}
Allah'a Ulaşmayı Dilemek 17.12.2001
Mp4 Mp3 Link

Sohbet Kodu: 103086

SOHBETİN ADI: ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEK
TARİH: 17.12.2001

Sevgili kardeşlerim, sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a sonsuz hamd ve şükrediyorum ki; bir defa daha bir aradayız. Bir defa daha Allahû Tealâ bizleri beraber kıldı. Bir defa daha Allah’tan bahsetmek üzere, bir defa daha mutluluktan bahsetmek üzere… Her şeyin en güzel olduğu standartlarda Allahû Tealâ bizi gördüğünüz gibi bir araya getirdi.

Sevgili kardeşlerim! Sizlere mutluluktan bahsetmek istiyorum. Allah’ın sizi ulaştırmak istediği yegâne şey o, mutluluk sevgili kardeşlerim. Allah, sizleri sadece mutluluğa ulaştırmak ister. İstediği tek şey dünyada da ahrette de sonsuz bir mutluluğu yaşamanız.
 
Öyleyse mutluluk müessesesine baktığımız zaman,  Kur'ân-ı Kerim'de bunun Allah’ın temel emri olduğunu göreceksiniz. O, sizden sadece bir tek şey ister, ana talebi Allahû Tealâ’nın, (hedef talebi), hepinizden ama hepinizden sadece sizin mutlu olmanız. Allahû Tealâ hepinizden sadece bunu ister. Çünkü siz insansınız. İnsan olma şerefiyle yaratıldınız ve bu muhteva içerisinde insan olduğunuz için sadece, kâinatın en üstün mahlûku olarak yaratılmanız dolayısıyla, Allahû Tealâ hepinizden bir talebin sahibidir, sizin mutlu olmanız. Hem şu dünyayı saadet içinde,  mutluluk içinde yaşamanız hem de ölümden sonra kıyâmet gününde mutlaka Allah’ın cennetine girmeniz.
 
Allahû Tealâ, bütün insanların bu hedefe ulaşmasını ister. İnsanlar da hepsi mutlu olmak isterler ve bütün gayretleriyle mutlu olmak için çalışırlar ama insanların çoğu, çok büyük bir kısmı mutsuzdur.
 
Sevgili kardeşlerim! Şeytan mutsuz olmanızı istiyor. Öyleyse şeytanla mücadele etmek mecburiyetindesiniz. İçinizde kâinatın en büyük düşmanını taşıyorsunuz, iblis. Her zaman sizin içinizde bir ses olarak kendisini hissettirir. Üstelik de öylesine kurnazca bu işi yapar ki, siz onu kendi düşüncenizin sessiz sesi zannedersiniz.  Aslında o devreye çoktan girmiştir.

İşte sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ mutlu olmanızı ister. İblis, şeytan ve insan ve cin şeytanlar mutsuz olmanızı isterler.  Böyle bir durumda başaran iblistir. İnsanların %90’dan çok daha fazlasını mutsuz etmeyi her zaman başarır. Arkasında ne var? Allah şeytana karşı mücadele mi edemiyor? Hiç mümkün olabilir mi sevgili kardeşlerim? Allahû Tealâ istese bir anda şeytanı yok ederdi ama insanları bir imtihana tâbî tutmak üzere onun kıyâmete kadar varlığını, devam etmesini istiyor. Onu mutlaka cehenneme sokacak ve insanlardan ve cinlerden ve şeytanlardan her kim ona tâbî olursa, onun söylediklerini yaparsa onların da topunu birden cehenneme atacağını söylüyor Allahû Tealâ.

İşte sevgili öğrenciler ve izleyenler, hâlâ bilmece çözülmedi. Öyleyse neden Allahû Tealâ bizim mutlu olmamızı istemesine rağmen, biz de mutlu olmayı istememize rağmen neden mutsuzuz? Allahû Tealâ şeytanla mücadele edemiyor mu? Etmiyor, mücadele etmek için bize yolu gösteriyor, Allah’ın devreye girip de Allah’a ait olan bütün kapalı kapıları açması için mutlaka bizim irademizin Allah'a ulaşmayı dilemesi söz konusu.
 
Biz Allah'a ulaşmayı dilemedikçe, irademizi devreye sokmadıkça, şu cüzi irademizi Allah’ın yolunda devreye sokmadıkça, Allah bize şeytandan bizi kurtarmak üzere yardım elini uzatmıyor. Öyleyse insan iradesi bu kadar önemli mi? Bu kadar önemli, kurtuluş için şeytanın size üzerinizdeki hâkimiyetini önleyebilmeniz için, şeytanın sizin beyninizi yıkamasını önleyebilmeniz için, mutlu olabilmeniz için, kıyâmetten sonra Allah’ın cennetine girebilmeniz için mutlaka iradenizi kullanmak mecburiyetindesiniz.
 
Her şeyin aleyhinize olduğu bir noktada dünya adı verilen bu gezegende doğdunuz. Neden her şey aleyhinize?

1- Gözlerinizde hicab-ı mesture adlı bir perde var. İrşad makamına bakarsınız, onun irşad makamının sahibi olduğunu anlayamazsınız, göremezsiniz. Sadece bakarsınız. Onu herhangi bir insandan ayıramazsınız.

2- Kulaklarınızda vakra var.  Allah’ın onun tarafından Allah’ın öğretisini öğrenen ve öğreten, Allah’ın irşad makamı tarafından size söylenmesi sırasında onun söylediklerinin mânâsını anlayamazsınız. Çünkü kulaklarınızda onu anlamanıza engel olacak bir engel var; adı vakra.
 
Gözleriniz kapalı; görmüyorsunuz, sadece bakıyorsunuz. Kulaklarınız kapalı, mühürlü. İşitmiyorsunuz, sadece duyuyorsunuz. Duyan kulaktır ama işiten zihindir, zihnin işitmesine mânâya varmasına Allahû Tealâ engel oluyor.

Bu kadar mı? Hayır.
 
3- Kalbinizde ekinnet var. Sizin Allah’ın irşadına müteallik hususları idrak etmenize mâni olan bir mekanizma var. Bu mekanizma sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! İdrak etmenizi engeller. Allah’ın güzelliklerini sizin için ortaya koyduğu şeyleri, kendinize mâl etmenizi o fikirlerin, o idenin sahibi olmanızı Allah engeller.
 
