}
İnsan Bir Denge Halinde Yaratılmıştır ve 3 Vücuttan Oluşur (24.02.2007) 24.02.2007
Mp4 Mp3 Link

Sohbet Kodu: 111056

SOHBETİN ADI: MUTLULUK SOHBETİ
TARİH: 24.02.2007

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha Allah’ın bir zikir sohbetinde birlikteyiz.

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ hepinizin mutlu olmasını istiyor. Allah’ın bütün insanlardan bir tek talebi var, insan olarak yarattığı bu mahlûklarının mutlu olmasını istiyor. Allahû Tealâ insanlardan başka hiçbir şey istemiyor. Verdiği bütün emirler insanları mutluluk adı verilen bu hedefe ulaştırmak için.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allahû Tealâ ile olan ilişkilerinizde Allah’ın sizlerin sadece mutlu olmanızı istediğini hiç unutmamalısınız. Bir insan ne zaman başkalarını mutlu etmeye yönelirse, gayesi başka insanları mutlu kılmaksa işte en çok o zaman saadeti yaşar. Saadet yani mutluluk, sizin başkalarını huzurlu kılmak için, mutlu kılmak için gösterdiğiniz gayretle paralel bir seyir takip eder.

İnsan adı verilen mahlûk bir denge halinde yaratılmıştır. Önce nefsiniz, ruhunuz ve fizik vücudunuz olmak üzere üç tane vücuttan oluştuğunuzu hiç unutmayacaksınız:

1. Ruh
2. Vech
3. Nefs

Bu üç tane vücudun iki tanesi nefs ve fizik vücuttur. Zahirî âlem, içinde yaşamakta olduğumuz bu âlemdir. Dünyamız zahirî âlemin bir parçasıdır. İkinci âlem berzah âlemi, nefslerimizin âlemidir.

Bütün insanlar bir gün ölürler. Ölüm bütün insanlar için mutlaka gerçekleşecek olan bir vakıadır. Ve insanoğlu öldüğü zaman nefsleri vücutlarından ayrılır, ruhlar ayrılır ve ölen fizik vücut toprağa verilir.

Ölen kişinin nefsi berzah âlemine gidecektir. O aileden kendisinden evvel ölmüş olanlar kimlerse, onlarla birlikte bir hayatı orada kıyâmete kadar devam ettirecektir. Bu belki de ayrı bir mutluluk konusudur. Çünkü kendisinden evvel ölmüş olan ailesindeki büyükler, onların hepsi orada onu bekliyorlar ve de zaten ölmek üzere olan birisinin yanında bulunduysanız, görürsünüz ki son anlarında konuşmaya başlar onlarla ve sorar etrafındaki insanlara “Görmüyor musunuz? Falanca, falanca burada” diye. Ötekiler hiçbir şey görmemişlerdir. Ama ölüm gerçekleştiği noktaya 5-10 dakika kaladan itibaren onlar o kişinin etrafında toplanırlar. Ondan, kendisinden evvel ölen yakınları.

İşte sevgili kardeşlerim! Onların yaşadığı âlem, nefslerin yaşadığı âlem; berzah âlemidir. Allahû Tealâ insanı ruh, nefs ve vech (yani fizik vücut) olmak üzere bir üçlüyle yaratmıştır. İradî yapıyı da buna katarsak dört olur. Ama şimdi konumuz ruh, fizik vücut ve nefs ilişkisi.
 
Bunun mutlulukla alâkası ne? Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ’nın insanı dengeyle, dengede bir mahlûk olarak yarattığını söyledik. Kişinin nefsi var, nefsinin kalbi %100 afetlerle dolu. Kişinin ruhu var, ruhunun kalbi %100 hasletlerle dolu. Yani insanı iyiliğe götüren, başka insanların mutluluğu için çalıştıran bir güzel dizayn sevgili kardeşlerim.  
İşte nefsin afetleri Allah’ın bütün emirlerine isyan eden, yasak ettiği bütün fiilleri işlemek isteyen bir özellikle yaratılmıştır. Yani şeytanın bütün emirlerine açık, onları yapmak isteyen, Allah’ın emirlerine tamamen zıt, Allah’ın emirlerini asla yapmak istemeyen, yasak ettiği fiilleri ise mutlaka işlemek isteyen bir özellik taşır. Bütün insanların nefsleri o standartlar içindedir.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Böyle bir ortamda bir varlık daha var devrede; ruh. Ruh da kalbi %100 hasletlerle dolu olan bir yaratıktır. Aslında yaratık değildir, Allah’ın ruhudur. Allah yaratık değildir. Yaratandır. Ruhu da yaratık değildir. Allah’ın ruhu Allah’a ait olan bir parçadır. Öyleyse ruha baktığımız zaman bütün güzelliklerin orada olduğunu görüyoruz.
 
