}
Bakara Suresi 28. Âyet-i Kerime (Âyetlerin Sırları) 15.10.2008
Mp4 Mp3 Link

Sohbet Kodu: 112568

SOHBETİN ADI: ÂYETLERİN SIRLARI - BAKARA 28
TARİHİ: 15.10.2008


Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir âyetlerin sırları konusunda Yüce Rabbimiz bizleri birlikte kıldı. Konumuz; Âyetlerin sırları: Bakara Suresinin 28. âyet-i kerimesi.

Allahû Tealâ buyuruyor:

2/BAKARA 28: Keyfe tekfurûne billâhi ve kuntum emvâten fe ahyâkum, summe yumîtukum summe yuhyîkum summe ileyhi turceûn(turceûne).

Allah’ı nasıl inkâr edersiniz? (Kıyamet günü sur’a üfürüldükten sonra) siz ölü idiniz. Sonra sizi (kıyamet günü) diriltti. Sonra sizi (sur’a ikinci defa üfürüldüğünde) öldürecek. Sonra sizi (sur’a üçüncü defa üfürüldüğünde) diriltecek. Sonra (İndi İlâhi’de) O’na döndürüleceksiniz.


keyfe: nasıl
tekfurûne: inkâr ediyorsunuz
billâhi (bi allâhi): Allah'ı
(billâhi tekfurûne bi Allâhi: Allah’ı nasıl inkâr edersiniz (ediyorsunuz?)

Allah’ı inkâr edenlere Allahû Tealâ 14 asır evvel sesleniyor: “Allah’ı nasıl inkâr edersiniz?”
 
ve kuntum: ve siz idiniz, oldunuz
emvâten: ölüler
fe: sonra
ahyâ-kum: sizi diriltti
summe: sonra
yumîtu-kum: sizi öldürecek
summe: sonra
yuhyî-kum: sizi diriltecek
summe: sonra
ileyhi: ona
turceûne: döndürüleceksiniz

Allahû Tealâ diyor ki: “Keyfe tekfurûne billâhi: Allah’ı nasıl inkâr edersiniz (ediyorsunuz)?”

O devirdeki müşriklere ve kâfirlere sesleniyor Allahû Tealâ. Onlar, Allah’ı inkâr ediyorlar: “Allah yoktur. Bizim putlarımız var, biz putlara taparız.” diyorlar.

Allahû Tealâ bütün insanlara: “Siz ölü idiniz.”  diyor. “Siz ölü idiniz.” dediği noktada tüm insanların ölmüş olması için kıyâmetin kopması lâzımdır. Kıyâmet, bütün insanları önce öldürecektir. “Siz ölü idiniz.” diye Allahû Tealâ bütün insanlara sesleniyor ve “Ölü iken sonra sizi diriltti.” diyor.

Kıyâmet günü ne olur? Kıyâmet günü sur’a üfürülür. Sur’a üfürülünce herkes ölür. Sur’a 1. kez üfürülmesiyle evvelkiler ölmüştür. Yaşayanlar da, sur’a ilk kez üfürüldüğünde öleceklerdir. Böylece gelmiş geçmiş bütün insanların öldüğü bir noktaya ulaşılacak.

Allahû Tealâ diyor ki:

summe yuhyî-kum: sonra sizi diriltecek
emvâten fe ahyâkum: Size hayat verdi (sizi diriltti).

O zaman siz ölüler idiniz, sur’a üfürüldü, sur’a üfürülünce sizi diriltti.

Neden diriltti? Çünkü kıyâmet günü zaman tersine çalışacaktır. Kıyâmet gününe kadar geçmişten geleceğe doğru yürüyen zaman, kıyâmet günü gelecekten geçmişe doğru çalışacak ve tabiî böyle olunca, o sırada yaşamakta olan herkes ölecek. Kıyâmet gününe kadar ölmüş olanların hepsi ölmüştür. O kıyâmet gününden itibaren zaman tersine (başa doğru) çalışacağı için ölmüş olanların hepsinin, zaman kendilerinin yaşamış olduğu noktaya ulaştığında tekrar canlı olması vücuda geliyor.

