}
Emir (27.10.2007) 27.10.2007
Mp4 Mp3 Link

Sohbet Kodu: 111897

SOHBETİN ADI: EMİR
TARİHİ: 27.10.2007


Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha Allah’ın bir zikir sohbetinde birlikteyiz. Konumuz: Emir.

Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim de: “Allah’tan gelen ve Allah’a geri dönen herşey emirdir.” diyor. Göklerden yağmurlar gelir. Yağmur bir emir midir?  Hayır, yağmur Allah’tan gelmiyor. Göklerdeki bulutlardan geliyor. Bulutların üzerinde yağmur yok. Öyleyse göklerden kar yağıyor. Emir midir? Hayır, Allah’tan gelmiyor. Ama sevgili kardeşlerim, rahmet nurları, fazıl nurları, salâvât nurları bunların hepsi, Allah’tan gelir. Allah’ın katından nötrünolar gelir, antinötrünolar gelir; emirdir.

Allahû Tealâ kâinatta bir denge kurmuştur. Negatifler ve pozitifler toplamı her zaman birbirine eşittir. Öyleyse bir insan Allah’a ulaşmayı diliyor, mürşidine ulaşıyor, hacet namazını kılarak Allah’tan talepte bulunuyor. Ve bu talep gecenin yarısından sonra oluşuyor. Sabah namazıyla (gece saat şimdiki saatle) 01.00 arasında bir noktada bir kişi Allahû Tealâ’ya müracaat ediyor: “Mürşidimi göster bana!” diyor. Eğer bu kişi Allah’a mülâki olmayı dilemişse, ruhunu hayattayken Allah’a ulaştırmayı dilemişse Allah, mutlaka o kişiye mürşidini gösterir.

Kişi mürşidine tâbiiyetini gerçekleştirdiği zaman devrin imamının ruhu, o kişinin başının üzerine gelir ve o kişinin kalbinin içine Allah îmânı yazar. “Onların başlarının üzerine Allah’ın katından ruh gönderilir ve onların kalplerinin içine îmân yazılır.” diyor.

40/MU'MİN 15: Rafîud deracâti zul arş(arşi), yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu min ıbâdihî li yunzira yevmet telâk(telâkı).

Dereceleri yükselten ve arşın sahibi olan Allah, kullarından (Kendisine ulaştırmayı) dilediği kişinin (Allah’a ulaşmayı dilediği için Allah’ın da Kendisine ulaştırmak istediği kişinin) üzerine (başının üzerine) Allah’a ulaşma gününün geldiğini (o kişinin ruhuna) ihtar etmek için, emrinden (Allah’ın emrini tebliğ edecek) bir ruh (devrin imamının ruhunu) ulaştırır.


Öyleyse bir insanın kalbinin içine îmânı yazan kim? Allah! Önemli mi? Çok önemli, çünkü Allahû Tealâ kimin kalbinin içine îmân kelimesini yazarsa, o îmân kelimesi bir manyetik alan oluşturur ve tâbiiyetten sonra bu kişi, zikir yapmaya başladığı zaman Allah’ın katından gelen salâvâtla-fazl ve salâvâtla-rahmet nurları o kişinin göğsüne gelir, göğsünden kalbine Allah’ın açmış olduğu yolu takip ederek kalbe ulaşır. Allah insanın göğsünden kalbine yol mu açarmış? Evet, açarmış. Allahû Tealâ bu hususu söylüyor: “Onların göğüslerinden kalplerine yol açarız ve onların kalplerinin içine îmânı yazarız” diyor.

6/EN'ÂM 125: Fe men yuridillâhu en yehdiyehu yeşrah sadrahu lil islâm(islâmi), ve men yurid en yudıllehu yec’al sadrahu dayyikan haracen, ke ennemâ yassa’adu fîs semâi, kezâlike yec’alûllâhur ricse alâllezîne lâ yu’minûn(yu’minûne).

Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allah’a) teslime (İslâm’a) açar. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semada yükseliyormuş gibi daralmış, sıkıntılı yapar. Böylece Allah, mü’min olmayanların üzerine azap verir.


“Fe men yuridillâhu en yehdiyehu: Allah kimi Kendisine hidayet etmeyi, Kendisine ulaştırmayı dilerse
yeşrah sadrehu lil islâm(islâmi): onun kalbini şerh eder, yarar, İslâm’a açar. İslâm için açar.” Yani o kişinin Allah’a teslim olması için, o kişinin İslâm olması için.

