}
Cuma Hutbesi (Fâtiha Suresi) 21.02.2003
Mp4 Mp3 Link

Sohbet Kodu: 105731


SOHBETİN ADI: CUMA HUTBESİ (Fâtiha Suresi)
TARİHİ: 21.02.2003

Allahû Tealâ, Fâtiha Suresinde şöyle buyuruyor:

1/FÂTİHA-1: Bismillâhir rahmânir rahîm.

Rahmân ve rahîm olan Allah'ın ismi ile.

1/FÂTİHA-2: El hamdu lillâhi rabbil âlemîn (âlemîne).

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’adır.

1/FÂTİHA-3: Er rahmânir rahîm(rahîmi).

Rahmân’dır, Rahîm’dir.

1/FÂTİHA-4: Mâliki yevmid dîn(dîne).

Dîn gününün mâlikidir.

1/FÂTİHA-5: İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu).

(Allah'ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (mürşidimizi) isteriz.

1/FÂTİHA-6: İhdinâs sırâtel mustakîm(mustakîme).

(Bu istiane'n ile) bizi, SIRATI MUSTAKÎM'e hidayet et (ulaştır).

1/FÂTİHA-7: Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn(dâllîne).

O yol (SIRATI MUSTAKÎM) ki; üzerlerine nimet verdiklerinin yoludur. Üzerlerine gadap duyulmuşların ve dalâlette kalmışların (Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin) yolu değil.


Bu, günde 5 vakit namaz kılanların, sünnetleri de kılıyorlarsa günde 40 defa okumak mecburiyetinde oldukları Fâtiha Suresi neden bahsediyor? Sıratı Mustakîm’den bahsediyor. Sırat; yol demek, mustakîm; istikamet üzere olan demek. Bir istikamet söz konusu. Kime istikamet? Allah’a. Hicr Suresinin 41. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ buyuruyor ki:

15/HİCR-41: Kâle hâzâ sırâtun aleyye mustekîm(mustekîmun).

Allahû Tealâ şöyle buyurdu: “İşte bu, Bana yönlendirilmiş (Bana ulaştıran) yoldur.”


sırâtun aleyye mustekîm: Bana istikametlenmiş yol
(Allah’a istikametlenmiş yol, ruhunuzu Allah’a ulaştıracak olan yol).

Bu, Sıratı Mustakîm müessesesine dikkatle bakın. Sıratı Mustakîm, 4 tane sebîlden oluşur. 2 yatay, 2 de dikey sebîl. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse, Allahû Tealâ ona 10 tane ihsan verir. 10. ihsanı; o kişi mürşidini sorduğu zaman Allahû Tealâ’nın o kişiye mürşidini göstermesidir. Öyleyse 10 ihsandan 10.’su, bir kişinin Allahû Tealâ tarafından mürşidini görmesidir. Sonra ne yapar? Bu kişi, Allah’ın kendisine gösterdiği mürşide ulaşır. Ulaşırsa ne olur? Tâbî olur. Tâbî olduğu zaman, devrin imamının ruhu onun başının üzerine gelir. Gelir ve ne yapar? O kişinin ruhuna der ki: “Senin Allah’a mülâki olma günün, yevm’et talâkın geldi. Vücudu terk et. Allahû Tealâ tarafından bununla görevlendirildim. Sana bunu söyleyerek seni Allah’a göndermekle. İşte emri tebliğ ediyorum. Allah’ın emrinden, bunu tebliğ etmekle görevlendirilmiş olarak buraya geldim. Senin yerinde bundan sonra ben bulunacağım. Bu kişinin başının üzerinde bugünden itibaren ben, bir muhafızım.”

Allahû Tealâ insanları 2’ye ayırıyor:

1- Başının üzeride muhafız olanlar.
2- Olmayanlar.

Ve âyet-i kerimede, Allahû Tealâ buyuruyor ki:

6/EN'ÂM-107: Ve lev şâallâhu mâ eşrakû, ve mâ cealnâke aleyhim hafîzâ(hafîzan), ve mâ ente aleyhim bi vekîl(vekîlin).

Şâyet Allah dileseydi, şirk koşmazlardı. Seni onların üzerine muhafız yapmadık. Sen, onlara vekil de değilsin.


“Seni, o başının üzerinde muhafız olmayanlara muhafız tayin etmedik.”

Öyleyse 2 nevi insandan Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin başının üzerinde hiçbir zaman bir muhafız bulunmayacaktır. Muhafız demekle neyi kastediyoruz? Allahû Tealâ diyor ki:

50/KAF-31: Ve uzlifetil cennetu lil muttekîne gayra baîdin.

Ve cennet, takva sahipleri için uzak olmayarak yaklaştırıldı.

50/KAF-32: Hâzâ mâ tûadûne li kulli evvâbin hafîz(hafîzin).

İşte size vaadolunan şey budur (cennettir). Bütün evvab (ruhu Allah’a ulaşarak sığınmış), ve hafîz olanlar (başlarının üzerine devrin imamının ruhu ulaşmış olanlar) için.


“Cennet, takva sahiplerine uzak olmayarak yaklaştırıldı. İşte vaad olunduğunuz cennet budur; bütün evvab olanlar ve hafîz olanlar için.”

Evvab demek; meaba, sığınağa ulaşmış ve sığınmış demek. Kimin ruhu vücudundan ayrılır da Allah’a ulaşırsa bu yolculuk, Sıratı Mustakîm üzerinden gerçekleşir. Sıratı Mustakîm’in sonunda mutlaka Allah’a ulaşmak söz konusudur. Ruhun, yaptığı yolculuğun sonunda Allah’a ulaşması söz konusudur. Böyle bir insan, evvab adını alır. Allah’ın Zat’ı meabdır, sığınaktır. Âli İmrân Suresinin 14. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ buyuruyor ki:

3/ÂLİ İMRÂN-14: Zuyyine lin nâsi hubbuş şehevâti minen nisâi vel benîne vel kanâtîril mukantarati minez zehebi vel fıddati vel haylil musevvemeti vel en’âmi vel hars(harsi), zâlike metâul hayâtid dunyâ, vallâhu indehu HUSNUL MEÂB(meâbi).

İnsanlara, "kadınlara, oğullara, kantar kantar biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, hayvanlara ve ekinlere olan sevgiden oluşan" şehvetleri (aşırı düşkünlükleri) güzel gösterildi. Bunlar, dünya hayatının menfaatleridir. Ve Allah, O'nun katındaki en güzel sığınaktır.


vallâhu ındehu husnul meâb: Andolsun ki (yemin olsun ki) Allah, Allah’ın katındaki en güzel (ahsen) sığınaktır.

