}
Hikmet 23.11.2002
Mp4 Mp3 Link

Sohbet Kodu: 104713

 

SOHBETİN ADI: HİKMET
TARİHİ: 23.11.2002

Eûzubillâhimineşşeytânirracîm, bismillâhirrahmânirrahîm.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki, bir Ramazan sohbetinde tekrar bir aradayız; tekrar bir güzelliği yaşamak üzere, tekrar bir beraberlikte, tekrar Allah ile birlikte.

Bu akşamki konumuz: Hikmet. Allahû Tealâ diyor ki:

2/BAKARA 269: Yu’til hikmete men yeşâu, ve men yu’tel hikmete fe kad ûtiye hayran kesîrâ(kesîren), ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).

(Allah) hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse böylece ona çok hayır verilmiştir. Ve ulûl elbabtan başkası tezekkür edemez.


“Allah, hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse ona büyük hayır verilmiştir.”

Hikmet; 28 basamaklık İslâm skalasında (İslâm yelpazesinde, İslâm spektrumunda) 26. basamağı işgal eder. Hikmet sahibi insan, ulûl’elbab’tan biridir. Lübb’lerin sahibi olanlardan biridir. Lübb, fizik cesedimizin 5 duyusuyla ulaşamadığımız, o 5 duyunun ötesindeki sistemleri içerir. Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, her şeyi en güzel standartlarda yerli yerine oturtabilmemiz, Allah’ın Kur’ân’ını öğrenmemize bağımlı. Kur’ân bir bütündür ve her şeyi ihtiva eder. Kur’ân da eksik olan hiçbir şey yoktur. Kur’ân’ın şifreleri, bilinmeyenlerin anahtarıdır. Hikmet sahibi, bu şifrelerin bir kısmının Allahû Tealâ tarafından öğretildiği kişidir. Ama şifrelerin çoğunu öğrenenler kimlerdir? Hikmet sahibi olmanın ötesinde, İlm-i ledûn’un sahibi olanlardır. İlmi ledûn; Allah’ın katının ilmi. Kitaptan, Kur’ân-ı Kerim’den özel bilgi, Kur’ân-ı Kerim’in şifresinin tespit edilmesi hâli. Ve Allah’ın yardımıyla gerçekleşir.

Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler. Hikmet sahibi kimdir, ne zaman hikmet sahibi olur; kısaca oraya gelelim: Birinci basamaktan, birer cümlede basamakları çabucak geçerek, nerede hikmet sahibi olunur; oraya gelelim. 1. basamakta olayları yaşarız. 2. basamakta olayları değerlendiririz. Ve Allahû Tealâ tarafından insanların çok büyük bir kısmı seçilir. Allah’a ulaşmayı dilemek üzere seçilirler. Bunlardan sadece bir kısmı Allah’a ulaşmayı diler. Kurtuluşa erecek olanlar, hikmet sahibi olacak olanlar onlardır. Sonra Allahû Tealâ bunu işitir, bilir ve görür; Allah’a ulaşmayı dilediğini kişinin. Son derece önemli bir konu bu. Allah’a ulaşmayı dilemek, cennetin anahtarını elde etmek demektir. Allah derhâl işitir, bilir, görür ve Rahîm esması ile tecelliye başlar, dördüncü basamak. Gözlerimizdeki hicab-ı mestureyi, kulaklarımızdaki vakrayı, kalbimizdeki ekinneti alır. Ekinnetin yerine ihbat koyar; 7. basamak (ilk 7 basamağı). 4 tane 7 basamaktan oluşur İslâm. Kâinatın tek dîni; Hz. İbrâhîm’in hanif dîni 4 tane 7 basamaktan oluşur. İlk 7 basamak buradadır. Kur’ân-ı Kerim’in bir şifresi budur; basamaklar. Bu şifre bize açıklandı. Biz de size açıklıyoruz. Vel Asr Suresi anahtardır. Vel Asr Suresinde, 4 tane 7 basamaktan bahseder Allahû Tealâ.

Birinci 7 basamakta âmenû oluruz. Allah’a ulaşmayı dileyen bir kişi, 7. basamağa ulaşır; âmenû olur.

8. basamakta Allah, o kişinin kalbine ulaşır.
9. basamakta, kalbinin nur kapısını Allah’a çevirir.
10. basamakta, o kişinin göğsünden kalbinde nur yolu açar Allahû Tealâ.

11. basamakta zikir başlar. Rahmetle fazl kişinin göğsüne gelir. Göğsünden; Allah’ın göğsünü yararak kalbine açtığı yolu takip ederek kalbe ulaşır. Rahmet nurları kalbe sızar. Salâvât da girer ama kalbe giremez. O yoldan vücudun içine girer; ama kalbe giremez. Çünkü kalp mühürlü, sızmak yetkisi de yoktur fazılların. Kişinin kalbine sadece rahmet sızar. Burası 11. basamak. Bu sızıntı %2’yi bulduğu zaman, 12. basamaktayız. Huşû sahibi oluruz. Allahû Tealâ bize irşad makamını gösterir, O’na ulaşırız. Eğer Allahû Tealâ devrin imamını açıklamışsa o zaman gerek de yoktur artık, ulaşabilecek bir yerde ise gerek de yoktur hacet namazına. Doğrudan tâbî olunur. Ama dünyadaki bütün insanların devrin imamına ulaşması mümkün değildir. Onun için Allahû Tealâ, Kur’ân-ı Kerim’de Mâide Suresinin 35. âyet-i kerimesinde diyor ki:

5/MÂİDE 35: Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).

Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.


yâ eyyuhâllezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete: Ey âmenû olanlar! Takva sahibi olun Allah’a ve Allah’a ulaştırmaya vesile olacak kişiyi isteyin (Allah’tan istiane ile).

