➤ }
Cuma Hutbesi (Nisâ 175) 24.07.2009
Mp4 Mp3 Link

Sohbet Kodu: 112528


SOHBETİN ADI: CUMA HUTBESİ (Nisâ-175)

TARİHİ: 24.07.2009

Eûzubillâhimineşşeytanirracîm, bismillâhirrahmânirrahîm.

4/NİSÂ-175: Fe emmâllezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve fadlın ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen).

Böylece Allah'a âmenû olanları (ölmeden önce ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenleri) ve O'na (Allah'a) sarılanları ise, (Allah) Kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, Kendisine ulaştıran "Sıratı Mustakîm"e hidayet edecektir (ulaştıracaktır).


“fe emmâllezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve fadlın ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen).”

 

Allahû Tealâ diyor ki:

 

“fe: Böylece.”

“emmâllezîne âmenû billâhi: Allah’a âmenû olanları.”

“va’tesamû bihî.”

“Ve O’na ruhunu ulaştırmayı dileyenleri.”

“fe se yudhıluhum: İçine koyacaktır o zaman.”

“fî rahmetin: Rahmetin içine.”

“minhu: O’ndan, Allah’tan.”

“Kendinden bir rahmetin içine.”

 

“ve fadlın.”

 

“Ve fazlın içine.”

 

“ve yehdîhim: Ve onları ulaştıracak.”

“ileyhi: Ona.”

“sırâtan mustekîmâ (mustekîmen): Sıratı Mustakîm’e (Kendisine ulaştıran Sıratı Mustakîm’e).”

 

Öyleyse Allahû Tealâ kaç faktörden bahsediyor burada?

 

*Âmenû olanlar; 1.
*Allah’a ulaştırmayı dileyerek Allah’a sarılanlar; 2.

 

Bunları Allahû Tealâ Kendisine ulaştıracak, bir rahmetin ve fazlın içine koyarak.

 

Sevgili kardeşlerim, Allah’tan bir rahmetin ve fazlın bize ulaşması için mutlaka bizim “Allah” kelimesini tekrar etmemiz lâzım. Allah kelimesi bir çağlayandır. Allah kelimesini devam ettirdiğiniz sürece, Allah’ın katından rahmet ve fazl nurları açık bir şekilde göğsünüze gelir, göğsünüzden kalbinize ulaşır ve kalbinizi devamlı temizler.

 

Öyleyse Allah’tan rahmet mi istiyoruz, fazl mı istiyoruz? Bir başka ifadeyle, Allah’ın nurlarının kalbimize ulaşmasını mı istiyoruz? O zaman yapmamız lâzım gelen şey, Allah’ın ismini “Allah, Allah, Allah, Allah,” diye tekrar etmektir. Bunun adı zikirdir. Allah’ın ismini zikretmek, Allah’ın ismini anmak, kesintisiz bir şekilde anmak. Şimdi burada Allahû Tealâ bir, âmenû olanlardan bahsediyor. Âmenû olmak; Allah’a ulaşmayı dilemek demek. Kim şu dünya hayatını yaşarken ruhunu Allah’a ulaştırmayı dilerse bu dileyen kişi, âmenû olmanın 1. safhasına ulaşmıştır. Ondan evvel bir âmenû olma müessesesi yoktur. Dilemek konunun başlangıcını teşkil eder. Sonra bu kişi mürşidine ulaşacaktır. İkinci defa, tâbiiyetle beraber ikinci defa âmenû olacaktır. Allahû Tealâ onun ruhunu, bu iki faktörü aştıktan sonra kişi, zikrinin devamı şartıyla ruhunu Kendisine ulaştıracaktır, Allah’ın Zat’ına ulaştıracaktır. Ne olmuştur? Ruh Allah’ın Zat’ından gelmiştir, Allahû Tealâ tarafından bize üfürülmüştür ve bize üfürülen ruhu, hepimiz Allah’a şu dünya hayatını yaşarken ulaştırmakla görevliyiz. Bu, Allah’ın ruhumuzu Kendisine ulaştırdığımız noktaya kadar devam eden bir vetiredir. Allahû Tealâ tarafından dizayn edilir. Kula hiçbir külfet yüklememiştir Allahû Tealâ. Biz kullar sadece: “Ya Rabbi, ben de ruhumu Sana ulaştırmayı diliyorum. Ne olur benim de ruhumu Sana ulaştır.” dediğimiz zaman, biz hazırız demektir.

