}
Türkiye Geneli Konferansı Bölüm 1 26.05.2014
Mp4 Mp3 Link

Sohbet Kodu: 200173

SOHBETİN ADI: TÜRKİYE GENELİ KONFERANSI BÖLÜM-1
TARİH: 26.05.2014

Es selâmu aleykum ve rahmetullahi ve berekâtuhu sevgili kardeşlerimiz! Allahû Tealâ’ya sonsuz hamd ediyoruz şükrediyoruz ki; sizlerle birlikteyiz sevgili kardeşlerimiz!

Hepiniz bizim için kıymetlisiniz. Allahû Tealâ’ya şükürler olsun ki; şu anda her taraftan kardeşlerimizin bizlere ulaştıklarını görüyoruz. Sevgili kardeşlerimiz! Hepinizi bu vesileyle çok ama çok sevdiğimizi bir defa daha belirtmek istiyoruz. Allah hepinizden razı olsun.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a sonsuz hamd ve şükrolsun ki; bir defa daha bir sohbette birlikteyiz sevgili kardeşlerimiz; bir konferans söz konusu olan. Sizlerle yaptığımız konferanslar bizim için her zaman büyük mutluluklara vesile oldu, bugün de aynı şey söz konusu sevgili kardeşlerimiz! Sizlerle birlikteyiz. Sizlerle, Allah ve biz, bir beraberliği oluşturuyoruz. Her şey çok mu güzel? Yoksa bize mi öyle geliyor?
 
Sevgili kardeşlerimiz! Allahû Tealâ istiyor ki; herkes mutlu olsun. Ama Allah’sız bir mutluluk hiç bir zaman mümkün değildir. İnsanlar para kazanmak isterler, çok para kazanırsa çok mutlu olacağını düşünür, gereğini de yapar. Yaptığı zaman bakar ki çok para kazandı ama hiç de zannettiği gibi bir büyük mutluluk onun için geçerli olmadı.

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ bütün insanlar için en güzel şeyi söylüyor.  Bu güzel şey sevmek sevgili kardeşlerim! Allahû Teala diyor ki:

1- “Seviniz.”
2- “Sevdiriniz.”
3- “Nefret etmeyiniz.”
4- “Nefret ettirmeyiniz.”

Öyleyse emir açık ve kesin olarak geliyor Allahû Tealâ’dan. Bu emir, sevmektir. Hepimiz Allah’ın dostları olarak, dîni yaşayanlar olarak sevmekle vazifeliyiz sevgili kardeşlerimiz! Biz sizleri çok ama çok seviyoruz. Hepiniz bizim için ayrı ayrı çok kıymetlisiniz sevgili kardeşlerimiz! Sizlerle birlikte bir bütünü teşkil ediyoruz. Allahû Tealâ, sizler ve biz. Bütün böylece oluşuyor.
 
Allahû Tealâ, sevgili kardeşlerimiz, bizden sadece mutlu olmamızı ister. Bu mutluluk hepiniz için geçerlidir. Allah için yaşamak, bunun temel dizaynıdır.

Sevgili kardeşlerimiz! İnsanları sevmek, Allahû Tealâ’nın “seviniz” emrini yerine getirmek oluyor. Biz sadece insanları sevmekle kalmamalıyız. Çünkü Allahû Tealâ’nın ifadesi, sadece “seviniz” değil. Hemen arkasından “sevdiriniz” geliyor. Yani birbirleriyle küs olan insanları barıştırmak, insanları birbirine yaklaştırmak, birbirleriyle tanıştırmak. Onları bir araya getirerek Allah’tan bahsetmek, böylece onları birbirine dost hale getirmeye çalışmak hepiniz için bir görev olmalıdır.

İşte bugün, gene bir konferansta Allahû Tealâ bizleri birleştirdi sevgili kardeşlerimiz! Ne istiyor Allahû Tealâ bizlerden? Mutlu olmamızı istiyor. En kolay mutluluk, başkalarını mutlu etmektir. Her zaman etrafınızda insanlar vardır sevgili kardeşlerimiz. Onları mutlu ettikçe siz, asıl kendinizin mutlu olduğunu hep yaşayacaksınız sevgili kardeşlerimiz!

İşte böyle bir dünyada Allahû Tealâ’nın dizaynı söz konusu oluyor; sevmek, her halükârda sevmek. Sizi sevenleri zaten seversiniz. Orada hiçbir problem yok. Ama Allahû Tealâ sizlerden sizi sevmeyenleri de sevmenizi istiyor. Kıymetli olan bunu yapabilmektir. Çünkü sevmeyen bir insana güzel davranmak kolay bir iş değildir. Ama kim bunu başarırsa Allahû Tealâ’dan kazandığı derecat daha yüksek olur.

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ’nın istediği şey açık ve kesin, bir tek kelime, “sev” kelimesi. “Sevin” kelimesi, “seviniz” kelimesi aynı muhtevayı taşır; sev, sevin, seviniz.

Sevgili kardeşlerim! Bir tek hedefiniz olmalı. O hedef başkalarını mutlu etmek olmalı. Onları mutlu ettikçe mutluluğun asıl sizde yerleştiğini, giderek büyüdüğünü, giderek huzurunuzun arttığını göreceksiniz. Bütün insanlar için Allahû Tealâ’nın istediği şey onların mutlu olmasıdır. Dîn, mutluluğun temelidir. Allah’sız bir mutluluk hiç kimseye müyesser olamaz.