• Nefsinizde öfke var, ruhunuzda sükûnet.
• Nefsinizde düşmanlık var, ruhunuzda dostluk.
• Nefsinizdeki cimrilik afetinin karşılığı cömertlik, ruhunuzdadır.
• Nefsiniz her çeşit afetle lebalep doludur. Ruhunuz da her çeşit hasletle.
• Nefretin karşılığı sevgi, ruhunuzun temel özelliğidir.
• Düşmanlığın karşılığı dostluk, ruhunuzun temel faktörüdür.

Öyleyse bütün güzellikleri Allahû Tealâ ruhta toplamış. Ki onları takip ettiğiniz zaman saadeti yaşamamanız mümkün değildir. Mutlaka mutluluğu bütün boyutlarıyla yaşarsınız.

Sevgili kardeşlerim! Nefsinizin kalbinde kötülüğe ne kadar meyil varsa, ruhunuzun kalbinde de o kadar iyiliğe meyil vardır, meyletm. İkisi de sizi bir hedefe ulaştırmak üzere yaratılmışlardır.

• Nefsinizi dinlerseniz şeytanın kulu olursunuz.
• Ruhunuzu dinlerseniz Allah’ın kulu olursunuz.
 
Ve bütün bunlarda Allah’a kul olması kişinin asla problem değildir. Bir kişinin Allahû Tealâ’ya “Yarabbi! Ben şu dünya hayatını yaşarken, hayattayken ruhumu Sana ulaştırmak istiyorum.” demesi Allah için yeterlidir. O kişi kalbinden böyle bir talebi Allahû Tealâ’ya ulaştırmışsa, yani gerçekten o talebin sahibi ise… Gerçek talep sahipleri kalpten talep edenlerdir. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse ve kalbinde gerçekten böyle bir talep varsa, o kişi için söz konusu olan şey, neticede mutlaka ruhunu Allah’a ulaştırmasıdır.

Sevgili kardeşlerim! Ruhumuzun Allah’a ulaşabilmesi için nefsimizin kalbindeki afetlerin azalması gerekir. Zaten insanın ruhu o kişi Allah’a ulaşmayı dileyince mürşide ulaşmak gereğini duyacaktır. Allah’a ulaşmayı dileyen bir insan mürşidine vasıl olup, onun önünde el öpüp tâbiiyetini gerçekleştirdiği zaman ruh vücudu terk eder. Allah’a doğru seyr-i sülûk isimli bir yolculuğu yapmak üzere devrin imamının dergâhına otomatik olarak ulaşır.

Evvelâ hangi mürşide tâbî olmuşsa kişi, o mürşidin dergâhına ulaşır. Orada oyalanmadan devrin imamının dergâhına ulaşır. Oradan seyr-i sülûk isimli bir yolculuğun fertlerinden birisi olur.

Devamlı devrin imamının dergâhından her seher vaktinde Allah’a doğru bir yolculuk yapılır. Ruhlar; 1. kata kadar çıkabilenler 1. katta kalırlar. 2. kata kadar çıkabilenler 2. katta kalırlar. 3., 4., 5., 6. katlara kadar çıkabilenler bu katlarda hep kalırlar. 7. kata çıkabilenler de 7. kata çıkarlar. Sonra 7. katta işlemleri bitirmiş olan kişi zikir hücrelerinde zikir müessesesini tamamladıktan sonra Sidretül Münteha’ya ulaşır, oradan da dikey bir yükselişle Allah’ın Zat’ına ulaşır.

