}
Liyakat ve Mükâfat (27.03.2000) 27.03.2000
Mp4 Mp3 Link

Sohbet Kodu: 100414

SOHBETİN ADI: LİYAKAT VE MÜKÂFAT
TARİHİ: 27.03.2000


Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Sizlere bir defa daha seslenebilmek imkânını Allahû Tealâ bize bahşettiği için O’na sonsuz hamd ve şükrederiz. Bir defa daha Allah için beraberiz, bir defa daha Allah ile beraberiz, bir defa daha konumuz Allah, sevgili izleyenler ve dinleyenler! O’nun size olan sonsuz sevgisinin mukabilinde siz de O’nu çok sevmelisiniz diye düşünürüz. O Allah’tır. Eğer sizleri sevmeseydi yaratmazdı.

Öyleyse sevilen ve kâinatın en üstün mahlûku olarak insan hüviyetinde yaratılan sizler, bu konuda Allahû Tealâ’ya çok şükretmelisiniz, çok hamd etmelisiniz ki; insan olarak yaratılmışsınız ve sevilen bir mahlûksunuz. Öyleyse O’na lâyık olmaya çalışın sevgili izleyenler ve dinleyenler!

Liyakat müessesesi, mutlaka iştiyak denilen bir başlangıcın ötesinde elde edilir. İştiyak, her hangi bir konuda Allah yolundaki hizmeti alelâde bir insandan çok daha ötede yapabilme arzusunu taşımanın adıdır. Eğer Allah yolunda bir iş yüklenmişseniz, onu bir kenarından parmağınızın ucuyla tutmak da söz konusudur, sırtlayıp götürmek de söz konusudur, netice almak üzere o işi yüklenip mutlaka neticeye gitmek de söz konusudur. Ve bunların ikisinin arasında büyük farklar vardır sevgili izleyenler ve dinleyenler! Size görev verilir, onu kulağınızın arkasıyla dinlersiniz, onun yapılmasıyla yapılmaması arasında sizin için bir fark yoktur, o zaman siz iştiyak sahibi falan değilsiniz. Sadece dostlar alışverişte görsün diye Allah’ın dostları safında yer almışsınız.

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Ne zaman Allah yolunda bir görevi yüklendiğiniz zaman, görev yüklendiğinizde, şartlar ne olursa olsun onu başarmak üzere cehd ederseniz, bütün engelleri mutlaka aşarsınız. Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Mazeret söylemek, göstermek çok kolaydır. Hatta çoğu zaman buna lüzum da görülmez ama hizmet yapılmamış olur. Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Başta biz olmak üzere hepimiz Allah’ın hizmetindeyiz. O emreder, bizse emri yerine getiririz.

Öyleyse sevgili izleyenler ve dinleyenler! Söz konusu olan emirlerse dikkatle bakın, bir şey emredildiği zaman iştiyak sahibi misiniz, yoksa değil misiniz hemen ortaya çıkar. Yani sırça parmağınızla mı tutuyorsunuz işi, yoksa omuzlanıp götürüyor musunuz? Omuzlayıp götürenlerin o işi başarmamaları mümkün değildir sevgili izleyenler ve dinleyenler! Allahû Tealâ ne emir verirse o yapılır.

Abdülkadir Geylânî Hazretleri bir adamına bir emir veriyor, diyor ki: “Gideceksin Konya’da falanca zata, onu kapalı çarşıda bulursun. Ona diyeceksin ki: Sana verilen 100 altını; Abdülkadir Geylânî Hazretleri için verilen 100 altını almaya geldim.” Emri alan hemen yola çıkıyor ve ulaşıyor Konya’ya. Buluyor o zatı, tam efendisinin söylediği yerde ve diyor ki: “Sizde Abdülkadir Geylânî Hazretlerine ait olan 100 altın varmış, onu almak için geldim.” Adam ona şöyle bir bakıyor; “Yok.” diyor, “Bende öyle bir para yok. Kimse bana Abdülkadir Geylânî Hazretlerine verilmek üzere bir para vermedi. Bende de yok.” Abdulkadir Geylânî Hazretlerinin gönderdiği adam diyor ki: “Bu söylediğiniz mümkün değil.” Tam onu söylediği sırada birisi geliyor ve diyor ki: “Bana rüyamda söyledi, parayı sana verecekmişim. Bu para Abdülkadir Geylânî Hazretlerinin parası. İşte sana veriyorum, 100 altın.”