İslâm; teslim olan demektir. Teslimde 4 tane teslimden oluşur ki; zikirle birinci derecede alâkalı konulardır. Ne zaman bir insanın kalbine Allahû Tealâ îmân kelimesini yazarsa, o kişinin göğsünü şerh ederse (onun kalbine îmânı yazması Allahû Tealâ’nın göğsünü şerh etmesiyle alâkalı. Evvelâ göğsü şerh eder. Evet, kalbin içine nurun gönderilmesi için, göğsün yarılması gerekmektedir.) göğüsten kalbe bir nur yolu açıyor, Allahû Tealâ. Kim? Kim için açıyormuş? Kimi Kendisine, kimin ruhunu o kişi dünya hayatını yaşarken, Allah Kendisine ulaştırmayı dilerse, onun göğsünü yarıyor. Ve göğsünden kalbine nur yolunu açıyor, Allahû Tealâ.

“Allah’a ulaşmayı dilemeyenleri ise çok kötü bir durumda bırakır. Göğe yükseliyormuş gibi nefes darlığı çeken nefessiz insanlar gibi yapar.” diyor Allahû Tealâ. Daha bu kişi mürşidine ulaşmadı ama göğsünden kalbine Allahû Tealâ onun yol açtı. Sonra demin söylediğimiz gibi tâbiiyet olayı tahakkuk etti. Onun kalbine Allahû Tealâ îmân kelimesini yazdı, göğsünden kalbine nur yolunu açtı. Başının üzerine de tâbî olduğu anda, kime tâbî olursa olsun mutlaka devrin imamının ruhu, o kişinin başının üzerine gelir ve yerleşir. Kime tâbî olursa olsun, tâbiiyet; eğer tâbiiyeti verebilecek olan birisi tarafından yapılmışsa! Bu olay, mutlaka devrin imamının ruhunun, o kişinin başının üzerine gelip, önden arkaya doğru uzanan bir varlık olarak artık orada yerleşmesiyle noktalanır.        

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Neden Allahû Tealâ göğsünü yarıyor? “Göğsünü şerh ederiz, yararız. Göğsünden kalbine yol açarız” diyor? Neden göğüsten kalbe yol açıyor? Çünkü kalp Allah’ın insan vücudundaki manevî merkezidir. Öyleyse kalp insan vücudunda Allah’ı temsil eder. O kalpte Allahû Tealâ nur birikimini başlatır. Başlangıçta sadece %2 rahmet gelir. Allahû Tealâ, o kişinin Allah’a ulaşmayı dilemesi halinde derhâl harekete geçer, o kişinin göğsünü yarar, göğsünden kalbine bir nur yolu açar. Peki, ondan evvel bir şeyler yapmış mıdır? Tabiî çok şeyler yapmıştır:

1- O kişinin kalbine ulaşmıştır.
2- Kalbinin nur kapısını Allah’a çevirmiştir.
3- O kişinin irşad makamını, herhangi bir kişiden ayıramayan görme hassasını, irşad makamı olarak o kişiyi tanıma imkânına kavuşturmuştur. O kişinin gözlerini, irşad makamını herhangi bir kimse değil, irşad makamı olarak görmek yeteneğine kavuşturmuştur.
4- O kişinin kulaklarına Allahû Tealâ tesir etmiştir. İrşad makamının sözlerini işitmeye, mânâsını anlamaya başlamıştır kişi. Kulaklar işitmeye başlamıştır. İşitme hassası ise, sem’î hassası ise mânâya varmaya başlamıştır.
5- Sonra bu kişi kalbe indirmiştir, bu olayları. Kalp idrak etmeye başlamıştır.

İşte bu olaylar göğsün yarılmasından evvelki olaylardır. Ne zaman ki o kişi Allah için zikretmeye başlar, bu zikrin faydalı olması istikametinde Allah o kişinin göğsünü yarar, göğsünden kalbine nur yolunu açar. Kim bu insan? Allah’ın Kendisine ulaştırmayı dilediği kişi. Kimi Kendisine ulaştırmayı diler? Kim Allah’a ulaşmayı dilerse, Allah da onu Kendisine ulaştırmayı diler ve mutlaka onu Kendisine ulaştırır. Öyleyse bakıyoruz Allahû Tealâ diyor ki:

42/ŞÛRÂ 13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrakû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).