Bu sığınağa ulaşmış olan bir ruh, Allah’ın Zat’ında yok olur. Böyle bir insan, Allah’a sığınmış olan, meaba sığınmış olan mânâsına gelen “evvab” kelimesiyle Kur’ân-ı Kerim’de anılır. Kaf- 32’de bir başka ifade daha var; hafîz; muhafaza altına alınmış demek, başının üzerinde onu koruyan bir ruh var demek. Devrin imamının ruhu kimin başının üzerinde gelip yerleşmişse, o kişi Allah’ın indinde hafîz’dir, muhafaza altına alınmıştır. Başının üzerinde onu bütün negatif faktörlerden koruyan, büyüden, hüddamdan, şeytanın her türlü etkisinden koruyan bir muhafız vardır. İşte bu noktadan itibaren o kişi, hafîzdir; muhafaza altına alınmış kişidir. Sadece muhafaza altına alınmış insanlar, Sıratı Mustakîm’in üzerinde olabilirler.

Sıratı Mustakîm dediğimiz müessese;

* 14. basamaktan başlayan, 21. basamağa kadar devam eden bir reel yolu (bir gerçek yolu), ruhun takip ederek Allahû Tealâ’ya ulaştığı bir gerçek yolu ifade eder ruh için.

*Gene 14. basamaktan başlayıp 25. basamakta son bulan, reel olmayan, sadece kemâl derecelerinde olgunlaştıran bir ikinci Sıratı Mustakîm’i ifade eder. Bu, fizik vücudunuzun Sıratı Mustakîm’idir.

*Sıratı Mustakîm müessesesi, bir defa daha geçerlidir. Gene 14. basamaktan başlayan, 27. basamağa kadar devam eden, nefsinizin kemâl derecelerinde olgunlaşmasını temin eden, üçüncü bir Sıratı Mustakîm.

*Ve gene 14. basamaktan başlayan, 28. basamağın 5. kademesinde sona eren, iradenize ait olan bir dördüncü Sıratı Mustakîm.

Hepsi de Sıratı Mustakîm. Allahû Tealâ’nın Hicr Suresinin 41. âyet-i kerimesinde söylediği “Bana istikametlenmiş Sıratı Mustakîm,” 14. basamaktan başlayan 21. basamakta son bulan Sıratı Mustakîm.

Fâtiha Suresinde Allahû Tealâ, bütün Sıratı Mustakîm’leri almış. Ama bir işaret veriyor. İşarete dikkatle bakalım. Ne diyorsunuz Allahû Tealâ’ya? Dikkat edin, bütün âyetler bize Allah’ın emirleridir, Allah’ın bize seslenişidir. Ama Fâtiha Suresi, bizim Allah’a seslenişimizdir. Bizlere verilen bir haktır, bir açıştır, bir fetihtir. Kur’ân-ı Kerim’in fethi, açılışı, Fâtiha Suresiyle başlar. Fâtiha Suresi, bizim Allah’a söylediğimizdir. Söylediğim gibi normal şartlarda namaz kılan insanlar, günde 40 defa bu Fâtiha’yı okumak mecburiyetindedir.

Orada ne diyoruz Allahû Tealâ’ya?

1/FÂTİHA-5: İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu).

(Allah'ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (mürşidimizi) isteriz.


iyyâke na’budu: Yalnız Sana kul oluruz.
ve iyyâke nestaîn: Ve yalnız Senden istiane isteriz.

Ne demek istiane? İstiane kelimesi, size mutlaka Sıratı Mustakîm’i hatırlatmalı. İstiane, Allah’tan mürşidinizi istemenizi ifade eder. İstiane, Allah’tan mürşidinizi istedikten sonra, sizi nereye ulaştıracaktır; Fâtiha Suresi onu söylüyor.

1/FÂTİHA-6: İhdinâs sırâtel mustakîm(mustakîme).

(Bu istiane'n ile) bizi, SIRATI MUSTAKÎM'e hidayet et (ulaştır).


“Bize istianenle mürşidimizi göster. Biz ona tâbî olalım. Devrin imamının ruhu başımızın üzerine gelsin ve Sıratı Mustakîm’in üzerinde olalım. Bizi Sıratı Mustakîm’e hidayet et, ulaştır.” diyoruz Allahû Tealâ’ya.

Sonra tarif veriyor Allahû Tealâ:

1/FÂTİHA-7: Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn(dâllîne).

O yol (SIRATI MUSTAKÎM) ki; üzerlerine nimet verdiklerinin yoludur. Üzerlerine gadap duyulmuşların ve dalâlette kalmışların (Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin) yolu değil.


sırâtallezîne en’amte aleyhim: O yol ki (o Sıratı Mustakîm ki); başlarının üzerinde ni’met olanların yoludur sadece.
gayril magdûbi aleyhim: Üzerlerine gadap duyduklarımızın yolu değildir.

Allahû Tealâ;

“Kâfirlere gadap duyarız.” diyor.
“Kalbinde îmân yazmayanlara gadap duyarız.” diyor.
“Küfür üzere olanlara gadap duyarız.” diyor.
“Allah’a ulaşmayı dilemeyenlere gadap duyarız.” diyor.

Ve diyor ki: “Sıratı Mustakîm, Allah’ın gadab duyduklarının yolu değildir.”

Sonunda bir işaret daha koymuş; “ve leddallin: Dalâlette olanların da yolu değildir.” diyor.

Hidayetle dalâletin ayrıldığı noktaya dikkatle bakın. 2 türlü insan yaşar:

1- Allah’a ulaşmayı dileyenler.
2- Allah’a ulaşmayı dilemeyenler.

Bütün Sıratı Mustakîm’lerin başlangıcı, Allah’a ulaşmayı dilediğiniz noktada teşekkül eder. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse o, demin söylediğimiz 2 yatay, 2 dikey yoldan teşekkül eden Sıratı Mustakîm’in üzerinde olmaz ama başka bir Sıratı Mustakîm’in üzerinde olur. Onu cehennemden kurtaracak olan başka bir Sıratı Mustakîm. Bu Sıratı Mustakîm’in üzerinde yolculuk yapılmaz. Bu Sıratı Mustakîm, konunun başlangıcıdır. Kim Allahû Tealâ’ya ulaşmayı dilerse, dilediği anda birinci kulluk sahibi olmuştur.

