}
Mutluluk Sohbeti 23.08.2004
Mp4 Mp3 Link

Sohbet Kodu: 108318

SOHBETİN ADI: MUTLULUK
TARİHİ: 23.8.2004


Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım, Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki işte gene birlikteyiz. Bir çok şeylerin, olayların ardından gene birlikteyiz. Gene mutluluğu terennüm etmek üzere, mutluluk şarkıları üzerine.

Mutluluk, sizlerin sembolünüz olsun sevgili kardeşlerim. Alâmet-i farikanız olsun. Sizler mutluluğu yaşayarak bütün dünyaya mutluluğu; gerçek mutluluğu; Allah’ın mutluluğunu öğreteceksiniz.
 
Mutluluk, kuru bir lâf değildir. Mutluluk bir bütünü ifade eder. A’dan Z’ye her şeyinizle mutlu olmak… Yüzeysel de baksanız, derinlemesine de baksanız, boyutlarına baksanız mutluluğun, hepsini ayrı ayrı açıdan değerlendirdiğiniz zaman Allah’ın size verdiği mutluluk reçetesi ile karşılaşacaksınız. O mutluluk reçetesi, eksiksiz bir bütündür ve kim, o reçeteyi tatbik sahasına koyarsa, mutlaka bu dünyadaki en mutlu insanlardan birisi olur. Etrafına örnek olur, insanlar ondan mutluluğu öğrenirler.

Sevgili kardeşlerim, bu, bir bütün olaydır. Allah’a ulaşmayı dilemekten başlayıp, iradenin teslimine kadar uzanan; ruhun, vechin, nefsin ve iradenin teslimini muhtevasına alan bir bütün müessese; bütünleşmiş bir kurum; mutluluk. Neyle bütünleşmiş, kimle bütünleşmiş? Neyle bütünleşmiş? Yerlerle, göklerle, kâinatla. Kimle bütünleşmiş? Allah’la.

Öyleyse sevgili kardeşlerim, yerler ve gökler durdukça insanlar, bizim gezegenimiz gibi gezegenlerde yaşayacaklardır. Bir defa daha altını çizerek söylüyorum; sanmayın ki biz bu dünyamızda insan olarak tek başına yaşayanlarız. Allahû Tealâ 17 âyet-i kerimede, “Göklerdeki insanlar” buyuruyor, “Yerlerdeki insanlar” buyuruyor ve “Aralarındaki insanlar” buyuruyor. Bütün kâinatta bizim gibi insanlar vardır, hepsi de sadece Allah’ın bütün kâinatlardaki tek dînini yaşadılar yani Allah’a ulaşmayı dilemekten başlayan, sonra mürşide tâbiiyetle, teslimle gelişen, ruhu Allah’a teslimle devam eden, fizik vücudu, nefsi Allah’a teslim ile sonuca doğru yaklaşan ve irşada ulaşıp iradeyi teslim etmekle sonuca varan, 7 tane safhadan ve 4 tane teslimden oluşan bir müessese. İnsanlar mı? Bütün dînleri yaşayan insanlar, dînsizler, bunları çoktan unutmuşlardır. Dînsizlerin zaten bunlarla alâkası yoktur. Ama dînlerini yaşadıklarını zannedenlere biz çok acıyoruz, gözlerimiz yaşarıyor. Sevgili kardeşlerim, bu insanlar samimiyetle, tertemiz duygularla Allah’a karşı vazifelerini yaptıklarını düşünüyorlar. Şeytanın insafsız, hain tuzağına düşmüş vaziyette insanlık. Sadece İslâm âlemi değil, bizden evvel Hrıstiyanlar düşmüş, onlardan evvel de Yahudiler düşmüş ve korkunç bir tuzak.

Biliyor musunuz sevgili kardeşlerim, zamanın hiç bir devresinde ikinci bir dîn hiç olmamıştır, sadece bir tek dîn olmuştur. Dîn, tekâmül etmez. Tekâmül; olgunlaşma hüviyetindeki bir gelişme dînde mevcut değildir; çünkü dîn ilâhîdir yani başını ve sonunu bilen tarafından indirilmiştir. Daha ötesi yoktur. Dînde gelişme, dînde tekâmül, başka başka dînler; hayır hiç birisi söz konusu değildir. Allahû Tealâ Âdem (A.S)’a dîn adına ne öğretmişse, son peygamber olan Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’e indirdiği kitapta da aynı şeyleri indirmiştir. Ondan evvel Hz. Musa’ya, Hz. İsa’ya, Hz. İbrâhîm’e, Hz. Nuh’a verdiği şeriat da aynı şeriattır. Hiç bir değişiklik oluşturmamıştır Allahû Tealâ, şeriatta yani Allah ile olan ilişkilerde.

Sevgili kardeşlerim, evvela şunu yerli yerine oturtun; evvela bilin ki şu kâinatta Allah’ın en çok sevdiği varlıklar, en çok sevdiği mahlûku insandır yani sizlersiniz. Onun icin şu kalbinizi huzur içinde hissedin. Mutlu hissedin kendinizi ki siz, Allah’ın en sevdiği mahlûklarısınız; çünkü insansınız. Sizler üstünsünüz; hayvanlardan, cinlerden, şeytanlardan, hepsinden üstünsünüz. Allah’ın katında en üstün sizsiniz. Peki, neden üstünsünüz? Çünkü ne şeytanlarda ne cinlerde ne de meleklerde mevcut olmayan bir emanetiniz var; ruhunuz. Size Allahû Tealâ tarafından üfürüldü.