(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).


“Allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu): Allah dilediğini Kendisine seçer. (İnsanların  %95’in den fazlasını seçer, Allahû Tealâ.) Ama onlardan kim Allah’a mülâki olmayı, ruhunu hayattayken Allah’a ulaştırmayı dilerse Allah, sadece onları Kendisine ulaştırır.” diyor. İşte o ulaştıracaklarının Allah’a ulaşmayı dileyenlerin üzerinde Allah tesir icra etmeye başlar. Onların kalplerine ulaşır, kalplerinin nur kapısını Allah’a çevirir. Onların kalplerinin içine îmânı yazar. Onların başlarının üzerine devrin imamının ruhunu gönderir. Ve bu işlev tahakkuk ettiği zaman Furkân Suresinin 70. âyet-i kerimesi gereğince kişi, bu işlem tahakkuk ettiği zaman (yani mürşidini Allah’tan sorduğu ve Allah’ın kendisine gösterdiği mürşidine ulaşıp tâbî olduğu zaman) Allahû Tealâ onun günahlarını sevaba çevirir.

25/FURKÂN 70: İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât(hasenâtin), ve kânallâhu gafûran rahîmâ(rahîmen).

Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mü’min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafur’dur (günahları sevaba çevirendir), Rahîm’dir (rahmet nuru gönderendir).


O kişi zikir yapmaya başlar ki; bu zikir onun kalbinin içine salâvât-fazl ve salâvâtla-rahmet nurlarını ulaştırır ve fazıllar Allah’ın o kişi mürşidine tâbî olduğu an kalbine yazdığı îmân kelimesinin etrafında toplanmaya başlar. İşte kişi zikir yaptığı zaman Allah’ın katından gelen salâvât-fazl ile salâvâtla-rahmet nurları 2 grup nur olarak o kişinin göğsüne ulaşır, göğsünden Allahû Tealâ’nın açtığı yarığı takip ederek o yarığın içinden geçerek kalbe ulaşır. Kalbe ne yapmıştı Allahû Tealâ? Îmân kelimesini yazmıştı. Allah’ın yazdığı bu îmân kelimesi, kalbin içinde öyle bir muhteva taşır ki; bu îmân kelimesi Allah’tan gelecek olan nurlardan rahmet, fazl ve salâvât nurlarından 1. ikili; salâvâtla-fazl, 2. ikili; salâvâtla-rahmet.

Rahmet nurları taşıyıcı unsurdur fazlı taşır, 1. grup. 2. grupta salâvât nurlarını taşır. Bu nurlar Allah’ın katından iner ve kişinin göğsüne ulaşır, göğsündeki yarıktan geçerek kalbin içine girer. Salâvât-fazl ve salâvâtla-rahmet nurlarından sadece fazıllar, kalbe yazılan îmân kelimesi tarafından çekilerek îmân kelimesine yapışırlar. İşte bu nefs tezkiyesinin başlangıcıdır. Kişinin nefsinin kalbinde o zamana kadar hiç nur yoktu. Ama şimdi fazl nurları kişiyi fazilet sahibi kılacak olan nurlar, nefsin kalbine ulaşmaktadır. Kişi zikrettiği zaman Allah’ın katından gelmektedir. Göğse ulaşmaktadır. Göğüsten kalbe açılan yarıktan geçerek kalbe ulaşmaktadır. Kalbe giren salâvât-fazl ve salâvâtla-rahmet nurlarından sadece fazıllar başlangıçtaki %2 rahmet nurunu bir tarafa bırakırsak sadece fazıllar %98’e kadar ulaşacaklardır.
 
Önemli mi? Çok önemli, çünkü nefs tezkiyesinin bir hedefi var. Nefs tezkiyesi; insanın ruhunun hayattayken Allah’a ulaşmasını sağlayan yegâne yoldur, yegâne çözümdür. Nefsinizin kalbindeki nurlar dolmaya başlar. Nefsinizin kalbinde başlangıçtaki %2 rahmet nuru, Hz. Yusuf tarafından şöyle ifade ediliyor:

12/YÛSUF 53: Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretun bis sûi illâ mâ rahime rabbî, inne rabbî gafûrun rahîm(rahîmun).

Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Muhakkak ki nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki Rabbim, mağfiret edendir (günahları sevaba çevirendir). Rahîm’dir (rahmet nurunu gönderen ve merhamet edendir).


“Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretun bis sûı illâ mâ rahime rabbî: Yarabbi! Ben nefsimi beraat ettiremem (temize çıkartamam) çünkü nefsim bana şerri emreder. Ama Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği nefsler hariç.” diyor. Öyleyse Hz. Yusuf’un söylediği bu ifade çok açık bir dizayndır. Kimse nefsini kendisi ibra edemez (beraat ettiremez.) Ama Allah’ın gönderdiği rahmetle, fazl ve salâvât nurlarından baştan gelen %2 rahmetle başlayan nur birikimi sonrasını geliştirecektir.

Ne yapmıştı Allahû Tealâ? O kişinin kalbine ulaşmıştı. Kalbinin nur kapısını Allah’a çevirmişti. Sonra o kişinin göğsünden kalbine, göğsünü yararak bir nur yolu açmıştı. İşte bunların hepsi birer işarettir, geleceğe açılan birer penceredir. Kişi bundan sonra zikir yaptıkça Allah’ın katından gelen iki grup nur, (salâvâtla-fazl 1. grup, salâvâtla- rahmet 2. grup.) o kişinin göğsüne gelir. Göğsünden, yarıktan geçerek kalbine ulaşır, kalbin içine girer ve Allah’ın mürşidine tâbî olduğu zaman kişi kalbine yazdığı îmân kelimesi gelen nurlardan fazılları toparlamaya başlar.

İşte o fazıllar %1, % 2… derken bir gün % 7’yi bulur. %7’yi bulması bir işarettir. Ruhun mürşide tâbiiyet sırasında Allah’a doğru çıktığı yolculuğun zemin kattan 1. kata ulaşmasını sağlar. Burası Nefs-i Emmaredir. Yûsuf Suresinin 53. âyet-i kerimesi bu konuda bir işaret taşıyor. “Ben nefsimi berat ettiremem. Çünkü nefsim şerri emreder. Ama Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği nefsler hariç.” İşte nefsin kalbinde böylece Allah’ın katından gelen rahmet-fazl ve salâvât nurlarından fazıllar, îmân kelimesinin etrafında %1, %2… derken % 7’ye kadar toplanırlar.

Peki, ruhla nefsin bu tezkiyesi arasında bir ilişki var mı? Elbette var. Kişinin nefsinin kalbinde oluşan her %7 fazıl birikiminde ruh, diğer ruhlarla beraber bir gök daha yukarı çıkabilir. Önce zemin kattan ilk %7 nur birikiminde 1. kata kadar çıkar.  Çimenler üzerinde yapılan secdeye iştirak eder orada kalır, diğerleri yükselirler. O bekler ki; 2. bir %7 daha nur birikimi tamamlansın. Tamamlandı, burası; Nefs-i Levvame’dir.

75/KIYÂME 2: Ve lâ uksimu bin nefsil levvâmeti.

Ve hayır, levvame (kınayan) nefse yemin ederim.


“O levvame nefse kasem ederim.” diyor Allahû Tealâ. İşte o levvame nefse kasem edilmesi, levm edilen (kınanan) bir nefsin var olması demektir. Kişi, Allah’ın bütün emirlerini yerine getirmek istiyor, yasak ettiği fiilleri işlememek istiyor ama nefsindeki afetler onu bu hedefe ulaşmaktan men ediyor. Allah’ın yasak ettiği fiilleri işliyor, emrettiklerini de bir kısmını yerine getirebiliyor, bir kısmını yerine getiremiyor. Ve devamlı bir mücadele halinde kişi nefsini kınıyor. Bu minval üzere giden dizaynda burası ikinci defa %7 fazlın o kişinin nefsinin kalbine ulaşması demektir. Kişi burada bırakmıyor ipin ucunu, zikrini arttırmaya devam ediyor. Zikir arttıkça nefsin kalbine %1, %1… yerleşen fazıllar, üçüncü defa bir %7 toplanmayı mümkün kılıyor. Burası Nefs-i Mülhime’dir. Kişi Allah’tan ilham almaya başlar.

91/ŞEMS 8: Fe elhemehâ fucûrehâ ve takvâhâ.

Sonra ona (nefse) fücurunu ve takvasını ilham etti.

91/ŞEMS 9: Kad efleha men zekkâhâ.

Kim onu (nefsini) tezkiye etmişse felâha (kurtuluşa) ermiştir.