Herkes, kıyâmet günü (mahşer günü) tekrar hayata kavuşuyor. Bu, sur’a 1. defa üfürülmesidir. Sonra sur’a tekrar (2. kez) üfürülecek. “Sizi tekrar öldürecek.” diyor Allahû Tealâ. Geçmişten geleceğe uzayan zaman parçası içinde ölmüş olan bütün insanların, önce diriltildiği, sonra sur’a 2. üfürülüşünde hepsinin birden yeniden öldürüldüğü bir olay yaşanacak. Kıyâmet günü hayatta olanlar da ölecekler. Evvelkiler zaten ölmüşlerdir. Ama zamanı, Allahû Tealâ zamanı tersine çalıştırdığı için baştan itibaren hayatta olan bütün insanlar yeniden dirilmiştir. “Siz ölü idiniz, sonra sizi dirilttik.” ifadesi sur’a 1. üfürülüşünü ifade ediyor. Bütün ölüleri, sur’a 1. üfürme diriltiyor.

Allahû Tealâ sonra diyor ki: “Sizi yeniden öldürecek.”

summe yumîtukum: sonra sizi (yeniden) öldürecek 
summe yuhyîkum: sonra size (yeniden) hayat verecek

Sur’a 3. üfürülüşünde Allah, herkesi diriltmiş olacak. Sonra da “İndi İlâhi’de O’na döndürüleceksiniz.” diyor Allahû Tealâ. Öyleyse kıyâmet günü sur’a 3 defa üfürülüyor. Bu muhteva içerisinde insanların ölmesi, tekrar dirilmesi, tekrar ölmesi, tekrar dirilmesi ve Allah’a döndürülmeleri söz konusudur.

Sevgili kardeşlerim! Kıyâmette, insanlar için bir sonuç elde edilecek. Konunun başlangıcına baktığımız zaman Allahû Tealâ’nın bir tek noktayı patlattığını görüyoruz. Allahû Tealâ bir noktayı patlattığını ve o noktadan, bütün kâinatı yarattığını söylüyor.

 

21/ENBİYÂ 30: E ve lem yerallezîne keferû ennes semâvâti vel arda kânetâ ratkan fe fetaknâhuma, ve cealnâ minel mâi kulle şey’in hayy(hayyin), e fe lâ yu’minûn(yu’minûne).

İnkâr edenler (kâfirler), semaların ve arzın bitişik olduğunu görmediler mi? Sonra Biz, o ikisini (birbirinden) ayırdık. Ve her canlı şeyi sudan yarattık. Hâlâ inanmazlar mı?


Kur’an’da “kâinat” denilen bu sistemde, 100 milyar civarında galaksinin mevcut olduğu, her galakside de 100 milyar civarında yıldız olduğu bugünün modern aletleriyle yapılan incelemeler sonucunda tesbit edilmitir.

Sevgili kardeşlerim! Bu gezegenlerden içinde hayat olanların hepsinde bize çok benzeyen insanlar yaşıyor. Oralardan, uçan dairelerle bizim dünyamıza ulaşıyorlar ve de uçan dairelerin süratlerini ışık hızının ötesine ulaştırabildiklerini biliyoruz. Bu nokta, onların gözden kaybolma noktasıdır. Işık hızının ötesinde, muhteva farklı bir hüviyet alır. “Madde” adını verdiğimiz sistem, madde ötesine dönüşür.

Sevgili kardeşlerim! Kâinattaki bu 100 milyar galaksinin her birinde 100 milyar yıldızı dizayn eden Allahû Tealâ’nın bir tek yıldızında, biz insanlar yaşıyoruz. Dünya, o yıldızlardan sadece bir tanesidir.

Herkesin Allah’ın Zat’ına dönmesi söz konusudur. Bütün ruhlar, Allah’ın bir üflemesiyle insana üfürülmüştür. Tekrar, mutlaka Allah’ın Zat’ına geri döneceklerdir. Allah’ın ruhu bir sonsuzluktur.