 

Allahû Tealâ ne yapacaktır? Hacet namazı kıldığımızda bize mürşidimizi gösterecektir.  Biz ne yapacağız? Allah’ın gösterdiği mürşide ulaşıp elini öpeceğiz, başımıza koyacağız ve ona tâbî olacağız. Tâbî olduğumuz anda ruhumuz vücudumuzu terk edecektir ve Allah’a doğru zaten seyr-i sülûkta olan, yolculukta olan kafileye bizim ruhumuz da katılacaktır. O ruhlarla beraber, diğer ruhlarla beraber bizim ruhumuz da 1., 2., 3., 4., 5., 6., 7. gök katlarına ulaşacak, 7. gök katında 7 tane âlemden geçecek ve 7. âlemin sonunda ruh dikey bir yolculukla Allah’ın Zat’ına ulaşacak, Allah’ın Zat’ında ifnâ olacaktır yani yok olacaktır.

 

Öyleyse ne olmuştur? Ruh sahibine, sahibi olan Allah’a geri dönmüştür. Ruhumuz ne olmuştu? Allahû Tealâ tarafından doğduğumuz an bize üfürülmüştü ve derhal üfürülen ruh, bizim fizik vücudumuzun şeklini almıştı. Ve biz büyüdükçe, ruhumuz da bizimle beraber şekil değiştirerek vücudumuzun şeklini her zaman aynen kullandığı cihetle, o genişlik alanı içinde vücudumuzun şeklini tam olarak alarak devamlı bizimle beraber o da büyümüştür. Netice nereye ulaşmıştır? Artık ruhu Allah’a ulaştırmamız gereken bir noktaya.

İşte kim Allah’a ruhunu ulaştırmayı kalpten bir dilekle dilerse bu kişi 1. kat cennetin sahibi olur. Bir tek dilek, sadece bir tek dilek: “Ya Rabbi! Ben ruhumu Sana ulaştırmayı diliyorum.” Bu dileğin kalpten yapılması halinde, gerçek anlamda bir şey, bir talep ifade etmesi halinde Allah’a, o kişi ertesi gün ölse -o gün ölse- ruhu mutlaka Allah’a ulaşmak üzere… Bu kişinin öldükten sonraki durumu 1. kat cennete, kıyâmetten sonraki durumu 1. kat cennete girmektir.

Bu kişi yaşadı, mürşidini sordu Allahû Tealâ’dan. Allah ona mutlaka mürşidini gösterir. Eğer Allah’a ulaşmayı gerçekten dilemişse Allah ona mutlaka mürşidini gösterir. Mürşidine tâbî olur kişi. Tâbî olduğu andan sonra ölümü, onun kıyâmetten sonra 2. kat cennete mutlaka gitmesini ifade eder.

 

Peki, sonra ne olur? Mürşidini tanımışsa mürşidine tâbî olacaktır. Tâbî olmuş, ondan sonra ölmüşse bu kişinin gideceği yer 3. kat cennettir. Sadece tâbî oluş 2. kat cenneti; tâbiiyetten sonraki o kişinin ruhunu Allah’a Allah tarafından ulaştırması 3. kat cenneti ifade eder. Bu 3 kat cennet bütün insanlara Allahû Tealâ tarafından hibe edilir, karşılıksız verilir. Bir kişinin sadece ruhunu Allah’a ulaştırmayı dilemesi ruhunun Allah’a ulaşması için yeterlidir. Allahû Tealâ o kişiyi mutlaka mürşidine ulaştıracaktır, sadece Allah’a ulaşmayı diledi diye. O kişinin hayatı devam edecekse mutlaka Allah, o kişinin ruhunu Kendisine ulaştıracaktır ve sanki o kişi ulaştırmış gibi, mürşidine tâbiiyetinde 2. kat cennetin sahibi kılacak o kişiyi. Ruhun Allah’a ulaşması halinde, Allah o kişiyi 3. kat cennetin sahibi kılacaktır. Bu kıyâmetten sonraki olay. Bu kişinin ölümünden sonraki olay; ruhunun Allah’a ulaşması, Allah’ın Zat’ında yok olması.