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Siz olsaydınız ne yapardınız?  İşi ucundan tutanlar, sırça parmaklarıyla tutanlar böyle bir cevabı aldıkları zaman ters yüzü geri dönerler, iş orada biter. Belki ondan 10 dakika sonra gelip görev yapılacaktır. Başka birisi o parayı getirecektir. Anlatabiliyor muyum? “Sizin söylediğiniz imkânsız” diyen adamla, orada o hedefe ulaşamayan kişinin kös kös geri dönüşü, ikisi birbirinin aynı değildir. Allah’a güven, Allah’ın dostlarına güven ve onun arkasından görevin yapılması. Ya güvenirsiniz ya güvenmezsiniz.

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! O kan, yine o kandır. Hepiniz Osmanlı’nın mirasındasınız. Ceddinize lâyık olmaya çalışın. Size verilen görevlere dikkatle bakın. Eğer o görevi yapamayacak olsaydınız size verilmezdi Allahû Tealâ tarafından. Yapamıyorsanız, şeytanın ve nefsinizin devreye girerek hedefe ulaşmak üzere değil, o işi başarmak üzere değil, yapmış görünmek için devreye girdiğinizi ispat etmeye çalışmanızın ifadesi olur bu. “Ben yapmaya çalıştım ama olmadı.”

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Bu cevabı veren herkes, o göreve lâyık olmadığını bilmelidir. Allahû Tealâ’nın emrinde hepimiz görev yapıyoruz. Bu görevin Allah’ın emrettiği biçim ve boyutta her hâlükârda yerine getirilmesi esastır. Öyleyse bir emrin yerine getirilmemesi veya geç yerine getirilmesi, neticede hüküm açısından birbirinden farklı sonuçlar doğurmaz. Geç yerine getirmek, onu zamanında yerine getirmediği için kişi, yerine getirmemiş hükmünde bir muhteva kazanır.

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Aranızda Allah’ın emirlerine değer vermeyen, o emrin yerine nefsinin emrini yerine getirenler, onlar o emrin muhtevasına lâyık olmayanlardır. Şeytan devreye girmiştir. İrade zaafa uğramıştır. Karşısına çıkan en küçük bir güçlükte pes etmiştir kişi.

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Allah’ın dostları pes etmez. Onlar derler ki “Bu can bu tende durdukça ben Allah içinim. Öyleyse Rabbim bana benim yapamayacağım görevi vermez.”

İşte sevgili izleyenler ve dinleyenler! Paradoks burada. Derece derece hepimiz, bize düşen görevleri yapmak mecburiyetindeyiz. Allah’a ulaşmayı dilemek mecburiyetindeyiz ve safha safha geri kalan işlemleri yerine getirmek mecburiyetindeyiz. Bunlar Allah’la aramızdaki ilişkiler. Bir de sevgili izleyenler ve dinleyenler, birbirimizle ilişkilerimiz var. İşte ibadetin haricinde verilen bütün emirler sizden başkaları içindir. Başkalarına bir yardım oluşur. Eğer şöyle düşünüyorsanız: “Neden bu görev başkasına verilmiyor da bana veriliyor? Bir ben mi kaldım Allah’ın işi diye sırtıma yükleneni yerine getirecek olan?”
 
Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Böyle diyorsanız o zaman tasavvufta ne arıyorsunuz siz? İşiniz ne? Allah’ı sevdiğinizi zannediyorsanız, sevgi fedakârlıktır. Allah yolunda onların, Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve bütün sahâbenin asırlarca evvel neler çektiklerini bilmiyor musunuz? Bedava mı zaferler kazanılıyor zannediyorsunuz? Eğer karşınıza çıkan güçlükler karşısında direnemezseniz, Allah’a güvenmiyorsunuz demektir. Allahû Tealâ diyor ki:

3/ÂLİ İMRÂN 160: İn yansurkumullâhu fe lâ gâlibe lekum, ve in yahzulkum fe men zellezî yansurukum min ba’dihi, ve alâllâhi felyetevekkelil mu’minûn(mu’minûne).

Eğer Allah size yardım ederse, o zaman sizi yenecek yoktur. Ve eğer sizi yardımsız (yüz üstü) bırakırsa, ondan sonra size kim yardım eder. Öyleyse mü’minler, Allah’a tevekkül etsinler (Allah’a güvensinler).


“Bana güveniyorsanız Bana tevekkül edin. O zaman Ben sizin yardımcınız olurum.” diyor Allahû Tealâ.

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Niyetin ve sizin iç dünyanızın, davranışlarınız aynasıdır. Nerede bir görev aldıysanız, o görevi yerine getirmek için size verilen her şeyi kullanacaksınız. Hiç bir şey sizi yıldıramayacak. Eğer Allah’a güveniyorsanız böyle olduğunu göreceksiniz. Mutlaka hedefe gideceksiniz.