Sevgili kardeşlerim! Kıyâmet günü herkese hayat filmleri gösterilecektir. Bizim yaşamımız süresinde, iki grup kirâmen kâtibîn meleği hayatımızı filme alırlar. Onlardan 1. grup, fizik standartlarda olan sistemi filme alır. Yani biz insanlar, şu fizik vücudumuzla birlikte ne yapıyoruz? Yaptığımız herşey A’dan Z’ye filme alınıyor, bir ömür boyu, ölünceye kadar. Kıyâmet günü, bu hayat filmlerimiz bize gösteriliyor. Ama bu bir tek film değildir. 2 filmden oluşur. 2. film, düşüncelerimizin filmidir. Yani neyi düşündük, neyi tasarladık; o düşüncemiz orada şekillenir.  Görüntü şekline gelir. Çünkü bütün düşüncelerimizde gene biz varız. Neler yapmak istediğimiz, o düşüncede bizi şekil olarak şekillendiren bir hüviyette tezahür eder. İşte düşüncelerimizi de filme alan 2. bir 2’li melek söz konusudur; kirâmen kâtibîn meleği.

Melekler, (Allah’ın) vazifelilerinin Arapça ismidir. Adları: Melek. Neden acaba Allahû Tealâ sadece olayları, bu kirâmen kâtibîn meleklerine tespit ettirmiyor da olayların ötesinde bir de düşüncelerimizi tespit ettiriyor? Çünkü hangi olayı, hangi düşüncenin tesiri altında yaptığımız son derece önemli. Bir insanın, herhangi bir olayda suçlu veya suçsuz olduğu, bu hayat filmindeki düşünce sisteminden anlaşılır.

Bir adam düşünün, birisini öldürmeye karar vermiş. Gecenin saat ikisinde öldüreceği kişinin oradan geçeceğini biliyor. Biliyor, orada menzilleniyor ve adam geçerken tabancasındaki bütün kurşunları boşaltıyor, kişiyi öldürüyor. Bu nedir? Bu, taammüden işlenen bir cinayettir. Kişi tasarlamıştır. O, tasarladığı sırada kirâmen kâtibîn meleklerinin 2. grubu, o düşünceyi filme almıştır. 1. grup da olayı filme almıştır. Bu, düşüncedeki tasavvur hüviyetinde bulunan sistemin tatbikata girmesi halidir. Ne olur? Böyle bir noktada olay, bütün kesimleriyle aydınlanır. Kişi ne düşünmüştür, neyi gerçekleştirmiştir?

Şimdi bir başka ölüm olayını düşünelim beraberce: 

Bahçede, tabancasını temizleyen bir insan düşünelim. Belki olmayacak olan bir olay, ama misal olsun diye söylediğimiz için bir problem yok. Elinde silahını temizlerken tabancanın tetiğine takılınca tabancanın içinde kalan bir tek kurşun ateş alıyor, yoldan geçmekte olan birini öldürüyor. Böyle bir olayın tahakkuk ettiğini düşünelim. Şimdi burada taammüt var mıdır? Kişi, o ölen adamı isteyerek, onu öldürmek istediği için mi öldürmek durumunda olmuştur (öldürmüştür)? Burada, bu kararın bütün boyutlarını kişinin düşünce sistemi verir. Eğer düşünce sisteminde böyle bir olay tahakkuk etmemişse, tasarlanamamış ise kişi, sadece o kazadan sorumludur.

Bu, bir katilin suçu bilerek, cana kast ederek öldürme suçu değildir. Bir kaza eseri kişi ölmüştür. Bu kişi tarafından öldürülmemiştir. Kişinin hatası sebebiyle onun kastı olmaksızın olay vücut bulmuştur. Böyle bir insanın, Allah’ın katında kaybettiği derecat ile bilerek, isteyerek adam öldüren kişinin kaybettiği derecat eşit olamaz. İşte buradaki inceliği, hangi ölçüde taammüt miktarının bulunduğu ve buna bağlı olarak tayin edilen derecatı bu 2. grup tespit edecektir. Kişinin kafasındaki düşünceleri takip eden 2. grup kirâmen kâtibîn meleğidir.