Öyleyse muhtevaya baktığımız zaman şeytanın her zamanki üçkâğıtçılığını görüyoruz. Allahû Tealâ’nın emrine itaat etmiyor. Allahû Tealâ buyuruyor ki: “Ona hayat verdim ve ona ruhumdan üfürdüm, şimdi hepiniz onun önünde secde edin (ona ruhumdan üfürdüm).”  Yani  “O, Bana ait bir emanet taşıyor; ruh. Ve bu emanet ey melekler, sizde yok. Ey cinler, sizde yok, ey şeytan, sende de yok.” diyor Allahû Tealâ.

İnsanı meleklerden de cinlerden de şeytanlardan da üstün kılan, Allah’ın ruhunun insanoğluna emanet olarak üfürülmesidir. Bu sebeple, iblisin dışındaki bütün melekeler Âdem (A.S)’a secde ettiler. Peki, Allahû Tealâ: “Ya iblisu” diye başlıyor, “Ey iblis! Hepinize emretmeme rağmen, seni bu emre rağmen Âdem (A.S)’a secde etmekten alıkoyan şey nedir?” diyor Allahû Tealâ. Şeytanın cevabı, diyor ki: “Sen beni dumansız ateşten yani bir başka ifadeyle enerjiden yarattın. Onu ise çamurdan yarattın; salsalin adı verilen bir balçıktan yarattın, ben ondan üstünüm.”

7/A'RÂF 12: Kâle mâ meneake ellâ tescude iz emertuke, kâle ene hayrun minhu, halaktenî min nârin ve halaktehu min tîn(tînin).

(Allahû Tealâ) şöyle buyurdu: “Sana (secde etmeyi) emrettiğim zaman, seni secde etmekten men eden nedir?” İblis: “Ben ondan hayırlıyım,beni ateşten ve onu nemli topraktan (balçıktan) yarattın.” dedi.


Dikkat ediyor musunuz sevgili kardeşlerim? Allah’ın ölçüsü ne? “Ona ruhumdan üfürdüm, şimdi ona secde edin.” diyor. İblis de diyor ki: “Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın.” Ateşten yaratılan ve çamurdan yaratılan fizik vücutlar. Şeytan da nefs taşıyor, insan da nefs taşıyor;  onda da problem yok. Ama iş ruha geldiği zaman orada durun. Ruh, Allah’ın bir emanetidir ve yarattığı bunca mahlûktan sadece insana nasip kılmıştır ruhu, insana vermeyi uygun görmüştür. Öyleyse iblis, fizik vücutlar üzerinde değil, Allah’ın verdiği emanetler açısından bir mukayese yapmamış mıdır? Yapmıştır; ama doğruyu söylemesi de onun, 19 afetin en üst zirvede kapladığı bir mahlûk olarak afetler onu bütünüyle sarmış durumdadır. Kıyâmete kadar da o afetlerle hep Allah’ın hoşuna gitmeyen ters işlemler yapacak ve mutlaka cehennemde cezalandırılacaktır. Cezalandırıldığı zaman da insanlar kendisine çattığı zaman, diyecek ki: “Bir dakika, siz bana ne diye çatıyorsunuz? Ben size emrettim mi? Size zorla mı yaptırdım dediklerimi? Hayır. Ben size teklifte bulundum.” Şurasını da gene söylemeyecek; biraz da sizi kandırmak icin gayret ettim; orasını söylemiyor. Çünkü kıyâmet günkü olayı Allahû Tealâ anlatıyor. Bu söylediğim kelimeleri kullanacak iblis o gün; “O zaman bana levm etmeyin, bana kızmayın, bana kinlenmeyin; kendi nefsinize kızın.”

14/İBRÂHÎM 22: Ve kâleş şeytânu lemmâ kudıyel emru innallâhe vaadekum va’del hakkı ve vaadtukum fe ahleftukum, ve mâ kâne liye aleykum min sultânin illâ en deavtukum festecebtum lî, fe lâ telûmûnî ve lûmû enfusekum, mâ ene bi musrihikum ve mâ entum bi musrihiyy(musrihiyye), innî kefertu bi mâ eşraktumûni min kabl(kablu), innez zâlimîne lehum azâbun elîm(elîmun).

Şeytan, emir yerine getirildiği zaman şöyle dedi: “Muhakkak ki; Allah, size “hak olan vaadini” vaadetti. Ve ben de size vaadettim. Fakat ben, vaadimden döndüm. Ve ben, sizin üzerinizde bir güce (sultanlığa, yaptırım gücüne) sahip değilim. Sadece sizi davet ettim. Böylece siz, bana icabet ettiniz. Artık beni kınamayın! Kendinizi kınayın! Ve ben, sizin yardımcınız değilim. Siz de, benim yardımcım değilsiniz. Gerçekten ben, sizin beni ortak koşmanızı daha önce de inkâr ettim. Muhakkak ki; zalimlere acı azap vardır.”