İşte Allah ile olan ilişkiler böyle bir dizaynı içerir. Bu yolculuk şartlı bir yolculuktur. Bir kişinin nefsinin kalbindeki afetler ki, %100 afetle doludur insanın nefsi. %7 azalmadıkça yani o afetlerin yerine Allahû Tealâ %7 fazl yerleştirmedikçe o kişinin ruhu, nefs tezkiyesinin ilk bölümü %7’lik nur artışı, fazl artışı gerçekleşmezse o kişinin ruhu, hiçbir zaman zemin kattan 1. kata ulaşamaz.

Allah’a ulaşmayı dilemeyen bir kişinin ruhu zaten Allah’a doğru bir yolculuğu yapamaz. Yapabilmesi için kişinin mutlaka mürşidine ulaşması lâzım ki; tâbiiyet anında Allahû Tealâ: “Biz onların kalbinin içine îmânı yazarız ve başlarının üzerine devrin imamının ruhunu göndeririz. Başlarının üzerine Allah’ın katından ruh göndeririz.” diyor.

58/MUCÂDELE 22: Lâ tecidu kavmen yu’minûne billâhi vel yevmil âhiri yuvâddûne men hâddallâhe ve resûlehu ve lev kânû âbâehum ve ebnâehum ve ihvânehum ev aşîratehum, ulâike ketebe fî kulûbihimul îmâne ve eyyedehum bi rûhin minhu, ve yudhıluhum cennâtin tecrî min tahtihâl enhâru hâlidîne fîhâ, radıyallâhu anhum ve radû anhu, ulâike hizbullâh(hizbullâhi), e lâ inne hizballâhi humul muflihûn(muflihûne).

Allah’a ve ahiret gününe (ölmeden önce Allah’a ulaşmaya) îmân eden bir kavmi, Allah’a ve O’nun Resûl’üne karşı gelenlere muhabbet duyar bulamazsın. Ve onların babaları, oğulları, kardeşleri veya kendi aşiretleri olsa bile. İşte onlar ki, (Allah) onların kalplerinin içine îmânı yazdı. Ve onları, Kendinden bir ruh ile destekledi (orada eğitilmiş olan, devrin imamının ruhu onların başlarının üzerine yerleşir). Ve onları, altından nehirler akan cennetlere dahil edecek. Onlar orada ebediyyen kalacak olanlardır. Allah, onlardan razı oldu. Ve onlar da O’ndan (Allah’tan) razı oldular. İşte onlar, Allah’ın taraftarlarıdır. Gerçekten Allah’ın taraftarları, onlar, felâha erenler değil mi?


İşte sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah ile olan ilişkilerinizde Allah’ı sevecek bir davranış biçimleri dizisi sergilemek hepinizin hedefi olmalıdır. Unutmayın! Hepiniz mutlu olmak için doğdunuz. Allahû Tealâ’nın sizi dünyaya göndermekten muradı, hepinizin mutlu olması. Ama bedavadan mutluluğu vermiyor. Mutlu olmayı dileyen insanın mutlaka ruhunu hayattayken Allah’a ulaştırmayı dilemesi gerekiyor. Bu dilek yok. Yoksa Allahû Tealâ sizi o noktaya ulaştırmıyor. Kendi Zat’ına ruhunuzu ulaştırmıyor.

Öyleyse ruhumuz Allah’a doğru yola çıktığı zaman geriye nefsimiz kalıyor. %100 afetlerle dolu olan bir nefs. İşte bu noktadan sonra nefs tezkiyesi başlar. Allah’a ulaşmayı dileyen kişi tâbiiyetten sonra Allah, Allah, Allah, Allah… diye zikir yapmaya başlar.

?Evvelâ sol göğsünün altında,
?Sonra sağ göğsünün altında,
?Sonra sol göğsünün üstünde,
?Sonra sağ göğsünün üstünde,
?Sonra köprücük kemiklerinin birleştiği yerde,
?Sonra kaşlarının birleştiği yerde,
Sonra saçlarıyla alnının birleştiği yerde

Yedi ayrı yerde zikir yapacaktır. Yükselme buna paralel olarak devam edecektir. Tâbiiyet anında vücuttan ayrılan ruh, devrin imamının dergâhına ulaşır. Oradaki onarlık insan ruhları sıralarından kendisine ait olan sıralardan birinde bir yeri hazırdır. Orada görev alacaktır. Orada kalacaktır. Etrafındakilerle beraber seyr-i sülûka çıkacaktır.
 