İşte ne oldu? Gözleriniz görmüyor, kulaklarınız sağır, kalbiniz idrakten aciz. Yeter mi? Hayır, yetmez. Şimdi o nefsinizin kalbine daha yakından bakalım. İlave olarak nefsinizin kalbinde Allah’ın nurlarının yukardan aşağı inen, Allah’ın nurlarının kalbinize girmesi için bir nur kapısı var. Bir de şeytanın karanlıklarının ayaklarınızdan, yerden yukarıya doğru çıkarak kalbinize ulaştığı kalbinizin alt tarafında bir zülmani kapı var. Kalbinizdeki afetlerin konsantrasyonunu arttıran karanlıkların kalbinize girip nefsinizin kalbini daha da karanlık yapmasına bu kapı sebebiyet verir ve bu kapı açıktır ama kalbinize Allah’ın nurlarının girmesini sağlayacak olan kapı mühürlüdür.
 
Görüyorsunuz ki Allah’ın ilerde açılması söz konusu olan sizin iradenizin devreye girmesiyle başlayacak olan bir dizi işlemle, Allah tarafından Allah’ın kulu olmanızı imkân dâhiline koyacak olan yardımların gelmesi, kalbinizin mührünü Allahû Tealâ’nın açması sizin Allah'a ulaşmayı dileminize bağlı.
 
Öyleyse kalbiniz mühürlü. Yeter mi? Yetmez. Kalbinizin Allah’tan gelecek olan yukardan aşağı gelecek olan nurları, kalbinize almak için mevcut olan kalbinizin kapısı, Allah’a dönük değil şeytana dönük. Nurlar gelse bile kalbinizden içeri giremez, kalbinizin kapısı aşağı doğru dönük. Yetmez, bu aşağı doğru dönük olan kapı da zaten mühürlü. Yukarı da dönük olsa,  mühürlü olduğu cihetle oradan içeriye Allah’ın nurlarının girip de nefsinizin kalbinin o kapkaranlık dünyasındaki afetleri oradan söküp atması mümkün değil.

Yeter mi? Gene yetmez, kalbinizin içinde küfür kelimesi var. Karanlıkları, nefsinizin kalbindeki afetleri orada tutan bir küfür kapısı, küfür kelimesi. İşte Allahû Tealâ’nın Kur'ân-ı Kerim’de “kâfir” dediği insanlar. Kalplerinin içinde, bütün insanların doğuşlarından beri kalplerinin içinde bulunan o küfür kelimesidir.

Kâfir kelimesinin mânâsı, kalbindeki küfür kelimesinin sahibi demek. Kalbindeki küfrün sahibi olan kişiye “kâfir” diyor Kur'ân-ı Kerim. Sevgili kardeşlerim! Bütün insanlar doğuşlarından itibaren kalplerinde küfür kelimesiyle vardırlar. Bütün insanların kalplerinde küfür kelimesi yazılıdır. Yetmez ve bütün insanların kalpleri mühürlüdür.

Allahû Tealâ, Bakara Suresinin 6 ve 7. âyetlerinde diyor ki:

2/BAKARA 6: İnnellezîne keferû sevâun aleyhim e enzertehum em lem tunzirhum lâ yu’minûn(yu’minûne).

Onlar muhakkak ki kâfirdirler. Onları ikaz etsen de etmesen de onlar için eşittir (birdir), mü’min olmazlar.

2/BAKARA 7: Hatemallâhu alâ kulûbihim ve alâ sem’ıhim, ve alâ ebsârihim gışâvetun, ve lehum azâbun azîm(azîmun).

Allah onların kalplerinin üzerini ve işitme (sem’î) hassasının üzerini mühürledi ve görme (basar) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Onlar için azîm (büyük) azap vardır.


“Habibim! Sen o kâfirlere ne söylersen söyle netice değişmez, onlar için birdir. O kâfirler mü'min olmazlar. Onların kalpleri mühürlüdür.” buyuruyor Allahû Tealâ.
 
Öyleyse sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Görüyorsunuz ki sizin Allah ile olan ilişkilerinizde her şey, bütün imkânlar var ama hepsi kapalı. Hiç birini kullanmanız mümkün değil. İradenizi devreye sokmadıkça, bütün bu sistemleri kullanma dileğiniz olmadıkça, bir başka ifadeyle Allah'a ulaşmayı dilemedikçe, Allah’ın sizi mutluluğa ulaştırması için açılması lâzımgelen bütün kapılar kapalı kalacaktır. Allah’ın koyduğu kanun bu.  

O zaman Allahû Tealâ, şeytana bu konuda müsaadeyi vermiş, o sizi dalâlette bırakmak için çalışır. Doğuşundan itibaren herkes dalâlettedir. İblis, sizi dalâlette bırakmak için elinden gelen bütün gayreti sarf edecektir ve Allah müdahale etmeyecektir. Siz onun müdahalesine kapınızı açmadığınız için, kapıyı kilitli tuttuğunuz için. Allah’ın müdahalesi, şeytanın üzerinizdeki hâkimiyetini durdurması ve hâkimiyetini adım adım yok etmesi Allah’ın size yardımına bağlıdır ki siz, bu yardımı doğuşunuzdan itibaren reddetmektesiniz, Allah'a ulaşmayı dilememekle.

Sevgili kardeşlerim! Son derece önemli bir konudan bahsediyorum. Hayatınızın en önemli talebinden bahsediyorum. Cehennemle cennet arasındaki köprüden bahsediyorum. Allah'a ulaşmayı dilemek, cennetin anahtarıdır. Ya dilersiniz, Allah’ın cennetine ehil olursunuz ya da dilemezsiniz. O zaman siz karanlığı, siz cehennemi, siz şu dünyadaki mutsuzluğu seçmiş oluyorsunuz. Bilinçle mi? Hayır, ne yazık ki insanların çoğu, çok büyük bir kısmı, %90’dan fazlası bizim söylediklerimizden haberdar değil.

Sevgili kardeşlerim! Bu sözleri söylemekle vazifeliyiz ve bu sözler bütün insanlığı hidayete erdirecek olan, kurtaracak olan sözlerdir. Şimdi şu noktada duralım: Durumunuza dikkatle bakın! Bütün şartlar aleyhinizde. Gözleriniz görmüyor, kulaklarınız işitmiyor, kalbiniz idrak etmiyor. Yetmez, kalbinizin içinde küfür kelimesi var, kalbiniz mühürlü, nur kapısı da Allah’a değil şeytana dönük konumda. Bu noktada bu standartlarda doğarsınız.
 