Gerçekten iblis kimseye zorla hiçbir şey yaptıramaz ama teklifte bulunur; Allah’ın yasak ettiği fiilleri süsler püsler ve insanları o tarafa doğru itmeye, kandırmaya çalışır. O içinizdeki iblisin sesine dikkat edin. Sevgili kardeşlerim, ne zaman bir şeyi yapmaya karar verdiyseniz, mesela gözlüğü alacaksınız, almak istediginiz zaman içinizden bir ses onu almanıza mani olmak için herakete geçer. Eğer tam uzanırken aklınıza başka bir şey getirerek, onun ikinci plânda kalmasını temin edebilirse, sizi kararınızdan caydırmıştır. Bu, onun için bir başarıdır. Sakın bir karar verdiğiniz zaman yapmamazlık etmeyin. Her seferinde şeytanı yenmenin o müstesna huzurunu yaşayın. Başka insanları yenmek, onlara hâkim olmak Allah’ın kesinlikle emretmediği bir şeydir, yasak ettiği bir husustur. Yenmek deyince güreşteki yenmekten bahsetmiyorum; nefs açısından bir karşılaştırma yapıyoruz. Allahû Tealâ, insanları mahcup etmenizi istemiyor. Onları gururunuzla yenerek başkalarının karşısında küçük düşürmenizi istemiyor. Herkese yardımcı olmanızı istiyor, tevazu sahibi olmanızı istiyor. Gurur ve kibir, nefsinizin en büyük afetlerindendir; ama tevazu ruhunuzun büyük hasletidir.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, Allahû Tealâ bütün insanları mutlu olsunlar diye yaratmıştır. İstediği şey, bütün insanların şu dünyada dünya mutluluğunu mutlaka yaşamalarıdır; hem de Allahû Tealâ sonuna kadar emretmiş yani bihakkun takvanın sahibi olup da kesintisiz bir mutluluğu; iç dünyanızda, dış dünyanızda ve Allah ile olan ilişkilerde kesintisiz bir mutluluğu yaşayabilmenizi istiyor Allahû Tealâ. İşte sevgili kardeşlerim, bu kesintisiz mutluluk; ancak nefsinizdeki bütün afetleri temizledikten sonra gerçekleşebilir. Öyleyse o noktaya gelin. Ruhunuzu teslim edin, burası nefsinizin yarı yarıya temizlendiği bir yerdir; %51. Fizik vücudunuzu Allah’a teslim edin; %81 temizlik.  Nefsinizi Allah’a teslim edin; %100 temizlik. Bundan sonra iradenizi Allah’a teslim etmek kalır. Teslimler hayatınızın bir parçasıdır. Teslimler, mutluluğunuzun bir parçasıdır.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, her şey öylesine güzel ki. Bu teslimler müessesesine baktığımız zaman Allahû Tealâ’nın neden bizim Allah’a teslim olmamızı istediğine dikkatli bir nazar atfettiğiniz zaman; onu analiz etmek üzere harekete geçtiğiniz zaman muhteşem bir olgu göreceksiniz. Allahû Tealâ, sizin sadece mutlu olmanızı istiyor. Bunun için diyor: “Ruhunu teslim et.” Çünkü burada, cennet mutluluğunun 3. katındasınız, dünya mutluluğunun da yarısına sahipsiniz. Diyor ki:  “Yetmez, fizik vücudunu da teslim et.” Dünya saadetinin %80’ini de aştınız, 4. kat cennetine ulaştınız. Eğer kıyâmetten sonraki dünyadan bahsediyorsak; orada 4. kat cennetin sahibisiniz. Nefsinizi Allah’a teslim ettiniz, 5. kat cennetin sahibisiniz; ama buradaki dünya mutluluğunuz %80 değil; %100’dür. Ondan sonra da hep %100 mutluluğu devam ettireceksiniz sevgili kardeşlerim.

Bütün bunlar, Allahû Tealâ’nın farzı değil mi? Hepsini farz kılmış; ruhunuzu da vechinizi de nefsinizi de iradenizi de Allah’a teslim etmeniz farz kılmış. Muradı nedir? Bu muhteşem mutlulukları yaşamanız. Nasıl bir ortamda yaşıyoruz sevgili kardeşlerim? Bu sizlere anlattığım şeyler ya bunlar, Peygamber Efendimiz (S.A.V) zamanında yaşanmıştır. Ve yaşandığı kesin. Bütün sahâbenin bunları gerçekleştirdiği, kesin olarak âyetlerle tespit edilmiş Allahû Tealâ tarafından. Dikkat edin, Allahû Tealâ diyor ki:  “Biz bu Kur’ân’a her şeyi yerleştirdik; hiçbir şeyi eksik bırakmadık.”

6/EN'ÂM 38: Ve mâ min dâbbetin fîl ardı ve lâ tâirin yatîru bi cenâhayhi illâ umemun emsâlukum, mâ farratnâ fîl kitâbi min şey’in summe ilâ rabbihim yuhşerûn(yuhşerûne).

Ve yeryüzünde yürüyen hayvanlardan ve iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa (4 ayaklı) hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki; sizin gibi ümmet olmasınlar. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonra Rab’lerine haşrolunacaklar (olunurlar).


İşte böyle bir dizaynda sevgili kardeşlerim, sizlere şu anda içinden geldi; bir şey söylemek istiyorum; sizleri çok seviyoruz. Bizim dünyamız sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, sevgi üzerine kurulmuştur. Allah’ın hepinizden istediği şey sevmenizdir. Biz böyle söylüyoruz diye birtakım saflar diyorlar ki: “Bu adam Yahudilerle işbirliği yapıyor, o siyonizmin maşası, siyonizmin uşağıdır.” İnsan biraz utanır, biz Allahû Tealâ’nın Kur’ân’ını sizlere Allah’ın anlatımıyla anlatıyoruz. Kişiliğimiz hakkında belli kararlara sahip olmayanlara bir defa daha altını çizerek söylüyoruz; bizi Allah söylettirir. Gelecek günlerde  Hz. İsa indikten sonra, bunların hepsi şu gözleri kapalı olan körlere birer birer ispat edilecektir. Bu kadar delil yetmedi mi bu zavallı insanlara? Hakkımızda bunca iftiraları atanlar sevgili kardeşlerim, Allah’ın nasıl bir cezasına çarptırılacaklardır? Bu korkunç bir şey, düşünmek bile istemiyorum. Allahû Tealâ’dan onları da affetmesi için talepte bulunuyoruz. Onlar herşeyi söyleyebilirler.

