden aşmak mecburiyetindedirler ve onun üzerinden aşanlar, ikinci âleme geçerler. Bu, Ümmülkitap’tır. Ümmülkitab’ın bulunduğu yer, öyle bir yerdir ki orada Ümmülkitab’a baktığınız zaman onun 10 katlı bir apartman büyüklüğünde olduğunu göreceksiniz.

Ümmülkitap, kitapların anası demek. Bütün kitaplar, Allahû Tealâ’nın indirdiği bütün kitaplar o ana kitabın içindedir. Ve son sayfası daima açık durur. Altında bir kocaman kürsü vardır, kürsüde zamanın halifesi müderris mevkiindedir. Ve oraya kadar yükselebilenler, koskoca bir kürsünün etrafında dizelenirler. Bu kürsünün özelliği; genişleyen bir kürsü değil, uzayan bir kürsü olmasıdır yani uzun olan tarafı, ileri doğru uzanmaktadır. Böyle bir dizayn içerisinde o eğitim; oradaki bilgi alındıktan sonra bu ruhlar diğer âlemlere geçerler.

Sondan bir evvelki âlem, zikir hücreleridir. Burada deniz analarına benzeyen küresel, şeffaf küreler vardır. Onların içinde bulunurlar ve zikrederler. “Allah, Allah, Allah” diye Allah’ın zikredilmesi asıldır. İşte bu zikir hücrelerinde her gün dışarı çıkarak bir ay vücuda getirilir o insanlar tarafından. Huzur namazının başında bulunan 3 kişi gelip onlara her gün manevî sohbetler yaparlar. Ve o insanlar, bir mutluluk içerisinde orada yaşamlarını devam ettirirler ruh olarak. Bunlardan bir tanesi, bir olgunluk seviyesine ulaştığı zaman o, oradan yükselir; Sidretül Münteha’ya gelir.

Sıdre; ağaç demek, münteha da son demek. Varlıklar âleminin en yüksek noktasındaki, en sonundaki ağaç demek. O ruh, Allah’a ulaşabilecek; Allah’ın Zat’ına vasıl olabilecek olan özelliklerin sahibidir. Sıdretül Münteha’yı aşar ve yokluğa geçer. Allah da yokluktadır, yoklukta Allah’ın Zat’ına ulaşır. Ve Allah’ın Zat’ında yok olur. İşte Nebe Suresinin 39. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ bu hususu söylüyor:

78/NEBE 39: Zâlikel yevmul hakku, fe men şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben).

İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisine Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm'i) yol ittihaz eder. (Allah'a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur.


“İşte o gün, Hakk günüdür. Dileyen kişi (Allah’a ulaşmayı dileyen kişi), kendisine Allah’a ulaştıran Sıratı Mustakîm’i yol ittihaz eder. Ve Allah’a ulaştığı zaman Allah, ona meab olur (sığınak olur).”

Allah’ın Zat’ı burada ruha sığınak olur. İşte vuslat olayı böylece tahakkuk etmiştir. Sıratı Mustakîm, gördüğünüz gibi insan ruhunu sıfır kottan alıp 7 tane gök katını aşırtan ve Allah’a ulaştıran bir özellik taşır. Sıratı Mustakîm, Allah’a ulaştıran yol olma vasfını açıkça Kur’ân-ı Kerim’de beyan etmiştir. Nisâ Suresinin 175. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ şöyle söylüyor:

4/NİSÂ 175: Fe emmâllezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve fadlın ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen).

Böylece Allah'a âmenû olanları (ölmeden önce ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenleri) ve O'na (Allah'a) sarılanları ise, (Allah) Kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, Kendisine ulaştıran "Sıratı Mustakîm"e hidayet edecektir (ulaştıracaktır).


“Kim Allah’a sarılmayı (Allah’a ulaşmayı) dilerse Allah, onu mutlaka Kendisine ulaştıran Sıratı Mustakîm’e vasıl eder.”

“Kendisine ulaştıran Sıratı Mustakîm.” Demek ki Sıratı Mustakîm; Allah’a ulaştıran yolun adı. Bir başka gurup âyet-i kerimede Allahû Tealâ, aynı özelliği bir defa daha veriyor, En’âm Suresi 87 ve 88. âyet-i kerimeler:

6/EN'ÂM 87: Ve min âbâihim ve zurriyyâtihim ve ihvânihim, vectebeynâhum ve hedeynâhum ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).

Ve onların babalarından, zürriyetlerinden (nesillerinden) ve kardeşlerinden onları seçtik. Ve onları Sıratı Mustakîm'e (Allah'a ruhu ulaştıran yola) hidayet ettik (ulaştırdık).

6/EN'ÂM 88: Zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu min ibâdihî, ve lev eşrakû le habita anhum mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).

İşte bu Allah’ın hidayetidir. Kullarından dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve eğer şirk koşsalardı, elbette yapmış oldukları şeyler heba olurdu (boşa giderdi).


“Allah, onların annelerinden, babalarından, evlatlarından, kardeşlerinden seçer. Ve Sıratı Mustakîm’e ulaştırır. Sıratı Mustakîm, Allah’ın hidayet yoludur ki Allah, bu yola kullarından dilediklerini hidayete erdirir.”

Hidayeti ise bu konuşmamızın başında söylemiştik. Hidayet; insan ruhunun ölmeden evvel Allah’a ulaşmasıdır. Ve burada Sıratı Mustakîm, hidayete erdiren yol olarak tanımlandığı cihetle açık bir sonuca ulaşıyoruz. Demek ki Sıratı Mustakîm, insanların ruhlarını Allah’a ulaştıran yol.

Bu anlattığım şeyler belki de size masal gibi geliyor; hani eskilerin anlattığı masallar var. Ama bir gün eğer o yollara girerseniz, sizin de kalp gözünüz açılacak. Aynı şeyleri görmemeniz için hiçbir sebep yok. Bundan asırlarca önce bütün sahâbe, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’le beraber yaşayanların hepsi bu anlattığım her şeyi gördüler. Onlardan sonra asırlar boyunca Allah’ın bütün evliyası gördüler.

Daha evvelki konuşmalarımda anlattığım gibi evliya olmak da hiç de öyle zor bir şey değil. Ama insanlar bu hakikatleri bilmedikleri için evliya olmayı mümkün olmayan bir şeymiş gibi görürler. Ayrıca evliyalığın bizde bir tarifi de vardır; mutlaka bir kabir olacaktır, türbe olacak; o türbenin içinde birisi yatacak. Herkes şöyle düşünür; “Evvelce evliyalar varmış ama artık yok.” Oysaki bugün dünya üzerinde yüz binlerce evliya hâlâ hayatta. Her devirde insanların bir kısmı mutlaka ruhlarını Allah’a ulaştırırlar ölmeden evvel; ermiş olurlar, Allah’ın evliyası olurlar. İşte bu hedefe onları ulaştıran şey, Sıratı Mustakîm’dir.

Hepinizin Sıratı Mustakîm üzerinden Allah’a ulaşmasını ve böylece cennet saadetinin, daha sonra da velâyetin bütün standartlarının 7 kademesini aşarak ve de dünya saadetinin sahibi olmasını Yüce Rabbimizden dileyerek, bugünkü sohbetimi inşallah burada tamamlamak istiyorum.

Hepinizin Allah’ın evliyası olması dileğiyle.

İmam İskender Ali M İ H R