Bütün bu sitemlerin, sizin lehinize meyve verecek olan bu sistemlerin çalışabilmesi için, Allah’ın bu kapalı kapılarının çalışabilmesi için siz, Allah'a ulaşmayı dilemek mecburiyetindesiniz. Buna bir mecburiyet demek ne ölçüde geçerli bilmiyorum. Neden öyle söyledim? Çünkü eğer Allah'a ulaşmayı dilerseniz, Allah cennetinizi mutlak olarak garantiliyor. Kim Allah'a ulaşmayı dilerse, o kişi cennetin anahtarını almıştır.

Allahû Tealâ diyor ki sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler: “Eğer Bana ulaşmayı dilemezseniz gideceğiniz yer cehennemdir. Ama dilerseniz mutlaka sizi cennetime ulaştırırım.”

Allahû Tealâ diyor ki:

2/BAKARA 185: Şehru ramadânellezî unzile fîhil kur’ânu huden lin nâsi ve beyyinâtin minel hudâ vel furkân(furkâni), fe men şehide minkumuş şehra fel yesumh(yesumhu), ve men kâne marîdan ev alâ seferin fe iddetun min eyyâmin uhar(uhara) yurîdullâhu bikumul yusra ve lâ yurîdu bikumul usra, ve li tukmilûl iddete ve li tukebbirûllâhe alâ mâ hedâkum ve leallekum teşkurûn(teşkurûne).

Ramazan ayı ki, insanlar için hidayete erdirici (hidayete erme, Allah’a ulaşma vesilesi) ve beyyineler (açık deliller ve ispat vasıtaları) ve Furkan (hakkı bâtıldan ayırıcı) olarak Kur’ân, Hüda tarafından onda (o ayın içinde) indirildi. Artık içinizden kim bu aya (yetişir de ramazan ayını görüp) şahit olursa o zaman onu, oruç tutarak geçirsin. Ve kim, hasta veya yolculukta olursa, o taktirde (tutamadığı günlerin sayısı) diğer günlerde (oruç tutarak) tamamlanır. Allah sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez. (Size bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi hidayet erdirdiği şeye karşılık (sizin de) Allah’ı tekbir etmeniz (yüceltmeniz) içindir. Umulur ki böylece siz (bütün bu kolaylıklara) şükredersiniz.


“Allah, sizin için güçlük dilemez. Allah, sizin için sadece kolaylık diler.”
 
Gerçekten öyle mi? Hadi gelin bakalım. Daha kolay bir şey var mı sevgili kardeşlerim? Bir tek dilek, Allah'a ulaşmayı dilemek! Eğer dilerseniz Allah garanti veriyor; sizi mutlaka cennetine alacak. O zaman bunun zorluğu nerde sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler? Allahû Tealâ, sizi mutlak olarak cennetine alacağını garanti ediyorsa ve buna rağmen siz, Allah'a ulaşmayı dilemiyorsanız; Allah mı sizi cennetine almak istemiyor yoksa siz mi Allah’ın cennetine girmek istemiyorsunuz? Sevgili kardeşlerim! Allah, sizin için güçlük dilemez. Allah, sizin için kolaylık diler ve bir tek dileğinizle sizi cennetine almaya hazır olduğunu söylüyor.

Evvelâ negatifini söyleyelim: Eğer Allah'a ulaşmayı dilemezseniz kurtuluşunuz mümkün değil. Bakınız ne diyor Allahû Tealâ? Yûnus Suresinin 7 ve 8. âyetleri:

10/YÛNUS 7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatmeennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).

Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

10/YÛNUS 8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).

İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).


“Onlar, Bize mülâki olmayı, ruhlarını ölmeden evvel Bize ulaştırmayı dilemezler.”

Sonra?

“Onlar, dünya hayatından razıdırlar. Dünya hayatı ile mutmain olurlar.” Yani manevi işlemlere girmek istemezler. Ruhlarını Bize ulaştırmak istemezler. Onlar, dünya hayatı ile meşgul olmak isterler. Manevi şeyler onları alâkadar etmez. Hidayet onlar için önemli bir şey değil. “Onlar, bizim âyetlerimizden gâfil olanlardır.” diyor Allahû Tealâ.

Yani bilseler, âyetlerden gâfil olmasalar, bu âyetlerden haberdar olsalar sadece Allah’a ulaşmayı dileyecekler mutlaka kurutulacaklar. Ama kurtulmak istemiyorlar, kendilerine söylenmesine rağmen bunu gerçekleştirmek istemiyorlar. Ve sonucu söylüyor Allahû Tealâ: “Onların (bu Bize ulaşmayı dilemeyenlerin) gidecekleri yer ateştir.” diyor. “İktisap ettikleri dereceler itibariyle gidecekleri yer, ateştir.” Yani “Kaybettikleri dereceler mutlaka kazandıkları derecelerden fazla olacak.” diyor Allahû Tealâ.

Öyleyse Allah’a ulaşmayı dilemeyen bir insan cennetin anahtarını elinin tersiyle itiyor demektir. Sevgili kardeşlerim, mürşide tâbî olmak ondan çok ötedeki bir olay. Kurtuluşun başında mürşide tâbî olmak yok. Kurtuluşun başında ve temelinde Allah’a ulaşmayı dilemek var.  Sözlerimi özellikle yanlış istikamette değerlendirenlerin var olduğunu çok iyi biliyorum.

Sevgili kardeşlerim! Biz hidayetin temsilcisiyiz. Öyleyse size hidayeti mutlaka öğretiriz ve Allah’ın izniyle sağlarız, öğreterek. İşte öğreti bu kadar basit bir öğreti. Diyorum ki, sadece bir dileğiniz olacak,  Allah’a ulaşmayı dileyeceksiniz. Allahû Tealâ, sizi mutlaka cennetine alacak.  Kesin, Allahû Tealâ garanti veriyor.
 
Şimdi sevgili kardeşlerim! Böyle bir durumunuz yoksa, Allah’a ulaşmayı dilemiyorsanız, bizim ikazlarımıza rağmen bunu gerçekleştirmiyorsanız, o zaman siz Allah’a olan kapılarınızı kapalı tutmakta devam eden birisiniz. Şeytanla olan ilişkilerinizde ise bütün kapılarınız açık, onları da şeytanın size tesir etmesi için açık tutan birisiniz. Öyleyse Allah mı istiyor sizi cehenneme atmak? Hayır, Allah farz kılmış Allah’a ulaşmayı dilemeyi ve siz dilemiyorsunuz. Allahû Tealâ diyor ki: “Sadece bir tek dileğinizle sizi cennetime almaya hazırım ve siz dilemiyorsunuz.”
 