Sevgili kardeşlerim, günler geçiyor; bir yerlere doğru yaklaşıyoruz, o yaklaştığımız yerde  patlak verecek olan olaylar dizisi var, onları Allahû Tealâ bize söyledi, biz de müsaade ettiklerini sizlere söylüyoruz. İşte bu, Allah’ın hepinizin bilmesini istediği gerçek ise hepinizin mutlu olmak için yaratıldığı. Bir tek şey istiyor Allahû Tealâ, diyor ki: “Ben sizleri başka bir şey için değil, insanları da cinleri de Bana kul olsunlar diye yarattım.”

51/ZÂRİYÂT 56: Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya'budûni.

Ve Ben, insanları ve cinleri (başka bir şey için değil, sadece) Bana kul olsunlar diye yarattım.


Şimdi kulluk mutluluk mu diye bir sual sormanız lâzım sizin. Kulluk mutluluk mu? Kulluğun tam en başındaki başlangıç noktasına bakalım. İnsanı cehennem ile cennet arasındaki farka götüren, cehennemden kurtarıp cennet ehli yapacak olan bir tek olay vardır; Allah’a ulaşmayı dilemek. Dilerseniz ne olursunuz sevgili kardeşlerim? Şimdi birçoğunuz biliyorum ki bana net olarak cevap vereceklerdir: “Allah’ın kulu oluruz” diyeceksiniz, tamam. Aynen geçerli.  Ondan evvel ne idiniz? Gene cevapları duyar gibi oluyorum; tagutun kuluydunuz.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, her şey öylesine güzel ki. Sizinle beraber biz, bir bütünü oluşturuyoruz.

Tagut kimdir? İşte bu, hakkımızda iftiraları atanların Kur’ân’daki adı taguttur. İnsan şeytanlar bunlar. Sevgili kardeşlerim, insan şeytanlar, cin şeytanlar, bir de zaten şeytan olarak yaratılmış olan şeytanlar, bunların toplamı tagutu oluşturur. Ne olur?
İnsan, Allah’a ulaşmayı dilerse ne olur? Allah’a ulaşmayı dilerse tagutun kulu olmaktan kurtulur, Allah’ın kulu olur. Olur mu? Evvela tagutun kulu olsaydı ne olurdu? Bakalım ne diyor Allahû Tealâ? Nûr Suresi 21. âyet-i kerime, Allahû Tealâ buyuruyor:

24/NÛR 21: Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni), ve men yettebi’ hutuvâtiş şeytâni fe innehu ye’muru bil fahşâi vel munker(munkeri) ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu mâ zekâ minkum min ehadin ebeden ve lâkinnallâhe yuzekkî men yeşâu, vallâhu semî’un alîm(alîmun).

Ey âmenû olanlar, şeytanın adımlarına tâbî olmayın! Ve kim şeytanın adımlarına tâbî olursa o taktirde (şeytanın adımlarına uyduğu taktirde) muhakkak ki o (şeytan), fuhşu (her çeşit kötülüğü) ve münkeri (inkârı ve Allah’ın yasak ettiklerini) emreder. Ve eğer Allah’ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı (nefsinizin kalbine yerleşmeseydi), içinizden hiçbiri ebediyyen nefsini tezkiye edemezdi. Lâkin Allah, dilediğinin nefsini tezkiye eder. Ve Allah, Sem’î’dir (en iyi işitendir) Alîm’dir (en iyi bilendir).


“Sakın şeytanın adımlarına tâbî olmayın. Kim şeytanın adımlarına tâbî olursa onlar, münkerle ve fuhuşla emrolunurlar.”

Münker yani Allah’ın dogrularını inkâr etmek, fuhuş da nefsin afetlerine tâbî olmak. “Münkerle ve fuhuşla emrolunurlar.” diyor Allahû Tealâ. Ve bunlardan kurtulmanın standartlarını da hemen arkasından söylüyor: “Eğer Allah’ın fazlı ve rahmeti üzerinize olmazsa içinizden hiçbiriniz ebediyyen nefsinizi tezkiye edemezsiniz.”

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, burada durun. Nefs tezkiyesiyle şeytanın adamlarına tâbî olmaktan kurtulmanın kesinleştiği ifade buyruluyor; ama bu kalın çizgilerle bir ifade. Şimdi konunun ince çizgilerle çizilen kesimine gelelim ve bakalım Zumer Suresinin 17. âyet-i kerimesi ne diyor?  

39/ZUMER 17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâdi.

Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!