İsteniyor, 14. basamakta Allah’ın gösterdiği -mutlaka gösterir- irşad makamına ulaşılıyor. Herkesin ulaşabileceği bir yerde bir mürşid mutlaka vardır. O mürşidlerin de haberleşebilecekleri o kavmin içinde bir resûl vardır. İşte böylece irşad makamına ulaşılır; 14. basamak. Tâbiiyet, Allahû Tealâ’dan 10 tane ni’met almak ve ruhun Allah’a doğru yola çıkması, nefsin tezkiyeye başlaması, fizik vücudun Allah’a kul olmaya başlaması. Kişi zikrini artırdıkça, nefsinin kalbindeki îmân kelimesinin etrafında fazılların toplanması artar. İlk %7 fazl toplamıyla %2 rahmet zaten vardır kalpte. Ruh 1. gök katına çıkar. 2. defa %7 nur birikimi ile ruh 2. gök katına çıkar. 3. defa %7 nur birikimi ile ruh 3. gök katına çıkar. Böylece 4., 5., 6., 7. defa %7 nur birikimleri ile ruh 7. gök katına ulaşır. Soldan sağa doğru 7 tane âlemi geçer. Sidretül Münteha’ya ulaşır. Oradan Allah’ın Zat’ına ulaşır. Ruhun Allah’a teslimi tamamlanmıştır. Bu, 1. teslimdir.

Kişi, fenâfillah makamındadır. Ruh Allah’a ulaştıktan sonra derhâl Allah’ın Zat’ında yok olur; Allah’a teslim olur. Velâyetin 1. makamı, fenâ makamı. Sonra beka makamına gelir kişi. Nefsinin kalbindeki nurlar, %51’den 61’e fenâ makamında çıkar. %71’e kadar beka makamında çıkar. Ne zaman kişi daimî zikrin yarısını aşarsa, yani zikri günün yarısından daha fazla olursa %71’den fazla nur birikimin başladığı zühd makamına ulaşmıştır. %81’e kadar nurlar, zühd makamında artar. Ve kişinin fizik vücudu Allah’a teslim olur, %81 nur birikimiyle. Bu muhtevada kişi, fizik vücudunu Allah’a teslim eder. Zikrini daha artırırsa daimî zikrin sahibi olur. Fizik vücudun teslimi, 25. basamaktır. Daimî zikre ulaştığı yerde kişinin hikmet sahibi olması söz konusudur. İşte hikmet makamı 26. basamak olan, 4. velâyet makamı olan ulûl’elbab makamıdır. İlm’el yakîn; 3. basamakta başlar, 21. basamakta tamamlanır. Ayn’el yakîn; hikmetin başladığı nokta ise 26. basamaktır. Öyleyse 22., 23., 24. ve 25. basamaklar, İlm’el yakîn ile Ayn’el yakîn arasında bir köprüdür. Ayn’el yakîn hikmet makamıdır. Ulûl’elbab makamı, ihlâs makamı ve salâh makamının ilk 4 kademesi, hikmeti ifade eder. 5. kademe hikmetin ötesidir; iradenin Allah’a teslimini.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, daimî zikir diyoruz. Nedir daimî zikir? Kişinin her uyanışta Allah’ı zikrederek uyanması, zikrin net olarak devam etmesi. Uyurken de zikirle uyuması, uyanırken de zikirle uyanması. Günün hangi dakikasında kendisini kontrol etse içindeki zikrin devam etmekte olduğunu görmesi. İşte bu, o kişinin daimî zikrinin ifadesidir.

Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım, velâyet herkesin kolayca ulaşabileceği bir hedeftir. Çünkü kişi ulaşmayacaktır; Allah onu ulaştıracaktır. Ama hikmet makamı için bunu söylemek mümkün değil. Allahû Tealâ hikmet makamına ulaşan kişileri dik yokuşu tırmananlar olarak vasıflandırıyor. Zor olanı seçenler olarak vasıflandırıyor. Daha kişi Allah’a ulaşmayı dildiği an, cennetini de kurtarmıştır. Ve 3-4 aylık ömrü varsa hadi 5-6 ay diyelim, 5-6 aylık bir ömrü varsa kişinin, dünya saadetinin yarısına da Allahû Tealâ mutlaka onu ulaştırır, yarısından fazlasını. Ruhunu da Kendisine ulaştırıp onu mutlaka Allah’ın evliyası yapar. Bu, Allah’ın garantisi içindedir. Öyleyse herkes evliya olabilir. Bütün insanlar akıl baliğ olmak kaydıyla evliya olabilecek olan bir vasıfla yaratılmışlardır. Ama herkes hikmet sahibi olamaz. Hikmet sahibi olanların özelliği ne? Özelliği, başkalarından farklı olan tarafları: Allah’a tevekkül etmeleri. Bunun dünya üzerindeki ölçüsü nedir? Zikrin devamlı artmasıdır. Daimî zikre kadar kişilerin ulaşmasıdır. Onlar Allah’a tevekkül edenlerdir.

Tevekkülün ölçüsü zikirdir. 2 nevî insan vardır evliyaların arasında.

* Evliya olduktan sonra adım adım geriye doğru dönenler.
* Evliya olduktan sonra da zikirlerini arttırarak - ruhlarını Allah’a teslim ettikleri için evliya olmuşlardır- fizik vücutlarını Allah’a teslim ederler. Zikirlerini artırarak daimî zikre ulaşırlar. Nefslerini de Allah’a teslim ederler. Daha öteye giderler. Nefslerinin kalbi müzeyyen olur. İradelerini de evvelâ irşada ulaşırlar, sonra da iradelerini de Allah’a teslim ederler. İşte onlar ehl-i tevekküldür.

Allahû Tealâ diyor ki: “Ey âmenû olanlar! Eğer inanıyorsanız Bana tevekkül edin. Eğer Bana tevekkül ederseniz bilin ki; en kuvvetli sizsiniz.”