İşte sevgili izleyenler ve dinleyenler! Her zaman iki tür insan var olmuştur. İşi yapanlar, yüklenenler, üstlenenler, mutlaka neticeye ulaşanlar. Bir de bir işi yapıyor görünmeye çalışanlar. Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Bunun utancını hiç düşünebiliyor musunuz? Allahû Tealâ bilmeyecek mi sizin niçin başarıya ulaşamadığınızı? Neden şeytana yenik düştüğünüzü, zayıflığınızı, iradî gücünüzün bir hiç olduğunu, Allah yolunda en ufak fedakârlıklara bile katlanamadığınızı bilmeyecek mi? Onun utancını hissetmeyecek misiniz?

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Allah ile ilişki içindesiniz. O’nu seveceksiniz. O’na âşık olacaksınız ve neticede O’na hayran olacaksınız. Kendinizin bir hiç olduğunu, sadece O’nun emirleri için var olduğunuzu, hayatınızın bir değeri olmadığını öğrendiğiniz zaman salâh makamında olacaksınız veya hiç öğrenemeyeceksiniz, hep kendinizin bir değeri olduğunu zannedeceksiniz. Oysaki o değer, şeytanın sizin üzerinizdeki değeridir.

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Dikkat etmiyor musunuz? Nefsiniz Allah ne emrederse onu yapmamak ister. Dikkat etmiyor musunuz? Nefsiniz, Allah neyi yasaklarsa onu yapmak ister. Öyleyse Allah’ın emrini yaparken yenik düştüğünüz zaman başka bir şey yapmış oldunuz; şeytanın emrini yerine getirdiniz.

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! İşte O, Allah! Bizim sahibimiz. Belki O’na köle olmayı düşünmezsiniz. Ama bir gün O’nu tanırsanız, köle olmak gereğini duyacaksınız. O’na esir olmak gereğini duyacaksınız, her şeyinizle. Her zerrenizle O’na esir olmayı dileyeceksiniz. Bu sonsuz hürriyetin kapısını açan yegâne anahtardır sevgili izleyenler ve dinleyenler! Allah’a köle olmak, dünyada birisine köle olmakla aynı şey değildir. Allah’a esir olmak, dünyada birisine esir olmakla aynı şey değildir. Dünyada bir esir, bütün hürriyetleri kısıtlanmış bir mahlûktur. Allah’a esir, kâinat önünde ufuk ufuk açılan sonsuzun sahibidir.

Öyleyse muhtevaya dikkatle bakın sevgili kardeşlerim! Bütün güzellikler sizin için, eğer yaşamayı diliyorsanız. Allah’ın katında bedavadan bir yere gidemezsiniz. Hangi hedefi seçerseniz onun mutlaka bir faturası vardır. Her fatura Allah yolunda mutlaka ödenir.

Neden Allahû Tealâ herkesi cennetine almıyor? Sevgili izleyenler ve dinleyenler! İnsanlar kendi kendilerini cehenneme mahkûm ettikleri için bu mümkün değil. Allahû Tealâ isteseydi hepinizi cennetine alırdı. O zaman insan olamazdınız ki sevgili izleyenler ve dinleyenler! Melek olurdunuz. İradeniz olmazdı. Sadece Allah’ın emirlerini yerine getiren iradesiz mahlûklar olurdunuz. Ne cennetiniz olurdu ne de cehenneminiz olurdu. Ama insan olarak yaratıldınız, kâinattaki en üstün mahlûk. Bu en üstün mahlûk her şeyden evvel, sorumlulukları olan bir mahlûktur sevgili izleyenler ve dinleyenler! Sorumluluk! Ona dikkatle bakın. Belki bir gün ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Kim Allah yolunda sorumluluğunun sahibi ise o, Allah’ın katında kıymetlidir. O Allah’ın katında sevilenlerdendir. Öyleyse Allahû Tealâ’nın hepinize karşı sevgi beslemesi demek, O’nun sizi çok sevmesi anlamına gelmiyor, siz çok sevgiye lâyık olmadıkça. Her an imtihan edilirsiniz. Bütün etrafınızdaki insanlar sizin imtihanınız için bir vesiledir. Siz de etrafınızdaki insanların hepsi için, onların imtihanı konusunda bir vesilesiniz. Öyleyse sizin mutluluğunuz, başkasına ulaştırabildiğiniz mutlulukların üzerine bina edilir. Etrafınızdaki herkesin de mutluluğu, diğerlerine ulaştırdıkları, dolayısıyla size ulaştırdıkları güzelliklerle sağlanır.