Bu kişi ne yaptı? Aslında bir tek şey yaptı: Allah’a ulaşmayı diledi. Geri kalan her şey Allah’ın hediyesi, ni’meti. Allah onu mürşidine ulaştırdı. Mürşidini Allah gösterdi, mürşidine ulaştırdı. Mürşidine ulaştırınca ruhu vücudundan ayrıldı. Allah ona zikir sevgisi verdi. Kişi zikrini giderek artırdı. Yeterli miktarda arttırdığı cihetle de ruhu 1., 2., 3., 4., 5., 6., 7. gök katlarını diğer ruhlarla beraber birer birer aştı. 7. katta 7 tane âlemden geçti ve 7. âlemden sonra Sidretül Münteha’dan dikey bir yolculukla Allah’ın Zat’ına ulaştı, Allah’ın Zat’ında ifnâ oldu (yok oldu). İşte bu, ruhun Allah’a iade edilerek teslim edilmesidir. Allahû Tealâ herkesin üzerine bunu farz kılmıştır. Bu kadar mı farz kılmıştır? Sadece 3. kat cenneti mi Allahû Tealâ nasip eder kişiye? Hayır. O kişinin fizik vücudunu da Allah’a teslim etmesini Allahû Tealâ farz kılmıştır. Teslim ederse 4. kat cennetin sahibi olacaktır. Nefsini de teslim etmesini istemiştir; 5. kat cennetin sahibi olacaktır. Muhlis olmasını istemiştir; olsa 6. kat cennetin sahibi olacaktır. İradesini de Allah’a teslim etmesini istemiştir Allahû Tealâ. Teslim edebilirse 7. kat cennetin sahibi yani Adn cennetlerinin, en üst kat cennetlerin sahibi olacaktır.

 

Öyleyse Allahû Tealâ’nın mükâfatları, kişinin kat edeceği yolla paralel bir seyir takip eder. Ya 1. kata kadar yükselebilir kişi, ölür. Ya 2. kata kadar yükselir, ölür. Ya 3., 4., 5., 6., 7. katlara kadar ulaşabilecek seviyeye gelir, ölür ya da hiç Allah’a ulaşmayı dilemez. Birçok zavallı insanın cehenneme gitmesine sebebiyet veren İslâm’ın 5 şartıyla kişi yaşamıştır; namaz kılmıştır, oruç tutmuştur, zekât vermiştir, hacca gitmiştir, kelime-i şehâdet de getirmiştir ve ona öğretilen o yanlış dîn bilgisi kuralları içersinde cennetlerden cennet beğenememektedir. “Bakalım Allahû Tealâ beni kaçıncı kat cennetine alacak?” diye düşünmektedir ama gideceği yer cehennemdir.

 

Sevgili kardeşlerim, İslâm’ın 5 şartı şeytanın İslâm âlemine uyguladığı en büyük tuzaktır. Herkes İslâm âleminde, İslâm’ın 5 şartını yerine getirirse cennete gireceğini zannediyor. Hiç kimse İslâm’ın 5 şartıyla cennete giremez. Ama her kim Allah’a ulaşmayı dilerse kim olursa olsun, isterse namaz kılmayı bilmesin ama kalpten bir dilekle Allah’a ulaşmayı dilemiş ve sonra ölmüşse bu kişinin gireceği yer mutlaka 1. kat cennettir. Allah o kişinin ilmine bakmıyor, kalbine bakıyor. Kalbi Allah’a ulaşmayı dilediği anda 1. kat işareti almıştır. Bu kişi sağ ise, hayatta ise mutlaka Allah ona mürşid sevgisi verecektir. O kişi Allah’ın kendisine sevdirdiği o mürşide mutlaka ulaşabileceği yerdedir, mutlaka onu ulaştıracaktır. Ulaşıp da tâbî olduğu anda ertesi gün ölen bu kişi, 2. kat cennetin sahibi olarak ölür. Eğer bu kişi, 7-8 aylık bir ömrü varsa Allah o kişinin ruhunu mutlaka Kendisine ulaştıracaktır. Ne dedim? O kişi ruhunu Allah’a ulaştırmayacaktır; Allah o kişinin ruhunu Kendisine ulaştıracaktır ve sanki o kişi ulaştırmış gibi, o kişi bundan sonra ölmüşse onu 3. kat cennetin sahibi mutlaka kılacaktır.