Evvelâ 1. gök katına kadar çıkabilecektir. Sonra 2. gök katına kadar çıkabilecektir. Sonra 3., 4., 5., 6. ve 7. gök katlarına, 7. gök katının 7 tane âlemine adım adım ulaşacaktır. Neticede ruh Allah’a doğru yaptığı bu yolculukta Allah’ın Zat’ına ulaşacaktır.

İşte bir insanın ruhunun 1. kata ulaşabilmesi için nefsinin kalbinde başlangıçtaki %2 rahmet birikiminden sonra %7 fazl birikimi olması lâzımdır. Sonra ikinci bir %7 fazl birikimi ile ruh 2. gök katına ulaşır. 3., 4., 5., 6. ve 7. defa nur birikimi ile kişinin ruhu 7. gök katına ulaştıktan sonra 7 tane âlemi aşar ve zikir hücrelerindeki zikir süresini tamamladığı zaman Sidretül Münteha’ya ulaşıp oradan Allah’ın Zat’ına doğru yükselir. Vuslata nail olur. Bu, vuslattır. Yani vasıl olmaktır. Allah’ın Zat’ına vasıl olan, Allah’ın Zat’ında yok olur ve ona İndi İlâhi’de bir taht ihsan edilir.

İşte sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bunları size anlatabilmek için buradayız. Hamdolsun ki; Allahû Tealâ yüzlerce defa (belki binlerce defa demek daha doğru) bize ana dergâhı, onun bütün bölümlerini, 1., 2., 3., 4., 5., 6. ve 7. gök katlarını birer birer hamdolsun ki binlerce defa gösterdi. Evimizin içindeki her odayı nasıl görüyorsak, orada da 7 katı o kadar net bir şekilde hafızamıza kaydettirdi Allahû Tealâ.

Sevgili kardeşlerim! Bir insan ruhunu Allah’a ulaştırdığı zaman ne olur? Başlangıçta %2 rahmet birikimi olmuştu. Sonra kişi ne yaptı? Zikrine devam etti fazıllar birikmeye başladı. Ruhu zemin katan 1. kata yükseldiği zaman nefsinin kalbinde %7 fazl birikimi gerçekleşir ki, bunu kişi tahakkuk ettirebilsin. Nefsinin kalbinde %7 fazl birikimi gerçekleşmeden hiç kimsenin ruhu zemin kattan 1. gök katına ulaşamaz. İkinci defa %7 nur birikimi oluşmadan 2. gök katına ulaşamaz. Birincisi nefs açısından Nefs-i Emmare’dir yani nefsin şerri emrettiği noktadır. Yusuf Suresinin 53. âyet-i kerimesinde:

12/YÛSUF 53: Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretun bis sûi illâ mâ rahime rabbî, inne rabbî gafûrun rahîm(rahîmun).

Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Muhakkak ki nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki Rabbim, mağfiret edendir (günahları sevaba çevirendir). Rahîm’dir (rahmet nurunu gönderen ve merhamet edendir).


Ve mâ uberriu nefsî: Ben, nefsimi ibra edemem.
İnnen nefse le emmâretun bis sûı : muhakkak ki nefs, sui olanla, kötü olanla emreder. (Yani insanı hep kötülüğe, Allah’ın yasak ettiği fiillere çağırır.)

Öyleyse herkes başlangıçta Nefs-i Emmare’dedir. Olmayan insan yoktur. Doğuşundan itibaren herkes Nefs-i Emmare’dedir, herkes dalâlettedir, herkes küfürdedir.

Hepsi bir şarta bağlı. Bir kişinin küfürden kurtulması, dalâletten kurtulması, cehennemden kurtulması hepsi o kişinin Allah’a ulaşmayı dilemesine bağlıdır. Bütün mutluluklar ard arda gelecektir. Bir insan Allah’a mülâki olmayı dilemedikçe hak mü’min olamaz. Allah’a îmân eden mü’mindir. Îmân; inanç demektir. Mü’min de; inancın sahibi olan demek, inanan demek.
 