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Hiçbir şey Allah ile ilişkilerinizde bedava değildir. Sadece hak ettiğinizi alırsınız. Bu sebeple liyakatinizle mükâfatınız arasında sağlam bir ahenk kurmuştur Allahû Tealâ. “Ben bunca zamandır uğraşıyorum, Allahû Tealâ bir türlü bana vermiyor istediğimi.” diye mi düşünüyorsunuz? Bunun sadece bir tek sebebi vardır sevgili izleyenler ve dinleyenler! Siz ona henüz lâyık değilsiniz. Allahû Tealâ’dan ne isterseniz isteyin, size onu verecektir. Ama lâyık olmadığınız bir şeyi istiyorsanız, o zaman Allahû Tealâ’nın liyakat kanunu mutlaka işleyeceği için, evvelâ sizi ona lâyık kılmak istikametinde harekete geçer, şartları ona göre dizayn eder. O liyakatinizin olduğu noktaya ulaşmak için imtihanlardan geçersiniz. Siz daha ilk imtihanda pes ederseniz sevgili izleyenler ve dinleyenler, o zaman nasıl bir Allah dostu olacaksınız ki? Allah’ın dostları Allah’a âşık olanlardır, Allah’a hayran olanlardır, sevgileri en üst boyutta olanlardır. Sevgi fedakârlıktır sevgili izleyenler ve dinleyenler! Allah yolunda fedakârlık edebiliyor musunuz? İşte bu fedakârlığın muhtevası size verilen görevi hangi ölçüde gerçekleştirdiğinizden geçer.

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Kimse sizden zorla hizmet isteyemez. Allah’a hizmet bir gönül işidir, bir kalp işidir. Ancak, o hizmet etmenin gereğini, ihtiyacını, mutluluğunu duyabilecekler için geçerlidir. Ötekiler sadece onun gösterişini yapanlardır ve başarıyı dilemedikçe, başarı için her şeyinizi seferber etmedikçe, karşınıza çıkan küçücük bir güçlükte pes ettiğiniz sürece, Allah yolunda görev yapmanın mutluluğunu ve huzurunu yaşayamazsınız sevgili izleyenler ve dinleyenler!

Aslında mutluluk, sizin de hakkınızdır. Ama mutluluğun da bedeli var. Allah yolunda kendi kendinize sorun bakalım, hangi fedakârlığı yaptınız? Allah yolunda fedakârlıkta bulunmadıkça nereye varmak söz konusu olur? Allah sevgisi, Allah’a âşık olmak, Allah’a hayran olmak, hepsi ayrı kemal derecelerinin mertebeleridir.

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Liyakat, iştiyak sahiplerinin sahip olacakları bir hazinedir. İştiyak yoksa liyakat oluşmaz. Liyakat oluşmazsa kişinin beklediği mükâfat oluşmaz. Allah’ın kanunu: Liyakat eşittir mükâfat. Liyakat, bir şeye layık olmak demek sevgili izleyenler ve dinleyenler! Allah’ın liyakat ve mükâfat kanunu: Liyakat eşittir mükâfat şeklindedir. Yani neye lâyık olursanız onun mükâfatını alırsınız. Öyleyse kim; “Ben Allahû Tealâ’dan şöyle şöyle şeyler istiyorum, daimî zikre ulaşmak istiyorum, tayyi mekân istiyorum ama Allahû Tealâ bana vermiyor.” diye hayıflanan kardeşlerime sesleniyorum! Siz O’na ne veriyorsunuz? Bunun asıl ilginç olan yönü, asıl sizi düşündürmesi lâzımgelen yönü; Allah’ın sizin O’nun için bir şey yapmanıza ihtiyacı yoktur. Siz Allah’a ne bir iyilikte bulunabilirsiniz ne de bir kötülükte bulunabilirsiniz. Ama sevgili izleyenler ve dinleyenler, kendinize çok iyilikte bulunabilirsiniz. Kendinize çok kötülükte bulunabilirsiniz. Her vazife daveti, Allah’ın açtığı bir ni’met kapısıdır; o kapının kadrini bilirseniz eğer. Yoksa Allah’ın verdiği vazifeleri bir angarya olarak değerlendiriyorsanız, size öyle geliyorsa zaten onları başarmanız hiçbir zaman mümkün değildir.

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Allah ile dost olmak, Allah’ı sevmek, mutlaka Allah tarafından sevilmeyi sağlar. O, zaten sevdiği insanoğlunu en güzel standartlara ulaştırmak için her zaman hazırdır. Sizin neyi ne kadar, hangi ölçüde gerçekleştirme talebiniz olduğunu en iyi Allah bilir. Ve size vereceği imkân onunla hudutludur, sizin iç dünyanızdaki varmak istediğiniz hedefle.