Öyleyse Allah, size her şeyi sunmuş mu? Elinizin uzanıp da alabileceği bir yerde mi bu? Her şeyi sunmuş ve elinizin uzanıp da alabileceği bir yerde. Çünkü dilek size ait. Ya dilersiniz, siz kendi iradenizle dilersiniz, mutlaka Allah’ın cennetine girersiniz. Ya da dilemezsiniz o zaman da cehenneme gidersiniz.
 
Sizi cehenneme sokan Allah olmaz, siz kendiniz olursunuz. Allah kimseyi cehennemine atmak istemez ve atmaz. Sistemler ona göre otomatik olarak kurulmuştur. Siz Allah’a ulaşmayı dilemezseniz, gözlerinizdeki hicab-ı mestureyle, kulaklarınızdaki vakrayla, kalbinizdeki ekinnetle, kalbinizdeki “küfür” kelimesiyle gidersiniz mahkeme-i kübraya. Ve herkes önce cehenneme girer. Siz de girersiniz ama cehennemin hassas kapıları elektronik sistemlerle ona göre programlanmıştır.
 
Gözlerinde hicab-ı mesture olanlar, kulaklarında vakra olanlar, kalplerinde ekinnet olanlar, kalbinde küfür yazanlar, kalbi mühürlü olanlar, kalbinin nur kapısı şeytana dönük olanlar her biri için ayrı bir kod. Cehennemin kapıları onlara açılmaz ve onlar cehenneme bütün bu saydığım şeyler kendilerinden alınmış olanlar gibi uçarak cehennemin kapısından içeri giremezler. Cehennemin kapısını zebaniler yukarı kaldıracaklardır. Ve o kişi, bu sistemlerin sahibi olan kişi, Allah’a ulaşmayı dilemeyen insanlar; sadece onlar bu vasıftadır. Burunları yere sürtünerek cehennemin kapısından içeriye girerler. Ve cehenneme girerler, artık cehennemden çıkmaları mümkün değildir.  
 
Bu sitemlere göre kodlanan elektronik sistemleri cehennemin,  bu vasıfta olan hiç kimseyi cehennemin dışına bırakmazlar. Olay bitmiştir, o kişi ebediyyen cehennemde kalacaktır.  Hangi sebeple cehennemde kalacaktır? Allah’a ulaşmayı dilemedi diye. Allah’ın emrettiği şekilde iradesini kurtuluş istikametinde sevk etmedi diye,  kullanmadı diye.
 
Sevgili kardeşlerim! O kadar zor bir şeyden mi bahsediyorum? Size bunları başkalarının öğretmemesi neyi ifade eder ki? Onlar bilmiyorlar. Tabiatıyla öğretemeyecekler ama siz bunu öğrendiğiniz zaman, eğer Allah’ın cennetine gitmek bu kadar kolaysa bunu gerçekleştirmediğiniz takdirde sizi Allah mı cehenneme gönderiyor? Allahû Tealâ, yolu açmış. Demiş ki size: “Bana ulaşmayı dilerseniz, Ben sizi mutlaka cennetime alırım. Dilemezseniz cehenneme giderseniz ve Ben sizi bir tek dilekle cennetime almaya hazırım.” Buna rağmen siz Allah’a ulaşmayı dilemiyorsanız, o zaman ne hakla “Allah beni haksız yere cezalandırdı.” diyebilirsiniz?”
 
O, hükmünü, kanunlarını koymuş. Bu kanun, bu kadar basit bir sebeple (bir tek dilekle) sizi sonsuz bir cennet saadetine kavuşturacak bir özellik taşımakta olmasına rağmen, siz bunu kabul etmiyorsanız, bunu tatbik etmiyorsanız, Allah’ı nasıl suçlayabilirsiniz? Bu bir kurtuluştur. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse, mutlaka Allah’ın cennetine girer. Girer mi? İşte Vel Asr Suresi:

103/ASR 1: Vel asri.

Asra yemin olsun.

103/ASR 2: İnnel insâne le fî husr(husrin).

Muhakkak ki insan, gerçekten hüsrandadır.

103/ASR 3: İllâllezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve tevâsav bil hakkı ve tevâsav bis sabrı.

Ama âmenû olanlar (ilk 7 basamağı aşanlar), nefs tezkiyesi yapanlar (ikinci 7 basamağı aşanlar), Allah’a ruhu ulaşıp Hakk’ı tavsiye edenler (üçüncü 7 basamağı aşanlar) ve sabrı tavsiye edenler (dördüncü 7 basamağı aşanlar) hariç.


vel asr: asra yemin olsun, zaman yemin olsun.
innel insâne le fî husr: insanlar muhakkak ki hüsrandadırlar.
 
Diyeceksiniz ki: “Ne olur hüsrandalarsa, ne demek hüsranda olmak?” Şu demek; hüsranda olanların gideceği yer cehennemdir. Ebediyyen de orada kalacaklardır. Mu’minûn Suresi 103. âyet-i kerime, Allahû Tealâ buyuruyor:

23/MU'MİNÛN 103: Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûn(hâlidûne).

Ve kimin mizanı (sevap tartıları) hafif gelirse, işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyyen kalacak olanlardır.


“Kimin günah tartıları ağır gelirse.” Başka bir ifadeyle “Kimin sevap tartıları hafif gelirse onlar hüsranda olanlardır. Onların gidecekleri yer cehennemdir, ebediyyen orada kalacaklardır.” diyor Allahû Tealâ.

Öyleyse “İnsanlar cehenneme gideceklerdir.” diyor Allahû Tealâ “Hüsranda olacaklardır.” diyor. “illelezine âmenû: ama âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler) hariç.”

Sevgili kardeşlerim! Öyleyse demek ki âmenûysanız, Allah’a ulaşmayı diliyorsanız bitti. Siz hariçsiniz, siz cehenneme gitmeyeceksiniz. Allahû Tealâ: “Âmenû olanları cennetime alacağım.” diyor. Bunu garanti etmiş mi? Evet, Vel Asr Suresi bunu kesinleştiriyor. Daha pek çok âyet-i kerimede Allahû Tealâ’nın âmenû olanları mutlaka cennetine alacağı kesinlik kazanıyor.

Evvelâ âmenû olanlar, Allahû Tealâ tarafından sadece 1. kat cennetle müjdelenmemiştir, kendi iradelerinin dışında Allah’ın iradesiyle 3. kat cennete kadar mutlaka çıkarılacakları Allahû Tealâ tarafından garanti ediliyor. “Kim Allah’a ulaşmayı dilerse, Allah o kişinin ruhunu mutlaka Kendisine ulaştırır.”  O kişi Allah’a ulaşmayı diledikten sonra ruhu, Allah’a ulaşamadan ölse bile o kişi ruhunu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmış hükmünde kabul edilir Allahû Tealâ tarafından. Eğer kişi sağ kalırsa, onun iradesiyle değil, Allah’ın iradesiyle Allah’a ruhu ulaştırılacaktır.