Allah’a inanan herkes (inanan yani) Kur’ân tabiriyle mü’mindir. Ama mü’min olanların hepsinin cennete gireceğini zannetmeyin. Allah’a inanmak bir insanın ruhunun hayattayken Allah’ın Zat’ına ulaşmasını hiçbir zaman sağlayamaz. Ne yapması lâzım kişinin? Allah’a ulaşmayı dilemesi lâzım. Ruhunu hayattayken Allah’a ulaştırmayı dilemesi lâzım. Kim böyle bir dileğin sahibi olursa sadece onlar cehennemden kurtulurlar. Bu dileğin sahibi, Allah’a ulaşmayı dilemeyen bir kişi Allah’a hangi ölçüde inanırsa inansın onun cehennemden kurtulması mümkün değildir. Bütün insanlar başlangıçta cehenneme girecektir.

Allah’a ulaşmayı dileyenler ve onun ötesi, yani Allah’a ulaşmayı dilemekle başlayan 7 tane kademe var:

1. Allah’a ulaşmayı dilemek (1. kademe) (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin kademesi).
2. Mürşidine ulaşıp tâbî olanların kademesi.
3. Ruhunu Allah’a ulaştıranların kademesi.
4. Fizik vücudunu Allah’a teslim edenlerin kademesi.
5. Daimî zikre ulaşarak nefsini Allah’a teslim edenlerin kademesi (Allah’a ulaşmayı dileyerek daimî zikre ulaşanların kademesi, ulûl’elbab olanlar).
6. Muhlis olanların kademesi (6. kademe).
7. Allahû Tealâ tarafından “İrşada memur ve mezun kılındın.” cümlesiyle irşadla vazifeli kılınanlar (7. kademe).

İşte sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Öyle bir dünyada yaşayacaksınız ki; bu dünyada siz gerçek anlamda mutlu olacaksınız. Nefsinizin kalbinde her gök katı boyunca %7 nur birikimi eklenecektir. Nefsin kalbinde %2 başlangıçtaki rahmet birikiminden sonra ilk %7 fazl birikimi gerçekleşmedikçe, hiç kimsenin ruhu zemin katan 1. kata çıkamaz. Diğerleri de aynı sıra dâhilinde.
 
Öyleyse bu muhtevada insanın mutluluğuyla, ulaştığı yerler, kademeler birbirine paralel bir seyir takip eder. İşte her seferinde %7 nur birikimi ile bir gayretin içinde olan kişi, nefsinin kalbinde nur birikimleri devam ettiği sürece bir takım hedeflere yürüyecektir. Ruhunu %7, %7 nur birikimleriyle Allah’a ulaştıran kişi 7 katta bunu gerçekleştirdiği için, %49 fazl birikimi, %2 de rahmet birikimi ile ruhu Allah’a ulaşmış olacaktır.
 
Nefsin kalbi başlangıçta %100 afetlerle doluydu. Bu afetlerin %49’u fazıllarla örtülmüştür, %2’si de rahmetle örtülmüştür. Ve o kişinin nefsinin kalbindeki Allah’ın emirlerini yerine getirecek olan, yasak ettiği fiilleri işlemeyecek olan güç, sıfırdan %50’yi aşarak %51’e ulaşmıştır. Kişinin nefsinin kalbi başlangıçta tamamen şeytanın ülkesiyken, nefsin kalbinde %100 şeytan duruma hâkimken, bu noktada şeytanın hâkimiyeti %51 azalmıştır. Artık o kalp şeytana ait bir kalp değildir. Allah’a ait olan bir kalptir. Çünkü Allah’ın nurları yarıyı aşmıştır. Burada vücuda gelen olaya; “nefs tezkiyesi” deniyor.
 
• Yarıdan daha fazla nur birikimi ve kişinin Allah’a ulaşmayı dilediği zaman; 1. kat cennetin sahibi olması.
• Mürşide ulaştığı zaman; 2. kat cennetin sahibi olması.
• Ruhunu Allah’a ulaştırdığı zaman; 3. kat cennetin sahibi olması.
• Fizik vücudunu Allah’a teslim ettiği zaman; 4. kat cennetin sahibi olması ve cennetlerin böylece 7 kata ulaşması.
 
Kişi demin saydığımız kademelerde bir üst cennet, daha üst boyuta geliyor. Yani:

1. Bir kişi Allah’a ulaşmayı diledi; 1. kat cennetin sahibidir.
2. Mürşidine ulaşıp tâbî oldu; 2. kat cennetin sahibidir.
3. Ruhunu Allah’a ulaştırdı; 3. kat cennetin sahibidir.
4. Fizik vücudun tesliminde; 4. kat cennetin sahibidir.
5. Nefsin tesliminde; 5. kat cennetin sahibidir.
6. İrşad olduğunda; 6. kat cennetin sahibidir.
7. İradesini Allah’a teslim ettiğinde; 7. kat cennetin sahibi olur.