 

İşte bunlar Allah’ın insanlığa en büyük hediyeleridir; karşılıksız ni’metler. Ne yapmış kişi? Hiçbir şey yapmamış. Bir dilekte bulunmuş. Allah’a ulaşmayı dilemiş; Allah onu mürşidine ulaştırmış, Allah ona zikir sevgisi vermiş, Allah ona namaz sevgisi vermiş, Allah ona ibadetleri sevdirmiş; sevdirmiş ve kişi ibadetleri gerçekleştirerek ruhunu Allah’a ulaştırmış yani asıl ifadesiyle Allah o kişinin ruhunu Kendisine ulaştırmış.

 

Sevgili kardeşlerim, Allah’a ulaşmayı dileyen kişi, Allah tarafından mutlaka 1. kat cennetin sahibidir. Eğer bu kişi mürşidine ulaşıp tâbî olmuşsa ondan sonra ölmüşse 2. kat cennete gidecektir. 7-8 aylık bir ömrü varsa, ruhunu da Allah onun Kendisine ulaştırmış da ondan sonra ölmüşse 3. kat cennete gidecektir, kendisinden hiçbir şey yapmadan. Çünkü ona namazı Allah sevdirmiştir, ona zikri Allah sevdirmiştir, ona mürşidi Allah sevdirmiştir, tâbiiyeti Allah gerçekleştirmiştir. Her şey Allah’ın vücuda getirdiği bir statü içinde gerçekleşiyor, kişi mükâfatlandırılıyor.

Sevgili kardeşlerim, kişinin dik yokuşu bundan sonra başlar. Bu noktaya ulaşıncaya kadar 3 saatlik bir zikirle hayatını geçiren kişi, birden bire 3 saatlik zikirden 18 saat zikre ulaşmak mecburiyetinde kalır. İşte fizik vücudun teslimi, nefsin teslimi bu standartları gerektirir. Eğer kişi, o 3 saatlik zikri 18 saate çıkartabilirse onun fizik vücudu Allah’a teslim olmuştur. Bundan sonrası bir hiçtir. Zaten bir insanın uykunun dışında geçirdiği saat, üst seviyede 18 saat olur. 5-6 saat uyku için kalacaksa 24 saate tamamlar kişi. Ama normal standartlarda 5-6 saatlik bir uykuyla uyku ihtiyacını gideren kişi, 18 saat zikreden bir kişidir. Bundan fazla zikir yapan yok mudur? Vardır. Allahû Tealâ kişi istedikçe onun uykuya ait olan ihtiyacını azaltır. Ve de azalttığını düşünelim: Kişi bazı geceleri hiç uyumadan geçirebilir ve de iç dünyasındaki zikir, hep kalbinin atışlarına paralel olarak “Allah, Allah, Allah, Allah,” diye devam eder gider. Unutmayın sevgili kardeşlerim, kalbiniz çift atar. Böyle atmaz, böyle atar. Sebebi de Allah kelimesini kalbinizin tekrar etmesi imkânı, kalbinize bahşedilmiştir Allahû Tealâ tarafından.


Öyleyse işte tasavvufun dışındaki insanlar neden mutlu değiller? “Biz” diyorlar, “İslâm’ın 5 şartını yaşarız arkadaş! Namaz kılarız, oruç tutarız, zekât veririz, hacca gideriz, kelime-i şehâdet de getiririz, ‘lâ ilâhe illâllah muhammeden resûlullah’ deriz ve de cennete gireriz.”

 

Sevgili kardeşlerim, bu ‘ve de cennete gireriz’ kısmı, ııh! Mümkün değil. İslâm’ın 5 tane şartını yaşayarak hiç kimse Allah’ın cennetine giremez. İşte şeytanın İslâm âlemine kurduğu en büyük tuzak budur çünkü hâlâ İslâm âlemi namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek ve kelime-i şehâdet getirmekle cennete gireceğini zannetmektedir. Sadece zanlardan ibaret bir dünyada yaşıyor İslâm âlemi de ne yazık ki.

 

Daha bir başka yanlış inanış: “Biz cehenneme gireceğiz tamam ama orada hafif tertip bizi kavuracaklar, birazcık cezalanacağız. Ondan sonra cehennemden hop çıkacağız, cennete gireceğiz.” Sevgili kardeşlerim, bu bir saçmalık. Böyle bir şeyi hiçbir zaman Kur’ân-ı Kerim muhtevasına almamış.

 

*Allah’a ulaşmayı dilemeyen bir insan Allah’ın cennetine giremez.

*Mürşidine tâbî olmayan bir insan 2. kat cennete giremez.

*Ruhunu Allah’a ulaştırmayan bir insan 3. kat cennete giremez.