Bir insan Allah’a inanmıyorsa, dünyaları verseniz, dünya kadar parası olsa mutluluğu yaşayamaz sevgili kardeşlerim! Allah’sız bir mutluluk hiç kimseye müyesser olmaz. O kişi parasal açıdan zengindir, istediğini alır ama nefsinin içindeki afetler zikir olmadıkça yok olmayacağı cihetle o kişi hep aynı sıkıntıları bir ömür boyu beraberinde taşıyacaktır, bir ömür boyu yaşayacaktır.

Öyleyse sevgili kardeşlerimiz, can dostlarım, gönül dostlarım! Allahû Tealâ bizden ne istiyor diye hedeflere baktığımızda görürüz ki; Allahû Tealâ bizlerden etrafımızdaki insanları mutlu etmemizi istiyor. Neden? Etrafımızdaki insanları mutlu eden eğer bizlersek onlara verdiğimiz mutluluğun aynını Allahû Tealâ bize de yaşatıyor. Şimdi biz burada 1 kişiyiz ama etrafımızda 80 kişi var, 100 kişi var, 200 kişi var; bunların hepsine mutluluğu ulaştırıp onları mutlu edebilirsek Allahû Tealâ aynı mutluluğu bize de yaşatacaktır. Bizim için tarifsiz bir geniş kapsamlı mutluluk söz konusu olacaktır. Dil ile tarifi gayri mümkünsüz. Ne diyorsunuz?

Sevgili kardeşlerim! Hepiniz için Allahû Tealâ’nın istediği şey bu ise ve bu istikamette bir hareket tarzı hepiniz için bir mutluluk kaynağı ise o zaman yapmamız lâzımgelen şey her zaman bu değil mi sevgili kardeşlerim? Allah’ın kanunu neydi? “Mutlu et, mutlu ol.” Kime ne kadar mutluluk verebilirseniz Allahû Tealâ size de o kadar mutluluğu verir.

Sevgili kardeşlerim! Görevinizin mutlu etmek olduğunu, bunun hepiniz için bir hedef olduğunu en güzel standartlarda insanlara ulaşmak mecburiyetinde olduğunuzu, onları mutlu etmekle asıl sizin mutlu olduğunuzu, mutluluğu yaşadığınızı görmek; hepiniz için bütünün bir parçasıdır sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ insanları mutlu etmemizi istiyorsa bu, boşuna bir emir değildir. Allah kâinatın sahibidir.

Sevgili kardeşlerim! Öyleyse hepimizin görevi var. Bu görev, mutlu olmaktır. Ama şunu bileceğiz ki sevgili kardeşlerim; mutluluk ancak başkalarını mutlu etmekle hedeflerine ulaşır. Meselâ bir hırsız bir parayı çalarak mutlu olduğunu zannediyorsa bunun devamlı olmadığını görecektir. İnsanlar hiçbir zaman Allah’ın yasak ettiği standartlarda mutluluğu yaşayamazlar. Mutluluk, Allah ile birlikte oluşan bir hedeftir.

Allahû Tealâ ister ki herkes mutlu olsun. Tevrat’ta da İncil’de de Kur’ân-ı Kerim’de de mutluluklar hep farz kılınmıştır. Sevgili kardeşlerim! 3 kitaplı dînde de birer peygamber görüyoruz; Hz. Musa bir peygamberdir, Hz. İsa, o da bir peygamberdir, Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz, o da bir peygamberdir.

 Öyleyse zaman parçaları devamlı değişecektir ama Allah’ın kanunları değişmez. Allahû Tealâ kanunlarını koymuştur. Bu kanunda ruhumuzu, fizik bedenimizi, nefsimizi ve irademizi Allah’a teslim etmek, konunun temelini teşkil eder. Hepimiz için aynı hedefler söz konusudur sevgili kardeşlerim; insanları mutlu etmek. Allah’a hepimiz hamd ve şükretmeliyiz ki; Allahû Tealâ bizlere mutluluğu öğretti. Biz de sizlere öğretiyoruz sevgili kardeşlerimiz! Mutlu etmenin, mutlu olmanın en kolay yolu olduğunu hepimiz bilmeliyiz ve tatbikata geçirmeliyiz.

İşte şu anda sizlerle bir konferanstayız ve Allahû Tealâ’nın bize öğrettiği statü içinde hepinize sesleniyoruz; “Seviniz, sevdiriniz, nefret etmeyiniz, nefret ettirmeyiniz.”

Bu, hepinizin mutluluk rehberidir. Mutluluk bedava bir şey değildir. Hiç kimse hiçbir şey yapmadan mutlu olamaz. Allahû Tealâ’nın emirleri var; namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, kelime-i şahadet getirmek ve asıl unsur teslimlerdir.

1- Ruhunuzu Allah’a teslim etmek.
2- Fizik bedeninizi Allah’a teslim etmek.
3- Nefsinizi Allah’a teslim etmek.
4- Ve iradenizi Allah’a teslim etmek.

4 tane teslimi ifade eder. Önce ruh teslim edilir, sonra fizik vücut, sonra nefs, en sonra irade. Nefs ve iradenin teslimi, daimî zikirle mümkündür sevgili kardeşlerim!