3/ÂLİ İMRÂN 160: İn yansurkumullâhu fe lâ gâlibe lekum, ve in yahzulkum fe men zellezî yansurukum min ba’dihi, ve alâllâhi felyetevekkelil mu’minûn(mu’minûne).

Eğer Allah size yardım ederse, o zaman sizi yenecek yoktur. Ve eğer sizi yardımsız (yüz üstü) bırakırsa, ondan sonra size kim yardım eder. Öyleyse mü’minler, Allah’a tevekkül etsinler (Allah’a güvensinler).


Bütün hikmet sahipleri ehl-i tevekküldür. Öyleyse mütevekkil olan insanlar için geçerli bir sonuçtan bahsediyoruz: Mütevekkil olma.

Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, muhtevaya dikkatle bakın. Allah’ın dizaynı sizi en güzele ulaştırmak içindir. Ne ölçüde fedakârlık edebilirseniz, Allah için ne verebilirseniz, o kadardır menziliniz. Oraya kadar yol alırsınız. Allah’ı öne geçirmedikçe zikrinizi günün yarısından öteye geçirmedikçe, fizik vücudunuzu Allah’a teslim edemezsiniz. Meğerki ölümcül bir hastalık size ulaşmış olmasın. Öyleyse Allahû Tealâ sizi imtihan eder. Ölüme yakın bir noktaya kadar getirir, sonra da tedavi eder.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, kim hikmet sahibi ise bilin ki; o kişi mutlaka ehl-i tevekküldür. Allah’a mütevekkil olan, Allah’a tevekkül eden birisidir. Zikrini artıra artıra daimî zikre onu Allah ulaştırmıştır. Ama bunun için ondaki baz esas alınmıştır; onun Allah için yapabildikleri. Öyleyse sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım, bütün gönlümüzle hepinizin hikmet sahibi olmanızı dileriz. Allahû Tealâ’nın bu dizaynı içerisinde hikmet sahibi olmak, Allah’ın bir güzelliğini yaşamaktır. Sevgili kardeşlerim, her şey öylesine güzel dizayn edilmiş ki. Allah’ın dizaynına teşne oldukça, âşina oldukça, onu kendinize mâl ettikçe adım adım Allah’ın yolunda önce yükselirsiniz; ruhunuz Allah’a ulaşır. Sonra yücelirsiniz. Nefsinizdeki afetler giderek sıfıra doğru yürür. Daimî zikirle onları sıfırlarsınız. Ondan sonra da nefsinizin kalbinde müzeyyen olma faslı başlar. Müzeyyen olmanın başladığı yer daimî zikrin başladığı yerdir. Hikmet aynı noktada başlar.

Öyleyse hikmet sahibini hikmet sahibi olmayanlardan ayıran nedir? Ne diyordu Allahû Tealâ? “Kime hikmet verilmişse ona büyük hayır verilmiştir. Allah hikmeti dilediğine verir.” Şu Allah’ın dilediğine, dilemesine gelin beraberce bir bakalım. Allah neye göre diliyor acaba? Şu Allah’a ulaşmayı dilemekten bahsedelim evvelâ. Allah kullarından dilediğini Kendisine seçiyor; 2. basamak. Niçin seçiyor? Allah’a ulaşmayı dilesin diye seçiyor. Ama dileğin sahibi kul. İrade, onun cüz’î iradesi. Seçilenler içinden sadece cüz’î iradeleri Allah’a ulaşmayı dileyecek olanlar kurtuluşa ulaşacaklardır. Ötekileri de seçmiştir Allahû Tealâ. Kalplerinde zeyg olmadığı için, kalplerinde maraz olmadığı için, kasitleri olmadığı için, başka insanları Allah’ın yolundan çevirmek gibi bir hedefleri olmadığı için, zâlim olmadıkları için, Allah’ın âyetlerini gizlemedikleri için, yalanlamadıkları için, inkâr etmedikleri için böyle olmayan herkes seçilir. Yani insanların %90’dan fazlası mutlaka Allahû Tealâ tarafından seçilir. Bunların arasından, seçilenler arasında kurtuluşa ulaşabilecekler hiçbir zaman %10’a ulaşamaz. Her zaman %10’un altındadır.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, öyleyse Allah’ın dizaynına dikkatle bakın, nedir olay? Her şey Allah’a ulaşmayı dilemekle başlıyor. Allahû Tealâ kulunu seçiyor. Beklediği şey, onun iradesinin devreye girmesi, kulunun cüz’î iradesinin devreye girmesi. Ve bu cüz’î iradenin Allah’a ulaşmayı dilemesi. Dilerse mutlaka Allah’ın cennetini elde edecektir. Asgarî standartlarda cennet garanti altındadır. Daha ötesi var mı? Elbette var. Cennetin üst katları, daha üstün olan cennetler ve dünya saadetinin yarısı. 3. kat cennet, dünya saadetinin yarısı Allah’ın garantisi altında.

Peki, bunlardan hikmete ulaşanlar. Onlar öyle kişiler ki Allah’a tevekkül etmişler. Tevekkülleri onları günün yarısından daha çok zikre, sonra da daimî zikre ulaştırmış.

Zikir farz mı? Farz. Çok zikir? O da farz. Daimî zikir? O da farz. Öyleyse hikmete ulaşan herkes, sadece Allah’ın farzlarını gerçekleştirmiş olanlardır. Onlara “aşırı dînci” derler, “kökten dînci” derler. Daha ne ifadeler kullanırlar. Böyle ifadeleri kullanan insanlar ölmüş olsalardı, o zaman hakikati öğreneceklerdi ve büyük pişmanlık duyacaklardı.