Kıyâmet günü, hayat filmimize baktığımız zaman, sol tarafta kırmızı rakamlar görürüz. Bunlar, hayatımız boyunca yaptığımız tüm günahların sıralanmış halidir. Yani ne zaman Allah’ın emirlerini itaat etmemişsek, derecat kaybederiz.

Bir insan şöyle düşünebilir: “Ben, şu anda hiç kimseye bir kötülük yapmıyorum. Öyleyse derecat kaybetmiyorum.” Böyle bir düşünce geçerli değildir. Neden geçerli değildir? Çünkü Allahû Tealâ bütün insanlara kesintisiz bir şekilde zikri farz kılmıştır.

• Zikir farzdır.
• Çok zikir farzdır.
• Daimî zikir de farzdır.

Allahû Tealâ diyor ki: “Allah’ın ismi ile zikret ve herşeyden kesilerek O’na ulaş!”

73/MUZZEMMİL 8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).

Ve Rabbinin İsmi'ni zikret ve herşeyden kesilerek O’na ulaş.


Allahû Tealâ günün yarısından çok zikri de farz kılmıştır.

33/AHZÂB 41: Yâ eyyuhâllezîne âmenûzkûrullâhe zikren kesîrâ(kesîran).

Ey âmenû olanlar! Allah’ı çok zikirle (günün yarısından fazla) zikredin.


Allahû Tealâ Nisâ Suresinin 103. âyet-i kerimesinde de daimî zikri de farz kılmıştır:

4/NİSÂ 103: Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe izatma’nentum fe ekîmus salât(salâte), innes salâte kânet alâl mu’minîne kitâben mevkûtâ(mevkûten).

Böylece namazı bitirdiğiniz zaman, artık ayaktayken, otururken ve yan üstü iken (yatarken), (devamlı) Allah'ı zikredin! Daha sonra güvenliğe kavuştuğunuz zaman, namazı erkânıyla kılın. Muhakkak ki namaz, mü'minlerin üzerine, "vakitleri belirlenmiş bir farz" olmuştur.


Allahû Tealâ: “fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum: Ayaktayken de otururken de yan üstü yatarken de hep Allah’ı zikredin!” diyor.

Bir insan üç halde bulunabilir: Ayaktadır, oturuyordur veya yatıyordur. Dördüncü bir hâl yok. Üç hâlin üçünde de Allahû Tealâ, Allahû Tealâ’yı zikretmemizi farz kılmış üzerimize. İşte bunu ne kadar gerçekleştiriyoruz? Ne kadar sürede de Allah’ı zikretmiyoruz? Bunlar, hep hayat filmimizde mevcuttur.

Hayat filmi bu açıdan son derece önemlidir. Hiçbir şey gözden kaçmaz. Kirâmen kâtibîn meleklerinin gözünden bir şey kaçmaz. 1. grup fizik standartlardaki olayları, 2. grup ise düşünce sistemindeki olayları inceler. Aralarındaki illiyet rabıtası, kişinin suçunun veya mükâfatının derecesini teşkil eder.

Bir kişiyi şu veya bu şekilde ölümden kurtarmak, kurtaran kişi için de kurtulan kişi için de Allahû Tealâ’nın büyük bir ni’metidir. Kurtulan kişi, ölmekten kurtulmuştur bir başkası sebebiyle. Kurtaran kişi de, bir kişiyi ölümden kurtardığı için mutluluğu ve huzuru yaşar. İşte bu olayda, o ölüm tehlikesinden kurtulan kişinin hangi düşüncelerle orada olduğu, kurtaran kişinin de hangi düşünce sistemiyle onu kurtardığı, tereddüde mahâl vermeyecek olan, net bir şekilde düşünceleri çeken kirâmen kâtibîn meleklerince tespit edilir. İşte, bütün insanlar için hayat boyunca olaylar dizisi hep devam edecektir. Birtakım olaylar bize derecat kazandıracak, birtakım olaylar bize derecat kaybettirecektir. Böyle bir olayı gerçekleştirmek, bütün insanlar için Allahû Tealâ’nın hedef tayin ettiği şeyleri yapmak veya yapmamak istikametindeki tercihini gösterir. Allah’ın emirleri vardır; yerine getirilmesi lâzımdır.

Namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, kelime-i şahadet getirmek, İslâm’ın 5 şartını oluşturur ama İslâm, 5 şarttan ibaret değildir. İslâm, 7 şarttır ve 6. şart, zikirdir. Bu sayılan 5 şartın içinde (namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, kelime-i şahadet getirmek) zikir yok. Oysa Allahû Tealâ zikrin en büyük ibadet olduğunu söylüyor.

29/ANKEBÛT 45: Utlu mâ ûhıye ileyke minel kitâbi ve ekımıs salât(salâte), innes salâte tenhâ anil fahşâi vel munker(munkeri), ve le zikrullâhi ekber(ekberu), vallâhu ya’lemu mâ tasneûn(tasneûne).

Kitaptan sana vahyedilen şeyi oku ve salâtı ikâme et (namazı kıl). Muhakkak ki salât (namaz), fuhuştan ve münkerden nehyeder (men eder). Ve Allah’ı zikretmek mutlaka en büyüktür. Ve Allah, yaptığınız şeyleri bilir.


Allahû Tealâ diyor ki:

Utlu mâ ûhıye ileyke minel kitâbi: O’na kitaptan oku.
ve ekımıs salât(salâte): ve namaz kıl.
innes salâte: muhakkak ki namaz.
salâte: namaz.
tenhâ: nehyeder.
 
Neden?
 
anilfahşâi: fuhuştan.
velmunker(munkeri): ve münkerden nehyeder.

İkisi de negatif faktördür. “Münker” de Allah’ın yasak ettiği fiilleri, “fuhuş” da Allah’ın yasak ettiği fiilleri ifade eder.

“Ve le zikrullâhi ekber: zikir daha büyüktür.” diyor Allahû Tealâ. 

Neden daha büyüktür? Namaz kılmaktan. Neden daha büyüktür? Kur’ân-ı Kerim tilâvetinden? Neden öyle? Çünkü “Allah, Allah, Allah…” diye Allah’ı zikrettiğiniz zaman kalbe gelen, Allah’ın katından salâvât nurlarının taşıdığı (salâvât nurları bir taşıma nurudur) fazıllar ve rahmet nurları iki ayrı fonksiyonel gruptur.

Rahmet; bir kişi daha mürşidine tâbî olmadan Allah’a ulaşmayı dilediği zaman kişinin kalbine %2 oranında Allah’ın gönderdiği giriş, açılış, ilk işgal nurlarıdır. Nefsin kalbi, daha mürşide tâbî olmadan evvel Allahû Tealâ tarafından %2 nurla doldurulacaktır. Bunun için Allahû Tealâ, Allah’a ulaşmayı dileyen bir kişinin göğsünü yarar, göğsünden kalbine nur yolunu açar ve o kişi “Allah, Allah, Allah…” diye zikir yaptığı zaman onun kalbine %2’yi aşmayacak bir şekilde rahmet nuru gönderir. Bu rahmet nuru, kişi daha mürşide tâbî olmadan evvel kalbe giren bir öncü kuvvettir. %2 ile bu sebeple hudutlanmıştır.

Bundan sonra kişi mürşide tâbî olacaktır. Mürşidine tâbî olduğu zaman, o kişi zikir yaptığında Allah’ın katından salâvât nurlarının taşıdığı fazıllar da nefsinin kalbine gelecektir. Fazılların her %7 nefsin kalbine yerleşiminde, buna paralel bir seyirle ruh, Allah’a doğru bir gök katı yükselecektir. İşte böyle bir dizaynın gerçekleşebilmesi, o kişinin gayretine bağımlıdır. Başlangıçtaki %2 rahmet nuru, Allahû Tealâ’nın bir hediyesi olarak, bir açış (bir başlangıç) noktası olarak tahakkuk eder ve rahmet nurlarının girişi bununla sona erer. Mürşide tâbiiyet olmadan evvelki bir nur girişidir bu.