Dikkat edin; İslâm’ın 7 tane safhası var, 4 tane de teslimi. 7 safhanın her biri, bir Sıratı Mustakîm üzerinde sizi hedefe ulaştırır. Bu 7 safhadan sadece bir tanesi, 14. basamaktan 21. basamağa kadar olan kesimi, 4 sebîlden oluşan, herkesin düşündüğü gerçek; reel Sıratı Mustakîm’dir. Bu Sıratı Mustakîm ruhunuzu alır, Allah’a kadar ulaştırır. Allah’ın Zat’ına ulaştırır. Bu, 7 tane safhadan sadece bir tanesini ifade eder.

Öyleyse ondan evvel,

* Başlangıçtaki ilk 7 basamakta bir Sıratı Mustakîm’iniz var.
* 7 basamaktan 14. basamağa kadar 2. Sıratı Mustakîm’iniz var.
* 14. basamaktan 21. basamağa kadar 3. Sıratı Mustakîm’iniz var.
* 21. basamaktan 25. basamağa kadar, aslında 14. basamaktan başlamış olan ama hâlâ devam eden, fizik vücudunuza ait olan Sıratı Mustakîm var.
*25. basamaktan 27. basamağa kadar gene mevcut olan, 14. basamaktan itibaren; ama asıl etkenliğini 25. basamakla 27. basamak arasında sürdüren bir başka Sıratı Mustakîm var; nefsinizin Sıratı Mustakîm’i.
*Sonra iradenizin Allah’a teslimini kapsayan bir 7. Sıratı Mustakîm.

Hepsi Sıratı Mustakîm’dir yani istikamet üzere olan sıratlar, yollar.

Bu dizayn içerisinde, Allahû Tealâ’nın bütün insanları kurtuluşa ulaştıracak olan reçetesinin muhtevasına baktığımız zaman, mutlak olarak Sıratı Mustakîm’i bir kurtuluş reçetesi olarak görüyoruz, bir kurtuluş çaresi olarak görüyoruz, bir kurtuluş sebebi olarak görüyoruz. Sıratı Mustakîm varsa, kişi Allah’ın yolundadır. Sıratı Mustakîm varsa o kişi, kurtulmuştur. Sıratı Mustakîm yoksa; hayır. İster Allahû Tealâ adına “Sıratı Seviyye” desin, “Sıratı Seviyye Mustakîm” desin, isterse “Sıratı Mustakîm” desin, başka isimler kullansın, “Tarîki Mustakîm” desin, hepsi Allah ile sizin aranızda bir kurtuluş ifade eden bir mânâya mutlaka sahiptir. Ne zaman Allahû Tealâ, “Sıratı Cehîm” derse, o zaman cehenneme giden bir yol tuttuğunuz anlaşılır. Dikkat edin ki sadece Sıratı Mustakîm üzerinde olmayanlar Sıratı Cehîm üzerindedirler, Allah’a ulaşmayı dilemeyenler, dilemeyenlerin her türlüsü. İsterse o kişi sadece kendini yakmasın, başka insanları da Allah’ın yolundan ayırsın, isterse sadece hiç farkına bile varmadan Allah’a ulaşmayı dilemesin, hepsinin gideceği yer ne yazık ki cennet olamıyor.

Cennetin bir tek anahtarı var, tek bir anahtar; Allah’a ulaşmayı dilemek.

Eğer bir insan Allah’a ulaşmayı dilemiyorsa, vasıf adına ne geliyorsa aklınıza, sayın. Hepsini terazinin bir tarafına koyun, kişiyi insan yapan vasıflar, hepsinin sahibi olsun o kişi; günde 5 vakit namaz kılsın, İslâm’ın bütün şartlarını yerine getirsin, aklınıza ne geliyorsa terazinin bir tarafına onların hepsini koyun, öbür kefesine sadece bir dilek koyun; Allah’a ulamayı dilemek. Sadece Allah’a ulaşmayı dileyen, sadece bir tek dileğin sahibi olan kişi, o kurtulacaktır. Öyleyse Allah’ın söyledikleri önemlidir.

Biz insanlar kendi muhakemelerimizden, “Olur mu yani?” deriz, “Adam 80 yaşına kadar yaşamış, 15 yaşında aklı başına gelmiş. O günden itibaren her şeyi yapmış. Namazını kılmış, orucunu tutmuş. İslâm’ın 5 şartını yerine getirmiş ve de sen bu adamın cehenneme gideceğini söylüyorsun.” Hayır, sevgili kardeşlerim, ben söylemiyorum, O söylüyor. Kurtuluş yok.

Onun için sizlere sesleniyorum; sizler Allah’ın bahtlı kullarısınız ki bu ilmi alıyorsunuz. Allah’tan alıyorsunuz. Neyin ne olduğunu bilerek Allah’ın yoluna çıktınız. Ve her gün bu bildiklerinizin en sağlam temeller olduğunu, her geçen gün biraz daha güçle, kuvvetle anlıyorsunuz. Tahkik ettiğiniz her yeni âyet, aynı hakikati bir defa daha haykırıyor. Ve acımak duyuyorsunuz, bu hakikatleri bilmeyen insanlara. Bilmeden, Allah’ın yolunda olduğunu zanneden insanlara, onlara açıyorsunuz bütün kapıları, söylüyorsunuz anlattıklarımızı. Ama çoğu size inanmıyorlar.

Sevgili kardeşlerim, insan kendi seçimiyle kendisini kurtaracak olan yegâne mahlûktur. Öyleyse seçim müessesesine dikkat edin. Ya doğruyu seçeceksiniz, ya yanlışı seçeceksiniz. Eğer doğruyu seçecekseniz, seçmişseniz, bilin ki konumuzla alâkalı bir noktadasınız. Sıratı Mustakîm’in hangisi olursa olsun Sıratı Mustakîm’lerden, ama birincisinin üzerindesiniz, mutlak bir Sıratı Mustakîm’in üzerindesiniz.

Peki, tamamladınız, iradenizi de Allah’a teslim ettiniz. 7 tane Sıratı Mustakîm’i bitirdiniz; neredesiniz? Boşlukta mısınız? Hayır, Allahû Tealâ sizi gene Sıratı Mustakîm’in üzerinde kabul ediyor. Sıratı Mustakîm’in üzerinde olmayanlar, Sıratı Mustakîm’den dalâlete düşenlerdir. Ya Sıratı Mustakîm’e hiç ulaşmamışlardır veya Sıratı Mustakîm’e ulaşıp, ruhlarını Allah’a ulaştırdıktan sonra dalâlete düşmüşlerdir; fıska düşmüşlerdir.

Öyleyse her hâlükârda 2 tane alternatif söz konusu:

Sıratı Mustakîm’in üzerinde olmak; 1. alternatif.
Olmamak; 2. alternatif.