Allahû Tealâ’nın hedef gösterdiği şey bütün insanları mutlu etmek istikametinde kişinin gayret sarf etmesini gerektirir. Hepimiz Allah’ın güzelliklerini yaşamak istiyorsak başka insanları mutlu etmek bunun en kolay yoludur. Çünkü her toplantıda birçok insanla karşı karşıya oluyorsunuz sevgili kardeşlerim! Hepsinin, Allah yolunda sizin onlara verdiğiniz hedefle kendine düşeni yerine getirmesi onların ruhlarını, sonra fizik vücutlarını, sonra nefslerini, sonra iradelerini Allah’a teslim etmelerini ifade eder. İşte böyle bir dizayn içinde sevgili kardeşlerimiz, Allahû Tealâ hepinizin mutlu olmasını istiyor. Hedefi bu ve mutlu edenin mutlu olduğunu da ifade ediyor Allahû Tealâ. Kim başkalarına mutluluk ulaştırırsa o da mutluluğu yaşar.
 
Ne kadar güzel bir felsefe değil mi sevgili kardeşlerim? Allah’ın kanunu ne kadar güzel. “Mutlu et.” diyor. “Ne kadar çok insanı ne kadar çok mutlu edersen ben de seni o kadar çok mutlu ederim.” diyor Allahû Tealâ. Mutlu etmenize paralel bir seviyede Allahû Tealâ hepinizi mutlu eder sevgili kardeşlerim!
 
Böyle bir dizayn içerisinde Allah’ın istediği nedir? İstediği; sizleri mutlu etmek. Sizlerden her birini Allahû Tealâ mutlu ettikçe, o kişilerin bu mutluluğu yaşadıktan sonra başka insanlara da bu mutluluğu ulaştırarak her birine verdiği mutluluğun aynını kendisinin de ömür boyu yaşaması söz konusu olur. Her zaman her yerde insanlar var sevgili kardeşlerim! Ve insanların çoğu Allah’ın temel unsurlarından habersiz yaşamakta.

Temel unsur nedir? Ruhun teslimidir, fizik bedenin teslimidir, nefsin teslimidir, iradenin teslimidir. 4 tane teslimi Allahû Tealâ farz kılıyor. Bütün insanlar için bu, Allah’ın farz emridir sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ için istenen şey çok açık ve kesindir. Allahû Tealâ insanların mutluluğu yaşayabilmesi için başka insanları mutlu etmesini farz kılıyor; ne kadar güzel bir tatbikat. Biz başka herkese ulaştırabildiğimiz mutluluk standardı, tesir sahası içinde asıl kendimiz mutlu oluruz. Neden öyle? Çünkü biz hepimiz 1 kişiyiz, birer kişiyiz ve bu 1 kişi, çevresindeki belki yüzlerce insanı, belki daha da fazla insanı her an mutlu etmek imkânının sahibidir. Her konferans yüzlerce insanın mutlu olmasına sebebiyet veriyor. Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ da istiyor ki; herkes mutlu olsun, herkes huzur içinde yaşasın. Herkes Allahû Tealâ’nın emirlerini O’nun emrettiği biçim ve boyutta yerine getirsin. Hiç kimse bir gayret sarf etmeden hedeflerine ulaşamaz. İşte Allahû Tealâ kanunlarını koymuş:

* Allah’a ulaşmayı dilemek; başlangıç.
* Mürşide tâbiiyet.
* Ruhun vücuttan ayrılması.

Ne zaman ruh vücuttan ayrılır; Allah’a doğru yola çıkar? Kim hacet namazını kılar da mürşidini Allah’a sorar ve Allah’ın kendisine gösterdiği mürşide ulaşıp da ona tâbî olursa o kişinin ruhu, mutlaka vücudundan ayrılarak Allah’a doğru yola çıkar. Bu çıkış 7-8 aylık bir devrenin sonunda Allah’a ulaşmakla tamamlanır. İşte böyle olan insanlara ruhlarını Allah’a dünya hayatını yaşarken ulaştırmış olan insanlara “ermiş” denir. Birçoğu için de bir ilâve daha vardır; ermiş evliya. Sevgili kardeşlerim! Aslında “evliya” kelimesi çoğul. Tekil kelime, bir kişiye ait olan kelime; “veli.” Ama dilimizde, bugünkü dilde evliya kelimesi tekiller için de kullanılıyor. “Hacı Bektaş-ı Velî mi? Ha o, evliyadır.” Aslında “O, evliyalardan biridir.” dememiz lâzım. Çünkü evliya, velî kelimesinin çoğuludur.
Sevgili kardeşlerim! Demezsek ne olur? Bir şey olmaz. Hiç kimse de bunun sıkıntısını çekmesin. Siz “Hacı Bektaş-ı Velî, evliyadır.” dediğiniz zaman da doğruyu söylemiş olursunuz. “Hacı Bektaş-ı Velî, velîdir.” dediğiniz zaman da gene doğruyu söylemiş olursunuz. Ama halkın hep kullandığı kelime tekil olsun, çoğul olsun “evliya” kelimesidir. Sevgili kardeşlerim! Hatta daha bir ileri adımla “evliyalar” kelimesi de milyonlarca insan tarafından kullanılmakta. Evliya, zaten çoğul demek. Evliya demek, velîler demek. O zaman “velilerler” oluyor söylenen kelime. Ama insanlar hiç bu istikamette bir sıkıntının sahibi değil. “Tamam” diyorlar, böyle bir şey düşünmek bile akıllarına gelmiyor, “Acaba doğruyu mu söylüyoruz?” diye. Ne olur sevgili kardeşlerim? Diyelim ki yanlış söylüyorlar, ne yazar? Onların kalpleri ne söylüyor? Önemli olan Allahû Tealâ’nın indinde odur. İnsanlar sevmeliler. Allahû Tealâ işte bunu istiyor. Onun için o ifadeyi kullanmış;

1- “Seviniz.”
2- “Sevdiriniz.”
3- “Nefret etmeyiniz”
4- “Nefret ettirmeyiniz.”