“Fe elhemehâ fucûrehâ ve takvâhâ: O nefse onun fücuru ve takvası ilham edilir.
men zekkâhâ. kim onu (nefsini) tezkiye etmişse.” diyor Allahû Tealâ.

Fücur; nefsin afetleri sebebiyle gelenlerdir. Takva ise bu afetlerden azalanlar sebebiyle gelenlerdir. Allahû Tealâ hem güzelliklerden hem de şeytanın ilkasından da bahsediyor. Ama arkasından diyor ki: “Kim nefsini tezkiye ederse o felâha erer.” Burada hem takvanın hem de fücurun kişinin nefsine, nefsinin kalbine ilham edildiği bir nokta var. Kişi henüz onları yenememiş.  Üçüncü defa % 7 nur birikimi burası; Emmare 1. kademe 1. gök katı. Levvame 2. gök katı burası Nefs-i Mülhime. Allah’tan da ilham alınmaya başladığı kademe 3. gök katında ruhumuz. Ve kişi zikrini arttırmaya devam ediyor. Buradaki kademeden sonraki muhteva Nefs-i Mutmainne’dir. Kişinin doyuma, tatmine ulaştığı kademe.  Allahû Tealâ Fecr Suresinin 27, 28, 29 ve 30. âyet-i kerimelerinde buyuruyor ki:

89/FECR 27: Yâ eyyetuhân nefsul mutmainnetu.

Ey mutmain olan nefs!

89/FECR 28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten.

Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!

89/FECR 29: Fedhulî fî ibâdî.

(Ey fizik vücut!) O zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allah’a ulaştırdığın zaman Bana kul olursun) kullarımın arasına gir.

89/FECR 30: Vedhulî cennetî.

Ve cennetime gir.


“Yâ eyyetuhen nefsul mutmainneh: Ey mutmain olan doyuma ulaşan nefs!” Burası, 4. kademe.
“İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten): Allah’tan razı ol.” 5. kademe. Ve Allah’ın rızasını kazan (Allah’tan razı olmak; Radiye kademesinde. Allah’ın rızasını kazanmak; Mardiyye kademesinde gerçekleştirilir.) Bu arada ruha emrediyor, Allahû Tealâ:
“İrciî ilâ rabbiki: Ey ruh! Rabbine geri dön, geri dönerek Rabbine ulaş.” Allahû Tealâ’nın böyle bir dizaynını Kur’ân-ı Kerim açık bir şekilde ortaya koyuyor.

Fecr-27, 28, 29 ve 30. âyetlerde “Ey mutmain olan nefs!’” Nefse hitap.
“Râdıyeten mardıyyeh: Allah’tan razı ol, Allah’ın rızasını kazan (5. ve 6. gök katlarına ulaş).
Ruha sesleniyor, Allahû Tealâ:
“İrciî ilâ rabbiki: Rabbine rücu et, geri dönerek.” (Rücu: geri dönmek demek.) Allah’tan üfürülmüş ruhumuz Allah’tan gelmiş, Allah’a tekrar iade ediliyor, geri gönderiliyor. O zaman fizik vücuda hitap ediyor Allahû Tealâ:
“Fedhulî: O zaman,
Fedhulî fî ibâdî: kullarımın arasına gir. (İthal ol.)
Vedhulî cennetî: ve cennetime (ithal ol) gir.” Bu da fizik vücuda hitap.

Öyleyse 4. katta kişinin ruhunun dizaynında bir muhteva beliriyor. Burası, Nefs-i Mutmainne. Mutmain olma kademesi. Allahû Tealâ Ra’d Suresinin 28 âyet-i kerimelerinde buyuruyor ki:

13/RA'D 28: Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh(zikrillâhi) e lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb(kulûbu).

Onlar, âmenûdurlar ve kalpleri, Allah’ı zikretmekle mutmain olmuştur. Kalpler ancak; Allah’ı zikretmekle mutmain olur, öyle değil mi?


E lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb(kulûbu: Dikkat edin ki; kalpler ancak Allah’ı zikretmekle mutmain olur.” diyor Allahû Tealâ. Kalplerin mutmain oluşu ancak Allah’ı zikretmekle mümkün. Yani? Yani kalbin içine nurlar girecek, girecek, girecek ve de Mutmainne kademesinde kişi doyuma ulaşacak.