İnsanların ne yazık ki çok büyük bir kısmı, her devirde Sıratı Mustakîm’in üzerinde olmayanlardır. Onun için Allahû Tealâ’ya hamdedin, çok hamdedin, çok şükredin ki sizler, Sıratı Mustakîm’in üzeridesiniz. Ve Allahû Tealâ’nın sizler için söylediği şey; “Onların çoğu evliyadır” ifadesi. Bunu, O söylüyor. Öyleyse Allah’a ulaşmayı dilemek bir kurtuluştur. Hangi noktasında olursanız olun yolun, ama kurtuldunuz. Sıratı Mustakîm dediğimiz zaman, bunun, kurtuluşun Kur’ân’daki simgesi olduğunu hatırlayacaksınız. Allah’a ulaşmayı dilediğiz an, Sıratı Mustakîm’in üzerindesiniz. Allah’a ulaşmayı dilediğiniz an, birinci kulluğun sahibisiniz. Sıratı Mustakîm’in üzerinde olanlar, sadece Allah’ın kullarıdır.

Öyleyse sözlerime dikkat edin. Sıratı Mustakîm’in üzerinde olanlar, sadece onlar Allah’ın kullarıdır. İşte Zumer Suresinin 17. âyet-i kerimesi:

39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâdi.

Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!


Sahâbe için diyor ki Allahû Tealâ: “Onlar, şeytana kul olmaktan ictinab ettiler. Allah’a yöneldiler; Allah’a ulaşmayı dilediler. Ve Allah’a böylece kul oldular. Kullarımı müjdele.” diyor.

Ne yapmışlar? Sıratı Mustakîm’in üzerinde olmuşlar. Hangi Sıratı Mustakîm? Demin dedik ki Sıratı Mustakîm, 14. basamakta başlıyor. Bunlar 3. basamakta. O da Sıratı Mustakîm. Sıratı Mustakîm’in çeşitli adlarını kullanıyor Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de.

19/MERYEM-43: Yâ ebeti innî kad câenî minel ilmi mâ lem ye’tike fettebi’nî ehdike sırâtan seviyyâ(seviyyen).

Ey babacığım, muhakkak ki bana, sana gelmeyen bir ilim gelmiştir! Öyleyse bana tâbî ol. Seni, Sıratı Seviye’ye (düzgün, seviyeli, Allah’a ulaştıran yola) hidayet edeyim (ulaştırayım).


İşte buradaki Sıratı Seviyye Mustakîm veya Sıratı Seviyye sadece.

Ama muhtevaya dikkatle bakın; şeytana kul olmaktan içtinab etmişler. Nerede “yunîb” kelimesi, “munîb” kelimesi, “enâbe” kelimesi gibi bu kökten gelen bir kelime görürseniz, bilin ki böyle bir kelimenin muhtevası içine giren o kişi, 1. Sıratı Mustakîm’e ulaşmıştır.

Şimdi bakınız, Zumer-54 ne diyor:

39/ZUMER-54: Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne).

Ve Rabbinize (Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O’na (Allah’a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah’a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.


“enîbû” kelimesi aynı kökten geliyor.

“Üzerinize azap gelmeden evvel…”

Hesaplayın, kıyâmet günü bir azap günü. Ölüm günü, gene bir azap günü. Ölüm gününü yanlış değerlendirmeyin sakın. Her yaptığınız günah için o 40 günlük süre içinde azap, ama her sevabınız için de bir mutluluğu yaşamak söz konusu. Sadece azaptan bahsedilir, yanlıştır. Sadece azap değildir. Ölen kişi, öldüğü gün kıyâmet günkü mizanı ona mutlaka gösterilecektir. Bütün hayatı gösterilecektir. O hayatını 40 günde yaşayacaktır bir defa daha. O 40 gün zarfında, bütün hatalarının karşısında azap, bütün sevaplarının karşısında da mutluluğu, inşirahı yaşayacaktır kişi.

Böyle bir dizaynda Allahû Tealâ’nın söylediği şeye dikkatle bakın. Bir insan için, Allah’a ulaşmayı dilediği anda bir Sıratı Mustakîm mutlaka başlamıştır. Dilemeyen hiç kimse için Sıratı Mustakîm başlamaz. İşte ne diyor Allahû Tealâ, Zumer-54’te:

“Üzerinize azap gelmeden önce, Allah’a yönelin.” Yani “Allah’a ulaşmayı dileyin ve O’na teslim olun; ruhunuzu teslim edin, fizik vücudunuzu teslim edin, nefsinizi teslim edin, iradenizi teslim edin.”

Sadece bir Zumer-54’te bütün bir Kur’ân-ı Kerim gizli. Kötülüklerden, cehennemden kurtuluş ve cennete girişin en üst kat cennete kadar bütün reçetesi, bir “teslim” fiilinde Allahû Tealâ tarafından ifade edilmiş Zumer-54’te.

Öyleyse nerede enîbû kelimesi görürseniz, munîb kelimesi görürseniz o, Allah’a yönelen birisinin ifadesidir. Ve demin söylediğimiz Zumer-54’te de bu ifade var. Ondan evvel bahsettiğimiz âyet de gene aynı kökten, Zumer Suresinin 17. âyet-i kerimesinde ne diyordu Allahû Tealâ?

“Onlar, şeytana kul olmaktan ictinab ettiler; kaçındılar ve Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler), Allah’a kul oldular. Onları, kullarımı müjdele.” diyor.

Sıratı Mustakîm müessesesinin sizin ruhunuzu Allah’a ulaştıracak olan kesiminin adı, Kur’ân-ı Kerim’de “Tarîki Mustakîm” adıyla geçer. Tarîki Mustakîm, bir tek dikey yolun adıdır. 4’e ayrılan, ruhunuzu Allah’a ulaştıran Sıratı Mustakîm’in 1. aşaması, yatay bir Sıratı Mustakîm’dir. Nerede tâbî olmuşsanız, o tâbî olduğunuz yerde ruhunuz mutlaka sizi terk eder. Devrin imamının ruhu mutlaka başınızın üzerine gelir. O, bir ni’mettir. Ve ni’met sizin başınızın üzerinde olduğu sürece endişe edecek bir şey yok. Ni’metin alınması söz konusu mu? Evet. Allah’a ulaşana kadar bir kişi, garanti altındadır. Allahû Tealâ, onu mutlaka Kendisine ulaştırır. Ama peki ya bundan sonrası; vuslattan sonrası? Vuslattan sonra eğer kişi zikrini artırmazsa, zikri olduğu yerde kalır, ondan sonra da aşağı doğru düşmeye başlarsa burada tehlike başlar. Öyleyse Allahû Tealâ’ya ulaştıktan sonra vazgeçmemek, konunun temelini oluşturur.