İşte sevgili izleyenler, dinleyenler! Öyleyse muhtevaya dikkatle bakın.  Hiçbir zaman bir dengesizliğin oluşması mümkün değildir. Nereye kadar varsınız? Size ait olan neyi Allah’a verebilirsiniz? Zamanınızı mı, sıhhatinizi mi, paranızı mı? Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Hangisinden ne kadar fedakârlık edebilecekseniz o kadar hedefe yürüyebilirsiniz.

İşte görevlerin alınması ve yerine getirilmesi, sizin mevcutlarınızdan vereceğiniz, fedakârlık edebileceğiniz standartlarda oluşur. Allah yolunda bir hizmetin edası için gücünüzden ne kadarını sarf edebileceksiniz? İç dünyanızda bu resim kesinlikle çizilmiştir ve Allahû Tealâ onu hem işitir hem bilir  hem görür. Size yaptığı yardım da onunla paraleldir.

Öyleyse Allah yolunda en başarılı olanlarınız, o başarıya ulaşabileceklerine inananlardır. O inancın Allah katındaki değeri çok büyük olur ve o değere göre kişi Allah’tan yardım alır. Zaten onu yapacağına inanmayan, yapmak için bir gayret sarf etmez sevgili izleyenler ve dinleyenler! İnanmayana hem o gayreti sarf etmediği için hem hedefe ulaşmayı düşünmediği için yardım gelmez.

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Şunu bilin ki; Allah hepinizin iç dünyasını sizin kendinizi bildiğinizden çok daha ötede bilir. İç dünyanızda size gizli kalan ne kadar çok şeyler var, biliyor musunuz? Ama O biliyor. Öyleyse o heyecanı duyuyor musunuz sevgili izleyenler ve dinleyenler? Allah yolunda hizmet etmenin o büyük huzuru, onu yaşadınız mı hiç? Onun için diyoruz ki; Allah’ı ne kadar az seviyorsunuz. Çünkü sevgi fedakârlıktır.

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! En güzeli her zaman sizindir. Hangi takdirde? O en güzele ulaşmayı dilediğiniz ve bedelini ödemeye hazır olduğunuz zaman. İşte hizmet aşkı, onu yapmaya çalışmanın tam güvenini kişinin içinde, iç dünyasında bütünüyle yaşadığı bir noktada meyvasını verir. Eğer kişi inanırsa ki; Allahû Tealâ ona bir görev vermişse o görevi Allah’a göre yapabilecek durumdadır. Ama kendisinden beklenen dikkat ve ihtimamı sarf etmediği takdirde, kişinin kendisine göre yapamayacak durumda olduğu ortaya çıkar. Oysaki aynı kişi inanabilseydi ki; Allahû Tealâ o görevi kendisine vermişse onda mutlaka bu görevi gerçekleştirebilecek olan özellikler gizli veya açık mutlaka mevcuttur. Bir insan düşünün sevgili izleyenler ve dinleyenler! Yirmi yaşında ama kendisini beş yaşında zannediyor. İşte tıpkı bunun gibi. Onun yirmi yaşında olduğunu, yirmi yaşının gücüne sahip olduğunu Allahû Tealâ biliyor ama o, kendisini beş yaşında zannediyor.

Hani bir fıkra vardır, hatırlarsınız. Adam kendisini mısır zannediyormuş. Tavuklar onu yiyecek diye endişede. Doktora gitmiş, anlatmış endişesini. Doktor uzun bir tedaviden sonra onun mısır olmadığını, tavukların onu yemesinin mümkün olmadığını kabul ettirmiş adama ve sormuş son defa: “Artık bir mısır olmadığına inanıyorsun değil mi?” demiş. Adam: “Kesinlikle!” demiş, “İnanıyorum ama küçücük bir tereddüdüm var; acaba tavuklar da biliyor mu bunu?”

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Sizin iç dünyanız sizin yapınızı sergiler. Bunun da mimarisi inançtır. Neyi nereye kadar yapabilirisiniz? İşte o inançtır ki; sizi her zaman hedefe götürür. Allah o iç mimarinin bütün detaylarını bilir. Ama insanoğlu, Allah’ın kendisine verdiği yapabilme kapasitesini ne ölçüde kullanmayı dilerse, Allah’tan o kadar yardım alır. İşte bunun için bir uhdenize verilen işin yapılabilmesi veya yapılamaması sizin iç mimarinize bağlıdır. Hangi ölçüde o işi gerçekleştirmeye teşnesiniz? Hangi ölçüde inanıyorsunuz? İnancın bir insanı nerelere götürdüğünü Hz. Ali’nin olayında görüyoruz. Hayber Kalesi’nin kapısını söküyor sevgili izleyenler ve dinleyenler! Kalkan olarak kullanıyor kapıyı. Savaş bitince yere bırakıyor. Herkes hayret içinde “Ey Ali!” diyorlar, “Nasıl yaptın bu işi? Bize tekrar gösterebilir misin?” “Hay hay.” diyor Hz. Ali; “Eûzübillâhimineşşeytânirracîm, bismillâhirrahmânirrahîm.”  diyor, yerinden bile kımıldatamıyor kapıyı.