Nefsin kalbinde Emmare’de %7, Levvame’de %7, Mülhime’de %7 ve Mutmainne’de %7. (7, 14, 21, 28 nur birikimi ifade eder.) 4 kademe ve 2’de baştan gelen rahmet nuru vardı. %30’lu nur birikimi ve kişi doyuma ulaşıyor. Allah’ın verdiklerinden kişi razı oluyor. İşte bu razı olma, mutmain olmanın arkasından Allahû Tealâ’nın rıza makamı geliyor. Kişi Allah’tan razı oluyor “Radiye”. Sonra da “Mardiyye” geliyor. Allah’ta ondan razı oluyor. Ruh 4. katta, nefsin Mutmainne olduğu noktada 4. katta Allah’tan razı olduğu zaman Mutmainne’den sonra Radiye geliyor. Kişi Allah’tan razı oluyor; ruh 5. katta. Allah’ta ondan razı oluyor; “Mardiyye.” Ruh 6. katta. % 42 nur birikimi, fazıl birikimi ve geriye Tezkiye kademesi geliyor.

35/FÂTIR 18: Ve lâ tezirû vâziretun vizre uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salât(salâte), ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsihî, ve ilâllâhil masîr(masîru).

Ve yük taşıyan birisi (bir günahkâr) başka birinin yükünü (günahını) yüklenmez. Eğer ağır yüklü kimse, onu (günahlarını) yüklenmeye (başkasını) çağırsa bile ondan hiçbir şey yükletilmez, onun yakını olsa dahi. Sen ancak gaybte Rabbine huşû duyanları ve namazı ikame edenleri uyarırsın. Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş (varış) Allah’adır (Nefs tezkiyesi ile ruh Allah’a döner, ulaşır).


“Ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsih(nefsihî), ve ilâllâhil masîr(masîru). Kim nefsini tezkiye ederse kendisi için tezkiye olur. Ve ruhu Allah’a ulaşır. Allah’a döner, Allah’a vasıl olur, Allah’ın Zat’ında yok olur.” diyor Allahû Tealâ. İşte burası ruhun Allah’ın Zat’ına ulaştığı, Allah’ın Zat’ında yok olduğu noktadır. Ne olmuştur? Allah’ın gönderdiği, üfürdüğü ruh. Bütün insanlar doğarken kendilerine Allahû Tealâ tarafından ruh üfürülür. Bu üfürülen ruh ancak kişi öldüğü zaman Allah’a döner, o kişi ruhunu Allah’a ulaştırmayı dilemezse. Ama dilerse, nefsini tezkiye ettiği noktada nefsinin kalbinde 7 defa % 7 fazıl birikimi ve %2 rahmet birikimi gerçekleştiği zaman, ne zaman bir insanın kalbi %51 nurla dolarsa, o zaman o kişinin ruhu Allah’a ulaşır.
İşte böyle bir muhteva var, sevgili kardeşlerim. Ruh, Rabbine geri dönüyor, ulaşıyor, Allah’ın Zat’ında yok oluyor. Allahû Tealâ böyle bir garantiyi bütün insanlığa vermiştir. Diyor ki Ra’d Suresi 27. âyet-i kerimesinde:

13/RA'D 27: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbihi, kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).

Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O’na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”


“Allah dalâlette olanları bırakır. Ama o dalâlette olanlardan her kim Allah’a mülâki olmayı dilerse, ruhunu hayattayken Allah’a ulaştırmayı dilerse Allah, onları (onların ruhlarını) Kendisine ulaştırır.” diyor. “Nehir denize kavuştu.” deniyor buna.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Ruh, Allah’ın ruhudur. İşte emir Allah’tan gelmiştir ve Allah’a geri dönmüştür. Allah tarafından üflendiği zaman da bir emir, yukardan aşağı inen bir emir söz konusu. Allah’a geri döndüğü zaman da aşağıdan Rabbine çıkan bir emir söz konusu. Allah’tan gelen ve Allah’a geri dönen herşey emir olduğu cihetle bu da bir emirdir. Ruh, insan ruhu, Allah’a ulaşan bir emirdir.