Nefsinin kalbinde daha 5. kademede, daimî zikrin sahibi olduğu anda afetler sıfırlanmıştır.

Sevgili kardeşlerim! Olay ne? Olay; nefsinizin kalbindeki afetler başlangıçta %100 nefsinizin kalbini doldururken, işgal ederken, neticede bunların hepsinin %100 nurlarla yer değiştirmesi. %98 fazl, %2 rahmet nuruyla daimî zikirde, ulûl’elbab, ihlâs ve salâh makamlarında nefsinizin kalbi %100 nurlarla dolmuştur. Bu mutluluğunuzun en üst noktasıdır. O noktada olan bir insan Allah’ın bütün emirlerini yerine getirir.

Bu kadar mı? Hayır, onları yerine getirdiği için mutluluğu yaşar. O kişi dünya hayatında mutluluğun doruklarında yaşar. Hayatını başkalarına tahsis eder. Başkaları için yaşamaya başlar. Onun için artık kendisi yoktur. O kendisini Allahû Tealâ tarafından başka insanlara tahsis edilmiş olarak görür, başka insanlara hasredilmiş olarak görür. Başka insanların mutluluğuna zemin hazırlamak için görevlendirilmiştir Allahû Tealâ tarafından. Ve hayatı bunları gerçekleştirmekle mutluluktan mutluluğa uçan bir güzellikler demetini yaşamakla devam eder.

Sevgili kardeşlerim! Bu söylediğim hedeflere ulaşmayan bir insan düşünün ama hayatını başkalarına adamış. O insan da mutludur. Kim başkaları için yaşamayı başarırsa, o kendisiyle uğraşacak zamanı bulamaz. Kendisiyle meşgul olacak olan zamanı bulamadığı için ömür boyunca mutluluğu yaşar. Kendini başkalarının mutluluğuna adayan herkesten bahsediyorum. Bu kişi mutlaka Allah’ın yolunu öğrenip hayatına tatbik eder. Neticede de ruhunu da vechini de nefsini de ve iradesini de Allah’a teslim edecektir.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Nefsinizin kalbindeki nurların artışıyla paralel bir seyir takip eden; sizin mutluluğunuzdur. Nefsinizin kalbindeki nurlar ne kadar artarsa, sizler için o kadar mutluluk söz konusudur.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allahû Tealâ hepinizi seviyor. Çünkü siz bir insansınız. Bu sevgisinin bedelini ödemek istiyorsanız, mutlaka nefsinizi tezkiye etmek mecburiyetindesiniz. Bu herkesin üzerine düşen mutlak vazifedir. Ve de Allahû Tealâ bunu bütün insanlara bedava verir. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse, Allah onu mutlaka Kendisine ulaştırır. Dileyen herkesi mutlak olarak Kendisine ulaştırır ve gene mutlak olarak o kişiye %50’den daha fazla her gün mutluluğu yaşattırır.

Yeter mi? Yetmez ve cennetlerden bu kişi Allah’a ulaşmayı dilediği zaman 1. kat cennete (3. basamak). Mürşidine ulaşıp tâbî olduğu zaman 2. kat cennete ehil olur. Ve ruhunu Allah’a ulaştırdığı zaman 3. kat cennete ehil olur. Allahû Tealâ Allah’a ulaşmayı dileyen herkesi 3. kat cennete mutlaka ehil kılar. Yani kişinin 7-8 aylık bir ömrü varsa bu hedeflere mutlaka ulaşır.

Ama kişi Allah’a ulaşmayı dilemiştir bir hafta sonra ölmüştür, gideceği yer cennettir. Allah’a ulaşmayı dilemiştir ertesi gün ölmüştür, gideceği yer cennettir. O kişi Allah’a ulaşmayı dilemiş 1 saat sonra ölmüştür. Allah’a ulaşmayı dileyen, ruhunu hayattayken Allah’a ulaştırmayı dileyen herkes diledikten sonra ölmüşse, mutlaka Allah’ın cennetine girer.