Kim tövbe etmişse 14. basamakta tövbe eder. O kişinin 3. basamaktan itibaren kurtuluşun içinde olduğunu düşünün. Bu, o kişinin tâbî olduğu gün 2. kat cennetidir. Dünya saadetinde henüz bir değişiklik olmamıştır. Başkalarından farklı bir mutluluk hayatı yaşayamaz. Çünkü nefs tezkiyesi henüz başlamamıştır. Peki, tâbî olduğu andan evvel Sıratı Mustakîm’in üzerinde değil kişi; tâbî oldu, Sıratı Mustakîm üzerinde; 1. sebîl. Nerede tâbî olduysanız, ruhunuz orada sizden ayrılır. Devrin imamının ruhu başınızın üzerine gelir. Ruhunuz sizden ayrılır ve devrin imamının dergâhına gitmeden önce, sizin tâbî olduğunuz kişinin dergâhına gider. Ne olur orada? Orada bir başlangıç devresi geçirecektir. Bu, yatay sebîlin 1. noktasıdır. Zaten çoğunlukla ait olunan dergâhta tâbî olunacağı için, başlangıç noktası genellikle 1. dergâhtır. Bu dergâhla devrin imamının dergâhı arasında yatay bir sebîl söz konusudur. Bu, 1. sebîl. O sebîli aşanlar, devrin imamının dergâhına ulaşırlar, altın kapının bulunduğu dergâh. Dünya üzerinde altın kapı, sadece bir tek dergâhta vardır. O dergâhta yaklaşık 4 metre yüksekliğinde, 1,5 metre genişliğinde bir altın kapı söz konusu. Üzerinde baklava dilimleri var. Bu baklava dilimleri olan kapının üzerinde ne bir tokmak ne bir kapı eli; hiçbir şey yok. Tek kanatlı bir kapı ve bu kapı otomatik olarak açılır. Sağ kanat velîsi, sol kanat velîsi arasında hem insanlar hem de cinler bulunuyor. Ondan sonra da hanımların tarafı başlıyor. Böyle bir dizaynda, kişinin Allahû Tealâ tarafından ulaştırıldığı yer, devrin imamının dergâhı. Bütün devirlerde devrin imamının mutlaka bir dergâhı ve mutlaka bir altın kapısı olması söz konusudur. Bu altın kapı, Tarîki Mustakîm’in başlangıcıdır. Sıratı Mustakîm’in 1. sebîli, yatay bir sebîldir, ana dergâha kadar gelir. Devrin imamının dergâhına kadar ulaşan bir yatay sebîldir. Ne zaman nefsinizin kalbinde %7 nur birikimini gerçekleştirebilirseniz, %7 fazilet birikimini, fazl birikimini (%2 rahmet birikimini bunun dışında tutuyoruz), o zaman hangi dergâhta olursanız olun, mutlaka o yatay sebîli takip ederek, devrin imamının dergâhına ulaşırsınız. Burası, Sıratı Mustakîm’in 1. sebîlidir.

Bu noktadan itibaren; altın kapıdan dışarıya uçarak çıktığınız andan itibaren kapı otomatik olarak açılır. Önce sağ kanat velîsi, sonra sol kanat velîsi, sonra Hanım Sultan, art arda yükselirler. Herkes yukarıda yatay bir dizi içinde yerini alır. Ve arkasından sırasına göre evliya namzetlerinin her biri altın kapıdan geçerek ayakta bir standartta, boşlukta bir sıra oluşurlar, bir saf oluştururlar. Bu sebeple Allahû Tealâ saf saf yükselmekten bahseder. Aslında herkes yukarıya doğru yükselirken, ikinci birincinin arkasında, üçüncü ikincinin arkasında değil, yukarıda boşlukta, sağdan sola doğru bir tek sıra oluşur. Bu sırada da herkes ayaktadır. Ama hiç kimsenin ayakları yere değmemektedir. Herkes boşluktadır. Bu sırada Allahû Tealâ, düz bir sırayı mutlaka tahakkuk ettirir. Bu, bir saftır. Saf olarak yukarıya doğru yükseleceksiniz. İşte burası Tarîki Mustakîm’in başlangıcıdır; altın kapıdan çıkış ve bir saf haline gelmek, ondan sonra da yukarıya doğru saf olarak yükselmek. Hiç kimse başka birinden önde değildir. Herkes aynı seviyededir. Böyle bir yükselme söz konusudur. Saf halinde yükselmekten Allahû Tealâ’nın muradı budur.