Bütün insanlar için Allahû Tealâ hep güzellikler koymuş ortaya sevgili kardeşlerim! İnsanların mutluluğunu oluşturmak üzere, insanları mutlu kılmak üzere ve istiyor ki herkes mutlu olsun. Hem de bunu isterken “herkes birbirini mutlu ederek mutlu olsun” tarzında bir işaret var. Bir insanın mutluluk seviyesi, onun nefsinin afetlerinin azalmasına bağlı. Nefsinin afetlerinin azalması ise onun zikir seviyesine bağlı. Yani “Allah” kelimesini 24 saatlik bir zaman parçası içinde o kişi ne kadar kullanıyor? Zamanın bütününde, uyuyana kadar o kişinin hep “Allah, Allah, Allah, Allah…” diye sesle veya “Allah, Allah, Allah, Allah…” diye sessiz, hatta dilini bile kımıldatmadan, iç dünyasında “Allah” kelimesini kişinin tekrar etmesi, bunları sağlar. Ama neden 3.’yü tatbik edelim ki sevgili kardeşlerim? İnsan her seferinde “Acaba gerçekten ‘Allah’ kelimesini kullanabildim mi?” diye bir düşüncenin sahibi olabilir. Ama eğer “Allah, Allah, Allah…” diye sesle veya “Allah, Allah, Allah, Allah…” diye sessiz “Allah” kelimesini tekrar edebiliyorsanız, burada hiçbir tereddüdünüz kalmaz. “Allah” kelimesini tekrar ediyorsunuz ve Allahû Tealâ hepinize bunu nasip kılıyor. Bu bir mutluluktur sevgili kardeşlerim! Zikir, bir zevktir. Zikir önemli midir? Allahû Tealâ, Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

29/ANKEBÛT-45: Utlu mâ ûhıye ileyke minel kitâbi ve ekımıs salât(salâte), innes salâte tenhâ anil fahşâi vel munker(munkeri), ve le zikrullâhi ekber(ekberu), vallâhu ya’lemu mâ tasneûn(tasneûne).

Kitaptan sana vahyedilen şeyi oku ve salâtı ikâme et (namazı kıl). Muhakkak ki salât (namaz), fuhuştan ve münkerden nehyeder (men eder). Ve Allah’ı zikretmek mutlaka en büyüktür. Ve Allah, yaptığınız şeyleri bilir.


ve: ve.
le: mutlaka.
zikrullâh: Allah’ın ismini “Allah, Allah, Allah, Allah, Allah…” diye tekrar etmek.
ekber: daha büyüktür.

Öyleyse namaz kılmak var, oruç tutmak var, zekât vermek var, hacca gitmek var, kelime-i şahadet getirmek var. İslâm standartları birçok şeyi emir haline getirmiştir. İnsanların bunu gerçekleştirmesi gerekir. Ama Allahû Tealâ zikrullaha “ekber” diyor, “büyük” diyor. Diğerlerinden daha büyük olduğunu ifade ediyor. Hem de “mutlaka” kelimesini de (le kelimesi burada mutlaka mânâsına geliyor), Allahû Tealâ koymuş.

ve: ve.
le: mutlaka.
zikrullâh: Allah’ın ismini “Allah, Allah, Allah, Allah…” diye sesle veya “Allah, Allah, Allah, Allah, Allah…” diye sessiz zikretmek. Hatta içinizden zikretmek, dilinizi de kımıldatmadan. Onu da kabul ediyor Allahû Tealâ. O da Allahû Tealâ’nın bir güzelliği. Ama sevgili kardeşlerim, bunu yaparken eğer kelimeyi dilinizle de tekrar ederseniz daha sağlam bir zeminde olursunuz.

Allahû Tealâ insanlardan sadece onların mutlu olmalarını ister. Allah’ın standartları içinde insan en üst noktadadır. Çünkü Allahû Tealâ insana ruhundan üfürmüş. Allahû Tealâ hayvanlara ruhundan üfürmez. Diğer bütün varlıklara ruhundan üfürmez. Cinler ruhlarından, Allah ile olmak istikametinde faydalanırlar. Onların Allahû Tealâ ile olan ilişkilerinde “Allah” kelimesini söylemeleri onlar için de bir kurtuluştur.

Sevgili kardeşlerim! Bütün insanlar Allah ile olan ilişkilerinde hep en güzeli gerçekleştirmeye çalışırlar. Sevgili kardeşlerim! Biz insanlar bunu usul haline getirebilsek, her an Allah’ı hatırlamak için O'nun ismini zikretmeye çalışsak, hangi ölçüde başarıya ulaşabilirsek o kadar üst seviye cennetlerin sahibi oluruz. 7 ayrı seviye cennet koymuş Allahû Tealâ.