Söyledikleri sahâbe; çünkü sonunda “Kullarımı müjdele.” diyor Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e. Müjdeyi verecek olan Peygamber Efendimiz (S.A.V) ise kime verebilir? Sadece sahâbeye. Sahâbeden bahsediyor Allahû Tealâ, diyor ki: “Onlar (sahâbe), taguta kul iken Allah’a ulaşmayı dilediler ve taguta kul olmaktan kurtuldular ve Allah’a kul oldular.”  Yani bunu nasıl ifade etmiş Allahû Tealâ? “Onlara müjdeler vardır; kullarımı müjdele” şeklinde ifade etmiş. “Kullarım” diye hitap ediyor sahâbeye. Sahâbenin Allah’ın kulları oldukları  kesinleşiyor. Bir de dünya müjdesini de veriyor Allahû Tealâ. Neden? Çünkü kim Allah’a ulaşmayı dilerse Allah’ın sözü var; mutlaka o kişinin ruhunu Kendisine ulaştıracaktır. Bu, dünya saadetinin yarısının mutlaka o kişiye Allahû Tealâ tarafından hibe edilmesidir. Evet, bunun adı hibedir; karşılıksız. Neden karşılıksız? Çünkü kişi Allah’a ulaşmıyor; Allah kişiyi Kendisine ulaştırıyor. Sözü var; kim Allah’a ulaşmayı dilerse Allah, onu Kendisine ulaştırır. Allahû Tealâ buyuruyor ki:

3/ÂLİ İMRÂN 73: Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun).

Ve (Ehli Kitap): “Sizin dîninize tâbî olandan başkasına inanmayın.” (dediler). (Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah’a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına verilmesidir.” Yoksa onlar, Rabbiniz'in huzurunda, sizinle çekişiyorlar mı? (Onlara) De ki: “Muhakkak ki fazl Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi’dir (ilmi geniştir, herşeyi kapsar), Alîm'dir (en iyi bilendir).


“innel hudâ hudallâhi.”

inne: Muhakkak ki.
el hudâ: Hidayet.
hudallâh: Allah’ın ulaştırmasıdır.

Hidayet, Allah’ın ulaştırmasıdır. Nereye ulaştırması? Şûrâ-13 cevap veriyor:

42/ŞÛRÂ 13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrakû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).

(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).


allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu): Allah, dilediğini Kendisine seçer ve o seçtiklerinden kim Allah’a yönelirse Allah onları Kendisine mutlaka ulaştırır.

Burada Allahû Tealâ’nın “mutlaka” kelimesi kullanması gerekmiyor, kullanmamış da. Biz ilâve ettik; çünkü Allah’ın sözünde hulf olmaz. Allah’ın sözünde hulf yoktur. Öyleyse sevgili kardeşlerim, ne görüyoruz? İnsanlardan her kim Allah’a yönelirse yani Allah’a ulaşmayı dilerse o kişi, hidayete erer. Bu hidayet, kişinin elde ettiği bir hidayet değildir. Allah’ın ona bir ni’metidir, Allah’ın ona bir ihsanıdır, Allah’ın o kişiye bir büyük hediyesidir. Karşılıksız hibedir. Ne yapmış kişi? Aslında kişi hiçbir şey yapmamış. Allah kişiyi kontrolü altına alıyor ve neler yapması icap ediyorsa hepsini Allah yaptırıyor ona. Yeter mi? Yetmez, sevgi veriyor
kişinin iç dünyasına. Kişinin iç dünyasına namaz sevgisini veriyor, oruç sevgisini veriyor, Allah sevgisini veriyor. Kişi, Allah ile olan ilişkilerinde bu muhtevayı taşıyor.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, her şey en güzel bir dizayn içerisinde teşekkül etmiş. İşte böyle bir dünyada Allahû Tealâ hepiniz için bir mutluluk yeri hazırlamış. Ve bütün bu mutluluğu, ruhunuzun Allah’a teslimini, nefsinizin kalbinde %51 nur birikimini Allahû Tealâ hepinize garanti ediyor. Sadece bir talepte bulunacaksınız. Dilinizle söyleyeceksiniz; “Yarabbi, ben Sana ulaşmayı diliyorum. Ey Allah’ım, Ben Sana ruhumu ölmeden evvel ulaştırmayı diliyorum.” Böyle bir dilekte bulunurken kalbinizden bir dileği Allahû Tealâ’ya ulaştırdığınızı düşünün yani kalpten, yürekten bir dilek. Ne olur? Böyle bir dilek; kalpten, yürekten bir dilek mutlaka ruhunuzu Allah’ın Kendisine ulaştırmasını sağlar. Sonuç mu? Nefsinizin kalbinde %51 nur birikimi. Ne demek istiyoruz? Ne olacak %51 nur birikimi? %51 nur birikimi olursa ne olurmuş yani? Bakınız ne olurmuş? Bütün insanlarda olduğu gibi o kişinin kalbi, başlangıçta %100 afetlerle doludur. Bütün afetler Allah’ın yasak ettiği fiilleri mutlaka işlemek isterler. Bütün afetler, Allah’ın emrettiklerini mutlaka yapmak istemezler. Allah’ın emirlerine karşıdırlar, yasaklarını da mutlaka işlemek isterler. İşte böyle bir varlık var iç dünyanızda; tam fizik vücudumuzun bir benzeri; %100, tıpatıp aynı. Allah’ın bütün emirlerine karşı geliyor, yasaklarını da mutlaka işlemek istiyor. Nefsinizin kalbi tamamen afetlerle dolu; ama bir de ruhunuz var; o da %100 hasletlerle dolu. Allah neyi emretmişse ruhunuz mutlaka yerine getirmek ister, Allah neyi yasak etmişse asla onu işlemek istemez. İçinizde iki düşman kardeş; nefs ve ruh. Birisi Allah’ın bütün emirlerine karşıdır, öteki bütün emirlerini yapmak istiyor. Birisi Allah’ın yasak ettiği her şeyi işlemek istiyor, diğeri yasak ettiği hiçbir şeyi işlemek istemiyor; ama dengedesiniz. Nefsiniz %100 afetlerle dolu, ruhunuz %100 hasletlerle dolu, bir denge unsuru var. Kim hâkim olursa, akıl onun tarafındadır. Daha başka bir ifadeyle akıl hangi âlemde şuur kazanmışsa, o âleme göre hükmeder.
    
Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, bir mutluluk sohbeti yapıyoruz. Mutlu musunuz? Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, mutlu musunuz? Biz sizlerle beraber olduğumuz zaman bütün mutlulukları ta kalbimizde hissederiz. Sizler için yaşıyoruz.  Allahû Tealâ hepinizi bu mutluluğu yaşamanız için yarattı ve mutluluğunuzu o bir tek dileğe bağladı; Allah’a ulaşmayı dilemek. İşte kim Allah’a ulaşmayı dilerse Allah’ın bir sözü var; demin söyledik; o kişiyi mutlaka Kendisine ulaştıracaktır; kesin. O ulaştıracak, siz ulaşmayacaksınız, sizi ona teşne haline getirecek, sizi Allah’ın emirlerini işlemeye mutlaka büyük istek duyan, yasaklarını işlememeye kesin olarak kararlı bir hüviyete kavuşturacak olan O, Allah’tır. Ne yapacak, nefsinizin afetlerini mi yok edecek? Hayır, sadece İlâhî nizam sizi kontrolü altına alacaktır. Allah’ın sevdiklerini sevmeye başlayacaksınız. Şeytanın sevdiklerini sevmemeye başlayacaksınız. Allah’ın emirlerini yerine getirmekten zevk duyacaksınız, yasaklarını işlemekten zevk duymayacaksınız, huzursuzluk duyacaksınız. Allahû Tealâ sizi yasakları işlemekten adım adım men edecektir. Bir başka ifadeyle tagutun, insan ve cin şeytanların size tesir edip de sizi Allah’ın yolundan ayıramaması için, Allah’a ulaşmayı dilediğiniz anda Allah’ın yoluna girdiniz. Bütün insanlar başlangıçta gayy yolundadır yani Allah’ın yolundan sapmış durumdadır, Allah’ın yolunda değildir. Sadece Allah’a ulaşmayı dileyenler gayy yolundan ayrılırlar; rüşd yoluna girerler, Allah’ın yolunun adı, rüşd yoludur, bir başka adıyla irşad yoludur. İrşad kelimesi ile rüşd kelimesi, murşid kelimesi birbirinin devamıdırlar, aynı kökten üretilmişlerdir. Her kökten 28 kelime üretilebildiğini biliyoruz.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, Allahû Tealâ sizlere bu dilekle, Allah’a ulaşmayı dilemekle bir kurtuluş reçetesi sunuyor; sizi Kendisine ulaştırmayı da garanti ediyor. “Kim Bana ulaşmayı dilerse Ben, onu mutlaka Kendime ulaştırırım.” diyor. Siz o zaman bana demeyecek misiniz, “İyi de ben Allah’a ulaşmayı diledim; namaz kılmayı sevmiyorum, daha da kötüsü zikir yapmayı da sevmiyorum. Zikir yapamazsam, zikir yapamadığım takdirde benim nefsim tezkiye olur mu?” Olmaz. Nedir nefs tezkiyesi? Nefs tezkiyesi, Allah’a ulaşmayı dileyen birisinin kalbindeki işlemler tamamlandıktan sonra, o kişinin mürşidine ulaşması ile kalbine îmân yazılır. Daha evvel Allah kalbine ulaşmıştı ve kalbini Allah’a çevirmişti ve göğsünden kalbine göğsünü yararak nur yolu açmıştı. O kişi zikir yaptı, nefsinin kalbinde %2 nur birikimi; rahmet birikimi oldu. Bu kişi, huşûya ulaştı. Huşûya ulaşan herkesin Allah’tan mürşidini sormaya hakkı vardır. O kişi Allah’tan mürşidini sordu ve Allah mutlaka mürşidini gösterdi. Yetmez, o mürşide karşı o kişinin içine sevgi verdi. Sevgili kardeşlerim, sözlerimize dikkatle bakın. Bizim en çok sevdiğimiz şey nedir biliyor musunuz? Sözlerimizi kuru kuru dinlemeyin, Kur’ân âyetleri ile karşılaştırın. Biz sadece Kur’ân’ı konuşmak imkânının sahibiyiz ve bunları O, öğretir.

Öyleyse bir kişi eğer zikir yapmazsa, şimdi anlatacağım nefs teskiyesi olayı gerçekleşmez. Kişi zikir yaparsa ne olur? Bu şartların sahibiyse; mürşidine ulaşmışsa, kalbinin nur kapısı açılmışsa, kalbine îmân kelimesi yazılmışsa ne olur? Şu olur: O kişi zikir yaptığı zaman, “Allah, Allah, Allah, Allah” diye kalbinin alt tarafında zikretmeye başladığı zaman ki 15 bin zikri burada yapmak mecburiyetindedir (on beş bine kadar), ne olur? O kişinin mürşidine ulaşmasından sonra kalbine Allah’tan salâvât rahmet; iki ve salâvât fazl; dört (iki; salâvât rahmet, iki; salâvât fazl) olmak üzere 4 ayrı nur gelir. Rahmet nurları, aydınlatıcıdır. Salâvât nurları kargo uçaklarıdır,  diğerleri de taşıdıklarıdır. Fazlı, sâlâvât nuru neden taşıyor? Fazıla dikkatle bakın! Fazl, nefsinizin kalbinin %98 aydınlığını, nuru sağlayacak olan bir nurdur. Her ikisi de Allah’tan gelir. Salâvâtla rahmet de Allah’ın katından gelir, salâvâtla fazl da Allah’ın katından gelir.