Birinci kata ulaştığınız zaman bir binanın içinde değil, dışarıda bir secde olayını yaşayacaksınız. Dışarıda, ışıklı bir zeminde bir secde olayı, seccadelerin üzerinde, o safın orada, art arda ayrı saflar vücuda getirmiş bir dizaynı oluşacaktır. Herkes orada secde eder. Bu, 1. gök katının secdesidir. İlk defa 1. kata kadar çıkabilenler, onların hepsi orada kalacaktır. Geri kalanlar, oradan yükselecektir. Tarîki Mustakîm’in 2. ayağına ulaşacaklardır, 2. katına ulaşacaklardır. 2 katta suvarılma havuzları var. Çok büyük bir salon düşünün. Önü, bizim dünyamızda cam denilen şeffaf bir nesne ile kaplanmış olsun. Bizim dünyamızdaki camların içinden kimse geçemez. Ama orada ruhlar, o camın içinden geçebiliyorlar. Öyleyse bu salonunun önünde, sağdan sola doğru uzanan sıra, yukarıya çıkan safın aynıdır. Ayakta insanlar, aynı safı kapının önünde vücuda getirirler. Sonra sağdan başlayarak, gene sağ kanat velîsi, sol kanat velîsi diye sırayla içeri girerler. İçeri girdikleri zaman, salonun o cam kapısının sol tarafındaki bir kapıdan bahsediyoruz; oradan içeri girerler. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’le beraber devrin imamı, iki kişi olarak oradadırlar. El öpülerek ileriye doğru uçulur. Ve koridorun sonundan sağa dönülür. Kapı yoktur. Sadece bir duvar, iki tarafı birbirinden ayırır ve sağ tarafa geçenler, hepsi orada gene sağ kanat velîsinden başlayarak secde ederler. Bu secdenin bitişinde, sağ kanat velîsi sağ tarafta, sol kanat velîsi ortadan daha sol tarafta, Hanım Sultan en sonda olmak üzere bir yerlerin üzerinde vaziyet alırlar. Yerden 2 metre, belki daha yüksek şeffaf havuzlar düşünün. Bizim dünyamızda cam adı verilen bir nesne ile şeffaf görünümdedirler. Yerden yüksektirler ve içindeki bal sarısı rengindeki sıvı, dışarıdan baktığınız zaman görünür. Sonra ne olur? Sonra secde edenlerin her biri, sağdan başlayarak, birer birer uçar. O havuzlar yaklaşık 80cm, 90cm genişliğinde, gene aynı derinlikte, yükseklikleri ise 2 metre 20cm civarında ve gelen ruhlar sırayla her birisi oradaki sıraya göre, bir havuzun içine girerler. Sağ kanat velîsi, sol kanat velîsi, onları başlarından o sıvının içine batırır. Düşünün, hayalinizde canlandırın olayı. Bir sıvının içine giriyorsunuz. Başınız da sıvının içinde ama hiçbir şey olmuyorsunuz. Çünkü ruhlar için nefes almak söz konusu değil. Ve başlarının üzerinde kimisinin 20cm, kimisinin 30cm, kimisinin 40-50cm boşluk var, sıvının içinde hepsi. Ama bir şey daha dikkatinizi çekecek; hiç kimsenin atlas elbisesi ıslanmaz. Herkes o sıvının içine girer, hiç kimsenin elbisesi ıslanmaz. Ve havuzlar tamamlanınca, orada bir süre kalmak durumundadırlar. Devrin imamıyla Peygamber Efendimiz (S.A.V), beraberce, o salonun sağ tarafında bulunan aynı büyüklükte bir başka salona geçerler. Orada havuz falan yok. Sadece secde edilir. Orada secde edenler kimlerdir? 7. kata çıkabilenlerdir. 7. kata çıkabilenlerin bir tarafına Peygamber Efendimiz (S.A.V), öbür tarafına devrin imamı geçerler. Ve beraberce üst katlara doğru bir yolculuğa başlarlar. Bu yolculuk, her katta onların sadece secde etmesiyle, hemen secdeden sonra yükselmesiyle gerçekleşir. 6 katı da geçerler, 7. kata ulaşırlar ve altın kapıdan geçerek 7. kapının içinde dağılım yapılır. 7. kata çıkabilenlerden kimisi, 1. âlemde yani kader hücrelerinde kalır. Geri kalanlar yollarına devam ederler. Kader hücreleri üzerinde bir yolculuk düşünün; bal peteklerinin aynı olan, sonsuza kadar uzanan diziler. Sizin diziniz sizin önünüzde, yaklaşık 60cm-70cm genişliğinde altıgen kader hücreleri, sizin kader hücreleriniz.

Hani Allah’ın evliyasından bazısı öleceği günü söyler insanlara, başında kimlerin Kur’ân okuyacağını söyler. Öldüğü gün olacak bütün olanları söyler. Allahû Tealâ, böyle bir emir vermişse söyleyebilir. Nereden biliyor? Çok basit nereden bildiği; Allahû Tealâ onu ölüm gününe ait olan kader hücresine götürmüş, oradan ölüm gününü seyretmiş kişi. Eğer emir oradan gelmişse, o zaman söyleyecektir, söylemek mecburiyetindedir. Kader hücreleriniz, geleceğe ait olan kader hücreleridir gerçekte. Sadece geleceğiniz önünüzdedir.

Altın kapıdan girdiğinizde tavanı aşacaksınız. Tavanın üst tarafında, sağınızda kader hücreleriniz var. Solunuz, kader hücrelerinizin geçmişini ifade eder. Orada bir duvar göreceksiniz. Üzerinde sıva olmayan, taşlardan oluşmuş bir duvar. O duvarın arkası, geçmişiniz. Her gün bütün bu sistem değişir. Her gün sizin için 1. kata çıktığınız, 7. kata ulaştığınız o nokta, geçmişinizle geleceğiniz arasındaki o anı temsil eder. Geleceğiniz sağda, önünüzdedir. Sağa döndüğünüz zaman geçmişinize arkanızı dönmüş olursunuz. Ve eğer o altıgen hücreleri takip ederseniz, uçarak onların üzerinde gideceksiniz. Ulaştığınız yer, Ümmülkitap’tır. Bir kısmı sadece kader hücrelerine çıkabilenlerdir. Onlar, orada kalacaklardır. Bir dağılım söz konusu olur. Herkes kendi kader hücresinin üzerine ulaşmak mecburiyetindedir. Yolculuğunuzu; kader hücrelerinden Ümmülkitab’a olan yolculuğunuzu, sadece kendi kader hücrenizin üzerinden yapabilirsiniz.

Kader hücreleri neticelendiğinde, Ümmülkitap’la karşılaşacaksınız. Ümmülkitap, bir kitaptır; ama 10 katlı bir apartman büyüklüğünde bir kitap; birinci özelliği. İkinci özelliği; kitap, boşlukta duruyor. Oraya ulaşsanız da arşı tutan melekleri, Ümmülkitab’ı boşlukta tutan melekleri orada göremezsiniz. Sadece boşlukta duran bir kitap göreceksiniz. Kitabın altında devrin imamını göreceksiniz. Dış görünüşü, biraz çevre itibariyle bilardo masasına benzeyen bir dizayn içerisinde bir kürsü düşünün. Bu kürsünün etrafında, onun sağ tarafında 30 kişi karşıya kadar ulaşıyor, sol tarafında 30 kişi; 60 kişilik bir gruba o, devamlı Ümmülkitap hakkında bilgi verir. Burada kalanlar, buraya gelip kalacaklardır. Geri kalan, yollarına devam edecektir.