Allah’a ulaşmayı dileyip de ölen bir insan 1. kat cennete girerken,
Mürşidine tâbî olup da ölen bir insan 2. kat cennete giriyor.
Ruhunu Allah’a ulaştıran kişi 3. kat cennete giriyor.
Fizik bedenini teslim eden 4,
Nefsini teslim eden 5,
Muhlis olan 6,
İradesini de Allah’a teslim eden kişi 7. kat cennete girer.

1., 2., 3., 4., 5., 6. ve 7. kat cennetler söz konusu Kur’ân-ı Kerim’de ve bunun en üstünü, söylediğimiz gibi iradesini de Allah’a teslim eden kişinin kazandığı seviyedir.

Sevgili kardeşlerim! Bütün insanlar için Allah’ın istediği bu muhtevada hepinizin görevi sevmek olmalıdır. Nefret etmeyiniz sevgili kardeşlerimiz! Sizden nefret edenlerden de nefret etmeyiniz. Onların da sizin gibi “Allah” kelimesini kullanarak hedeflerine ulaşması istikametinde dua edin sevgili kardeşlerim! Bir kişi hakkında bir çok insan dua ederse sonuç çok daha kuvvetli bir şekilde Allahû Tealâ’nın o kişiye de zikir mutluluğunu, zikir huzurunu vermesini temin eder.

Sevgili kardeşlerim! Her şey çok mu güzel yoksa bize mi öyle geliyor? “Bütün insanlar için Allahû Tealâ ne istiyor?” sualine baktığımız zaman Allah’ın istediği şeyin çok bariz olduğunu görürüz sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ bütün insanlardan onların mutlu olmasını istiyor. Tek bir kelime: Mutluluk. Bu dünyada da mutluluk. Bu dünyayı mutlulukla geçiren bir insanın mutlaka gideceği yer Allah’ın cennetidir, onun gideceği yerde de cennet sonsuza kadar o kişiyi barındıracaktır.

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ’nın istediği şey hiç de zor bir hüviyet taşımıyor. Bütün insanlar için Allahû Tealâ’nın istediği şey, onların mutlu olması sevgili kardeşlerim! Sevgi, bunun temelini teşkil eder. Nefret de şeytanın insanları kandırdığı en sağlam şeytanın sığınağıdır. O bütün insanların birbirinden nefret etmesini ister. Hep insanlar şu veya bu şekilde başka biri tarafından bir hakarete, bir kötü davranışa muhatap olduğunda devamlı onu zorlar; o kişiden intikam alsın diye.

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ’nın istediği ne? O ne istiyor? O, zikretmenizi istiyor, O, tek bir kelime kullanacaksak; mutlu olmanızı istiyor. Dünya hayatında da mutlu olmanızı istiyor, öldükten sonra da cennette yaşayarak mutlu olmanızı istiyor. Her ikisi de gördüğünüz gibi mutluluk ifade ediyor.

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ bütün insanlar için hep onların mutlu olması istikametinde talep sahibidir. İstediği şey bütün insanların birbirini sevmesidir. İnsanlar arsındaki en büyük hata: “O bana en güzel şekilde davransın ki; ben de ona güzel şekilde davranayım. O bana güzel davranmıyorsa ben ona niye güzel davranacakmışım? Ben enayi miyim?”
 
Bu tarz düşünen bir insan gerçekten enayidir, böyle düşündüğü için. Nasıl düşünmesi lâzım? “Şartlar ne olursa olsun, ben başka insanlara mutluluk vermek üzere yaratıldım.” Allahû Tealâ bütün insanları birbirine mutluluk versin diye yaratır. İstediği şey hep budur. Ama bütün insanlar serbest iradeyle yaratılmıştır. Bu serbest irade sebebiyle de bir takım yanlış yollara düşmektedir ve kazanmak yerine kaybetmektedirler.

Sevgili kardeşlerim! İnsanlar için Allahû Tealâ’nın istediği şey; o insanların Allah’ın standartlarında hedeflerine ulaşmasıdır. Bizim dînimizin adı İslâm dîni. İslâm, “teslim olan” demek. Bakıyoruz neler teslim ediliyor Allahû Tealâ’ya?

1- Ruh.
Sonra?
2- Fizik vücut.
Sonra?
3- Nefs.
Sonra?
4- İrade.

Ruhun, vechin, nefsin ve iradenin Allah’a teslimi 4 ayrı teslimi ifade ediyor.

Sevgili kardeşlerim ne kaybederiz? Böyle bir şeyi gerçekleştirmek herkes için mümkün. Ruhumuz ne zaman vücudumuzdan ayrılır? Kim Allah’tan mürşidini sorarsa, Allah’ın gösterdiği mürşide veya onun bir vekiline ulaşıp da el öper ve tövbe ederse onun ruhu vücudundan ayrılacaktır ve Allah’a doğru yola çıkacaktır. Bu çıkış normal standartlarda 7-8 aylık bir süreyi kapsar. Bütün insanlar için demek ki 7-8 aylık bir süre onların cennete kavuşması için yeterli olan bir hüviyet taşıyor.