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Farkı anlayabiliyor musunuz? Savaş sırasında o kapıyı yerinden kaldıracağından emin. Allah ona o gücü veriyor çünkü savaş verecek orada. Burada sadece bir gösteriş var. Ve Allahû Tealâ kaldırıyor kapıyı, ona kalkan olarak kullandırıyor. O inanılmaz olayı görenler Hayber Kalesi’nin kapısında hayretlerini gizleyemiyorlar.
 
Sonuç mu? Hz. Ali kapıyı yerine bıraktıktan sonra ikincisi, Allahû Tealâ ona ikincisine (gösterişe) müsaade etmiyor. Önemli olan işin gerçekleşmesi. İş, savaşmak. Orada Hz. Ali’den Allah’ın istediği şeyle Hz. Ali’nin yapmak istediği şey de aynı. O en güçlü düşmanları yerle bir etmek.
 
Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Eğer Allahû Tealâ Hz. Ali’ye o kalenin kapısını sökmeyi, onu kalkan olarak kullanmayı nasip kıldıysa bu, onun Allah’ın yardımıyla bunu yapabileceğine olan kesin inancından kaynaklanıyor. O inanç Allahû Tealâ tarafından biliniyor, görülüyor, işitiliyor. İşte onun mükâfatı o dizayna göre gelir, sevgili izleyenler ve dinleyenler!

Her şeyin en güzel standartlarda olduğu bir hayat mı geçirmek istiyorsunuz? O zaman Allah’a tevekkül edin, güvenin. Allahû Tealâ diyor ki:

“Bana tevekkül edin, Bana güvenin. Eğer güveniyorsanız bilin ki; en kuvvetli sizsiniz.”  

Öyleyse bakınız, hizmeti yapma aşkı Allah’tan alınacak yardımı doğurur. Allah’tan alınacak olan yardım, Allah’ın o olayda size ne kadar yardım edeceğine, sizin iç dünyanızdaki inancınıza bağlıdır. Ne kadar yardım geleceğine inanıyorsanız o kadar gelir.

Bütün bir dizayn, sizinle Allah arasındaki ilişkilerde hep en güzeli verir. Bir, sizin kendinizi zannettiğiniz siz varsınız, bir de Allah’ın gördüğü, nelere muktedir kıldığını en iyi bildiği Allah var. Öyleyse sevgili izleyenler ve dinleyenler! Allah için olmaz yoktur. Ne kadar hangi ölçüde O’nun size yardım edeceğine inanıyorsanız, o kadar büyük işlerle güreşirsiniz. Ve her seferinde mutlaka galip gelirsiniz, sevgili izleyenler ve dinleyenler. Öyleyse bilin ki; Allah’ın yardımı, siz başarmak istediğiniz sürece hep sizinle beraberdir.

Öyleyse bunların ışığı altında daha büyük bir yanlışa da gidebilirsiniz: “Allahû Tealâ bana gerekli gücü vermediği için ben başaramadım.” Böyle dediğiniz zaman yalan söylediğinizi bilmeniz lâzım. Hayır, öyle değil. Allah size az yardım etmediği için başaramadınız değil, siz o yardıma lâyık olduğunuz için Allahû Tealâ size o kadar yardım gönderdi. Eğer daha fazlasını yapacağınıza inancınız olsaydı ve o zaman Allahû Tealâ’nın size onu başarmak için mutlaka yardım edeceğine inancınız olsaydı, Allahû Tealâ size o yardımı mutlaka yapardı. Kabahati O’na yükleyemezsiniz. O, kusursuz bir tarzda sözlerini her zaman yerine getirmiştir.

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Hatalarınızı sakın başkalarına, hele Allah’a yüklemeye hiç kalkmayın. Sadece kendinize bakın. Neredeyseniz, neyi elde ettiyseniz o kadarsınız, sizin açınızdan ve sonuç açısından. Ama aslında o ulaştığınız yer, size verilenin çok altında bir yerse veya bir sıfırsa, hiçbir şey yapamadıysanız, gayret göstermiş gibi görünmenize rağmen hiçbir şey yapamadıysanız bilin ki; o konuyu üstlenme istikametinde sahip olduğunuz yeteneklerinizi, Allahû Tealâ’nın vereceği daha üst standartlardaki yardımları da devreye almadan başaramayacağınıza olan inancınız sebebiyle, parmağınızın ucu ile işi tuttuğunuz için başaramadınız. O kadarını hak ettiğiniz için o kadar yardım geldi size Allah’tan.