3. kesim, Kudret Denizi’dir. Denizin derinliklerinde Allah’ın sırlarını, Allahû Tealâ size birer birer gösterecek. Hani şu Yunus’un “Şol kudret denizinden” dediği denizi o zaman keşfedeceksiniz. Allahû Tealâ, size onun derinliklerinde çok şeyler, sırlar gösterecek. Oradan 4. âleme geçeceksiniz. Orada Peygamber Efendimiz (S.A.V)’i, arkasından gelen 4 halifeyi, orada çok tanıdık simayı göreceksiniz; tarihin içerisinde Allah’ın üst saydıkları nebîler ve ondan sonra daha öteki, daha üst tarafa geçeceksiniz. Orada da Divan-ı Salihîn. Yuvarlak bir kubbe düşünün. 3. kat yüksekliğinde, etrafı parmaklıklarla çevrili balkonlardan oluşuyor. Böyle bir statüde orada birçok insan göreceksiniz. Orasını aştığınız zaman zikir hücrelerine ulaşacaksınız. Orada, görmediğiniz farklı bir yapıyla karşılaşacaksınız. Çünkü şu ana kadar saydığım dizayn içerisinde bütün âlemler pırıl pırıl, aydınlık. Ama zikir hücrelerinin kapısından içeriye girdiğiniz zaman, orasının loş olduğunu göreceksiniz. Hafif bir aydınlıkla aydınlanmış, çok büyük loş bir salon. Orada çok sayıda küre şeklinde hücreler göreceksiniz. Şu denizanaları var ya, onlar gibi şeffaf hücreler. Her birinin içinde oturan bir tek insan, çoğunuzun yaptığı gibi zikir yapıyorlar. Özel şekilde oturmuşlar. O oturuşlarında ayak bilekleri öyle üst üste geliyor ki, bu dünya üzerinde bir örnek olmak üzere veriyor Allahû Tealâ o görüntüyü oraya gelenlere, böyle oturun diye. Çünkü zikir yaparken öyle oturduğunuz takdirde, kan dolaşımına mâni olmayacak bir formasyon oluşturursunuz. Ayak bilekleriniz üst üste gelir ve orada dolaşıma mâni olacak olan bütün faktörleri yenmiş olursunuz. İşte ileriye doğru bakarsanız, çok sayıda zikir hücresi göreceksiniz. Yükseklikleri 2 metre, 2 metre 20cm falan, küre şeklinde şeffaf. İçerisinde oturan kişileri hepiniz göreceksiniz. Arkaya doğru düz bir sıra, sola doğru düz bir sıra. Zikir hücrelerine en sağdaki hücrenin hizasından girebilirsiniz. Kapı oradadır. Ve girdiğiniz zaman bir büyük sistemde söylediğim gibi 2 metre 20cm yüksekliğinde falan, hücrelerin içinde oturmuş çok sayıda insan ruhu göreceksiniz. Orada gördüğünüz bütün sistemlerde ruhlar söz konusudur. Ve zikir hücreleri, ulaşacağınız son yerdir. 7. kata çıkabilmişseniz, 7. katın sonu burasıdır.

Bir gün zikir hücrelerinden bir tanesindeki kişinin zikri tamamlanır. O zaman o, oradan ayrılacaktır; Sidretül Münteha’ya ulaşacaktır. Sidretül Münteha’dan da Allah’a doğru yapılan son yolculuğunu yapacaktır. Dikey bir yolculukla, 4. sebîlden Allah’ın Zat’ına ulaşacaktır; Allah’ın Zat’ında yok olacaktır. Allah’ın size verdiği ruh emanetini, onun gerçek sahibine teslim edeceksiniz. O zaman Allah’ın evliyasısınız. Evliyalık müessesesi, ruhunuzun Allah’a teslimi ile gerçekleşir.

Öyleyse neyi anlattık? Sadece 7. kata ulaşanların macerasını anlattık. Üst katlarda birer birer secde ettiklerini söyledik. 1. katla 2. katın gerçek hüviyetini verdik. 7 kat, Tarîki Mustakîm’i oluşturuyor. 3. katta 2 katlı bir mescitte ya altta, ya üstte secde edeceksiniz. Bu mescitten çıktığınız zaman, sol tarafınızda bir silindir şeklinde, yukarıya doğru sonsuza kadar yükselen bir sistem göreceksiniz. Bir silindir; silindir hüviyetinde, 3. katı 4. kata bağlayan bir menfez göreceksiniz, mihenk menfezi adı. Ve sırayla bütün ruhlar oradan içeriye girdikleri zaman, girer girmez yükselmeye başlarlar. Dikkat edin, sadece bir kişi yükselebilir. Saf halinde yükselme söz konusu değildir. 2.’nin başı, mutlaka 1.’nin ayaklarının altındadır. Yukarıya aynı hızla ulaşıldığı için hiç kimsenin başı, başka birinin ayağına değmez. Ve ruhlar, 3. kattan 4. kata ulaşırlar. 4. katta Beyt-ül Makdes’in aslı var. Orada secde edersiniz. Oraya kadar çıkabilenler, orada kalacaktır. Her kata kadar çıkabilenler orada kalır; ötekilerin 6. kata kadar çıkıp geri dönmesini beklerler. 1. kattan 6. kata kadar olan bütün çıkışlarda bekleme mutlak olarak vardır. Üst kata çıkanlar beklenir. Her kata inildiğinde onlarla beraber geriye dönülür.

4. kata baktığınız zaman Beyt-ül Makdes’in aslını göreceksiniz. Orada secde edeceksiniz. Daima bu müesseselere kapıdan uçarak girilir, kubbeden uçarak çıkılır. Kubbede kapı yoktur. O görüntünün sizin için geçerliliği yoktur. Hem fiziktir hem de fiziğin ötesidir. Kubbeden uçarak yukarı çıkarsınız. Kubbe aynen yerinde durur. 5. katta Beyt-ül Haram’ın aslında secde edersiniz. Orada kalanlar kalırlar. 6. katta değişik bir yere gireceksiniz. 6. kat karanlıktır. Bu karanlığın içinde ışıklı olan bir tek yer göreceksiniz; beyaz, çok açık yeşil bir renkte bir ışık dışarıya doğru taşıyor. Oraya ulaştığınız zaman acayip bir kapıyla karşılaşacaksınız. O kapıdan en son kim geçmişse, kapı onun siluetinin şeklini alır. Yani uzun boylu bir adam geçerken kapı yükselir, büyür, genişler. Kısa boylu bir adam geçerken kapı otomatik olarak küçülür; onun şeklini alır ve böylece Allah’a en yakın olan 7. kattan bir evvelki katta, yukarıda bulunan buz kalıbına benzer bir nur, size devamlı ışık gönderir. Ayakta sıra olursunuz. Hepinizin yüzüne ellerine ulaşan bu buz kalıbı gibi nurdan gelen ışınlar, yüzünüzü ve ellerinizi çatlatır ve renginiz, o rengi alır. Ve bu çatlakların izalesi için bir süre o ışına maruz kaldıktan sonra, yüzünüzün çatlaklarının giderilmesi için özel sistemlerde bu olay tamamlanır; burası 6. kattır. Buradaki ışın müessesesi tamamlandıktan sonra, geri dönüşünüz söz konusudur. Bir gün oraya çıkanlardan bir tanesinin derisi çatlamaz, renk de değiştirmez. O kişi, 7. kata çıkmak için hazır olan kişidir. Elbiseleri değiştirilir ve ona bir kılıç teslim edilir. Bu kılıcı yukarıya doğru kaldırarak “eûzübillâhimineşşeytanîrracîm, bismillâhirrahmânirrahîm.” diyen kişi, kubbeden yükselir. Ulaştığı yer, 7. katın altın kapısıdır. Bu altın kapı, zemin kattakinden bir değişiklik göstermez. Ama kapının altında değişiklik vardır. Çünkü 7. kattaki kapının altında 7 tane basamaktan oluşan, beyaz mermerden 7 merdiven basamağı vardır. 2 tarafında 2 tırabzan ve 5. merdivende 2 tırabzanı birbirine bağlayan 7 tane bakladan oluşan bir altın zincir göreceksiniz. Elinizdeki kılıçla o altın zincire bir defa vurmanız yeterlidir. Altın zincir mutlaka ikiye ayrılır. Ayrıldığı zaman kapı açılacaktır. O kapıdan içeriye girdiğiniz zaman fethi tamamladınız. 7. kat, fetih katıdır. Fethe nail oldunuz. Henüz ruhunuz Allah’a ulaşmadı. Ondan sonra o 7 tane âlemi geçeceksiniz. 7. âlemden sonra zikir hücrelerindeki zikrinizi tamamladığınız zaman, bütün bu müessese 3 ay, 4 ay, bilemediniz 5 ay, 6 ay sürer normal şartlar altında. Ve kişinin ruhu, 7. gök katına çıkar. Bunların hepsini tamamladıktan sonra Sidretül Münteha’ya kadar ulaşan ruh, zikir hücrelerindeki sistemi tamamladıktan sonra, Sidretül Münteha’ya ulaşır. Sidretül Münteha’da 3. sebîl tamamlanır.