Öyleyse sonra ne olur? Sonra, o kişinin kalbine fazl nuru yerleşecektir. Fazıllar, %7’lik sistemlerle gelir, kalbe yerleşirler. Kişinin nefsinin kalbinde %1, %2, %3, % 4, 5, 6 ve 7. %7 tamamlandığı zaman, o kişinin ruhu zemin kattan 1. kata ulaşmıştır. Ne yapmıştır bu kişi? Allah’tan mürşidini sormuştur. Ne yapmıştır bu kişi? O, mürşide tâbî olmuştur. Tâbî olunca ruhu vücudundan ayrılarak ana dergâha ulaşmıştır. Hangi mürşide tâbî olursa olsun, o mürşidinin dergâhında vücuttan ayrılır. Ama derhal ana dergâha (devrin imamın dergâhına) ulaşır. Erkek ise erkekler safında, hanım ise hanımlar safında yerini alır.

Buradan itibaren Allah’a doğru “seyr-i sülûk” isimli bir yolculuk başlayacaktır. Bu yolculuğun devam etmesi ve tamamlanabilmesi, o kişinin zikrinin seviyesine bağlıdır. Kişinin zikri giderek artacaktır. Artan zikirle, nefsin kalbi daha çok nurlanacak, daha çok nurlandıkça ruh, Allah’a bir gök katını daha, bir gök katını daha aşarak yaklaşacaktır. Her katta kişi ayrı bir olayla karşılaşır.

1. gök katında açıkta, çimenler üzerinde secde edilir.
2. gök katında suvarılma havuzlarında suvarılma işlemi tamamlanır.
Allah’a doğru yola çıkan ruh 3. gök katında bir köşk mescidin içinde, üst katta ya da alt katta secde halindedir.
4. gök katında Beyt-ül Makdes’in aslında,
5. gök katında Beyt-ül Haram’ın aslında secde eder .
6. gök katında buz kalıbına benzeyen bir nurdan çıkan ve kişiye ulaşan nurlar, o kişinin açıkta olan yüzünü ve ellerini, açık yeşil beyaz bir renge boyayacaktır ve deriler çatlayacaktır.

Her çatlamadan sonra o deriler tekrar normale dönecektir. Bu başladıktan sonra boşlukta bir kürsü üzerinde, o kişiye hilât giydirilecektir. O kürsü boşlukta durur ve kişiye, kafkas kıyafetine çok benzeyen bir elbise giydirilir. Bir kılıç verilir eline. Orada kılıcı yukarı doğru kaldırarak 7. gök katına ulaşır kişi. Kişiye kılıcın verildiği yer, 6. kattır, başka katlara benzemez. Dışarısı tamamen zifiri karanlıktır. İçeriye giren kişi kimse, kapı onun şeklini alır. Kapı diye bir açılıp bir kapanan bir şey yoktur. Bir kişinin çevre şeklini alan, bir etrafı duvar olan bir sistem vardır. Bu duvar, dışarıya sızan ışıkta devamlı şekil değiştirir. O aldığı şeklin boyuna göre daha çok veya daha az olur. Bundan sonraki işlevlerle kişi, ruhunu Allah’ın Zat’ına ulaştırmak için 7. gök katına çıkacak, 7. gök katında 7 tane âlemden geçecek ve neticede en son zikir hücrelerine ulaşacak, zikrini tamamlayacak ve Sidretül Münteha’ya ulaşacaktır, oradan dikey bir yolculukla Allah’ın Zat’ına ulaşacaktır.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allahû Tealâ’ya sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir sohbetimiz daha inşaallah burada tamamlanıyor. Allahû Tealâ’nın hepinizi sonsuz mutluluklara ulaştırması dualarımızla, dileklerimizle huzurlarından ayrılıyoruz. Hepinizi çok ama çok seviyoruz, sevgili kardeşlerim. Allah hepinizden razı olsun.

İmam İskender Ali  M İ H R