Sevgili kardeşlerim! Cennet hayatı sonsuzdur. Ölümden sonra da bir hayat, o insan için söz konusu olacaktır, ya bir cennet hayatı ya bir cehennem hayatı. Bütün insanlar için ölümden sonra hayat mutlaka oluşacaktır. Niçin Allahû Tealâ cenneti yaratıyor? Niçin Allahû Tealâ cehennemi yaratıyor? Bütün insanlar için kapıları açmak istikametinde. İnsanın fizik standartlarda yaşadığı sürece kazandığı derecelerden kaybettiği dereceler çıkartılarak geriye kalan kesim, o kişinin seviyesini gösterir. Bu seviye eğer kişinin negatif davranışları yani günahları sevaplarından fazlaysa onu cehenneme doğru sürükler.

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ’nın istediği şey ne? İstediği şey, kazandığımız derecelerin kaybettiğimiz derecelerden fazla olması ve bizim bu sebeple Allah’ın cennetine girebilmemiz. Allahû Tealâ insan adı verilen bu mahlûkatının hepsinin cennete girmesini ister. Onun için Tevrat’a da İncil’e de Kur’ân-ı Kerim’e de kanunlarını koymuş. Hep aynı standartları görüyoruz:

1- Allah’a ulaşmayı dilemek.
2- Mürşide tâbiiyet.
3- Ruhun Allah’a ulaşması.
4- Fizik bedenin teslimi.
5- Nefsin teslimi.
6- Muhlis olmak.
7- Ve iradenin teslimi.

Sevgili kardeşlerim! Bütün insanlar için Allahû Tealâ onların yaşamalarını istiyor. Bu yaşam standardı bütün insanlar için geçerli. Allahû Tealâ kimsenin cehenneme girmesini istemez. İsteyen var mıdır? Evet. Şeytan, iblis, bütün insanların cehenneme girmesini ister. Hedefi odur. Ne kadar çok insanı kandırmaya ve bir süre sonuna kadar yaşadığı sürece hep çalışacaktır. Gayreti, insanları negatif istikamette etkilemek ve onların derecat kazanmak yerine derecat kaybetmek istikametinde davranış biçimleri sergilemesini sağlamak ister.

Sevgili kardeşlerim! Sizler de hepiniz bunun tam tersini yapmalısınız. Kimi tanırsanız ona hemen Allahû Tealâ’nın güzelliklerini anlatın. İnsan ya cennete girer, sonsuz bir mutluluğu yaşar sonsuza kadar ya da cehenneme girer, sonsuz bir mutsuzluğu yaşar. İşkenceler içinde, sıkıntı içinde sonsuza kadar devam eden bir hayat.

Neden sevgili kardeşlerim? İnsanın kurtuluşu varken ruhunu Allah’a ulaştırarak bu saadeti yaşaması mümkünken neden şeytana kul olsun ki? Bu, Allahû Tealâ’nın emirlerini yerine getirmeyen, Allah’a ulaşmayı dilemeyen insanlar sevgili kardeşlerim, ne yaptıklarını zannediyorlar? Cehenneme gitmek, sonsuz bir işkenceyi sonsuza kadar yaşamak değil midir? Eğer insanlar Allahû Tealâ’nın emirlerini yerine getirmiyorlarsa onların derecat kazanmaları mümkün değil. O zaman sonuç belli, kaybettikleri dereceleri fazla, o zaman gidecekleri yer cehennem. Sevgili kardeşlerim! Yazık değil mi? Her bir insan için yazık değil mi bu? İnsanın kendisini bile bile cehenneme sokması. Neden kurtulmak varken, Allah’ın emirlerini yerine getirerek derecat kazanmak ve kazandığı derecelerin kaybettiği derecelerden fazla olması söz konusuyken, neden bunun tersi olsun?

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ’nın istediği şey açık ve kesindir. O, herkesin cennete girmesini ister. Ama Allah’ın göstergesinde Allah’ın zorlaması diye bir şey söz konusu değildir. O, insanlara yapmaları lâzımgelen emirlerini verir, insanlar dilerlerse bu emri yerine getirirler, kendilerini cehennemden kurtarırlar, isterlerse yerine getirmezler ama o zaman gidecekleri yer cehennemdir.

Sevgili kardeşlerim! Her an derecat kazanıyorsunuz veya kaybediyorsunuz. Allahû Tealâ’nın sizlerle beraber olan dizaynında bir hedef tahtası yer almıştır. O cennettir. Kimin kazandığı dereceler kaybettiği derecelerden fazlaysa onun gideceği yer, mutlaka Allah’ın cennetidir.

Sevgili kardeşlerim! İnsanlar Allahû Tealâ’nın temel umdeleri üzerinde hep hedef tayini yaparlar. Herkes cennete girmek ister ama şeytan insanları hedef göstererek, yanlış hedeflere yaklaştırmak isteyerek onların cehenneme girmelerini sağlamaya çalışır.

Sevgili kardeşlerim! Şeytanın bu tuzağına düşen insanlarla karşılaştığınız zaman hemen diyeceksiniz ki: “Sevgili kardeşim! Burada dur. Sen şimdi zikre başla ‘Allah, Allah, Allah’ diye sesli zikredebilirsin, ‘Allah, Allah, Allah’ diye sessiz zikredebilirsin.” Hatta ağzını bile kımıldatmadan kalbindeki sesiyle, iç sesiyle kişinin “Allah” kelimesini tekrar etmesi de mümkün. Hepsi; “Allah” kelimesini sessiz olarak da sesli olarak da tatbik etse, ağzını kımıldatmadan iç sesiyle konuşarak tatbik etse, hepsi Allahû Tealâ tarafından kabul görür.