*Fizik vücudunu Allah’a teslim etmeyen bir insan 4. kat cennete giremez.

*Nefsini Allah’a teslim etmeyen kişi 5. kat cennete giremez.

*Muhlis olmayan kişi yani Allahû Tealâ’nın huzurunda daimî zikirden sonra Tövbe-i Nasuh’la tövbe etmeyen kişi 6. kat cennete giremez.

*Ve salâh makamının sahibi olmadıkça, salihlerden olmadıkça 7. kat cennete giremez.

 

Her cennetin Kur’ân-ı Kerim’de 7 safhada ayrı ayrı sahipleri var ve de o seviyeye ulaşmadıkça o cennete hiç kimsenin girmesi hiçbir şekilde mümkün değildir.

 

İnsanlar hayallerle yaşarlar. “Ben” der, “İslâm’ın 5 şartını yaşıyorum arkadaş! Namaz kılıyorum, zekât veriyorum, hacca gidiyorum, kelime-i şehâdet de getiriyorum ara sıra. Ben İslâm’ın 5 şartını yerine getirdiğime göre evet, cehenneme gireceğim çünkü çok günahlarım var. Cehennemde beni hafif tertip kavuracaklar. Birazcık kavrulduktan sonra hop cehennemden çıkıp cennete gideceğim. Ondan sonraki bütün hayatımı cennette geçireceğim.” Bunlar şeytanın zavallı İslâm âlemine söylediği en büyük yalanlardır. Kabul ettirdiği demek daha doğru çünkü bütün İslâm âlemi öyle olduğunu zannediyor. Yani: “Namaz kılarsam, oruç tutarsam, zekât verirsem, hacca gidersem, kelime-i şehâdet de getirirsem ara sıra tamam. Ben, bitti, mutlaka cennete girerim.”

Sevgili kardeşlerim, insanların zanları değil, Kur’ân’ın hükümleri her zaman duruma hâkimdir. Kur’ân’da Allahû Tealâ, bir insan Allah’a mülâki olmayı yani dünya hayatını yaşarken ruhunu Allah’a ulaştırmayı dilemedikçe o kişinin cehennemden çıkmasının mümkün olmadığını söylüyor.

 

Öyleyse demek ki ibadetler bu dileğin arkasında bir değer ifade ediyor. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse… Dileyip dilemediğini kişi anlar mı? Mutlaka anlar. Nereden anlar? Çünkü Allahû Tealâ onun kalbine vazgeçilmez bir mürşid sevgisi koyar. O kişi mutlaka mürşide ulaşmayı diler ve dilediği mürşidi Allahû Tealâ seçer ona. O kişinin kalbi o mürşide ısınır ve de gidip ona tâbî olacaktır. Tâbî olduğu anda bu kişi 2. kat cennetin sahibidir. Ertesi gün ölse 2. kat cennete gidecektir. Tâbî oldu, yaşıyor; yaşıyorsa Allahû Tealâ ona zikri sevdirir, namazı sevdirir. İslâm’ın bütün ibadetleri o kişiye eskiden angarya gibi görünürken bugünden itibaren zevk olarak yaşanmaya başlanır. Namaz kılmak bir zevktir. Kişi heyecanla, büyük bir sevinçle kılar namazlarını. Namaz kılmak zevk haline gelmiştir. Zikir yaptığı zaman, gözlerini kapattığı zaman belki birçok şeyi Allahû Tealâ ona göstermeye başlar bile.

 

Sevgili kardeşlerim, kalp gözünüz bir gün açılacaktır. O zaman gökleri göreceksiniz. Seviyeniz yükseldikçe daha üst şeyleri göreceksiniz. Kim salâh makamına ulaşırsa salâh makamı Allah’ın Zat’ının da görüleceği makamın adıdır.

 

Öyleyse bütün makamlar için ayrı ayrı daha üst kademe, daha üst kademe, daha üst kademe zevkler söz konusudur. Allahû Tealâ sizi üzülmeniz için, Allahû Tealâ sizi bu dünyada ot gibi yaşayıp da ölmeniz için yaratmadı. Bu dünyada Allah’ı tanımanız için yarattı. Şeytanın kulu değil, Allah’ın kulu olmanız için yarattı. Ve daha Allah’a ulaşmayı dilediğiniz an şeytanın kulu olmaktan derhal kendinizi kurtarmış olursunuz; artık siz Allah’ın kulusunuz. Kademe kademe Allah’ın kullukları var.