Sevgili kardeşlerim, hikmet sahibi olmak üzerinize farzdır. Çünkü daimî zikir üzerimize farzdır. Zikir farz mıdır? İşte Muzzemmil Suresinin 8. âyet-i kerimesi:

73/MUZZEMMİL 8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).

Ve Rabbinin İsmi'ni zikret ve herşeyden kesilerek O’na ulaş.


“Allah’ın İsmi ile zikret ve her şeyden kesilerek Rabbine ulaş.”

Farz mıymış? Zikir farzmış. Peki, çok zikir farz mı? Evet farz. Ahzâb Suresinin 41. âyet-i kerimesi:

33/AHZÂB 41: Yâ eyyuhâllezîne âmenûzkûrullâhe zikren kesîrâ(kesîran).

Ey âmenû olanlar! Allah’ı çok zikirle (günün yarısından fazla) zikredin.


“Ey âmenû olanlar! Takva sahibi olun. Allah’ı çok zikirle zikredin.”

Çok zikirle zikretmek de farz. Daimî zikir farz mı? Nisâ Suresinin 103. âyet-i kerimesi:

4/NİSÂ 103: Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe izatma’nentum fe ekîmus salât(salâte), innes salâte kânet alâl mu’minîne kitâben mevkûtâ(mevkûten).

Böylece namazı bitirdiğiniz zaman, artık ayaktayken, otururken ve yan üstü iken (yatarken), (devamlı) Allah'ı zikredin! Daha sonra güvenliğe kavuştuğunuz zaman, namazı erkânıyla kılın. Muhakkak ki namaz, mü'minlerin üzerine, "vakitleri belirlenmiş bir farz" olmuştur.


“Namazı kıldıktan sonra” diyor Allahû Tealâ, “Ayaktayken de otururken de yan üstü yatarken de hep Allah’ı zikredin.”

Namazı da bir zikir kabul ediyor Allahû Tealâ. Çünkü namaz boyunca aklınız Allahû Tealâ’da olacak. Zikrin rükûnlerinden biri kabul ediyor onu. Onun dışındaki bütün zamanınızda ister ayakta olun, ister oturarak olun, isterseniz yatar hâlde olun; ama hep Allah’ı zikretmeniz, “Allah, Allah, Allah, Allah” diye ister sesle, ister içinizden sessiz bir şekilde Allah’ı zikretmeniz üzerinize farz. 3 hâlde bulunabilirsiniz. Ayaktasınız, oturuyorsunuz, yan üstü yatıyorsunuz. 4. hâl yok. 3 hâlin 3’ün de de zikredeceksiniz. Üzerinize farz. Hikmet sahiplerinin hepsi bir farzın gereğini yapmışlardır. Acırım o farzdan haberi olmayan zavallılara. Allah’a hesap verdikleri gün, ne demek istediğimizi anlayacaklardır. Bu insanlara göre bütün sahâbe kökten dîncidir. Bütün sahâbe aşırı dîncidir. Çünkü hepsi İslâm’ın 7 safhasını da yaşamışlardır: Allah’a ulaşmayı dilemişlerdir. Mürşidlerine ulaşıp tâbî olmuşlardır. Ruhlarını Allah’a ulaştırıp evliya olmuşlardır. Fizik vücutlarını Allah’a teslim etmişlerdir. Hikmete ulaşmışlardır. Hikmete ulaşmakla kalmamışlardır. Nefslerini Allah’a teslim ettikten sonra irşada ulaşmışlar ve neticede iradelerini de Allah’a teslim edip irşad makamına hepsi tayin olmuşlardır. Hikmetin ötesine de geçmişlerdir ve Kur’ân-ı Kerim’i, kâinatın tek dînini, Hz. İbrâhîm’in tek dînini, Hz. İbrâhîm’in dînini, Hz. Âdem’in dînini, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in dînini, bütün peygamberlerin o tek dînini yaşamışlardır. Bugün de onu bizler yaşıyoruz ve onu yaşamanın süruru içindeyiz, huzuru içindeyiz.

Sevgili kardeşlerim, öyleyse hikmet farz mıdır? Hikmet farzdır; daimî zikir farz olduğu için. Hikmetin sahipleri daimî zikrin sahipleridir. Ne diyordu Allahû Tealâ ulûl’elbab için?

“li ulîl’elbab, yezkurûnallâhe kıyâmen kuûden ve alâ cunûbihim.”

3/ÂLİ İMRÂN 190: İnne fî halkıs semâvâti vel ardı vahtilâfil leyli ven nehâri le âyâtin li ulîl elbâb(ulîl elbâbı).

Muhakkak ki, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde, ulûl elbab için elbette âyetler (deliller) vardır.

3/ÂLİ İMRÂN 191: Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı).

Onlar (ulûl elbab, lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) Allah'ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): "Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın. Sen Subhan'sın, artık bizi ateşin azabından koru.


“O ulûl’elbab kullarım için” diyor Allahû Tealâ (Âli İmrân-190, 191), “Ayaktayken de otururken de yan üstü yatarken de hep Allah’ı zikretmek söz konusudur.”

3 hâlin 3’ünde de Allah’ı zikretmek; daimî zikrin sahibi olmak. 14 asır evvel mi? Bütün sahâbe daimî zikrin sahibi olmuşlardı. Hepsi hikmet ehliydi. Öyleyse daimî zikre ulaşan kişi ne olur? Hikmet sahiplerinin 7 tane özelliği var. 4 aslî unsur, 3 vasıf unsuru. Aslî unsurlara bakalım: Daimî zikrin sahibi olmak. Bu sebeple nefsinin kalbindeki bütün afetlerin yok olması. Daimî zikrin sahibi ise mühür -devamlı olarak zikrettiği için kişi- devamlı kalbe ulaşan rahmetin, fazlın ve rahmetin salâvâtın devamlı baskısına maruz kalacak, örttüğü zülmanî kapıdan ayrılması mümkün olmayacaktır o kişi ölene kadar, hayatta olduğu sürece bu mümkün değildir. Öyleyse nefsinin kalbindeki bütün afetler yok olmuştur, gitmiştir. Tekrar kalbe girmeleri mümkün değildir. Öyleyse olay bitmiştir. Daimî zikir, zülmanî bütün unsurların yolunu tıkamıştır. Şeytanın hâkimiyet alanını sıfıra indirmiştir. Şeytan, artık o kişi üzerinde hiçbir eylemde bulunamaz. Onu hiçbir kötülüğe ulaştıramaz. Bu, mümkün değildir.