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Bir insanın mazeret bulması hiçbir zaman bir problem değildir. Herkes her zaman yapamadığı her konuda bir mazeret bulur. Bizler, arkadaşlarınız, hayır! Biz sizi ayıplamayız. Siz kendinize bakın. İç dünyanızda bu sızıyı duyabiliyor musunuz? “Allahû Tealâ’nın bana verdiği şu işi yapamadım, bunun derin bir yarası oldu içimde.” diyebiliyor musunuz? Yoksa hiç umurunuzda değil mi? İşte burada bir defa daha liyakatinizin ne olduğunu görürsünüz sevgili izleyenler ve dinleyenler!

Liyakat, Allah ile olan ilişkinizde sizin hangi seviyede olduğunuzu gösteren en kesin işarettir. Öyleyse bu işarete dikkatle bakın, sevgili izleyenler ve dinleyenler! O, size göre olan sizsiniz. Allah’a göre olan siz değilsiniz. Allah’a göre olan siz, Allah’ın verdiği o görevi gerçekleştirmek üzere bütün gücünüzle ona yüklenmiş olsaydınız, bu zaten inancınızın varlığının, o işi başaracağınıza dair olan inancınızın varlığının kesin delili olacaktı. Düşünebilseydiniz ki; Allahû Tealâ kimseye boşuna bir görev vermez.

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Hepiniz Allah tarafından seviliyorsunuz. Ama hepiniz de başkalarından farklı bir merdiven basamağında bulunuyorsunuz. Sonsuz sayıdaki merdiven basamaklarından bir tanesinde de siz varsınız. Bu basamak her an yerini değiştirir, sevgili izleyenler ve dinleyenler! Çünkü her an ya bir derecat kaybedersiniz ya da kazanırsınız. Devamlı bir derecat kaybetmek ve kazanmak arasında devam eder değişiklikleriniz. Eğer, “Ben şu anda kimseye bir kötülükte bulunmuyorum, gerçi ibadet de etmiyorum, derecat kazanmıyorum ama kimseye de bir kötülük etmediğime göre derecat da kaybetmiyorum diye düşünüyorsanız, yanlış düşünüyorsunuz. Sadece zikretmediğiniz için bile her saniye mutlaka derecat kaybedersiniz. Kazanç, sizin elinizde.

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Şu âlemde Allahû Tealâ her şeyi öylesine güzel dizayn etmiş ki ve size de hayat vermiş ki Allah’ın katında bir kıymetsiniz. O kıymet olmanın değerini bilmiş olsaydınız görevi yapabilecektiniz. Allah’a güvenecektiniz, tevekkül edecektiniz ve en kuvvetli olanın yapabildiğini yapabilecektiniz. Neden öyle söylüyorum, sevgili izleyenler ve dinleyenler? Çünkü kuvvetlilerin en kuvvetlisi olan Allah, sizinle beraber, size yardım ediyor.

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Eğer Allah’ın verdiği görevi yapabileceğinizden eminseniz, bunu bir sebep tahtında yapıyorsunuz. Dikkat edin! Bu, Allah’a karşı duyulan güvenin bir simgesidir. O size bir emir vermişse, o emri yerine getirebilecek olan o güç sizde vardır ama Allah’ın yardımına da mutlak olarak ihtiyacınız vardır. O gücü hangi seviyede yaşıyorsanız, hangi seviyede hissediyorsanız, o kadarsınız. Yardım o kadar gelir.

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Evvelâ şunu ait olduğu yere oturtalım:

1- Size göre siz varsınız.
2- Allah’a göre siz varsınız.

Sizin gerçek kimliğinizi en iyi bilen Allah’tır. Diyor ki:

7/A'RÂF 42: Vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti lâ nukellifu nefsen illâ vus'ahâ ulâike ashâbul cenneh(cenneti), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).

Âmenû olanlar (hayatta iken Allah’a ulaşmayı dileyenler) ve salih amel işleyenler (nefs tezkiyesi yapanlar), kimseyi gücünden başka bir şeyle sorumlu tutmayız. İşte onlar cennet ehlidirler, onlar orada ebedî kalanlardır (kalacaklardır).


“Hiç kimseye onun taşıyamayacağı yükü yüklemeyiz.”