Biliyoruz ki Allahû Tealâ tüm kâinatı elektronlardan ve karşıt elektronlardan oluşturmuş. Ama dikkat edin! “Dünyada hiçbir zerre yoktur ki; her an dönüş halinde olmasın.” diyor Allahû Tealâ. İşte o zerre elektrondur. Sağ spinli elektronlar, sol spinli elektronlar. Biri elektrondur, biri karşıt elektrondur. Allah’ın katından her an elektronlar, nötrinolar gelir; elektronlara dönerek gelirler. Bir sağ spinli nötrino var; sağ spinli elektrona ulaşır. Dönüş enerjisini ona verir ve de tekrar Allah’ın katına geri döner. Aynı anda bir ikinci nötrino sağ spinli elektrona ulaşmıştır. Birinci nötrino sol spinli elektrona ulaşıyor. İkinci nötrino sağ spinli elektrona ulaşıyor ve enerjisini bırakarak tekrar Allah’a geri dönüyorlar, ikisi de. Hep bu ayrılırken yolda olan ikinci nötrüno geliyor, elektronu enerjiye ulaştırıyor. Karşıt nötrino geliyor, karşıt elektrona enerjisini ulaştırıyor.

Bir sağ spinli bir sol spinli nötrino; bir sağ spinli bir sol spinli elektrona, bir sağ spinli karşıt nötrino bir sol spinli karşıt nötrino da sağ spinli karşıt elektrona ve sol spinli karşıt elektrona ulaştırıyor enerjisini. Ve birinci elektron ayrılırken birinci bir nötrino, ikinci elektron ayrılırken ikinci bir nötrino; birinci karşıt elektrona birinci karşıt nötrino, ikinci karşıt elektrona ikinci karşıt nötrino ulaşıyor. Ve devamlı olarak elektronlar döndürülüyor. “Hiçbir şey yoktur ki; kâinatta her an döner olmasın.” diyor Allahû Tealâ. Hem de zıt istikametlerde karşıt istikametlerde. Ve denge böyle sağlanıyor. Bir sağ spinli elektronun karşısında bir sol spinli elektro. İkisi ters istikamette dönüyor. Bir sağ spinli karşıt elektronun karşısında bir sol spinli karşıt elektro. Yine ikisi karşılıklı istikamette dönüyor. Böylece merkezi denge bütün boyularıyla tahakkuk ediyor.

İşte bu elektronlara ulaşan rahmet, fazl ve salâvât nurlarını vücuda getiriyor, Allahû Tealâ ve her an kâinatın her zerresini kaplamış olan bütün bu elektron ve karşıt elektronlara kesintisiz bir şekilde, hem sağ spinli hem de sol spinli bir çift nötrino gelir. Enerjisini devreder, tekrar geriye döner. Hem sağ spinli sol spinli elektrona hem de sağ spinli sol spinli karşıt elektrona kesintisiz bir şekilde Allah’ın enerjisi gelir. İşte bu enerji, gelen enerji gene Allah’ın emridir. Allah’tan gelmiştir, yeryüzünde görevini tamamlamıştır, tekrar Allah’a geri dönmüştür. Devamlı bir yolculuk, devamlı bir kâinattaki her zerreye, şu anda bu salondaki her zerreye Allah’ın çift manyetik alanlı yani bir sağ spinli bir sol spinli nötrinosu, bir sağ spinli bir sol spinli karşıt nötrinosu her an her zerreye ulaşmaktadır. Bu sebeple kâinat sonsuz bir hareketlilik içindedir. Allahû Tealâ bu sebeple: “Allah’tan gelirler ve tekrar Allah’a geri dönerler.” diyor. “Hiçbir zerre yoktur ki; her an hareket halinde olmasın. Her an dönüş halinde olmasın, her an Allahû Tealâ’dan bir enerji almasın.”

İşte Allah’ın katından gelen ister nötrino olsun ister karşıt nötrino olsun, ister sağ spinli olsun ister sol spinli olsun, bunlar Allah’ın katından gelen emirlerdir. Elektron bir emir değildir. Allah’a gidip gelmez. Bulunduğu yerde görev yapar sonsuza kadar. Ama bu da Allahû Tealâ tarafından vücuda getirilmiştir. Fakat o bir emir değildir. Ona gelen nötrinolar ve karşıt nötrinolar emirdir. Devamlı hareket halinde olan elektronların ve karşıt elektronların gelen nötronlarla kesintisiz bir şekilde beslenmesi söz konusudur. Enerji hiçbir zaman tükenmeyecektir. Allah kıyâmete kadar enerjisini devamlı gönderecektir.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allahû Tealâ’nın hepinizi sonsuz mutluluklara ulaştırmasını Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi inşaallah burada tamamlıyoruz.

İmam İskender Ali  M İ H R