Allah’ın nefsinizin kalbine yazdığı îmân kelimesi bir cazibe merkezidir, çeker. Neyi çeker? Fazl nurlarını çeker, fazılları çeker; ikisi zıt kutupları oluşturur. Zıt manyetik alana sahiptir. Birisi artı kutbu, birisi eksi kutbu oluşturur ve birbirlerini çektikleri için kalbe kadar gelen bağımsız fazıllar, nefsinizin kalbindeki îmân kelimesinin çekim gücüne kapılırlar ve kalbin duvarına yapışırlar. Nefsinizin kalbi nurlar tarafından %2 rahmet birikimi ile işgale başlamıştı, burada da %98 fazıllar başlayacaktır. Nefsinizin kalbinde ilk %7 nur birikimi gerçekleştiği zaman sizin vücudunuzdan ayrılmış olan ruhunuz, zemin kattan birinci kata ulaşır. 2. defa %7 nur birikimi 2. kat, 3. defa %7 nur birikimi 3. kat, 4. defa %7 nur birikimi 4. kat, 5., 6., 7. defa %7 nur birikimi; 7. kat. Sonra 7. katın 7 tane âlemini geçme, ruhunuzla Sidretül Münteha’ya ulaşma ve oradan da dikey bir yolculukla Allah’ın Zat’ına ulaşmak. Ruhunuz 7 tane gök katını dikey olarak aşmıştır. 7. katta yatay bir yolculuk yapmıştır, 7 âlem geçmiştir. 7. âlem olan İndi İlâhi’de Sidretül Münteha’nın o en son noktada bulunan, o yaprakları anlatılamayacak kadar güzel renklerle donatılmış olan bu ağacın bulunduğu noktadan yukarıya, ruh Allah’ın Zat’ına ulaşır. Allah’ın Zat’ına ulaştığı zaman da o kişinin nefsinin kalbinde %51 nur olur. Bu noktada ruh, Allah’a ulaşmıştır, arkasından Allah’ın Zat’ında yok olur. Allah’ın Zat’ı o kişinin ruhuna meab olur, sığınak olur.

Peki, bu kişi namazı sevmiyordu, oruç tuttuğu zaman açlıktan ölecek gibi hissediyordu kendisini, hele sigara da içiyorsa oruç başına vuruyordu. Şimdi oruçtan hiç açlık duymuyor. Allah’a ulaşmayı dilediği noktadan itibaren o kişi için değişimler söz konusu olmuş. Ne yapmış Allahû Tealâ? O kişiye mürşidi sevdirmiş. Ne yapmış Allahû Tealâ? O kişiye namazı sevdirmiş. Ne yapmış Allahû Tealâ? O kişiye zikri sevdirmiştir. Siz sevmeyeceksiniz sevgili kardeşlerim, Allah size sevdirecek. “Ben namazı evvelce hiç kılmadım, kılmayı da sevmiyorum. Şimdi ben bu yola girersem, namazı sevmediğim kesin olduğuna göre ben ibadetlerimi yapamam, yapamazsam bu kapıdan kovulurum.” İşte şeytan bütün insanlara bu safsatayı işler ve zavallı insanlar da inanırlar. Oysaki unuturlar, Allahû Tealâ diyor ki: “Biz herkese onun ihata ettiği kadar yük yükleriz; onun çekebileceği kadar yük yükleriz. Hiç kimseye takatinden daha ötede bir şey yüklenilmez.” Hepinizi tek tek biliyor; çünkü Allahû Tealâ hepinizi ilmi ve rahmeti ile kaplamıştır, bu yüzden herşeyinizden haberdardır. Size bu sebeple; ilmi ve rahmeti ile hepinizi kapladığı için şah damarınızdan daha yakındır. Ama o size yakın olan, Allah’ın sizden haberdar olmasını temin eden Allah’ın rahmeti ve ilmidir. Kendisi mi? O kaplamaz, kaplayan onun ilmi ve rahmetidir. O, yokluktadır.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, işte Allahû Tealâ sizi, siz Allah’a ulaşmayı dilerseniz Kendisine ulaştırma konusunda söz vermiştir. Ve sözünü böyle yerine getirir; size namazı sevdirir, size zikri sevdirir. Zikir yapmaktan büyük haz duyarsınız. Kimin kalp gözü açılmışsa mutlaka virdde açılmıştır. Vird; zikrin bir özel çeşididir, sayısal bir zikirdir. Aslında Allahû Tealâ hepinizin daimî zikre ulaşmanızı istiyor; ama virde de daimî zikre ulaştıktan sonra gene devam etmek lâzım; çok küçük rakamlarla da olsa bir şeyler yapmak lâzım Allahû Tealâ’nın açısından. Öyleyse Allahû Tealâ garanti ediyor; sizin zikrinizin 33 bine kadar çıkacağını garanti ediyor; ruhunuzu Kendisine ulaştıracağını garanti ediyor, daha evvel kalbinize îmânı yazacağını da.