Allahû Tealâ her şeyin sahibidir ve insanlar her an derecat kazanmakta veya kaybetmektedirler. Allahû Tealâ’nın istediği nihai sonuç nedir? Daimî zikir. İşte o insanlar, Allah’a en yakın insanlardır; daimî zikrin sahipleri. Çünkü onlar, devamlı derecat kazananlardır. Daimî zikrin sahibi olarak uzun bir ömür geçiren bir insanın gideceği yer Adn cennetidir. Allahû Tealâ istiyor ki sevgili kardeşlerim; herkes cennetlere girsin. Onun için koymuş cennetleri. Şeytan da istiyor ki; herkes cehenneme girsin. İşte bunun için insanları Allah’ın yolundan saptırmak sadedinde elinden gelen her şeyi yapar iblis.

Sevgili kardeşlerim! Ne olur yani insanlar Allah’ın güzelliklerini gerçekleştirseler? Kendileri ruhlarını, fizik vücutlarını, nefslerini ve iradelerini Allah’a teslim etmek istikametinde gerekli gayreti gösterseler, başka insanlara da Allah’ın hem cenneti var hem cehennemi. Neden cennet varken cehenneme girelim?

Biz; “Yarabbi! Ben de ruhumu Sana ulaştırmak istiyorum, ne olur benim de ruhumu Sana ulaştır.” dediğimiz anda cennetin kapısı bizim için açılır sevgili kardeşlerim! Ve derecat kazanmaya başlarız. Yaptığımız her zikir, yaptığımız her güzel davranış bize derecat kazandırır. Allah’a ulaşmayı dilemek bunun başlangıç noktasıdır. Bütün insanlar için Allah’a ulaşmayı dileyen ve ondan sonra da “Allah, Allah, Allah…” diye sesle veya “Allah, Allah, Allah…” diye sessiz zikreden bir insan devamlı derecat kazanır.
 
Ölçü açık ve kesindir, çok da kolaydır. Nedir o? İnsanların kazandığı dereceler kaybettiği derecelerden fazlaysa o kişinin gideceği yer, Allah’ın cennetidir. Ve kişi bunu rahat rahat kazanabilir. Bir insanın bulunduğu yer, etrafındaki insanlar, hiçbir şey bu davranıştaki dizaynı bozamaz. Kişi isterse eğer herkesin içinde, içindeki sesle dilini bile kımıldatmadan “Allah” kelimesini tekrar edip derecat kazanabilir.
 
Sevgili kardeşlerim! Şart nedir? Kazandığınız derecelerin kaybettiğiniz derecelerden fazla olması; fazlaysa kazandınız. Gideceğiniz yer mutlaka Allah’ın cennetidir.

Sevgili kardeşlerim! İnsanlar bir süre Allahû Tealâ’nın o güzelliklerini adeta unutmuşlar. Onlar için ne kalmış? Namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, kelime-i şahadet getirmek. Hepsi de farz mı? Hepsi de farz; namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, kelime-i şahadet getirmek; tamam. Ama bir eksiklik yok mu sevgili kardeşlerim? Tekrar ediyorum: Namaz kılmak var, oruç tutmak var, zekât vermek var, hacca gitmek var, kelime-i şahadet getirmek var ama sevgili kardeşlerim, bu İslâm’ın 5 şartında zikir yok. Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de buyuruyor ki:

“ve le zikrullahi ekber.”

ve: ve.
le: mutlaka.
zikrullâh: Allah’ın ismini “Allah, Allah, Allah, Allah, Allah…” diye tekrar etmek.
ekber: daha büyüktür.
 
Bütün insanlar için Allah’ın ismini, “Allah, Allah, Allah, Allah, Allah…” diye sesle veya “Allah, Allah, Allah, Allah, Allah…” diye sessiz, hatta kelimeleri dışarıda kullanmadan ağzı kapalıyken bile Allah’ın ismini tekrar etse bu kişi, gene Allahû Tealâ onu zikir olarak kabul buyurur.

O, hep bizlerden yana sevgili kardeşlerim, insanlardan yana! İstiyor ki insan olarak yarattığı mahlûku mutlu olsun. Unutmayın! İnsan Allah’ın ruhundan üfürdüğü tek mahlûktur. Bu mahlûk, Allah’ın mutluluk neticesine ulaşmış olan bir insan zikrettikçe nefsinin kalbindeki nurlar artacaktır.

Sevgili kardeşlerim! Bütün insanlar için Allahû Tealâ hedeflere ulaşmak ister. İstediği şey açık ve kesindir. Allah ile olan ilişkilerinizin en güzele ulaşmasını Allahû Tealâ ister.
Sevgili kardeşlerim! Allah için yaşamak, Allah’ın temel emridir. Ama bunun acaba büyük olan yardımcısı hangisidir? Zikirdir. Aynen şu ifadeyi kullanıyor Allahû Tealâ: “ve le zikrullahi ekber.”

ve: ve.
le: mutlaka.
zikrullâh: “Allah, Allah, Allah, Allah, Allah…” diye sesle Allah’ı zikretmek veya “Allah, Allah, Allah, Allah, Allah…” diye Allah’ı sesiz zikretmek.