Sevgili kardeşlerim! Allah bizden sadece bir adım atmamızı istiyor; Allah’a ulaşmayı dilememizi. Bunun üzerine Allahû Tealâ 10 adım atıyor. 12 tane ihsanda bulunuyor bize. Kalbimizde Allah’a ulaşmayı dileme talebini, Allah’a ulaşma talebini Allahû Tealâ işitir, bilir ve görür. Bunu yaptığı anda işittiği, bildiği ve gördüğü anda Rahmân esmasıyla tecelliye başlar, hemen ilk engeli alır. Gözlerimizdeki hicab-ı mestureyi, kulaklarımızdaki vakrayı, kalbimizdeki ekinneti alır, yerine ihbat koyar. Kalbimizin nur kapısını Allah’a çevirir, göğsümüzden kalbimize bir nur yolu açar. Sonra? Bizi Allah’ın cennetine ulaştıracak olan bütün vasıflarla teçhiz eder. Tâbiiyetten sonra kalbimizdeki mührü açar, kalbimizin içindeki küfür kelimesini alır, kalbimizin içine îmânı yazar.

Sevgili kardeşlerim! Niçin yapıyor bunları? 12 tane ihsan ki bunların son saydığım üçü, ihsanın ötesindeki ni'metlerdir. 12 tane ihsan Allahû Tealâ tarafından bize 1’e 10 hediye ediliyor, sunuluyor. Biz, Allah’a doğru bir adım atmışızdır Allah'a ulaşmayı dilemişizdir. Bu kadar işimiz. Dilediğimiz zaman serbest irademizi devreye soktuk. O zaman külli irade, ilâhi irade devreye giriyor ve 12 tane ihsanda bulunuyor.

Neydi 12 tane ihsan?
 
1- Gözlerimizdeki hicab-ı mestureyi alması.
2- Basar hassamızın üzerindeki gışaveti alması.
3- Kulaklarımızdaki vakrayı alması.
4. İşitme hassamızdaki mührü alması.
5- Kalbimizdeki ekinneti alması.
6- Kalbin idrak hassasındaki mührü alması.
7- Yerine ihbat koyması.
8- Kalbimize Allah’ın hidayeti ulaştırması.
9- Kalbimizin nur kapısını Allah’a çevirmesi.
10- Göğsümüzden kalbimize Allah’ın nurlarının girebilmesi için nur yolunu açması.
11- Bizi huşûya ulaştırması.
12- Ve bize irşad makamını göstermesi.

12 tane ihsan, biz bir adım attık sadece Allah'a ulaşmayı diledik, istediği bu kadar. Bu; Allah'a ulaşmayı dilemek bizi 1. kat cennetin sahibi kılar mutlak olarak. Bu 12 tane ihsanla Allahû Tealâ bize irşad makamını göstererek ulaşmamızı temin eder. Tâbiiyetimizle 2. kat cennetin sahibi oluruz. Dünya saadetine henüz hiç yaklaşamadık, başka insanlardan hiç bir farkımız yok bu açıdan ama tâbî olduğumuz andan itibaren, 12 tane ihsanla tâbiiyete geldiğimiz andan itibaren Allahû Tealâ ne yapmıştır? Allah’ın açık olması lâzımgelen bütün sistemlerini açmıştır, kullanılır hale getirmiştir ve tâbiiyetten sonra 3 unsur daha eklenir bunlara;

1- Allahû Tealâ, kalbimizin mührünü açar. Artık kalbimiz mühürlü değildir.
2- Kalbimizin içindeki küfür kelimesini atar. Kalbimizin içindeki afetleri nefsimizin kalbinin içindeki afetleri orada fikse eden, tutan, kendisine çektiği için sımsıkı bir şekilde kalbin içinde kalmalarını temin eden küfür kelimesi kalbimizden alınmıştır.
3- Ve kalbimizin içine îmânı yazmıştır Allahû Tealâ.
 
Artık göğsünüzü gere gere diyebilirsiniz ki: “Ben mü'minim çünkü Allah kalbime îmânı yazdı.” İşte 12 tane ihsanla tâbiiyete ulaşan kişi, tâbî oldu o anda. Bütün sahâbenin Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e tâbî olduğunu hiç unutmayacaksınız. Ondan sonra Hz. Ebû Bekir’e tâbî olduklarını, Hz. Ömer’e, Hz. Osman’a Hz. Ali’ye tâbî olduklarını hiç unutmayacaksınız. Sonra da bütün tâbiînin sahabeye tâbî olduğunu unutmayacaksınız. Ondan sonra gelen nesil tâbiîne tâbî olanlar, tebe-i tâbiîn.  Ondan sonra gelen nesiller boyunca tâbiiyet devam etmiş, etmiş, etmiş bizlere kadar gelmiş. Sizler de bugün bizlere tâbî oluyorsunuz. Bizler de kendi mürşidlerimize tâbî olduk, mürşidlerimiz de kendi mürşidlerine tâbî oldular. Öyleyse toplumun %10’undan daha küçük bir kısmı her zaman böyle olmuştur. Tâbiiyet müessesesini Âdem (A.S)’dan bu tarafa hep sürdürmüşlerdir.

Şimdi sevgili kardeşlerim! Buradan hareketle Allah’ın hakikatlerini gizlemek isteyenler, bizim insanlara: “Tâbî olmazsanız cehenneme giderseniz ha!” dediğimizi iddia edip dururlar. Biz de tam aksini söyleriz: “Allah’a ulaşmayı dilemezseniz cehenneme giderseniz, mutlaka cehenneme gidersiniz ama dilerseniz Allah’ın cenneti sizindir. Mürşide tâbî olmasanız da sizindir ama tâbî olmamanız da Allah’a ulaşmayı diledikten sonra mümkün değildir. Çünkü iç dünyanızda oraya ulaştıracak olan bütün sistemler çalışmaya başlar.

Sevgili kardeşlerim! Bu muhtevanın en açık misali şudur, çok net ve açık bir misal: Bir insan düşünün: Allah’a ulaşmayı dilemiş, Allahû Tealâ bu talebi o kişinin kalbinde görmüş.  Gördüğü anda harekete geçen Allahû Tealâ, birkaç dakika içinde o kişinin kapalı olan bütün sistemlerini açar. Birkaç dakika içinde bütün kapalı sitemler açılır. Bu kişi cennete girecek olan özellikleri birkaç dakikada kazanır.
 