Ve Allahû Tealâ bu ölçü üzerinden size görev veriyor, sizin talebiniz üzerine. Siz, O’ndan istiyorsunuz ve yapamıyorsunuz. Allahû Tealâ ne diyordu? “Hiç kimseye onun yapamayacağı görevi yüklemeyiz.” Öyleyse siz o kapasitenin sahibisiniz. Eğer yapamıyorsanız, işe yüklenmediğiniz için, size ait olanları Allah yolunda kullanmak gereğini duymadığınız için, o işin olması ile olmaması arasında fark gözetmediğiniz için.

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Hep merak etmişimdir; “İnsanlar böyle bir zillete nasıl katlanır?” diye. O Allah. Sizin ne olduğunuzu gerçek anlamda O, bilir. Size göre olan size görevi vermemiştir, Allah’a göre olan size; gerçek size görevi vermiştir ve o görevi yapacak özellikte olmadığınız takdirde o görev asla size verilmezdi.

Öyleyse her seferinde aynı şeyleri düşünün sevgili kardeşlerim! Nereye kadarsınız? Allah yolunda nereye kadarsınız? O sizi, sizin kendinizi sevdiğinizden binlerce kat fazla sever. Sizin üzülmenizi, sizin sıkılmanızı, sizin sıkıntıya düşmenizi hiçbir zaman istemez. Ve sizin yapabilme kapasitenizi, kabiliyetinizi, her şeyinizi sizin düşünemeyeceğiz kadar sonsuz detaylarıyla bilir. Çünkü sizi O yarattı. Hiçbir zaman da size yapamayacağınız görevi yüklemez. O zaman görev yerine getirilemezse, arkasında Allahû Tealâ’yı aramayın. “O yardım etmediği için ben görevi yerine getiremedim.” demeyin. Siz o görevi yerine getirebilecek olan yardıma muhatap olacak vasfın o olayda sahibi olmadığınız için yardım gelmemiştir, gelmez de.

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Söz konusu olan şey, sizlerin saadeti, sizlerin mutluluğu. Bütün güzellikleri yaşayacak olanlar sizlersiniz. Her şeyi en güzel standartlarda yaşamak için yaratıldınız. Her birinizde Allah’ın hazineleri gizli. Öyleyse Allah’ın dizaynını hiç unutmayın. Kendinize değil, Allah’a güveneceksiniz. O filozofların söylediği kendine güven duygusu, Allah ile ilişki kuranlar için hiçbir ölçüde geçerli değildir. Allah’a güven duymak! O zaman yapabilirsiniz. Çünkü O’na güven duyduğunuz zaman, O’na tevekkül ettiğiniz zaman, kâinatı yaratan en kuvvetli, sizinle beraberdir. Onun için güçlüsünüz.

İşte sevgili izleyenler, dinleyenler!  Allah yolunda görev aldığınız zaman bilin ki; siz o görevi gerçekleştirebilecek olan özelliklerin sahibisiniz. Beklemediğiniz kadar büyük güçleri Allahû Tealâ sizde seferber eder ve mutlaka hedefinize, Allah’ın sizi ulaştırmak istediği hedefe ulaşırsınız.

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Allah ile bir olun, beraber olun ve O’na güvenin. Ve hiç unutmayın söylediğini: “Bana güvenin.” diyor Allahû Tealâ, “Eğer güveniyorsanız, bilin ki en kuvvetli sizsiniz.”

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Allahû Tealâ’nın indinde en büyük görevler, en kuvvetlilerindir. Kendilerine güven duydukları için değil, Allah’a güvendikleri için. Kendilerinin bir sıfır olduğunu en çok idrak edenler olanlardır. En çok Allah’tan destek alanlar onlardır, Allah’a olan o büyük sonsuz güvenleri sebebiyle.

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Böyle bir dizayn içerisinde başarmaya çalışırsanız, göreceksiniz ki mutlaka başarırsınız. Allah’a duyduğunuz güven bir bütünü ifade eder. Siz o bütünün bir parçasısınız. Allah’ın yardımıyla bütünleşeceksiniz.

Öyleyse her zaman tevekkül asıldır. Allahû Tealâ’nın sizlere vereceği bütün görevleri en üstün boyutta yapabilmek konusunda Allah’a tevekkül ediyorsanız muhakkak ki en kuvvetli siz olacaksınız, sevgili izleyenler ve dinleyenler! Allah’ın yolunda en güzel hizmetleri, en güzel standartlarda ve özellikle Allah’a güvenerek ve Allah’ın o sonsuz yardımlarıyla hepinizin en güzel şekilde başaracağınıza emin olarak sözlerimizi burada tamamlamak, bitirmek istiyoruz.

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Allahû Tealâ’nın hepinizi cennet saadetine ve dünya saadetine ulaştırmasını dileyerek, sözlerimizi inşaallah burada tamamlamak istiyoruz. Allah hepinizden razı olsun.

İmam İskender Ali  M İ H R