Hatta dilini bile kımıldatmadan, ağzını kapatarak, dilini kımıldatarak veya dilini bile kımıldatmadan “Allah” kelimesini kişinin kullanması, Allahû Tealâ tarafından her zaman kabul edilir.

Sevgili kardeşlerim! Önemli olan Allah’ı düşünmeniz, düşünce standardınızın Allah ile beraber olması ve şunu hiç unutmayın sevgili kardeşlerim! Sakın Allah ile konuşulamaz zannetmeyin. O, her söylediğinizi net olarak duyar, bilir. Ve O’nunla her an konuşabilirsiniz, her an derdinizi O’na anlatabilirsiniz, Allah’tan cevap isteyebilirsiniz. Zikirlerinizi arttırdığınız noktalardan birinde; daimî zikre ulaşmanız halinde mutlaka gerçekleşir, ondan evvel de gerçekleşebilir; zikrinizin arttığı bir noktada Allah ile konuşmak.

Sevgili kardeşlerim! O zaman “Her şey çok mu güzel, yoksa bana mı öyle geliyor?” dersiniz.
Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ’nın istediği şey açık ve kesin. O, hepinizin Allah’ın cennetine girmesini ve sonsuza kadar Allah'ın cennetinde kalmasını ister. Şeytan da hepinizin cehenneme girmesini ve cehennemde kalmasını ister. Şeytan istemeye devam etsin ama siz sevgili kardeşlerim; Allah için olun. Bunun en güzel metodu zikretmektir. “Allah, Allah, Allah, Allah, Allah…” diye zikretmek de bir zikirdir. Dilini bile kımıldatmadan iç dünyasındaki sesinle “Allah” kelimesini zikretmek o da bir zikirdir. Ama siz “Allah, Allah, Allah, Allah, Allah…” tarzında sessiz olan ama dilinizin de kımıldadığı bir sistemi kabul edin kendinize. Bu daha bir garanti verir, insana daha bir garantili standart ulaştırır.
 
Sevgili kardeşlerim! Acaba Allahû Tealâ niçin “ve le zikrullahi ekber.” diyor?

ve: ve.
le: mutlaka.
zikrullâh: Allah’ın ismini “Allah, Allah, Allah, Allah, Allah…” diye zikretmek.

“ekber.” diyor Allahû Tealâ, “daha büyüktür.”

Neden daha büyüktür? Bütün ibadetlerden daha büyüktür. Allah’ın ismini “Allah” diye zikretmek, bütün ibadetlerden daha büyüktür.

Öyleyse sevgili kardeşlerim! Elbette namaz kılacaksınız, elbette oruç tutacaksınız, elbette zekât vereceksiniz, elbette hacca gideceksiniz, kelime-i şahadet getireceksiniz ama zikir, temel hedef olmalı. Çünkü Allahû Tealâ: “ve le zikrullahi ekber.” diyor.

ve: ve.
le: mutlaka.
zikrullâh: Allah’ın ismini “Allah, Allah, Allah, Allah, Allah…” diye tekrar etmek.
ekber: daha büyüktür.

Bütün ibadetlerden daha büyük bir ibadet vardır; o da Allah’ın ismini “Allah, Allah, Allah, Allah…” diye tekrar etmektir. İster sesle “Allah, Allah, Allah, Allah…” diye, ister sessiz, isterseniz içinizden dilinizi bile kımıldatmadan. Bunların hepsi ayrı ayrı zikirdir.
 
Sevgili kardeşlerim! Bütün insanlar için Allah’ın istediği şey, en büyük ibadet zikirdir. Çünkü ifadeyi söyledik: “ve le zikrullahi ekber.”

ve: ve.
le: mutlaka.
zikrullâh: “Allah” kelimesini, “Allah, Allah…” diye zikretmek.
ekber: daha büyüktür.

İşte bütün insanlar için Allahû Tealâ’nın istediği şey. Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ istiyor ki, Allah’ın cennetine giresiniz, sonsuza kadar cennet sizin olsun. Ne kadar güzel bir şey sevgili kardeşlerim!

Bir dilek: “Yarabbi! Ben de ruhumu Sana ulaştırmak istiyorum. Ne olur benim de ruhumu Sana ulaştır? Ben de senin zikirlerini yapmak istiyorum. Ne olur beni de zikrinle mutlu et?” Böyle bir talep, diğer bir talep daha. 1. ve 2. söylediğimiz şeyler, sizleri Allah’ın cennetine mutlaka ulaştıracaktır. Tabiî bir mürşide tâbî olmak, bunun temelini teşkil eder. Çünkü cereyanı almanız lâzım sevgili kardeşlerim! Allah’ın peygamberine verdiği o başlangıç standardı, bütün insanların kalbine Allahû Tealâ’nın cereyanının girmesine sebebiyet verir, hazırlar ve böylece “Allah, Allah, Allah, Allah…” diye Allah’ın ismini tekrar eden insanlar, eğer Allahû Tealâ kendilerine el vermek yetkisini vermişse, bütün insanlara o hedefe ulaşmak için imkân sağlayan Allah’ın dostları olarak görev yaparlar.

Sevgili kardeşlerim! O zaman “her şey çok mu güzel yoksa bana mı öyle geliyor?” diyoruz. Sizler ne diyorsunuz sevgili kardeşlerim? Hepinizi dinlemek için hazırız inşaallah. Sualleri olanlar suallerini ulaştırsınlar. Allah razı olsun.

İmam İskender Ali  M İ H R