O gece bu kişi öldü. Hiç ibadeti yok, sıfır ibadet. Sadece Allah’a ulaşmayı diledi, dilediği için Allahû Tealâ sistemleri değiştirdi; hicab-ı mestureyi aldı, kulaklardaki vakrayı aldı, kalpteki ekinneti aldı, yerine ihbat koydu. Kalbin kapısını Allah’a çevirdi, kişinin göğsünden kalbine nur yolunu açtı. Birkaç dakikada bunlar oldu. Bu kişi öldü, hiç ibadet yapmadan; bu kişinin gideceği yer cennettir. Çünkü cehennemin kapıları bu kişiyi içerde tutamaz.
 
Mulk Suresinin 7, 8, 9, 10. âyetlerinde Allahû Tealâ diyor ki:

67/MULK 7: İzâ ulkû fîhâ semiû lehâ şehîkan ve hiye tefûr(tefûru).

Oraya (cehenneme) atıldıkları zaman onun kaynayan korkunç sesini (gürlemesini) işittiler.

67/MULK 8: Tekâdu temeyyezu minel gayz(gayzi), kullemâ ulkıye fîhâ fevcun seelehum hazenetuhâ e lem ye’tikum nezîr(nezîrun).

(Cehennem) nerede ise öfkesinden çatlayacak gibi olur. Oraya herbir grup atılışında onun (cehennemin) bekçileri onlara: “Size nezir (uyarıcı) gelmedi mi?” diye sordu.

67/MULK 9: Kâlû belâ kad câenâ nezîrun fe kezzebnâ ve kulnâ mâ nezzelallâhu min şey'in entum illâ fî dalâlin kebîr(kebîrin).

Onlar (cehenneme atılanlar) dediler ki: “Evet, bize nezir gelmişti. Fakat biz onu yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir dalâlet içindesiniz, dedik.”

67/MULK 10: Ve kâlû lev kunnâ nesmeu ev na'kılu mâ kunnâ fî ashâbis saîr(saîri).

Ve: “Eğer biz işitmiş veya akıl etmiş olsaydık, alevli ateş halkı arasında olmazdık.” dediler.


“Kıyâmet günü cehenneme gidecek olanlar kapılarda toplanırlar, cehennem bekçileri onlara derler ki: Size buraya cehenneme geleceğinizi söylemedi mi nezirler?”
 
Zumer-71’de de: “Size buraya cehenneme geleceğinizi resûller söylemedi mi?” diyor Allahû Tealâ’nın vazifeli melekleri. “Onlar da derler ki: Söylediler ama biz onlara inanmadık. Eğer biz onların söylediklerini işitebilseydik yani kulaklarımızdaki vakrayı Allah alsaydı, onları görebilseydik irşad makamı diye. Gözlerimizdeki ekinneti alsaydı, onların söylediklerini akıl edebilseydik yani kalbimizdeki idrak ile ihbat ile idrak edebilseydik burada cehennemde mi olurduk?”

Öyleyse cennet ile cehennemi ayıran kapı birkaç dakika içinde gerçekleştirilecek olan Allah’ın kapalı kapıları açması hali. Ve kim Allah’a ulaşmayı dilerse anında birkaç dakika içinde bu olay mutlak olarak tahakkuk eder. Etti, ne olur? O kişi kurtuluşu hak etmiştir. O kişi Allah’ın cennetini hak etmiştir. Öldü o gece, ertesi güne çıkmadı kişi, o gece öldü. Gideceği yer, cennettir.

Şimdi misalin dondurucu kesimine geliyorum: Bir insan düşünün; 80 yaşında ölmüş, 15 yaşından daha bile evvel başlamış namaz kılmaya, oruç tutmaya, zekât vermeye ve bu kişi Allah’a ulaşmayı dilememiş. Mürşide ulaşmaktan bahsetmiyorum sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Bu kişi, Allah’a ulaşmayı dilememiş. İbadetlerini yapmış, İslâm’ın 5 tane şartını yerine getirmiş, 65 yıl boyunca ve ondan sonra da ölmüş. Kendisine cennetlerden cennet beğeniyor ama bu kişi cennete giremez; Allah’a ulaşmayı dilemediği için.
 
Öyleyse mukayeseyi yapıyoruz; birisi Allah’a ulaşmayı diliyor, hiç ibadetsiz ölüyor ve gideceği yer, Allah’ın cenneti. Öteki dilemiyor; 65 yıl aralıksız bütün ibadetlerini yerine getiriyor ama kurtulması mümkün değil. Allah, kesin hükmünü koymuş: “Allah’a ulaşmayı dilemeyen hiç kimse kurtulamaz.” diyor. “Benim cehennemime girmeye mecburdur.”

Peki, ötekilerin (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin)kurtuluşu neden? Çünkü Allahû Tealâ’nın sizin iradenizle devreye girmesi söz konusu ve bunu Allahû Tealâ şart koşuyor. “Kendi iradenizle” diyor, “Bana ulaşmayı dilemek mecburiyetindesiniz. Bu size farzım. Bu farzı yerine getiren mutlaka Benim cennetime girer. Yerine getirmeyenin kurtulması mümkün değildir.”

Öyleyse bu misali çok çarpıcı bir misal olarak düşünüyorum. Bir kişi hiç ibadetsiz sadece Allahû Tealâ’ya ulaşmayı dilediği için Allah’ın cennetine mutlaka girer. Öteki 65 yıl aralıksız ibadet ettiği halde, İslâm’ın 5 şartını yerine getirdiği halde Allah’ın cennetine giremez. Bu mümkün değil Kur’ân-ı Kerîm hükümleri gereğince sevgili kardeşlerim!

Şimdi bir adım daha öteye alalım. Bu misal zannediyorum kâfi miktarda hüküm vermenize sebebiyet vermiştir. Sizi bir hükme ulaştırmıştır. Şimdi bu söylediklerimizin yanlış anlaşılmasının öteki cephesine gelmek istiyorum. Bu 65 yıl ibadet eden kişi, ona demişler ki: “Mürşidine tâbî olmayan cehenneme gider, sen git kendine bir tane mürşid bul, tâbî ol.” O da Allah’a ulaşmayı dilememiş ama gitmiş bir tane mürşide tâbî olmuş, daha doğrusu tâbî olduğunu zannediyor. Bu kişi üzerinde tâbiiyetin hiçbir tesiri olmaz. Allah’a ulaşmayı dilemeyen kişi Allahû Tealâ’dan 12 tane ihsanı alamaz. Alamazsa irşad makamının önünde yapacağı tövbe, devrin imamının önünde yapılan bir tövbe bile olsa geçerli değildir.  O kişiyi kurtaramaz.