Öyleyse sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, daimî zikir hikmetin temelidir, 1. unsur. 2. unsur; bu sebeple, daimî zikir sebebiyle hikmet sahibinin kalbinde hiçbir afet kalmamıştır. Sonra mı? Allah onun kalp gözünü açmıştır, 3. özelliği. Kalp kulağını açmıştır. Allah o kişi ile muhabere eder, konuşur, tezekkür eder. Karşılıklı müzakere edilir konular. Şimdi Allahû Tealâ’nın kalp kulağını açması, Allahû Tealâ’nın kalp gözünü açması hikmetin temel unsurlarıdır.

Kimdir hikmet sahibi? Kesin şart: Daimî zikrin sahibidir. Kimdir hikmet sahibi? Nefsinde hiçbir afet kalmamış olan kişi, daimî zikir sebebiyle. Kimdir hikmet sahibi? Allah’ın kendisiyle konuştuğu kişi. Ona Allah’ın direkt olarak hitabet ettiği kişi. Kimdir hikmet sahibi? Allah’ın kalp gözüne gösterdiklerini gören kişi. Allah’ın kalp kulağına söylediklerini işiten kişi. Allah’ın kalp gözüne gösterdiklerini gören kişi. Kalp gözü de açık, kalp kulağı da açık. Bu 4 tane aslî unsur, 3 tane de vasıf oluşturur o kişide. O kişi ehl-i tezekkürdür. O kişi ehl-i hayırdır. O kişi ehl-i hikmettir. Ehl-i hükümdür, hüküm ehlidir, hikmet ehlidir. Niçin ehl-i hayırdır? Hayır, bize derecat kazandıran olaylara denir. Bu kişi daimî zikirdedir. Daimî zikirde olduğu için devamlı derecat kazanacaktır. Derecat kazanmadığı bir zaman parçası oluşmayacaktır. Öyleyse ehl-i hayır olan kişi, bu sebeple bu adı almıştır. Her an zikir yapmaktadır. Gece de vücudu zikretmektedir. O uykudayken de zikretmektedir. Uykudayken de derecat kazanmaktadır. Onun için Peygamber Efendimiz (S.A.V) böyle insanlara, “âlim” diyor. “Daimî zikrin sahipleri, onların uykusu, âlim olmayanların namazından daha hayırlıdır.” diyor. Namaz da derecat kazandırır insana. Ama daimî zikrin sahipleri uykudayken de derecat kazanırlar. Ve uyku 3-4 saatlik bir olaydır. En azından normal standartlarda 8 saatlik bir olaydır.

İslâm’ın genel çerçevesi, 3’e bölmüş hayatı. 8 saat uyku, 8 saat ibadet, 8 saat çalışma. Dinlenme uyku ile anlatılıyor. 8 saat ibadet, yani zikrin ötesindeki ibadetler. Aslında 24 saat ibadet söz konusudur, eğer adına zikir diyorsanız.

Kardeşlerimiz bize sual soruyorlardı, Allahû Tealâ diyor ki: “İnsan için çalışmasından başka bir şey yoktur.”

53/NECM 39: Ve en leyse lil insâni illâ mâ seâ.

Ve insan için, çalışmasından başka bir şey yoktur.


“İnsan için çalışmasından başka bir şey yoktur.”

Ama aynı zamanda Allahû Tealâ diyor ki:

4/NİSÂ 103: Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe izatma’nentum fe ekîmus salât(salâte), innes salâte kânet alâl mu’minîne kitâben mevkûtâ(mevkûten).

Böylece namazı bitirdiğiniz zaman, artık ayaktayken, otururken ve yan üstü iken (yatarken), (devamlı) Allah'ı zikredin! Daha sonra güvenliğe kavuştuğunuz zaman, namazı erkânıyla kılın. Muhakkak ki namaz, mü'minlerin üzerine, "vakitleri belirlenmiş bir farz" olmuştur.


“Ayaktayken de otururken de yan üstü yatarken de hep Allah’ı zikret.”

Şimdi soruyorlar; “Allahû Tealâ: ‘Hem daima zikir yap.’ diyor, ‘Hem de çalışmasından başka bir şey yoktur.’ diyor. Zikir mi yapacağız? Yoksa çalışacak mıyız?”

Sevgili kardeşlerim, bakın ne kadar güzel söylüyor Allahû Tealâ. Daimî zikrin sahiplerine hitap ediyor. Daimî zikirde olan kişi uykuda da zikreder, çalışırken de zikreder, ibadet ederken de zikreder. Öyleyse hem görevlerinizi yapacaksınız, vazifenizi yapacaksınız, çalışmanızı gerçekleştireceksiniz; ibadet olarak, dünya çalışması olarak, hem de zikredeceksiniz. Zikretmeniz çalışmanıza mâni değildir. İşte sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, cevap açık ve kesin bir şekilde geliyor Kur’ân-ı Kerim’de. Öyleyse hikmet ehli demek ki 4 temel unsurun, 3 de vasıf şartının sahibidir. Ehl-i tezekkürdür. Her an Allah’la her konuyu konuşmak yetkisinin sahibidir. Hikmet sahipleri tezekkür edebilirler. Âli İmrân Suresinin 7. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ diyor ki:

3/ÂLİ İMRÂN 7: Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât(muteşâbihâtun), fe emmâllezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te’vîlihi, ve mâ ya’lemu te’vîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).