1. sebîl; yataydı, tâbî olduğunuz yerle ana dergâh arasındaydı. 2. sebîl; Tarîki Mustakîm adını alıyordu; 7 tane yoldan oluşuyordu. 7 yol, 7 katı birbirine bağlayan 7 tane yol. 7. katı tamamladığınız zaman Tarîki Mustakîm yani Sıratı Mustakîm’in 2. ayağı olan dikey sebîl tamamlanıyor. Ve 7. kattan itibaren soldan sağa doğru yatay, yeni bir sebîl başlıyor. Bu 7 tane âlemden geçen, demin sizlere anlattığım âlemlerden geçen 7 yatay yolu, 7 yatay âlemi geçtikten sonra Sidretül Münteha’dan dikey bir yolculukla Allah’ın Zat’ına ulaşıyor ruhunuz ve Allah’ın Zat’ında yok oluyor.

Böyle bir dizaynda Allah’ın Zat’ında ruhunuzun yok olması, vuslat adını alır. Allah’a vasıl oldunuz. Allah’ın Zat’ında yok oldunuz. Allahû Tealâ’nın sizden istediği neydi? Size verdiği ruh adı verilen emaneti, Kendisine iade etmeniz.

Bu anlattığım, belki bir kısmınıza masal gibi gelen bu olayların hepsini, hepiniz ileride yaşayacaksınız. O zaman Allah’a daha çok şükredeceksiniz, daha çok hamd edeceksiniz. Daimî zikre ulaştıktan sonra, Allahû Tealâ bunları, gök katlarını size birer birer ihlâs makamında gösterecektir. İhlâs makamı, bütün yol boyunca olan sırları çözer. Geriye bir tek sır kalır; Allah’ın Zat’ını görmek. O, ancak iradenizi Allah’a teslim ettiğiniz zaman gerçekleştirilecek olan bir sonuçtur. O zaman Allahû Tealâ, sizi irşad makamına tayin edecektir; 7. Sıratı Mustakîm’in sonu.

Öyleyse Sıratı Mustakîm müessesesi, bu anlattığım standartlarda ruhunuzu Allah’a ulaştıran; 2 yatay, 2 dikey yoldan oluşan bir bütün oluşturur. Sadece bir katı, bir tanesi, bir dikey yolculuk yaptığınız kesim, ayrı bir isimle anılır Kur’ân-ı Kerim’de; Tarîki Mustakîm. Öyleyse Tarîki Mustakîm, Sıratı Mustakîm’in 4 yolundan (4 sebîlinden) bir tanesinin adıdır. 7 tane gök katını Tarîki Mustakîm üzerinden aşarsınız. Allahû Tealâ diyor ki:

23/MU'MİNÛN-17: Ve lekad halaknâ fevkakum seb'a tarâika ve mâ kunnâ anil halkı gâfilîn(gâfilîne).

Ve andolsun ki Biz, sizin üzerinizde 7 yol yarattık ve Biz, yaratmaktan gâfil değiliz.


ve lekad halaknâ fevkakum seb’a tarâika: Üzerinizde 7 kat yol inşa ettim (üzerinizde 7 kat yol, 7 kat tarîk inşa ettim).

Zemin katı 1. kata, 1.’yi 2.’ye ve böyle 6.’yı 7.’ye bağlayan 7 tane tarîk, üzerinizde Allahû Tealâ tarafından inşa edilmiş. Onlar, Kur’ân’ın âyetleri. Bizim anlattıklarımız, Allah’ın Bize gösterdikleri. Bunları hepiniz göreceksiniz. Allah’a talepte bulunun; kalp gözünüzü açsın. Eğer sevginiz devam ederse, eğer Allah’a güveniyorsanız, mutlaka o hedeflere ulaşacaksınız. Sahâbenin hepsi, bu söylediğim şeylerin hepsini yaşadılar ve Allah’ın evliyası oldular. Öyle bir evliyası oldular ki 7. kademeyi de tamamladılar; iradelerini de Allah’a teslim ettiler, Allah’ın Zat’ını da gördüler. Allahû Tealâ’ya dua ederiz ki hepiniz, Allah’ın Zat’ını da görerek bu hedeflerin hepsini, 7 tane Sıratı Mustakîm’i birer birer göresiniz, yaşayasınız, bütün güzelliklerden kâm alasınız. Unutmayın, bunların hepsi ayrı bir mutluluktur ve Allahû Tealâ, hepinizi sadece mutlu olasınız diye yarattı.

Allahû Tealâ’nın hepinizi sonsuz mutluluklara ulaştırmasını Yüce Rabbimizden dileyerek, sözlerimizi inşaallah burada tamamlamak istiyoruz.

Allah hepinizden razı olsun.

İmam İskender Ali M İ H R