Sevgili kardeşlerim! Sözlerimi yanlış anlamayın, yanlış değerlendirmeyin; kendinize yazık edersiniz. Allahû Tealâ bizi irşad makamının sahibi kıldı diye söylediklerimizi hep sizlere yanlış aktarıyorlar. Sanki biz: “Mürşide tâbî olan kurtulur, tâbî olmayan kurtulmaz.” demişiz gibi. Mürşidine tâbî olan kişi Allah’a ulaşmayı dilemiyorsa kurtulamaz. Allah’a ulaşmayı dileyen kişi mürşidine tâbî olmadan evvel ölse de gene kurtulur. Öyleyse farklılığı anlatabiliyor muyum acaba?
 
Önemli olan Allah’a ulaşmayı dilemektir. Eğer dilerseniz, dilediğiniz anda 1. kat cennetin sahibi oldunuz. Bundan sonra Allahû Tealâ size irşad makamını sevdirecek olan kapıları açacaktır. O, 12 ihsan buna mütealliktir. Ve siz isteyeceksiniz  irşad makamına ulaşmak,  tâbî olmak ve Allah’ın bütün manevi güzelliklerini yaşamayı siz isteyeceksiniz. Bu Allahû Tealâ tarafından size verilecek olan bir sevgi. Siz, o sevgiyi kazanmayacaksınız, Allahû Tealâ onu size hibe olarak verecek, karşılıksız verecek. Siz isteyeceksiniz irşad makamına ulaşmayı.
 
Böyle bir insanın, Allah’a ulaşmayı dileyen bir insanın Allah’ın kendisine vereceği mürşid sevgisiyle, 12 tane ihsanla bütün kapıları açılmış olarak mürşidine ulaşması halinde o kişinin daha sonraki kesimlerini Allah garanti ediyor.  Onu 3. kat cennetine mutlaka alacak olan son noktaya kadar, ruhunu Allah’a ulaştırıp da evliya olduğu noktaya kadar Allah onu ulaştırmayı garanti ediyor. Siz yapmıyorsunuz, siz namazı sevmiyorsunuz,  Allah sevdiriyor. Siz,  orucu sevmiyorsunuz Allah sevdiriyor. Siz, mürşidiniz sevmiyorsunuz Allah sevdiriyor. Allah’ın bütün ibadetlerini bir zevk olarak,  istekle yapacak bir hale getiriyor Allahû Tealâ sizi. Ve kalbinizi, nefs tezkiyesi yapacak olan nizama getiriyor ve nefs tezkiyesi yapmaya başlıyorsunuz. Namaz kılıyorsunuz, oruç tutuyorsunuz, zekât veriyorsunuz ve özellikle ve özellikle ve özellikle çağımızda unutulan bir Allah’ın farz kıldığı emri gerçekleştiriyorsunuz, zikir yapıyorsunuz.

Zikir de farz olmasına rağmen,  günün yarısından daha çok zikir farz olmasına rağmen, daimî zikir de farz olmasına rağmen, bütün sahâbe daimî zikre ulaşmasına rağmen,  bugün ne 32 farzın içinde ne 54 farzın içinde zikir mevcut değildir. İnsanları kurtuluşa ve üst boyuttaki mutluluklara ulaştıracak olan en güçlü sistemi iblis 14 asırda yok etmeyi başarmış.
 
Ne olur zikir yaparsanız? Bu noktadan itibaren (14. basamaktan itibaren) yapacağınız zikir, Allahû Tealâ nefsinizin kalbine imân kelimesini yazdığı için imân kelimesi bir çekim gücünün sahibi olduğu cihetle bu noktadan itibaren yapacağınız zikir neticesinde Allah’ın katından gelen rahmet, fazl ve salâvât nurları göğsünüze gelir, göğsünüzden yolu takip ederek kalbinize ulaşır, kalbinizin mührünü üzerine baskı yaparak zülmanî kapıya kadar indirir, zülmanî kapıyı kilitler. Baskı; zikir boyunca o mührün üzerine rahmetin, fazlın, salâvâtın baskısı devam edecektir.  Kapı açılmayacaktır, şeytanın karanlıkları kalbinize giremeyecektir. Kalbinize gelen Allah’ın nurları ise kalbinizdeki küfür kelimesi oradan ayrıldığı için, gittiği için karanlıkları tutabilecek bir güç yoktur. Kalbinizin içine giren nurlar zulmeti, karanlıkları, nefsinizin afetlerinin hepsini dışarıya atar. Ve nefsinizin kalbinde, îmân kelimesinin etrafında faziletler birikmeye başlar. İşte bunun adı nefs tezkiyesidir. Nefsinizin kalbi artık Allah’ın nurlarıyla dolmaya başlayacaktır. Ve her %7 nur birikiminde nefsinizin kalbinde Emmare, Levvame, Mulhime, Mutmainne, Radiye, Mardiyye ve Tezkiye isimli 7 kademede 7 defa %7 nur birikimi nefsinizin kalbinde birikecek, oluşacak, başlangıçta nefsinizin kalbinde huşûya ulaştığınız zaman kazandığınız %2 rahmet birikimiyle birlikte nefsinizin kalbindeki nurlar %51’e ulaşacak.
 
Bu süre içinde her %7 nur birikiminde ruhunuz, Allah’a doğru Sıratı Mustakîm üzerinde bir gök katı yükselecek, yükselecek, yükselecek, sonunda Allah’ın Zat’ına ulaşacak ve Allah’ın Zat’ında yok olacaktır. Allah, buraya kadarını garanti ediyor. Kim Allah’a ulaşmayı dilemişse, onlara garanti ediyor Allahû Tealâ. Diyor ki: “Sizi mutlaka Ben, Bana ulaşmayı diliyorsanız mutlaka Kendime ulaştırırım.”
 
Öyle mi? İşte Hud Suresinin 29. âyet-i kerimesi:

11/HÛD 29: Ve yâ kavmi lâ es’elukum aleyhi mâlâ(mâlen), in ecriye illâ alâllâhi ve mâ ene bi târidillezîne âmenû, innehum mulâkû rabbihim ve lâkinnî erâkum kavmen techelûn(techelûne).