İşte sevgili kardeşlerim, hidayet; insan ruhunun o kişi hayatta iken Allah’a ulaşmasıdır. Bu noktada, ruhunuzu Allah’a ulaştırdığınız zaman nefsinizin kalbindeki afetlerle dünyadaki mutluluğunuz ters orantılıdır. Nefsinizin kalbinde %100 afet bulunduğu sürece siz, mutluluktan nasibini alamamış birisisiniz. Ne zaman nefsinizin kalbindeki afetler %51 azalırsa şeytanın hâkimiyeti %100’den nefsinizin kalbinde %49’a düşmüştür. Bu noktadaki dizayna dikkatle bakın. Sevgili kardeşlerim, Allah’ın bu garantisinde sizin nefsinizdeki afetlerin %51’i yok olmuştur yani mutluluk oranınız %100 üzerinden 51’dir. Davranışlarınızın yarısına yakını yanlış, yarısından fazlası doğrudur. Yani bir davranışınızın arkasından hissettiğiniz sey %51 oranında mutluluk; bedava aldınız, hiçbirşey karşılığı olmaksızın. Sadece Allah’a ulaşmayı dilediniz sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, sadece Allah’a ulaşmayı dilediniz; Allah da sizi Kendisine ulaştırdı. Buraya kadar garantili bir yolculuk. Allah’a ulaşmayı dilediğiniz zaman 1. kat cennetin sahibisiniz, 3. basamaktasınız. Mürşidinize ulaşıp tâbî olduğunuz zaman 14. basamaktasınız, 2. kat cennetin sahibisiniz. Ruhunuzu Allah’a ulaştırıp teslim ettiğiniz zaman 21. basamaktasınız, 3. kat cennetin sahibisiniz. 7. basamakta nefsinizin kalbinde hiç nur yoktur, 14. basamakta %2 nur vardır. 21. basamakta bu %2 rahmet nuruna %49 fazl nuru eklenmiş durumdadır. Ve de sevgili kardeşlerim, dünya mutluluğunun da yarısı Allah tarafından size teslim edilir. İşte ne karşılığı? Bu mutluluk; yaşayanlar bilir; mutluluğun nasıl bir mutluluk olduğunu. Ne karşılığı? Bir hiç karşılığı. Allahû Tealâ hepinizi o kadar çok seviyor ki: “Ben kullarımı o kadar çok severim ki onların bir dileği, Benim onları dünya saadetinin yarısıyla şereflendirmem için ve 3. kat cennetimle şereflendirmem için Bana yeterlidir.” diyor.

Sevgili kardeşlerim, öyleyse ne duruyorsunuz? Hadi koşun; Eni, göklerle yerler kadar olan cennetlere koşun. Allahû Tealâ böyle söylüyor; “Hadi koşun.” diyor, “Eni göklerle yerler kadar olan cennetlere.”

3/ÂLİ İMRÂN 133: Ve sâriû ilâ magfiretin min rabbikum ve cennetin arduhâs semâvâtu vel ardu, uiddet lil muttekîn(muttekîne).

Ve Rabbiniz'den olan mağfirete ve genişliği yerler ve gökler kadar olan, muttekîler için hazırlanmış olan cennete koşun!


Her katta, her gök katında bir cennet sevgili kardeşlerim, her yer katında bir cehennem. 7 kat cennet, 7 kat cehennem. Sevgili kardeşlerim, sizlere karşı öylesine sevgimiz var ki Allah bizim kalbimizi sizler için sevgiyle doldurdu. Hepinizi çok ama çok seviyoruz. Allah’ın sevgisi, bizim sevgimizin sonsuz katı fazladır hepiniz için. Siz Allah’ı bir ünite severseniz, Allahû Tealâ sizi onun en az bin katı kadar sever. Siz Allah’ı 2 ünite severseniz, Allahû Tealâ sizi bin kat sevmiş ise o noktadan itibaren 2 bin kat sever, 3 ünite severseniz 3 bin ünite sever.

Neden bahsediyoruz sevgili kardeşlerim? Mutluluk sizin de hakkınız, sizin de hakkınız. Öyleyse buyurun; ayaklarınızın altına Allah’ın serdiği, o altın yoldan yürüyün. Allah’ın cennetine koşuşun. Allah’a ulaşmayı dileyin; bakalım dünyada mutluluk var mıymış, yok muymuş kendiniz yaşayın. Sonra da bize bunu başaranlar mutluluk mektuplarını yazsınlar. Onları dergimizde yayınlamak istiyorum sevgili kardeşlerim. Sizin mutluluğunuz bizi şu dünyada en çok mutlu eden husustur.

Sevgili kardeşlerim, her şey öylesine güzel ki. Nasıl oluyor da şu insanların %90’ından fazlası, bu güzellikleri hiç yaşamadan cehenneme gidecekler. Sevgili kardeşlerim, kalbim sızlıyor, üzerime düşen vazifeyi lâyık-ı vechiyle yapamıyorum diye üzülüyorum. Şu anda elimizdeki vasıtalar bunlar, bunlarla sizlere sesleniyoruz. Hepiniz için kurtuluş o kadar kolay, o kadar yakınınızdaki bir şey ki sevgili kardeşlerim. Bu şeytanın taraftarları size bunları ulaştırmamamız için neredeyse her şeyi yapacaklar. Sizin mutluluğunuz bizim mutluluğumuzdur.

Allahû Tealâ’nın hepinizi hem cennet saadetine hem dünya saadetine ulaştırmasını Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi burada bitirmek istiyoruz. Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, kalbimizde bir yeriniz var; hiç unutmayın. Allah hepinizden razı olsun, hepinizi hem cennet saadetine hem dünya saadetine ulaştırsın.

İmam  İskender  Ali  M İ H R