Kitab'ı sana indiren O'dur. Onun bir kısmı muhkem (hüküm ihtiva eden, mânâsı açık olan) âyetlerdir, onlar Kitab'ın esasıdır ve diğerleri, muteşâbihtir (yoruma açık âyetlerdir). Fakat kalplerinde eğrilik (bâtıla meyil) bulunanlar, bu sebeble muteşâbih olanlara (yorum gerektirenlere) tâbî olurlar. Ondan fitne çıkarmak için, onun te'vilini (yorumunu) yapmak isterler. Ve onun te'vilini Allah'dan başka kimse bilmez ve ilimde rusuh sahipleri ise: “Biz O'na îmân ettik, hepsi Rabbimizin katındandır” derler, onlar da tezekkür edemezler, sadece Ulûl'elbab (daimi zikrin ve sırların sahipleri) (tezekkür edebilir).


“Kur’ân’ı sana indiren O’dur.” diyor. “O Kur’ân’ki O’nda muhkem âyetler de vardır, müteşâbih âyetler de vardır. Muhkem âyetler, Ümmülkitab’ın esasını teşkil ederler. Müteşâbih âyetlere gelince, onların ne olduğunu Allah’tan başka kimse bilmez. Kalplerinde zeyg olanlar Allah’ın bu müteşâbih âyetlerini kullanarak, insanların arasına fitne sokmak isterler. Râsihûn ise (rusuh sahipleri; dînde derin ilim sahipleri) derler ki: ‘Biz inandık, eminiz ki bütün bu âyetler Allah’ın katındandır.’ Ama onlar da tezekkür edemezler (nasıl kalplerinde zeyg olanlar tezekkür edemiyorsa o rusuh sahipleri de tezekkür edemezler).” diyor Allahû Tealâ, “illâ ulûl’elbab.”

Ulûl’elbab tezekkürün sahibi olan tek gruptur, hikmet sahipleri. Allahû Tealâ Enbiyâ Suresinin 7. âyet-i kerimesinde diyor ki:

21/ENBİYÂ 7: Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).

Ve senden önce, vahyettiğimiz rical (erkekler)den başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (daimî zikrin sahiplerine) sorun.


“Senden evvel de Biz,” diyor Allahû Tealâ, “Hep ricâl gönderdik (erkeklerden gönderdik).” Ve arkasından diyor ki:

“fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn: Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun.”

Ehl-i zikir; ehl-i tezekkürdür. Zikir kelimesi de tezekkür kelimesi de aynı kökten geliyor. Müzakere kelimesi de aynı kökten geliyor. Öyleyse ehl-i zikir, görülüyor ki: “Bilmiyorsanız zikir ehline sorun.” Yani: “Zikir ehli (daimî zikrin sahipleri, hikmet ehli) olanlar, sizin sorduğunuzu Allah’a sorarlar.” diyor Allahû Tealâ. Ve Allah’tan da cevap alıp size söylerler. Zikir ehli her şeyi bilir mi? Hayır bilmez. Allahû Tealâ kendisine ne kadar öğretmişse o kadarını bilir. Ama her şeyi sormak konusunda Allahû Tealâ ona yetki vermiş. Cevap vermek yetkisi ise Allah’ın. Dilerse cevabını verir, dilerse vermez. Dilerse cevabını verir: “Bunu sorana ulaştırma.” der. Dilerse cevabını hiç vermez. O, Allah’tır. Keyfe mâ yeşâ’dır. Dilediğini yapar. Ama bizler hepimiz kuluz. Yaratığız. O’nun emrindeyiz. Biz, O’nun azatsız kölesiyiz. Kölelik, hayatımızdan daha kıymetlidir.

Öyleyse sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, muhtevaya dikkatle bakın: Burada söz konusu olan şey, hikmet ehlinin tezekkür ehli olması, kendisine sorulan sualleri Allah’a ulaştırma yetkisinin olması ve aldığı cevabı da soruyu sorana ulaştırma yetkisinin olması.

Sevgili kardeşlerim, bu hikmet ehli, aynı zamanda tezekkür ehlidir. Gördük ki; daimî zikrin sahibi bu sebeple ehl-i hayır. Allah ile her an konuşmak yetkisinin sahibi, tezekkür sahibi. Müzakere etme yetkisinin sahibi, ehl-i tezekkür, ama aynı zamanda ehl-i hüküm. Hikmet, bu kademeye ismini veriyor. Hikmet ehli, hüküm ehli.

Kur’ân-ı Kerim’in bir şifresi, Allahû Tealâ’nın bize öğrettiği şifre: 28 basamaktan oluşması Kur’ân-ı Kerim’in. Bu şifre, Vel Asr Suresinde tamamlanıyor. Aynı şifre kesinlikle biliyoruz ki; İmâm-ı Şâfi Hz.’lerine de öğretilmiş. Çünkü diyor ki: Kur’ân kaybolmaz ama farz-ı muhâl (olmaz ama olduğunu kabul edelim) Kur’ân kaybolsaydı, Vel Asr Suresi onu tek başına bütünü ile karşımıza getirirdi.” diyor.