Ve ey kavmim! Buna (tebliğ ettiğim şeylere) karşılık sizden mal olarak (bir şey) istemiyorum. Eğer ücretim (ecrim) varsa ancak Allah’a aittir. Ve ben âmenû olanları (Allah’a ulaşmayı dileyenleri) tardedecek (uzaklaştıracak, kovacak) değilim. Muhakkak ki onlar, Rab’lerine mülâki olacaklar (ulaşacaklar). Ve lâkin ben, sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum.


“Hz Nuh kavmine dedi ki: Ey kavmim! Ben bu yanımda bulunan âmenû olanları (Allah’a ulaşmayı dileyenleri) yanımdan kovamam. Onların hepsi mutlaka ruhlarını Allah’a mülâki kılacaklardır. Ruhlarını ölmeden mutlaka Allah’a ulaştıracaklardır.” diyor.
 
Kim o âmenû olanlar? Allah’a ulaşmayı dileyenler, mutlaka Allah’a ruhlarını ulaştıracaklardır ölmeden evvel. Ulaştırırlarsa cennetin 3. katına sahip olacaklar. Ulaştırmamaları da onların elinde değil çünkü bu işi Allah, söz vermiş; garanti etmiş, mutlaka o kişi sağ kalırsa onu Allah’a ulaştırır. Kişi hedefe ulaşamadan 3. kattayken öldü. Gene Allahû Tealâ onu,  ruhunu Allah’a ulaştırmış gibi mütâlea eder. Ruh çünkü Azrail (A.S) tarafından zaten Allah’a ulaştırılacaktır. Gene Allah’ın 3. kat cennetine ulaşır ama Allah’a ulaşmayı dileyip de iç dünyasındaki o 12 tane ihsan tamamlanan kişi hemen arkasından ölürse o, 1. kat cennete gidebilir.
 
Ne zaman ki bu kişi  Allahû Tealâ tarafından irşad makamına ulaştırılır,  tâbiiyet gerçekleşir; tâbiiyet gerçekleştiği anda bu kişi Allah’tan 7 tane ni’met alacaktır. Bir tanesi mü'min olmasını temin edecektir. Bu kişi mü'min olur, mü'min olanlar içinse 2. kat cennet söz konusudur.  Bu kişinin bütün günahları sevaba çevrilir. O kişinin ruhu, Allah’a doğru yola çıkar. Nefsi, nefs tezkiyesine başlar. Fizik vücudu, nefs tezkiyesine paralel olarak şeytana kul olmaktan kurtulmaya, Allah’a kul olmaya başlar.
 
Ve sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ ruhunuzu, Allah’a ulaştırmaya kadar olan noktaya sizi mutlaka getireceğine dair söz vermiş Kur’ân-ı Kerim’de. Mutlaka Allah’ın evliyası olur. Kim? Allah’a ulaşmayı dileyen kişi. Peki, sonra ne olur? Sonra tehlike başlar. Evliya olan kişiyi iblis, o ulaştığı yerden aşağı düşürmek için özel bir gayret sarf etmeye başlar.  Bunlardan Allah’a ulaşanlardan küçük bir kısmı,  her zaman Allah’ın yolundan sapmışlardır. Ve bunun adına “Fıska düşmek” diyor Allahû Tealâ. “Tekrar fıska düşmek, tekrar dalâlete düşmek.” diyor. “Tekrar küfre geri dönmek.” diyor çünkü bütün sistemler tersine çevrilir. Allah’a ulaşanların %95’den daha fazlası ait oldukları yerde  mutlaka kalırlar. Telefat en çok %5’e ulaşabilir.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Öyleyse bu muhtevaya dikkatle bakın. Mutluluğunuz eğer cennet mutluluğuysa Allah’a ulaşmayı dilemek noktasında temerküz ediyor. Onun etrafında konsantre oluyor ve giderek daha güzel hedeflere ulaşmanız için Allahû Tealâ size bütün kapılarını açıyor ama Allah’a ulaşmayı dilemeniz temel şart.
 
Öyleyse insanlar var, diyorlar ki: “Cennet mi dedin, sahâbenin bile sadece 10 tanesi cennetle müjdelenmiş. Geri kalanların gideceği yer cehennem. Biz kim oluyoruz da Allah’ın cennetine gidebileceğiz?” Bir kısmına iblis böyle tesir etmiş. Onlar hiç böyle bir ümitleri olmadığı için,  hiçbir şey yapmak içlerinden gelmiyor.
 
Öbür kısmına daha korkunç bir tesiri var iblisin. Diyor ki iblis:  “Allahû Tealâ diyor ki Kur’ân-ı Kerim’de:  Mü'min olanları cennetime alacağım. Onları hesapsız rızıklandıracağım. Ee, Allah’a inanan da mü’min olduğuna göre sen Allah’a inanıyorsan zaten kurtuldun. Ne namaz kılmana gerek var ne oruç tutmana ne de başka ibadetlerini yapmana.”  İnsanlara sorun, hepsi de bunu söyleyeceklerdir. “Biz mutlaka kurtuluşa ulaşacağız, sen bize karışma.” “Nasıl kurtuluşa ulaşacaksınız?” diye soruyorsunuz, diyorlar ki: “Biz mü'miniz. Allahû Tealâ diyor ki Kur’ân-ı Kerim’de: Mü'minlerin gideceği yer cennettir.” Niçin mü'minsiniz? Çünkü biz Allah’a inanıyoruz.” diyorlar.

Allah’a inanmanın tek başına mü'min olmaya yetmeyeceğini bilmiyorlar. O kadar çok şey bilmiyorlar ki sevgili kardeşlerim! Burada dînin öğrenilmesi ve öğretilmesinde vebal altında olanlar var büyük çoğunluk. Ne kadar hazin bir tecelli sevgili kardeşlerim biliyor musunuz? Allah’ın bütün güzellikleri dururken, insanların sadece bilmemeleri sebebiyle sadece bir tek dilekle cennete gidebilecek olan insanların yanlış öğreti yüzünden cehenneme girmesi gerçekten son derece hazin bir olay. Bu bizim tüylerimizi ürpertiyor ve onlar adına büyük huzursuzluk duyuyoruz. Ve gerçekten öğretenlere de öğrenenlere de çok acıyoruz ama bu kadar basit bir hakikati bile anlatamamanın hüznüyle yetinmek durumundayız.
 
Sevgili kardeşlerim! İnsanlar kurtulmayı istemiyorlarsa onlar kurtulamayacaklardır. Biz sadece yolu göstermekle vazifeliyiz.
 
Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Allahû Tealâ’nın hepinizi sonsuz mutluluklara ulaştırması dileklerimizle ve dualarımızla sözlerimizi inşaallah burada tamamlamak istiyoruz.

İmam İskender Ali  M İ H R