Sevgili kardeşlerim, görüyor musunuz? Allahû Tealâ’nın sizleri ne kadar çok sevdiğini görüyor musunuz? O sadece mutlu olmanızı istiyor. Mutluluk hepinizin hakkı. İnsan olarak doğdunuz. Öyleyse niçin mutluluğunuza sahip çıkmıyorsunuz?

“Allahû Tealâ sizi mutlu kılmak için siz hiçbir şey yapmayacaksınız, O sizi mutlu edecek” şeklinde bir inancın sahibi olmamalısınız. Şunu çok iyi bilmenizi istiyoruz ki; sizin bir tek talebiniz, ruhunuzu hayattayken Allah’a ulaştırmayı dilemeniz, bu konudaki talebiniz Allahû Tealâ tarafından anında işitilir. Ve o mutlaka sizin üzerinizde tesirini icra edecektir. Ve sizi mürşidinize ulaştıracaktır. Vücudunuzdan ayrılan ruhunuzu kontrol altında tutacak onu mutlaka Allah’ın Zat’ına ulaştıracaktır.

Allahû Tealâ bu hususu bütün insanlara garanti etmiştir. Hiç kimse bu garantinin dışında değildir. Kim ruhunu hayattayken Allah’a ulaştırmayı dilerse, o kişinin ruhu mutlaka Allah’ın Zat’ına ulaşır. Allah tarafından ulaştırılır.
 
Sevgili kardeşlerim! Bir tek dilek! Nasıl bir insan falanca yere gitmeyi diler, arabasına atlar, oraya gider, uçağa atlar, oraya gider. Ne yapmıştır? O kişi oraya gitmeyi istemiştir ve gitmiştir. İşte Allah’a ulaşmayı dilemekte öyle. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse onu Allah ulaştırıyor Kendisine. Hem de kişiyi teçhiz ederek, Allah’ın istediği şeyleri yerine getirebilecek hüviyete Allah sokarak, o kişiyi değiştiriyor, vasıflarını değiştiriyor. Ehil kılıyor ona, Allah ehil kılıyor. Kişi özel bir gayretin sahibi değil, sadece dileğinin sahibi. O Allah’a ulaşmayı diliyor. Geri kalanı Allah’ın işi ve de o kişinin ruhu mutlaka vücudunu terk edip Allah’ın Zat’ına ulaşıyor.

Sevgili kardeşlerim! Bu mutluluğun yarısıdır. Ama inanılmayacak kadar kolay bir mutluluk müessesesi. Kim Allah’a mülâki olmayı dilerse, Allah onu mutlaka Kendisine ulaştırır. İşte Şûrâ Suresinin 13. âyet-i kerimesi. Allahû Tealâ buyuruyor ki:

42/ŞÛRÂ 13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrakû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).

(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).


Allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu): Allah, dilediğini Kendisine seçer ve o seçtiklerinden kim Allah’a yönelirse, Allah’a ulaşmayı dilerse, Allah onu Kendisine ulaştırır.
Allah’ın sözü haktır. Sözünü mutlaka tutar. Rad-27’de de şunu söylüyor:

13/RA'D 27: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbihi, kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).

Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O’na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”


“Allah dalâlette olanları bırakır. Onlarla meşgul olmaz.”

Ama o dalâlette olanlardan her kim Allah’a ulaşmayı dilerse, ki dilemeyenlerin dalâlette olduğunu görüyoruz. Dilemeyen herkes dalâlettedir. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse Allah onu mutlaka Kendisine ulaştırıyor ve ona 3. kat cenneti mutlaka sağlıyor.

Sevgili kardeşlerim! Bundan ötesi fizik vücudunuzu, nefsinizi ve iradenizi Allah’a teslim etmektir. O zaman mutluluklarınızın şahikasına yükselirsiniz. Gece gündüz “Mutluyum!” diye bağırmak, haykırmak gelir içinizden. Allahû Tealâ’ya hep hamd edersiniz, şükredersiniz.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allahû Tealâ’ya sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha Allah’ın bir zikir sohbetinde birlikte olduk. Allahû Tealâ’nın hepinizi hem cennet saadetine hem dünya saadetine ulaştırmasını Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi İnşaallah burada tamamlıyoruz.
                                             
İmam İskender Ali  M İ H R