Gerçekten Kur’ân, şifresi itibarıyla 28 basamaktan ibarettir. O 28 basamaksa 4 tane 7 basamaktan oluşur Vel Asr Suresine göre. Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, 4’e bölmüş, tam eşit 4 bölüm. 4 tane 7 basamak. Ve 26. basmakta hikmet başlıyor. 26, 27, 28. basamağın 4. mertebesi, 2 makam ve 3. makamın 7’de 4’ü hikmeti alıyor muhtevasına. Daha ötesi hikmetin ötesi.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, hikmet nedir? Hikmet, Kur’ân’ın âyetlerine baktığınız zaman o âyetlerin hangi basamağa ait olduğunu, o âyetin veya onunla birlikte başka âyetlerin ışığı altında karinelerden hareketle, ortaya çıkarma yetkinizin olması demektir. Bu Allah’ın öğretisidir. Ve diğer insanlar da bu konuda bilgi sahibi olabilirler. Ama hikmet sahibi olmak temelde mutlaka daimî zikri gerektirir. Söylediğimiz 7 tane özellikten sadece 1 tanesidir hikmet sahibi olmak. Hikmet sahibi, hüküm sahibidir. Yani hükmünü adaletle veren kişidir. Hikmet sahibi karar vermeden evvel, Allah ile müzakere eden ve kararın doğrusunu Allah’tan öğrenen kişidir. Onu hayatına rehber edinen, Allah’ın emirleri ile hayatına yön veren kişidir. En iyi hakem, en iyi hâkim; hikmet sahibi olandır. Hâkim kelimesi, hüküm kelimesi, hikmet kelimesi aynı özellikleri ifade eder. Hikmet sahipleri en iyi hakemlerdir. Hiç bir olayda 2 taraftan birisine iltimas etmezler. Mutlaka hakkın gereğini yaparlar. Hakemlik ettikleri 2 taraf varsa, 2 tarafın arasında bir tercih yapmazlar, adaleti tecelli ettirirler. Allah’tan aldıklarını söylerler. Aynı zamanda en iyi hâkimdirler. Bir davalı, bir de davacıdan hangisi hakkında nasıl hüküm vereceklerini kendileri bilmezler; ama Allah bilir. Allah’tan alırlar ve aynen tatbik ederler. Bu 7 vasfın sahibi olan kişi hikmetin sahibidir. Hikmet, hepsinin birden müşterek adıdır.

Ulûl’elbab olan kişiye göğün hiçbir katı henüz gösterilmez. Sadece zemin kattaki ana dergâhın, devrin imamının dergâhının sırları gösterilir. O dergâh da yeryüzündeki başka dergâhlar gibi, dış görüntüsü herhangi bir camiden farklı olmayan bir yerdir. Ama iç dünyasına girdiğiniz zaman orada çok şeyler görürsünüz. Orada devrin imamının dergâhında altın kapıyı görürsünüz.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, kalp gözünüz açıksa Allahû Tealâ size mutlaka gösterir. Ulûl’elbab makamında bir mertebe kalbiniz müzeyyen olur. Sonra mı ne olur? Sonra göğün 1. katı gösterilir bir gün size. O zaman ulûl’elbab makamını bitirmişinizdir. Hikmetin 2. bölümüne geçeceksiniz. 2. kademesi ihlâs makamıdır. 7 tane kademede kalbiniz müzeyyen olacak. 3. kademesi; hikmetin 3. kademesi salâh makamının ilk 4 kademesidir. Öyleyse hikmetin safhaları diyelim. Birinci safhası ulûl’elbab makamı; 1 mertebe kalbiniz müzeyyen olur. İkinci safhası ihlâs makamı, 7 mertebe kalbiniz müzeyyen olur. Üçüncü safhası, salâh makamının ilk 4 kademesi, 4 mertebe kalbiniz müzeyyen olur. Böylece tam 12 mertebe müzeyyen olursunuz hikmet makamlarında. Ancak ondan sonra hikmetin ötesine geçebilirsiniz, iradenizi Allah’a teslim edebilirsiniz.

Öyleyse hikmetin 2. safhasına geçiyoruz. Ulûl’elbab makamı bitmiştir. İhlâs makamındasınız. İşareti, gök katlarının gösterilmesi. 1., 2., 3., 4., 5., 6. 7. katlar. Şifre budur. 7. kata kadar göreceksiniz. 7. kata ulaştığınız zaman, 7 tane âlem göreceksiniz. Zikir hücreleri, Ümmülkitap, Kudret denizi, Makam-ı mahmut, Divan-ı salihîn, zikir hücreleri ve İndi İlâhi. 1.’si; Kader hücreleriydi. 6.’sı; Zikir hücreleri. Birbirine karıştırmayın. İndi İlâhi’de son size göstereceği nokta Allahû Tealâ’nın, ihlâs makamının sonuna işaret eden nokta, oradaki Sidretül Münteha’dır; sondaki ağaç. Varlıklar âleminin en üst noktası bir ağaçtır; kökleri yerde olmayan bir ağaç. Bu ağacı Allahû Tealâ gösterdiği zaman sırra ehil olursunuz. Bu sır sizi, ihlâs makamından salâh makamına götürür. İhlâs makamı, Allahû Tealâ tarafından Beyyine Suresinin 5. âyet-i kerimesinde anlatılıyor.

98/BEYYİNE 5: Ve mâ umirû illâ li ya’budûllâhe muhlisîne lehud dîne hunefâe ve yukîmûs salâte ve yu’tûz zekâte ve zâlike dînul kayyimeh(kayyimeti).

Ve onlar, Allah için hanifler olarak dînde halis kullar olmaktan (nefslerini halis kılmaktan) ve namazı ikame etmekten ve zekâtı vermekten başka bir şeyle emrolunmadılar. İşte kayyum dîn (kıyâmete kadar devam edecek dîn) budur.


“ve mâ umirû illâ li ya’budûllâhe muhlisîne lehud dîne hunefâe: Onlar emrolunmadılar. Kul olsunlar diye emrolundular; muhlisler olarak kalplerini hâlis kılarak ve bunu hanif olarak gerçekleştirsinler diye.”

Ruhunuzu Allah’a tesliminizde de hanif kelimesini kullanıyor Allahû Tealâ. Rûm Suresinin 31. âyet-i kerimesi:

30/RÛM 31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).

O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.