 

*Allah’a ulaşmayı dileyen kişi 1. kulluğun sahibidir.

*Mürşidine tâbî olan kişi 2. kat cennetin sahibidir.

*Ruhunu Allah ulaştırır o kişinin Kendisine ama o kişi ulaştırmış gibi onu 3. kat cennetin sahibi kılar.

*Kişinin fizik vücudunu teslim etmesi halinde 4. kat cennetine alır.

*Nefsini teslim etmesinde 5. kat cennetin sahibi kılar.

*Muhlis olması halinde yani Tövbe-i Nasuh’la Allahû Tealâ’ya tövbe etmesi halinde 6. kat cennetin sahibi kılar.

*Ve iradesini Allah’a teslim ettiği zaman 7. kat cennetin sahibi kılar.


Sevgili kardeşlerim, Allah için hep vermek vardır. Allah için hep insanları mutlu etmek vardır. Allah bizden ne ister? Bizi mutlu etmek ister. Allah’a ulaşmayı dileyen kişi mutluluğun ilk adımını atmıştır.

 

Eğer ruhunu Allah’a ulaştırmak için mürşidine tâbî olmuşsa mutluluğu artacaktır. Ruhunu Allah’a ulaştırmışsa mutluluğu daha çok artacaktır. Fizik vücudunu teslim etmişse ondan daha mutlu olacaktır. Nefsini teslim etmişse bir evvelkinden daha mutlu olacaktır. İradesini teslim etmişse daha çok, daha çok, daha çok mutlu olacaktır.

 

Öyleyse mutlulukla Allah ile meşgul olmanın standartları birbiriyle çok yakın alâkada. Daimî zikirden sonra bu iş çok daha muhteşem olur. Sevgili kardeşlerim, bu ihtişamın temel özelliği kalp gözünüzün mutlaka açılmasıdır. O zaman hep merak ettiğiniz gökleri görürsünüz. Sonra bir gün iradenizi Allah’a teslim edeceksiniz ve göremediğiniz en büyük mükâfatı o zaman alacaksınız. Çünkü bu noktaya ulaşan herkes Allah’ın Zat’ını görmek yetkisinin sahibi olur.

 

Bir gün Allah’ın Zat’ını göreceksiniz, iradenizi de Allah’a teslim etmek şerefine erdiğiniz zaman. O zaman bu dünyada Allah’a en çok hamdedenlerden, şükredenlerden birisi olacaksınız. Dünyadaki en mutlu insanlardan birisi olacaksınız ve de Allahû Tealâ’ya sonsuz hamdedeceksiniz, şükredeceksiniz.

 

Öyleyse Allahû Tealâ bütün insanlar için aynı hedefleri gösteriyor.


1- Allah’a ulaşmayı dilemek. Dileyen kişiyi mutlaka Allahû Tealâ mürşidine ulaştırıyor.

2- Mürşide tâbî olmak. Tâbî olan kişinin ruhunu mutlaka Kendisine ulaştırıyor.

3-Ruhu Allah’a ulaştırmak.
Böyle bir kişi fizik vücudunu da Allah’a teslim etmeyi dileyecektir. Fizik vücudunu Allah’a teslim etmek. Arkadan nefsi de Allah’a teslim etmek. Sonra muhlis olmak, sonra da iradeyi Allah’a teslim ederek dünyadaki en mutlu insanlardan birisi olmak.

 

İşte sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, Allah için söz konusu olan güzellikler bunlar. O, hepinizin en büyük mutlulukları yaşamanızı ister ve siz yaşamayı dilemedikçe bunların hiçbirisi gerçekleşmez. Allah’ın isteği, sizin talebinizle noktalanmadığı takdirde bunların hiçbirinden istifade edemezsiniz. Allah her şeyi hazırlamıştır. Sizler için hazırlamıştır ama siz gerekli adımı atmazsanız yani elinizi uzatıp da Allah’ın size verdiği bu ni’meti almazsanız hiçbir şeyden faydalanamazsınız. Ama görüyorsunuz ki zor bir şey değil. Allah her şeye kaadirdir.

 

Hepinizin bu büyük zevkleri yaşamanızı Yüce Rabbimizden diliyorum.

Esselâmu aleykum ve rahmetullâh ve berekâtuhu.

 

İmam İskender Ali  M İ H R