Fizik vücudunuzu teslim ettiğinizde de hanif kelimesi kullanıyor Allahû Tealâ. Nisâ Suresinin 125. âyet-i kerimesi:

4/NİSÂ 125: Ve men ahsenu dînen mimmen esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun vettebea millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen). Vettehazallâhu ibrâhîme halîlâ(halîlen).

Ve hanif olarak Hz. İbrâhîm’in dînine tâbî olmuş ve vechini (fizik vücudunu) Allah’a teslim ederek muhsin olan kimseden, dînen daha ahsen kim vardır. Ve Allah, Hz. İbrâhîm’i dost edindi.


Nefsinizi Allah’a teslim ettiğiniz zaman da hanif kelimesini kullanıyor. Teslimlerin işaretidir hanif kelimesi. 3 teslim, 3 hanif kelimesi ile ifade edilmiş. Burada da Beyyine-5’te de hanif kelimesi kullanılıyor. Anlaşılıyor ki; ulûl’elbab makamında nefisinizi henüz teslim etmediniz. Teslim, ihlâs makamında gerçekleşecek. İhlâs makamında gerçekleştiriyor. Tövbe-i Nasuh’a davet eder Allahû Teâla, o ağacı gördüğünüz zaman. Tövbe-i Nasuh’u gerçekleştirdiğiniz zaman, salâh makamının 1. mertebesinde olursunuz. Hâlâ hikmet ehlisiniz. Hikmet ehli olmanız devam ediyor. Hikmeti aşıp ötesine geçmediniz. Allahû Tealâ size, Tövbe-i Nasuh’tan sonra o güne kadarki günahlarınızı örterek, arkasından başınızın üzerine salâh nurunu vererek, daha sonra örttüğü günahları sevaba çevirerek, sizi salâh makamının 4. kademesine ulaştırır. Salâh makamı, hikmetin 3. safhasıdır.

1. safha: Ulûl’elbab.
2. safha: İhlâs.
3. safha: Salâh makamının ilk 4 kademesi ve irşada ulaşırsınız.

İrşad etmek yetkisini Allah’ın vermesi için bir eksiğiniz kalmaktadır: İradenizi Allah’a teslim etmek. Onun dışında irşad etmek için bütün vasıfların sahibi olmuşunuzdur. Ama irşada yetkili kılınmadınız sadece. Yetkili kılınmanız için Allahû Tealâ, niçin iradenizin teslimini istiyor? Çünkü o zaman siz, her kararınızı Allah’tan aldığınız emre göre vereceksiniz. İrşad makamını gerçek anlamda teslim eden birisi olacaksınız. Ve hikmetin ötesine geçeceksiniz. İşte salâh makamının 5. kademesi hikmetin ötesidir. Hikmetin ötesine geçen kişi, iradesini de Allah’a teslim etmiştir. Bihakkın takvayla Allah’a teslimiyetini gerçekleştirmiştir. Bihakkın takvayla takva sahibi olmuştur

Diyor ki Allahû Tealâ:

41/FUSSİLET 33: Ve men ahsenu kavlen mimmen deâ ilâllâhi ve amile sâlihan ve kâle innenî minel muslimîn(muslimîne).

Allah’a davet eden ve salih amel (nefs tasfiyesi) yapan ve: “Muhakkak ki ben teslim olanlardanım.” diyenden daha güzel sözlü kim vardır?

41/FUSSİLET 34: Ve lâ testevîl hasenetu ve lâs seyyieh(seyyietu), idfa’ billetî hiye ahsenu fe izâllezî beyneke ve beynehu adâvetun ke ennehu veliyyun hamîm(hamîmun).

Hasene (iyilik) ve seyyie (kötülük), müsavi (eşit) değildir. (Kötülüğü) en güzel şekilde karşıla. O zaman seninle arasında düşmanlık olan kişi, samimi bir dost gibi olur.

41/FUSSİLET 35: Ve mâ yulakkâhâ illâllezîne saberû, ve mâ yulakkâhâ illâ zû hazzın azîm(azîmin).

Ona (kötülüğü iyilikle karşılama hasletine), sabredenlerden ve hazzul azîm (en büyük haz) sahiplerinden başkası ulaştırılmaz.


“Onlar ki Allah’a teslim oldum deyip de Allah’a çağırırlar. Onlardan daha güzel sözlü kim vardır? Kötülükle iyilik (seyyiat ile hasenat) bir olur mu? Seyyiata hesanatla cevap vermek yetkisi herkese verilmez. Onlar, hazz’ul azîm’in sahipleridir.”

İrşad makamı ve iradenin teslimi, bu Fussilet Suresinin 33, 34 ve 35. âyet-i kerimelerinde net olarak dile getirilmiş.

İşte salâh makamının 5. kademesi ve hikmetin ötesi. İradenizin de Allah’a teslim edildiği yer sizin -eğer resûllerden birisi değilseniz, devrin imamı değilseniz- ulaşabileceğiniz son mertebe olacaktır. Onun ötesi sadece seçilmişlerin yeridir.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, her şey öylesine güzel ki. Allahû Tealâ’ya nasıl hayran olmazsınız? O her şeyin sahibi ve her şeyin en güzelini size vermeye hazır. Ama kanunu var: Neye lâyıksanız sadece onu alabilirsiniz. Yani liyakat ve mükâfat eşitliği. Bu eşitlik hayatınızın hiç bir noktasında zedelenmez.

Allahû Tealâ’nın hepinizi en yüksek liyakat seviyelerine çıkartmasını, en yüksek mükâfatların sahibi kılmasını, irşadın ötesine ulaştırarak irşad etme yetkisini sizlere tevdi etmesini, Yüce Rabbimizden dileyerek, sözlerimizi inşallah burada tamamlamak istiyoruz.

Allah hepinizden razı olsun.

İmam İskender Ali M İ H R